{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2023/1519 <br>KARAR NO: 2024/520<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 03/04/2023<br>NUMARASI: 2022/705 Esas - 2023/247 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/03/2024<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;     <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait ...  plakalı araç ile ... plakalı araç arasında  22.08.2020 tarihli maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, hasar bedelinin tanzimi için Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğunu, başvurularının kabul edildiğini, Müvekkilinin borcu tahsil etmek amacıyla 02/09/2020 tarihinde borçluyu temerrüde düşürdüğünü ancak borcunu 10/05/2022 tarihinde tahsil edebildiğni, müvekkilin davalıdan  talep ettiği  tazminatının temerrüde düşürdüğü tarihteki alım gücü ile tahsil edeceği tarihteki alım gücü de aynı olmayacağını ve müvekkilinin zarara uğrayacağını, dosyada tahsil edilen tutarın yasal faizi ile alacaklı müvekkilinin zararını karşılar nitelikte bir bedel olmadığını bu nedenle  HMK 107. Maddesi uyarınca fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin alacağını zamanında tahsil edememesinden kaynaklanan belirsiz olan munzam zararının şimdilik 100,00 TL'sinin davalıdan avans faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yargılama olmadan ve belirlenmis, hüküm altına alınmıs bir miktar olmadan müvekkili şirketin tazminat ödemesi yapması beklenemeyeceğini ve yargılamanın uzun sürmesinde de müvekkili sirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, meydana gelen maddi zarardan birisi sorumlu tutulacaksa eger hizmet kusuru nedeniyle idareye karsı dava açılması gerektiğini, yargılamanın uzun sürmesinden idarenin sorumlu olduğunu, açıklanan nedenlerle munzam zararın tazminine ilişkin taleplerin öncelikle ispata muhtaç olması nedeniyle davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda,  \" -Davanın reddine, \" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya dayanak olarak gösterilen TBK madde 122. gereğince davalı yandan talep edilen alacak bakımından Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olmasına rağmen, Yerel Mahkeme tarafından görevli olup olmadığının herhangi bir değerlendirmesi yapılmaksızın görevli olmadığı halde esasa girerek inceleme yapılmış ve davanın esastan reddediliğini, oysa ki işbu davanın konusu; trafik kazalarına ilişkin poliçe kapsamında değil sigorta şirketinin KTK 99 gereği 8 iş günü içerisinde kanunen ödemekle yükümlü olduğu tazminatı ödemeyerek temerrüde uğramasından kaynaklı asıl alacağın ferisi değil, temerrüdden kaynaklı ayrı bir tazminat alacağı olduğunu, Mahkeme görev konusunu resen değerlendirmesi gerekirken bu konuyu değerlendirmeden sanki poliçeden kaynaklı bir alacakmış gibi değerlendirip işin esasına girerek karar verdiğini,  Yerel Mahkemenin  tek gerekçe \" müvekkilin uğramış olduğu zararları somut bir şekilde ortaya koymaması\" olarak göstermiş olup; somut olan ve herkes tarafından bilinen ve kabul gören ileri sürdüğü tüm hususları göz ardı ettiğini, zira herkes tarafından bilinen ve kabul gören nedenlerin ve gerekçelerin sonuca etkisi soyut olsa dahi vücut bulması somut hale gelmiş olarak kabul edilmesi gerektiğini, TBK 122 inci maddesi  açık bir şekilde kusursuzluğunu ispat edemeyen taraf bu zararları da ödemek zorundadır düzenlemesi gereğince müvekkilin aktifinde bir azalma olmasına binaen iş bu davaların esas incelemeye girerek zararının tespit edilmesi gerektiğini, munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucu olduğunu ve alacaklının zararının faizi aşan bölümü olduğunu, munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayandığını, ...'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsediğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, munzam zarar istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Davacı vekili davasını HMK 107 maddesi gereğince belirsiz alacak olarak açmış olması nedeniyle mahkemece istinaf başvurusunun kesin karar olduğundan reddine dair verilen ek karar usul ve yasaya aykırı olduğundan kaldırılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamından, 22/08/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle davalı tarafından trafik sigortalı ...plakalı araç sürücüsünü kusuru nedeniyle davacı aracında oluşan  zararının sigorta tahkim komisyonu kararı sonucu temerrüt faizi işletilerek ödenmesine  karar verilip tahsil edildiği ancak oluşan gerçek zararın temerrüt faizi ile karşılanmayacak tutarda fazla olduğu iddiası ile munzam zararın talep edildiği anlaşılmıştır. Yargıtay 4 . Hukuk Dairesinin 08/05/2023 tarih ve  2023/1888Esas- 2023/6062 Kararında \"... Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121 inci maddesi \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\" şeklindedir. Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olayda;Somut olayda davacı taraf, enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki  düşüş nedeniyle munzam zararı  oluştuğunu, tahsil edilen yasal faizin alacaklının zararını karşılar nitelikte  olmadığını belirterek zararın hesaplanmasını  ileri sürmüş ise de,  munzam zarar iddiasına konu alacak iddiasının trafik kazası  sonucu davacı aracında meydana gelen değer kaybı zarar iddiası olduğu, kazadan kusurlu olduğu iddia edilen karşı aracın trafik sigortacısı olması hasebiyle davalının sorumlu tutulduğu, değer kaybı zarar tutarının ne kadar olduğu hususunun  doğal olarak taraflar arasında ihtilaflı olduğu nitekim davacı STK nezdinde  talepte bulunurken bile  gerçek zarar tutarını öngöremediğinden belirsiz alacak davası olarak talepte bulunduğu, zarar tutarının  bilirkişi tarafından  rapor tarihindeki güncel kriterlere göre belirlendiği, kaza, başvuru, rapor, karar, icra ve tahsil tarihleri dikkate alındığında makul yargılama sürelerinin aşıldığından bahsedilemeyeceği gibi hukuk mahkemeleri için ön görülen ortalama yargılama sürelerinden daha kısa sürede yargılamanın STK' nda sonuçlandırıldığı, iddia edilen munzam zararın doğrudan zarar değil de yansıma zarar niteliğinde olduğu,  14.05.2015 tarihili 29355 sayılı Resmi Gazetede  yayınlanan Trafik Sigortası Genel Şartları A.6/k bendi gereği yansıma zararların trafik poliçesi kapsamında olmadığı, davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak  munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Ayrıca davalı sigorta şirketi olup, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinin görevinde olduğundan göreve ilişkin istinaf itirazı da yerinde değildir. Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.  <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan  tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan  inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın  tebliğ tarihinden  itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.28/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4ed0545f2283e5c5","SID":"4c96794678ea5af1"}}