{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2023/1211 Esas 2024/481  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1211 <br>KARAR NO\t: 2024/481<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 15/12/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/587 Esas 2021/1096 Karar<br>DAVACI\t\t:<br>VEKİLLERİ\t<br>DAVALI \t:<br>DAVA\t: İtirazın İptali <br>DAVA TARİHİ\t: 19/11/2020<br>KARAR TARİHİ\t: 27/03/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 07/04/2024<br><br><br>\tTaraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin asıl ve birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince asıl davaya yönelik, davalı vekilince asıl ve birleşen davaya yönelik olarak süresinde istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tAsıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %36, dava dışı kardeşleri ... ve...'ın %32'şer oranda paydaş olduklarını, müvekkilinin ortak sıfatıyla davalı şirkete, şirketin ihtiyaçları dahilinde farklı zamanlarda borç para verdiğini, davalının borcunu ödememesi üzerine müvekkilinin alacağın tahsili için icra takibi başlattığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini, şirket ortakları olan kardeşler arasında ortaklıkların ayrılması amacıyla yapılan görüşmeler neticesinde müvekkilinin davalı şirketteki hisselerinin diğer ortaklara devrine, aynı kardeşlerin aynı oranda hissedar oldukları dava dışı ... A.Ş.'deki kardeşlerin hisselerinin de müvekkiline devrine karar verildiğini, bu konuda ortaklar arasında çıkan muarazaya ilişkin açılan davada yapılan yargılama sonunda dava dışı ... A.Ş.'nin tüm hisselerinin müvekkiline ait olduğunun tespitine karar verildiğini, kararın kesinleşmesi ile müvekkilinin davalı şirketteki bütün hisselerini diğer kardeşlerine devrederek hissedarlığını sona erdireceğini, davalı şirketin çoğunluk hissedarlarının bu aşamada sermayeye dahil ederek alacağı sıfırlayıp sonrasında da müvekkilinin hisselerini bedelsiz olarak kendilerine devredileceği için bu alacaktan kurtulma çabasında olduklarını belirterek davalının icra takibine itirazının iptaline, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tBirleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %36, dava dışı kardeşleri ... ve...'ın %32'şer oranda paydaş olduklarını, müvekkilinin ortak sıfatıyla davalı şirkete, şirketin ihtiyaçları dahilinde farklı zamanlarda borç para verdiğini, bu kapsamda müvekkili tarafından davalı şirkete 14/05/2018 tarihinde borç olarak gönderilen 100.000,00 Euro'nun davalı tarafından müvekkiline geri ödenmediğini, davalı şirkette sermaye artırımı için hiçbir zorlayıcı sebep olmamasına rağmen müvekkilinin ortaklar hesabında görülen ortaklık alacağını sıfırlamak amacıyla bu alacağın sermayeye eklenmeye çalışıldığını, davalının borcunu ödememesi üzerine müvekkilinin alacağın tahsili için icra takibi başlattığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalının icra takibine itirazının iptaline, alacak miktarının en az %20'si oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP<br>\tAsıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketten alacağı bulunmadığını, müvekkili şirketin muhasebesinin şirket ortağı ve şirket yetkilisi olarak bizzat davacı tarafından yürütüldüğünü, davacının alacağının şirketin bir kısım gelirlerinin şirkete davacı hesabından gönderilmiş gibi oluşan, bir kısmının ise tamamen fiktif hesap hareketlerine dayalı olduğunu, davacının şirket yöneticisi olduğu dönemde şirkete üçüncü şahıslar tarafından ödenen veya havale edilen tutarların kendi hesabına alacak kaydettirildiğinin ortaya çıktığını, davacının kendi kontrolündeki şirket kayıtlarında hile yaparak üçüncü şahıs işlemlerinde kendini alacaklandırdığını, fiktif kayıtlar oluşturulduğunu, işlemlerle ilgili hiçbir belgenin şirket kayıtlarında bulunmadığını, işlemlerin yapıldığı dönemde şirketin banka hesaplarında yüklü parası bulunduğunu, davacının şirket faaliyetleri dışında hiçbir gelirinin bulunmadığını, davacı ve diğer ortaklar arasındaki ortaklığın tasfiyesine ilişkin protokollerde her detaya yer verildiğini, diğer ortakların davacıya hisse devrine müteakip 4.900.000,00 TL ödeyeeceğinin kararlaştırıldığını, gerçek olduğu iddia edilen bir alacağın ortaklık tasfiye protokolüne konu edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağını bildirerek davanın reddini, %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. <br>\tBirleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibinde davacının alacağının nedenini açıklamadığını, takibe dayanak herhangi bir belge ibraz etmediğini, taraflar arasındaki ihtilafın davacının müvekkilinin ortaklar hesabına esasen var olmayan ancak kayden görünen alacağından kaynaklandığını, davacının müvekkili şirketin muhasebesini şirket ortağı ve şirket yetkilisi olarak bizzat yürüttüğünü, 09/03/2018 tarihine kadar şirketin münferit imza yetkilisi olduğunu, davacı ile müvekkili şirketin diğer ortakları olan kardeşleri... ve ... arasında protokol akdedildiğini, davacının bu protokollere dayanarak açtığı davada dava dışı ... A.Ş.'nin tamamına sahip olduğunu, bunun karşılığında müvekkili şirketteki payların kardeşlerine ait olduğunu, ortaklığın sona erdiğini iddia ettiğini, yapılan yargılama sonunda mahkemece davacı iddiasının sabit görüldüğünü, kararın henüz kesinleşmediğini, müvekkili şirketin Euro olarak tutulan bir ortaklar hesabı bulunmadığını, davacının da bu durumu bildiğini, dava konusu havaleyi gönderdiği tarihten sonra yapılan bilançonun da görüşüldüğü genel kurulda davacının alacağının varlığına ilişkin bir itirazda bulunmadığını, ortaklar cari hesabındaki tutara ve TL kayıtlara da itiraz etmediğini, davacının ortaklar cari hesabında görünen alacaklarının şirketin bir kısım gelirlerini şirkete davacı tarafından gönderilmiş gibi oluştuğunu, bir kısmının ise tamamının fiktif hesap hareketlerine dayalı olduğunu, alacak iddiası üzerine müvekkili şirket kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemede davacının kayıtlarda görünen alacağının önemli bir kısmının davacının şirket yöneticisi olduğu dönemde görevini kötüye kullanma, hile ve aldatmak suretiyle şirketi üçüncü şahıslar tarafından ödenen veya havale edilen tutarların kendi hesabına alacak kaydettirildiğinin ortaya çıktığını, davacının şirket kayıtlarında alacaklı gözükmesinin sebebinin o tarihlerde şirketin muhasebesini yönetmesi olduğunu, davacının bu davranışıyla müvekkilini zarara uğrattığını, davacının 100.000,00 Euro tutarındaki havalesinin ödünç niteliğinde olmadığı gibi kaynağının davacının mal varlığı da olmadığını, tarafların ortağı olduğu ... A.Ş.'nin paranın kaynağı olup, anılan şirket hesabından davacının şahsına açıklamasız olarak 150.000,00 Euro havale edildiğini, havalenin şirketi temsilen davacı tarafından yapıldığını, taraflar arasındaki ortaklığı sona erdirme görüşmelerinin sürdüğü sırada davacının, kabul anlamına gelmemek üzere ... A.Ş.'nin kendisinde, müvekkili şirketin ise kardeşlerinde kaldığı düşüncesiyle o tarihte şirketten kendi kendine çektiği tutarın kendi 1/3 payını mahsup ederek kardeşleri ... ve ...'ın payına düşen 100.000,00 Euro'yu müvekkiline havale ettiğini, davacının borç verme iradesi bulunmadığını, kendince var olduğunu düşündüğü bir borcu ifa ettiğini, havalenin ödeme vasıtası olduğunu, ödünç olduğunun ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğunu, ortaklığın tasfiyesine ilişkin dayanılan protokollerde her detaya yer verildiğini, şirketin diğer ortaklarının davacıya hisse devrine müteakip 4.900.000,00 TL ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu tasfiye protokollerinde 10.000,00 TL'lik akaryakıt tankı dahi konu edilmiş iken dava konusu 100.000,00 Euro alacağın ortaklık tasfiye protokolüne konu edilmemiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, davacının mart ayında ortaklıktan ayrıldım dediği halde müvekkili şirkete mayıs ayında borç vermesinin çelişkili olacağını, davanın zaman aşımına uğradığını bildirerek davanın reddini, %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, bilirkişi kök ve ek raporuna dosyadaki deliller ile uyumlu, denetime elverişli, yeterli gerekçeye sahip olması ve somut veriler içermesi nedeniyle itibar edildiği, asıl dava yönünden davacının davalı şirketin ortağı ve aynı zamanda 09/03/2018 tarihine kadar münferiden imza yetkilisi olarak görev yaptığı, davalı şirkete ait ticari defterlerin mevzuat hükümlerine uygun olarak tutulduğu, ancak tek düzen hesap planı ve muhasebe uygulamalarında 331 ortaklar cari hesabı ortakların ticari işlemler dışında alacak ve borçlarının izlendiği hesap şeklinde düzenlendiği, davalı şirketin 331 ortaklar cari hesabında fiktif ve muvazaalı kayıtların bulunduğu, bu durumun ticari defterlerin delil olma özelliğini zedelediği, kasa hesabı incelenirken şirketin günlük ortalama nakit para ihtiyacının, faaliyette bulunduğu sektörün ve işletmenin ölçeğinin göz önünde bulundurulması gerektiği, buna göre işletmenin günlük kasasında bulunması gereken ortama 0-20.000,00 TL arasında olmasının ticari teamüllere ve modern ... şartlarına göre makul karşılanabileceği, yapılan tespitlerde kasa mevcudunda 20.000,00 TL üzerinde bakiye varken şirketin ortaklardan borç para almasının makul karşılanamayacağı, bu işlemlerin fiktif olarak değerlendirildiği, ortaklardan yapılan borç alma işlerinin genelde 7.500,00 TL sabit rakam içerdiği, işletmenin günlük faaliyetlerini yürütebilecek ve ileri tarihlerde ödemelere yetecek miktarda para bulunmasına rağmen şirketin kasa hesabına davacı ortaklar hesabından 2014 yılında 23.250,00 TL makul, 242.250,00 TL fiktif, 2015 yılında 351.250,00 TL makul, 166.500,00 TL fiktif, 2016 yılında 312.000,00 TL makul, 118.750,00 TL fiktif, 2017 yılında 27.150,00 TL makul, 642.313,00 TL fiktif işlem yapıldığı, davacının 2014-2018 yılları arasında bankalardan şirkete koyduğu paraların 8.284.286,95 TL, şirketten çektiği paraların ise 8.952.207,88 TL olduğu, aradaki farkın 667.920,93 TL olarak belirlendiği, şirketin ticari defter kayıtlarında 31/03/2018 tarihi itibariyle ortak olan davacının alacak bakiyesinin 4.275.711,89 TL olarak görüldüğü, ancak alacağa dayanak şirketin ortaklar cari hesabının fiktif ve muvazaalı kayıtlar içerdiği, davacının ortaklar cari hesabında 5.351.203,94 TL fiktif ve muvazaalı işlem tespit edildiği, buna göre davacının icra takibine dayanak yaptığı alacağının gerçek bir alacak olmadığının anlaşıldığı, her ne kadar davacı taraf aksi yönde uzman görüşü sunmuş ise de mali müşavir bilirkişi raporu ile şirket kayıtları üzerinde yeterli ve gerekli inceleme yapılarak denetime elverişli ve davacının iddia ettiği alacağın fiktif ve muvazaalı olduğu hususunun kayıtlar ile somut verilerle ortaya konulması nedeniyle uzman görüşüne itibar edilmediği, davacının davasını ispat edemediği, davacı vekiline delil listesinde dayandığı yemin deliline başvurup başvurmayacağı hususunun hatırlatıldığı, davacı vekilinin asıl dava yönünden yemin teklifinde bulunmayacaklarını belirttiği, bu haliyle davacı tarafça asıl davanın ispat edilemediği, davalı tarafça davacı tarafın icra takibi başlatılmasında kötü niyetli olduğu hususunun ispatlanamadığı, birleşen davada davacı ile kardeşleri ... ve ...'ın davalı şirketin ortakları oldukları, davacı ile dava dışı diğer ortakların  25/03/2018, 28/03/2018 ve 21/04/2018 tarihli sözleşmeler ile davalı şirket ile dava dışı ... A.Ş.'nin hisse devirlerinin yapılmasının kararlaştırıldığı, buna göre davacının davalı şirketteki hisselerini diğer ortaklar olan ... ve ...'e devretmesi, ... ve ...'in ise dava dışı ... A.Ş.'deki hisselerini davacıya devretmeyi kabul ettikleri, buna istinaden gerekli işlemlerin yapıldığı, mahkemenin 2019/274 Esas ve 2021/196 Esas sayılı dosyaları ile ortaklar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında her iki şirketteki hisselerin devir ve tespitine ilişkin kararlar verildiği, kararların kesinleştiği, davacı tarafından davalı şirketteki kendisine ait hisselerin diğer ortaklar ... ve ...'e devrine dair sözleşmelerden ve şirketi münferiden temsil yetkisi sona erdikten sonra banka aracılığı ile 14/05/2018 tarihinde davalı şirket hesabına 100.000,00 Euro gönderdiği, bilirkişi raporunda da ayrıntılı olarak belirtildiği üzere davacı tarafından gönderildiği iddia edilen 100.000,00 Euro'nun davalı şirketin ticari defter kayıtlarında yer aldığı, davacının bu miktarı davalı şirkete borç olarak verdiği, davacının alacağının reel alacak olduğu, davalı vekiline delil listesinde dayandıkları yemin deliline başvurup başvurmayacakları hususunun hatırlatıldığı, davalı vekilinin yemin deliline başvurması üzerine, davacı asil hakkında meşruhatlı yemin davetiyesi çıkartıldığı, davacının celsede hazır bulunarak yeminli beyanı ile alacağının en az 900.000,00 Euro olduğunu, şirketin ortağı olan diğer iki kardeşinin kendisinden şirket için borç istediğini, bunun üzerine şirkete 100.000,00 Euro borç verdiğini, bu ödemenin babasından kalan miras hakkı ve her iki şirketin paylaşımı ile bir ilgisi olmadığını belirttiği, buna göre davacının davasını ispatladığı, alacağın likit ve itirazın haksız olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden davanın reddine, davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine, birleşen dava yönünden davanın kabulüne, davalının icra takip dosyasına itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın TL karşılığının %20'sine isabet eden 181.894,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tAsıl davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket ve yöneticilerinin müvekkiline olan borcunun mahkeme içinde ve dışında olmak üzere defalarca ikrar edildiğinin mahkemece hiç değerlendirilmediğini, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/274 Esas sayılı dosyasında davalı şirket ve dava dışı ... A.Ş.'nin ortakları olan kardeşler ..., ... ve...'ın aralarında düzenlediği ayrılık protokollerinden doğan edimlerin müvekkili tarafından yerine getirilmesine rağmen, ... ve... tarafından ... A.Ş. Hisselerinin müvekkiline devredilmemesi sebebiyle şirket hisselerinin müvekkiline ait olduğunun tespit ve tescili talebiyle dava açıldığını, açılan davada alınan bilirkişi raporuna davalının mart 2018 döneminde ... A.Ş.'nin ortaklara ve piyasaya borcunun 11.482.017,79 TL olduğunu belirterek borcun varlığını mahkeme nezdinde ikrar ettiğini, öte yandan 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılı faaliyet raporları, bilançolar, gelir tablolarının yapılan genel kurul toplantısıyla oy birliğiyle bütün ortaklar tarafından onaylandığını, tüm ortakların müvekkilinin ortaklar hesabındaki alacak kayıtlarının ilk oluştuğu tarih olan 2014 yılından itibaren yapılan tüm genel kurullarda bilançoların aynı zamanda şirket yönetim kurulu başkanı ve şirket yönetim kurulu üyesi olan tüm ortakların oyuyla onaylanmış olmasının müvekkilinin alacağının gerçek bir alacak olduğunu, tek başına ispatladığını,  genel kurul kararlarının varlığının da davalının yönetim kurulu başkanı ve üyesi olan dava dışı ortak kardeşlerin müvekkilinin alacağından ancak 07/08/2019 tarihli ihtarname ile haberdar oldukları iddiasının aksini kesin şekilde ispatladığını, ortakların finansman sağlamak adına şirkete borç para vermesinin şirketlerde olağan bir durum olmakla birlikte davalının diğer ortaklarının da şirkete borç paralar verdiğini, dava tarihinde şirketten müvekkilinin alacağı kadar alacaklı olduklarını, davalı şirketin genel kurul toplantı çağrısında ana sermayenin artırılmasına ilişkin artırılan miktarın ortaklara borçlar hesabından karşılanacağının belirtildiğini, bu durumun müvekkilinin davalıdan alacağının gerçek bir alacak olduğunu gösterdiğini, davalı şirkette sermaye artırımı için hiçbir zorlayıcı sebep olmamasına rağmen müvekkilinin ortaklar hesabından görülen alacağını sıfırlamak amacıyla bu alacağın sermayeye eklenmesinin amaçlandığını, davalı şirketin sermaye artırımının ortaklara borçlar hesabından karşılanmasından vazgeçtiğini, bir daha da sermayeyi artırmadığın, ticari defter kayıtları, davalının birçok ikrarıyla müvekkilinin alacağının sabit olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde bilirkişi raporuna dahi gerek duyulmadığını, müvekkilinin 2006 yılında şirket müdürlüğünden istifa ettikten sonra şirket işleriyle ilgilenmediğini, şirket idaresiyle diğer ortakların ilgilendiğini, bu hususun şirketin yaptığı işlemlere ilişkin talimat yazılarının geriye dönük olarak taranıp ağırlıklı kimler tarafından imzalandığının tespite ile mümkün olacağını, davalının müvekkilinin şirket muhasebesini kontrol ettiğini, yönetim kurulu başkanı ve üyesi olan diğer ortakların şirket muhasebesi üzerinde bir kontrolünün bulunmadığını ispatlaması gerektiğini, TTK'nun ilgili maddesine uygun olarak müvekkiline muhasebe konusunda yapılmış bir yönetim devri bulunmadığını, münferit olarak müvekkili görevlendirilmek istendiğinde yönetim kurulu tarafından görevlendirme yapıldığını, müvekkilinin davalı şirket adına işlem yapmasının yönetim kurulunun iznine bağlı olduğunu, şirketin tüm işlerini, muhasebesini kendi idaresi altında tutup hileli şekilde tek başına yaptığı işlemlerle şirketi kendine borçlandırdığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, kök ve ek raporda muhasebenin gerçekten müvekkili tarafından mı kontrol edildiği, müvekkilinin aktif olarak kullanılmadığı/kullandırılmadığı bilirkişinin kayıtlar üzerinde inceleme yaparken hangi temsilcinin imzası ile işlemlerin yapıldığını belirlemesiyle ortaya çıkabileceğini, bilirkişinin bu konuda araştırma yapmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla şirket kayıtlarının yanlış tutulduğunu, kendince tespit etmesine rağmen bu kayıtların tutulmasından sorumlu yöneticileri akladığını, şirkette diğer ortaklar karşısında azınlık ortak olan müvekkilini suçladığını, sunulan iki adet uzman görüşüyle raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davalının ispat edemediği bir vakıaya dayalı olarak hüküm kurulduğunu, davalının diğer ortakları kardeşlerin de aynı nitelikte ve aynı miktarda işlemlerle şirketten alacaklı olduklarını, bunun şirket için bir teamül olduğu değerlendirmeden hüküm kurulduğunu, 2018 yılında müvekkili lehine kaydedilmiş bir alacak bulunmadığını, şirket kasasına 2018 yılında nakit olarak verilmiş borç paraların diğer ortaklar tarafından verildiğini, kardeşler arasındaki teamülün değerlendirilmediğini, müvekkili tarafından verilen paranın şirket çalışanları vasıtasıyla şirketin banka hesabına yatırılmasıyla oluşan kayıtların bilirkişi tarafından fiktif olarak nitelendirildiğini, defter kayıtlarında aynı nitelikte ve benzer miktarda işlemlerin defalarca diğer ortaklar lehine de yapıldığını, diğer kardeşlerin cari hesaplarının incelenmediğini, bilirkişi kök ve ek raporlarının kendi içinde çeliştiğini, bilirkişinin müvekkilinin yatırdığı paraları fiktif kabul ederek kayıtlardan çıkardığını, ancak banka kanalıyla somut olarak yatıp kasaya giren parayı izah etmediğini, raporlarda her sene kapanış tasdiki yapılmadan önce düzeltme kaydı yapılıp yapılmadığı, genel kurullarda mali tabloların onaylanıp onaylanmadığı konusunda yapılmış bir inceleme bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerinin hepsinin ibra edildiğini, alınan kararlara muhalefet şerhi konulmadığını, defterlerin kapanış tasdiki öncesi düzeltme kayıtlarına tabi tutulmadığını, müvekkilinin fiktif ve hileli sayılan alacakları hakkında raporlarda hiç gerekçe gösterilmediğini, şirket kasasında nakit para bulunması gerekliliğinin ... hacmi ve işin niteliği gereği doğan bir zorunluluk olduğunu, sefere çıkan tırlar için avans ve seferden dönen seferler için harcırah ödemesi ihtiyacı olmak üzere nakit ihtiyaç çerçevesinde şirketin bütün ortaklarının muhasebeye elden yapılan ödemelerle şirkete borç verdiğini, ek raporda 20.000,00 TL tutarın başka şirket yetkilileriyle fikir alışverişinde bulunularak hesaplandığını söylemek suretiyle soyut bir gerekçeye sığınıldığını, bu konuyu belgelendirecek herhangi bir ispat vasıtası gösterilemediğini, uluslararası nakliye alanında çalışan şirket yöneticilerinin uzmanlığından yararlanılması gerektiği halde Bilirkişilik Kanununun 3. maddesinin ihlal edildiğini, bilirkişinin uzmanlık alanı dışında yargıda bulunduğunu, ek raporun hükme esas alınamayacağını, ek raporda bilirkişinin harcırahların şirket kasasından ödenmediğini ifade ettiğini, ödemenin nasıl yapıldığına dair bir tespitin ise yapılmadığını, hükme esas alınan rapora itirazlarında sefer harcırah ödemelerinin ortakların kasaya verdikleri paralarla yapılmadıysa nasıl yapıldıkları konusunda da itiraz edildiğini, bilirkişinin şirketin ihtiyacı olmadığı halde müvekkilinin şirketi elden para vermiş olduğu şeklindeki tespitlerinin dosyaya sunulan uzman görüşleriyle açıkça çürütüldüğünü, davalının şirket ortaklarından gelecek paraya ihtiyacı olmadığı, şirkete sebepsiz yere elden para verildiği iddiası ve bilirkişinin bu iddiayı destekler tespitinin hatalı bulunduğunu, şirket kasasına giren paranın şirket ihtiyaçları doğrultusunda harcandığını, ek raporda mahkemenin verdiği görev yerine getirilmeyerek diğer ortaklarında en az müvekkilinin verdiği miktar kadar şirkete elden borç para verdiği,  şirket içinde bu durumun teamül oluşturduğu iddialarının incelenmediğini, kök raporda bankaya yatırılan ve bankadan çekilen paraları gösterir tablolar ortaya konulurken müvekkili tarafından banka yoluyla şirkete yatırılan bazı işlemler gerekçesiz olarak hesaplamaya katılmadığını, muhasebenin ve müvekkilinin talep ettiği alacak içinde yer almayan miktarın müvekkilinin toplam alacağından mükerrer olarak bir kez daha düşürüldüğünü, dekontlarıyla birlikte sunulan işlemlerin her birinin müvekkilinin banka hesabından davalının banka hesabına havale şeklinde gerçekleştiğini, müvekkilinin davalı şirket hesabına ödendiğini kanıtladığı ödemenin davalının defter kayıtlarına geçmemesinin müvekkiline yarattığı hak kaybının bilirkişi tarafından görmezden gelindiğini, varlığı banka havale dekontuyla sabit olan alacağın anlaşılamayan bir gerekçe ile hesaba katılmadığını, şirketin faturasız şekilde satış yapmasının alacaklarını nakit para ile kayıt dışı tahsil etme imkanının olup olmadığı, mümkünse alacaklıları ve borçluları ile nasıl mutabakat yapıldığı konularında araştırma yapılmadan tespitler yapıldığını, bilirkişinin müvekkilinin uhtesine şirket kasasından paranın ne şekilde geçtiğini saptamadığını, şirket kasasında 100.000,00 Euro miktarında bir tutarın anılan işlemin gerçekleştiği tarihlerde hiç bulunmadığını, müvekkili lehine alacak kaydı olarak nazara alınması gereken kaydın gerçek olmadığının tespit edildiğini, dava dışı ...'un 2014 yılının ilk 5 ayında yatırdığı müvekkili lehine alacak kaydedilen miktarın yatırıldığı tarihlerde müvekkilinin şirkette münferiden yetkili olmadığını, muhasebe kayıtlarında hile yapılarak kendisini alacaklandırmasının mümkün olamayacağını, anılan şahıs tarafından fiziken yatırılan paraların yönetim kurulu başkanı ve üyesinin denetimi altında muhasebeleştirildiğini, genel kurulda görüşülerek oylandığını, bilirkişi raporundaki fiktif sayılan işlemlerin hangi sebeple fiktif sayıldığının açıklanmadığını, işlemlerin dayanak belgelerinin incelenmediğini, dava dışı ... tarafından bankaya yatırılan paraların gerekçe gösterilmeden müvekkili hesabına yazılmaması gerektiği şeklide soyut tespitle toplam alacaktan düşüldüğünü, paranın banka aracılığıyla isimsiz olarak yatırılmasının mümkün olduğunu, müvekkilinin oğlunun müvekkili adına şirkete yatırdığı paranın müvekkilinin alacakları arasında neden yer almayacağının raporda açıklanmadığını, müvekkili lehine alacak yazılan ihracat götürü gider açıklamalı işlemin yalnızca müvekkili cari hesabına işlendiği gerekçesiyle fiktif kabul edilerek müvekkilinin alacağından çıkarıldığını, şirketin anılan giderinin müvekkilinin cari hesabından karşılandığını, 2014 yılında ... tarafından şirkete yatırılan miktarın muvazaalı olarak müvekkili lehine alacak kaydedildiği, bu tutarın da fiktif olduğu yönünde bilirkişi raporunda tespit yapıldığını, bu işlemlerin müvekkilinin münferit yetkili kılındığı tarihten önce yapıldığını, şirket yetkilisi ...'ın kendi yatırdığı paralardan dolayı neden müvekkilini alacaklandırdığının, şirket genel kurullarında bu hesaplara neden itiraz edilmediğinin raporda cevapsız bırakıldığını, müvekkilinin cari hesabından farklı kişilere yapılan gönderilen miktarların fiktif kabul edildiğini, bu işlemlerin sebebinin davalının üçüncü kişilere olan borçlarını müvekkilinin hesabından karşılayarak ödemesi olduğunu, ödeme müvekkili hesabından yapıldığına göre müvekkilinin alacaklandırılacağını, bilirkişinin diğer ortakları ayrık tutarak yalnızca müvekkilini sorumlu tuttuğunu, kayıtların sorumlusu olarak müvekkilini gösterdiğini, alacağın hileli olduğu kanaatine vardığını, bu yorumun hatalı olduğunu, müvekkilinin davalının banka hesaplarına yatırdığı, raporlarda fiktif olarak nitelendirilmemiş fakat müvekkili alacakları arasında da gösterilmeyen kayıtlar bulunduğunu, bunun nedeninin anlaşılamadığını, davalı müvekkili alacağının şirketin bir kısım gelirlerinin şirkete müvekkili tarafından gönderilmiş gibi oluşan kayıtlardan oluştuğunu savunduğunu, bu durumda şirketin kayıt dışı gelirinin olup olmadığının incelenmesi gerektiğini, müvekkilinin cari hesabındaki 5.351.203,94 TL tutarındaki miktar fiktif ve hileli kabul edildiğinde şirket varlıklarındaki artışın izahının mümkün olmadığını, davalının ortaklardan gelecek borç finansmana ihtiyacı yoksa neden faizle borçlandığı hususunda aydınlatılmadığını, 2014 ve 2015 yılında uzman yeminli mali müşavir tarafından yapılan zorunlu öz varlık tespitinin ve neticesinde alınan öz varlık raporlarının bütün ortaklarca kabul edilmesi ve raporlarda ortaklara borçların da bulunmasının izahının yapılmadığını, davalının defterlerinde hatalı kayıtlar varsa müvekkili hesabındaki borç ve alacak kayıtlarının birlikte incelenmesi gerektiğini, müvekkilinin asıl davaya konu ettiği alacağı, birleşen davadaki alacak hariç tutulmak üzere ortaklara borçlar hesabında müvekkili lehine oluşan alacak bakiyesi olduğunu, alacağın hesaplanmasında hesap bakiyesini oluşturan bütün bileşenlerin denetime tabi tutulması gerektiğini, şirket çalışanlarına maaş ödemelerinin ve şirket alacaklarına yapılan bazı ödemelerin müvekkili cari hesabından yapıldığı ve müvekkili cari hesabına borç yazıldığının anlaşıldığını, bilirkişi raporlarında gerekçe gösterilmeden kendice hatalı bulduğu alacak kayıtlarının kendince düzeltildiğini, müvekkilinin şirketten tahsil ettiği bir kısım paraların ortakların kendi aralarındaki şahsi işlemlerinin ödemelerine ilişkin olduğu taraflarca benimsenmesine rağmen bu yöne ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, ortaklar arasında akdedilen protokol gereğince müvekkilinin davalı şirketteki hisselerini diğer ortaklara eşit şekilde devretmesi karşılığında müvekkiline ödenmesi gereken miktarın davalı şirket tarafından ödendiğini, oysa ödemenin diğer ortakların şahsı hesabından yapılması gerektiğini, müvekkilinin hisse devri karşılığında kendisine ödenmesi gereken para müvekkilinin şirkete borçlanması gibi gösterilmiş, müvekkilinin alacak bakiyesinin işlem miktarları kadar azaltıldığını, bu işlemlerle bilirkişinin gerekçesiz olarak fiktif ve hileli olarak değerlendirdiği alacak kayıtları arasında fark bulunmadığını, şirket mal varlığı olan fakat kayden ortaklar üzerine olacak şekilde taşınmazlar satın alındığını, tarlanın finansmanı amacıyla yapılan ödemelerin müvekkilinin şirket banka hesabında çektiği paraları gösterir bilirkişi tablosunda yer aldığını, şirkete satın alınan tarla için şirket hesabından ödeme yapıldığını, ancak bu miktarın şirket kayıtlarına şirketten aldığı para olarak müvekkilinin borcuna geçirildiğini, taşınmazların hali hazırda kardeşler arasındaki ayrılma sonrasında diğer ortaklara kaldığı için ...'ın talimatı doğrultusunda müvekkili tarafından anılan kardeşin eşine bedelsiz devredildiğinde aynı tutarın müvekkili alacağına yazılıp, tutarın sıfırlanması gerekirken müvekkilinin borçlu bırakıldığını, alacağın davalının aynı zamanda yönetici olan ortaklarının da onayladığı ticari defter kayıtları, mahkeme içi ve dışı ikrarlarla ispatlandığını, davalının müvekkilinin şirket muhasebesini kontrol ettiği, alacağın hileli olduğu iddiasının ise ispatlanamadığını, asıl davada ispat yükünün davalı üzerinde bulunduğunu, yemin teklifini ispat yükü kendisine düşen tarafın yapacağını, asıl davada iddia kesin delillerle ispat edildiğinden taraflarına yemin delilinin hatırlatılmasının doğru olmadığını belirterek asıl davada verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>\tAsıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının da imzasını taşıyan ayrılık protokollerine davacının itiraz etmediğini, protokollerde 10.000,00 TL'lik ikinci el masa ve sandalye dahi yazılırken böyle büyük bir rakamın yazılmamasının imkansız olduğunu, buradan da alacağın fiktif bir alacak olduğunun anlaşılacağını, davacının kayden görünen alacağının şirketin bir kısım gelirlerinin şirkete davacı tarafından gönderilmiş gibi gösterildiğini, davacını kardeşleri tarafından yapılan ödemeleri dahi kendi alacağı olarak kayıt altına aldırdığını, yıllar itibarıyla vergi mevzuatı yönünden elden kasa hareketine izin verilen limitlerde işlem kaydıyla defterlerde kendi alacağın kaydettirdiğini, davacının müvekkilinden alacağının bulunmadığını, mahkeme tarafından davacıya yemin delilinin hatırlatıldığını, davacının kardeşleri olan müvekkili şirket yetkililerine yemin teklif edemediğini, davacının  01/03/2018 tarihine kadar şirketin münferit temsile yetkilisi olduğunu, davacı yetkilinin şirkette herhangi bir yetkisi olmadığını iddia etmesi doğru olmayan vakıalar gerçekmiş gibi kaleme aldırmasının kötü niyetini ortaya koyduğunu, asıl davada kötüniyet tazminatı taleplerinin reddinin hatalı bulunduğunu, birleşen davada davacı ile kardeşler ... ve...'ın uzun görüşmeler, tartışmalar ve hatta kavgalar sonucunda Mart 2018 sonunda ayrılığa ilişkin bir protokol yaptıklarını, bu tarihten sonra tarafların birbirlerine borç vermesi, alması, istemesinin kardeşler arasındaki ilişkiler dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, benzer şekilde ortakların, davalının ve kardeşler ... ve...'ın ortak olduğu diğer şirketin paranın gönderildiği 14.05.2018 gününde herhangi bir ödemeye ihtiyacı olmadığını, hesabında bir milyon Euro'nun üzerinde para bulunan bir şirketin bir başkasından 100.000,00 Euro istemesinin anlamlı olmayacağını, davacı araç alımı için borç para gönderdiğini ileri sürse de anılan tarihlerde ve yakın süreçte herhangi bir araç alımı olmadığını, araç alımlarının ... ... adına Eylül 2018'de yapıldığını, o tarihte dahi böyle bir paraya ihtiyaç olmadığını, Eylül 2018'de ... ... adına alınan araçların ... finans kredisi kullanılarak alınan ikinci el araçlar olduğunu, bu krediler üstlenilerek alınan bu araçlar için Eylül 2018'de peşin ödenen toplam miktar 2.500.000,00 TL olduğunu, davacı tarafından yapılan ödemenin bir borcun ifası amacıyla yapıldığını, bu ödemenin sebebinin yemin metninde ayrıntılı bir şekilde belirtildiğini, Yargıtay kararlarında paranın gönderilme sebebi belirtilmeden gönderilen havalenin, borcun ifası amacıyla olduğunun belirtildiğini, bu davada ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, buna karşılık davacının müvekkiline borç gönderdiğini ispat edemediğini, gerekçeli kararda bu ödemenin borç olarak ticari defterlere kaydedildiği ve bu sebeple gerçek alacak olduğunun kabul edildiğini, bankadan şirket hesabına gelen bir ödemenin muhasebecilik ilkelerine göre ticari kayıtlara alınmasının zorunlu olduğunu, müvekkilinin de gönderilen bu ödemeyi kayıtlarına aldığını, bu durumun tek başına davacının borç gönderdiğini ispatlamadığını, taraflar arasındaki ilişkinin paranın gönderildiği tarihteki hesap hareketleri, şirketlerin ve ortakların paraya ihtiyaçlarının bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde, gönderilen ödemenin borç olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davada paranın müvekkiline borç olarak gönderildiği davacı tarafından ispatlanamadığı görüldüğüne göre, artık ispat yükünün davacıda olduğunu, ispat yükü davacıda olduğu ve davacının davasını ispat edemediği için, yemin teklifinin davacıya yapılması gerektiğini, müvekkiline yemin teklif edilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, hukuka aykırı bu yemin teklifi üzerine, yemin teklif edilmişse de bu yemin teklifi ve teklif üzerine edilen yeminin sonuç doğurmayacağını, mahkemece davacıya usulüne uygun bir yemin yaptırılmadığından davacının usulüne uygun şekilde yemini eda ettiğinin söylenemeyeceğini, mahkemeye sunulan yemin metninin tamamen dışına çıkılarak davada iddia edilmeyen, bahsi dahi geçmeyen konularda davacıya yemin ettirildiğini, mahkemece arz edilen yemin sorularının HMK'nun 226. maddesi kapsamında olmadığını,  mahkemenin taraflarınca hazırlanan yemin sorularının hiçbirini dikkate almayarak dava konusu olmayan vakıalar üzerine yemin metni oluşturmasının yemin delilini delil olmaktan çıkardığını, o dönemde kardeşler arasındaki tartışma ve kavgalardan dolayı kardeşlerin birbirleriyle iletişimlerinin çok sınırlı olduğunu, iletişimin çoğu kez babaları ... üzerinden sağlandığını, bu paranın davacıdan istenmesini babaları ...'a söylendiğini, olayın ...'ın miras hakkıyla hiçbir ilgisi olmadığını, hakimin yemin metnini hazırlarken, yemin metninin olaya uygun olmasına dikkat edeceğini, aksi takdirde hazırlanan yemin metnine göre yapılan yemin amacına ulaşmayabileceğini, hakim yemin metnini hazırlarken, yemin teklif edenin ifadesi çerçevesinde hareket etmesi, karşı tarafın da yemini, kendisine teklif edilen yemin çerçevesinde eda etmesi gerekeceğini, yeminin gereği gibi eda ettirilmediğini, usulüne uygun yapılmayan yemin nedeniyle kararın hatalı olduğunu, tanıkların bildirilemesine rağmen mahkemece tanıklarının dinlenmediğini, bu konuyla ilgili bir karar da vermediğini, davacı ile müvekkili şirketin ortakları olan kişilerin kardeş olmaları, davacının iddiasının hayatın olağan akışına uymaması hep birlikte değerlendirildiğinde yargılamada tanık dinlenmesinin önünde de bir engel bulunmadığını, mahkemenin icra inkar tazminatı takdirinin de yerinde olmadığını, tarafların ortak oldukları dönemde davacının şirket kayıtlarında oluşturduğu gerçeğe aykırı kayıtlar ile kendisini alacaklandırmasına yönelik eylemleri sabit iken müvekkili şirket yetkilileri kardeşlerinin işbu icra takibine itiraz etmeleri kadar haklı bir durum olmayacağı gibi alacağın varlığının yargılamayı gerektirdiğini belirterek asıl davada kötüniyet tazminatı, birleşen davada esas yönünden verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davada müvekkili lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesini, birleşen davada davanın reddine, müvekkili lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tAsıl ve birleşen dava; davalı şirkete borç verildiği iddia edilen alacağın tahsili için başlatılan icra takiplerine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tEskişehir 6. İcra Müdürlüğünün 2020/3807 sayılı icra takip dosyası sureti, Eskişehir 1. İcra Müdürlüğünün 2020/4616 sayılı takip dosyası sureti, davacı ve davalı şirket ortağı olan dava dışı ... ve... arasında akdedilen protokol suretleri, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/50782 sr. sayılı takipsizlik karar sureti, banka dekontları, dava dışı ... A.Ş. tarafından davacı hesabına havaleye ilişkin banka talimatı, davacı ve dava dışı ortaklar arasında imzalanan 18/07/2014 tarihli tutanak, TTSG suretleri, Eskişehir Ticaret Sicil müdürlüğü müzekkere cevabı, davalı şirket yönetim kurulu kararları, davalının banka hesap ekstreleri, davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarname sureti, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan 06/05/2021 tarihli kök, 16/08/2021 tarihli birinci ek, 18/10/2021 tarihli ikinci ek rapor, davacı tarafından dosyaya sunulan mali müşavir tarafından hazırlanan bila tarihli özel mütalaa ile 20/09/2021 tarihli mali müşavir özel mütalaası, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/274 Esas 2020/243 Karar sayılı dosyasının Uyap'tan gelen sureti  dosya içerisinde yer almaktadır.<br>\tAsıl dava konusu Eskişehir 6. İcra Müdürlüğünün 2020/3807 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine toplam 4.874.837,68 TL nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçlu şirkete 06/08/2020 tarihinde tebliğ olduğu, davalı şirketin 12/08/2020 tarihinde borca itiraz ettiği, davalı şirketin itirazının 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde olduğu, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 21/09/2020 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.<br>\tBirleşen dava konusu Eskişehir 1. İcra Müdürlüğünün 2020/4616 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu şirket aleyhine 100.000,00 Euro nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin birleşen davalı şirkete 29/09/2020 tarihinde tebliğ olduğu, birleşen davalının 02/10/2020 tarihinde borca itiraz ettiği, birleşen davalının itirazının 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde olduğu, işbu birleşen itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 19/11/2020 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.<br>\tDavalı şirkette davacının %36, dava dışı ...'ın %32, ...'ın %32 oranında hissedar oldukları anlaşılmıştır. <br>\tEskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/50782 sr. sayılı soruşturma dosyasında dava dışı şirket ortakları ... ve...'ın şikayeti üzerine davacı ... hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan yapılan soruşturma sonunda 18/04/2022 tarihinde ihtilafın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği görülmüştür. <br>\tDavacı tarafından davalı şirket hesabına 14/05/2018 tarihinde banka havalesi yoluyla açıklama içermeyen 100.000,00 Euro havale edilmiştir. <br>\tDava dışı ... A.Ş. tarafından dava dışı ... Bankasına gönderilen 30/01/2018 tarihli havale talimatıyla şirket hesabından 150.000,00 Euro'nun davacı ... hesabına aktarılması istenilmiştir. <br>\tDavacı ve dava dışı ... ve... arasında ... A.Ş. ve davalı şirket ortağı ...'ın ortaklıktan ayrılmasına ilişkin 18/07/2014 tarihli tutanak imzalanmıştır. <br>\tDavalı şirketin 03/07/2017 tarihli yönetim kurulu kararıyla davacı 3 yıl süre yönetim kurulu üyesi olup, münferit temsile yetkili bulunmasına karar verilmiştir. Eskişehir Ticaret Sicil Müdürlüğünün müzekkere cevabından, davalı şirkette 04/07/2014 tarihinden itibaren davacının 3 yıl süre ile münferit temsil yetkisi bulunduğu görülmüştür. <br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 07/08/2019 tarihli ihtarname ile 31/03/2018 tarihi itibarıyla 4.275.711,00 TL alacaklı olduğu, yıllar içinde şirket faaliyetlerinde kullanılmak üzere borç para verdiğinin şirket kayıtlarında yer aldığı belirtilerek alacağın bir hafta içerisinde ödenmesi istenilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi kök ve kök rapordaki görüşü tekrar eden birinci ek raporunda, davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, davalı şirket nevi değişikliğinden önce Ltd. Şti. iken 10/11/2011 tarihinden 10/11/2016 tarihine kadar ...'ın münferit yetkili olup davacı ve dava dışı... ile ...'a vekalet verdiği, nevi değişikliği ile davalı şirketin A.Ş'ye dönüştüğü, verilen vekaletlerden 25/07/2014 tarihinde azledildiği, davacının 23/05/2014 tarihinden 01/03/2018 tarihine kadar münferit, 01/03/2018-07/03/2018 tarihleri arası her üç ortak birden müştereken, 07/03/2018-15/03/2019 arası davacının imzası şartıyla yönetim kurulu üyelerinin iki imzasıyla şirketi temsil ve ilzama yetkili olunduğu, 15/03/2019 tarihi itibarıyla davacının davalı şirketteki temsil görevinin sona erdiği, şirketin ticari defter kayıtlarında 31.03.2018 tarihli alacak bakiyesinin 4.275.711,89 TL olduğu, alacağa dayanak şirketin ortaklar cari hesaplarının fiktif ve muvazaalı kayıtlar içerdiği, davacının ortaklar cari hesabında 5.351.203,94 TL fiktif ve muvazaalı işlem tespit edildiği, bu tutarın davacının alacağını olduğunu iddia ettiği 4.275.711,00 TL'den izah edildiği üzere 5.351.203,94 TL düşüldüğünde alacağının bulunmadığının tespit edildiği, davalının ticari defterlerinin mevzuat hükümlerine uygun olarak tutulduğu, tek düzen hesap planı ve muhasebe uygulamalarında 331 Ortaklar Cari Hesabı ortakların ticari işlemler dışında işletmeden alacak ve borçlarının izlendiği hesap şeklinde düzenlendiği, yapılan sınırlı incelemede davalı şirkette 331 ortaklar cari hesabında fiktif ve muvazaalı kayıtların bulunduğu, bu durumun defterlerin delil olma özelliğini zedelediği, davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının 10.08.2020 tarihinde yapılacağının kararlaştırıldığı, gündemin 6. maddesinde şirketin sermayesi 19.000.000,00 TL kıymetinde olduğu, bu sermayenin her biri 1,00 TL kıymetinde 19.000.000 hisseye ayrıldığı, 6.840.000 adet hisseye karşılık 6.840.000 TL ..., 6.080.000 adet hisseye karşılık 6.080.000 TL ..., 6.080.000 adet hisseye karşılık 6.080.000 TL. ... şeklinde tamamı taahhüt edilmiş olup önceki sermayeyi teşkil eden 7.100.000 paya karşılık 7.100.000 TL'nin tamamının nakden ve tamamen ödendiği, artırılan 11.900.000 hissenin 11.900.000,00 TL'si ortaklara borçlar hesabından karşılandığı, şirket ortaklarına hisseleri oranında nama yazılı bedelsiz hisse senedi verileceğine ilişkin olduğu, olağan genel kurul toplantısının davacı vekilinin teklifi üzerine toplantı başkanı tarafından ertelendiği, ertelenen genel kurulun 08.01.2021 tarihinde tekrar toplandığı, genel kurul toplantı tutanağının 6. maddesinde \"gündem gereği Şirket ana sözleşmesinin aşağıdaki şekilde tadıl edilmesi oylamaya sunuldu Ortaklar... ve ... söz alarak şirketimizin kayden ortağı görünen ...'ın ortaklar hesabında var olduğunu iddia ettiği alacağının güveni kötüye kullanma ve hile ile oluşturulduğunun anlaşılması ve bu nedenle Eskişehir Cumhuriyet Savcılığı'nın 2020/50782 Soruşturma Sayılı Dosyasıyla suç duyurusunda bulunulmuş olması, suç yoluyla oluşturulan alacak sermaye artışında dikkate alınamayacağından gündem maddesinin görüşülmemesi yönünde önerge veriyoruz dediler Önerge oylamaya sunuldu toplamda kullanılan 4.544.000 oy içerisinden 4.544.000 pay kabul oyu neticesinde oy çokluğu ile gündem maddesinin görüşülmemesine karar verildi\" şeklinde olduğu, kasa hesabı incelenirken şirketin günlük ortalama nakit para ihtiyacının, faaliyette bulunduğu sektörün, işletmenin ölçeğinin göz önünde bulundurulması gerektiği, buna göre işletmenin günlük kasasında bulunması gereken ortalama miktarın 0-20.000,00 TL arasında olmasının ticari teamüllere ve modern ... şartlarına göre makul karşılanabileceği, yapılan tespitlerde kasa mevcudunun 20.000,00 TL'nin üzerinde bakiye varken şirketin ortaklardan borç para almasının makul karşılanamayacağı, bu işlemlerin fiktif olarak değerlendirildiği, şirketin 2014-2018 yıllarına ait ortaklar hesabının hareketlerinin tabloda gösterildiği, ortaklardan yapılan borç alma işleminin genelde 7.500,00 TL sabit rakam içerdiği, işletmenin günlük faaliyetlerini yürütebilecek ve ileriki tarihlerde ödemelere yetecek yeterli miktarda para bulunmasına rağmen, şirketin kasa hesabına davacı ... ortaklar hesabından 2014 yılı 242.250,00 TL, 2015 yılı 166.500,00 TL, 2016 yılı 118.750,00 TL, 2017 yılı 642.313,00 TL tutarında fiktif işlem yapıldığı, davacının 2014-2018 yılları arası bankalardan şirkete koyduğu paraların 8.284.286,95 TL şirketten çektiği paraların ise 8.952.207,88 TL olduğu aradaki farkın 667.920,93 TL olarak belirlendiği, 331 ... cari hesabından 2014 yılında 886.074,00 TL, 2015 yılında 556.804,26 TL, 2016 yılında 385.395,32 TL ... tarafından davalı şirketin ilgili banka hesaplarına yatırıldığı,bu tutarların şirket kayıtlarına Davacı ... cari hesabına işlendiği, 2015 yılında 38.709,23 TL'lik ... bankası pos düzeltme kaydının şirket kayıtlarına davacı cari hesabına işlendiği, 2015 yılında ... Ban. 3. şahıs tarafından yatırılan, açıklamalı 25.500,00 TL'nin şirket kayıtlarında davacı ... cari hesabına işlendiği, 2016 yılında 14.990,00 TL ... tarafından davalı şirketin ilgili banka hesaplarına yatırıldığı, bu tutarların şirket kayıtlarında davacı ... cari hesabına işlendiği, 2016 yılında 480,00 TL ... tarafından davalı şirketi şirket kayıtlarında davacı ... cari hesabına işlendiği, 2016 yılında 25.000,00TL ... bankasına nakit imzalı isimsiz yatırıldığı, bu tutarın şirket kayıtlarına davacı ... aysal cari hesabına işlendiği, 2014 yılında 48.500,00 TL, 2015 yılında 45.000,00 TL , 2016 yılında 75.000,00 TL, ... tarafından davalı şirketin ilgili banka hesaplarına yatırıldığı, bu tutarların şirket kayıtlarına davacı ... cari hesabına işlendiği, 2016 yılında 50.000,00 TL ihracat götürü gider kaydı açıklamalı işlem yapıldığı, bu tutarın şirket kayıtlarına davacı ... cari hesabına işlendiği, 2014 yılında 1.185.701,89 TL, diğer ortak ... tarafından davalı şirketin ilgili banka hesaplarına yatırıldığı, bu tutarların şirket kayıtlarında davacı ... cari hesabına işlendiği, 2015 yılında 88,455,18 TL, 2016 yılında 87.859,80 TL ... cari hesabından tabloda belirtilen farklı isimlere çıkış yapıldığı, bu tutarların ... cari hesabına işlendiği, davalı şirkete ortak olan davacının davalıya gönderdiği ihtarnameye dayanarak ortaklar hesabında 4.275.711,00 TL asıl alacağı olduğu iddiasıyla takip başlattığı, şirketin ticari defter kayıtlarında 31.03.2018 tarihli alacak bakiyesinin 4.275.711,89 TL olduğu, alacağa dayanak şirketin ortaklar cari hesaplarının fiktif ve muvazaalı kayıtlar içerdiği, davacının ortaklar cari hesabında 5.351.203,94 TL fiktif ve muvazaalı işlem tespit edildiği, bu tutarın davacının alacağı olduğunu iddia ettiği 4.275.711,00 TL'den izah edildiği üzere 5.351.203,94 TL düşüldüğünde alacağının bulunmadığı tespit edilmiştir.<br>\tAlınan ikinci ek raporda, davacının banka kanalıyla davalıya gönderdiği 100.000,00 Euro'nun 14/05/2018 tarihinde 100.000,00 Euro, 508.480,00 TL olarak davalı ticari defter kayıtlarında yer aldığı, kök raporda da 100.000,00 Euro'ya  davacının reel alacaklarının içinde yer verildiği, 100.000,00 Euro ödemenin fiktif ve muvazaalı alacak olmayıp, reel alacak olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tDavacı tarafından dosyaya ibraz edilen bila tarihli mali müşavir raporunda, alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının gerekli incelemeler yapılmadan ve bilimsel yöntemlere dayanmadan düzenlendiği, mali tabloların genel kurullarda görüşülerek onaylandığının bilirkişi tarafından göz ardı edildiği, bilirkişinin özellikle kaynağının ne olduğunu açıklamadığı ticari teamül ve şirketin gerçek durumuyla bağdaşıp bağdaşmadığı belli olmayan modern ... şartları gibi iki kritere dayanarak salt 20.000,00 TL olarak belirlediği rakamı baz alarak alacak kalemlerini fiktif işlem olarak değerlendirmesinin taraflı bir sonuç doğurduğu, bilirkişinin kasa hesabıyla ilgili olarak günlük faaliyetlerini yürütebilecek ve ileriki tarihlerde ödemelere yetecek yeterli miktarda para bulunduğu şeklindeki tespitini destekler hiçbir kayıt, bilimsel yöntem ve akılcı bir yaklaşım olmadığı, banka dekontları gibi bir tarafı denetime tabi objektif belgelerin dahi yok sayıldığı, davalının savunmasına esas bir çok nokta açıklanırken davacının itirazlarının çoğunun dikkate alınmadığı, incelenen bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığı tespit edilmiştir. <br>\tİbraz edilen 20/09/2021 tarihli özel mütalaada da, şirketin mali verileri üzerinden yapılan bu çalışmayla şirketin ortaklarına olan borcun karşılıksız ya da fiktif olabileceğine dair nesnel bir veri bulunmadığı, ortaklarca da genel kurullarda kabul edilmiş bulunan borçların gerçek borç olduğu görüşüne varıldığı, ortaklara borcun fiktif olduğunun kabul edilmesi halinde şirketin varlıklarındaki artışın da izahının imkansız hale geldiği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tEskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/274 Esas 2020/243 Karar sayılı dosyasında, davacı ... tarafından davalılar ... A.Ş., ... A.Ş., ... ve... aleyhine anonim şirket pay devrinin tespiti ve tescili talebiyle 27/05/2019 tarihinde dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda 01/07/2020 tarihinde ... A.Ş.'deki davalı ...'ın %32, ...'ın %32 oranındaki paylarının davacıya ait olduğunun tespitine, davacı adına tesciline karar verildiği, kararın 08/09/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.<br>\tMahkemece 10/11/2021 tarihli celsede davacı vekiline asıl dava yönünden, davalı vekilini birleşen dava yönünden yemin teklif hakkı hatırlatılmış, davalı vekili 24/11/2021 tarihli yazılı beyan dilekçesi ile yemin deliline dayandığını belirterek yemin metnini sunmuştur. Davacı vekili ise 24/11/2021 tarihli yazılı beyan dilekçesiyle asıl dava yönünden iddialarının kesin delillerle ispatlandığını, yemin teklif etmelerini gerektirecek şartların oluşmadığını belirterek yemin teklif etmediklerini bildirmiştir. <br>\tBirleşen dava yönünden davalı vekilince teklif edilen yemin davacı asıl tarafından 15/12/2021 tarihli celsede eda edilmiştir. <br>\tAsıl davada davacı yan ortağı olduğu davalı şirkete değişik tarihlerde borç para verdiğini, alacağın ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece asıl davada bilirkişiden alınan raporlar hükme esas alınarak davacının icra takibine dayanak yaptığı alacağın gerçek bir alacak olmadığı, davacının davasını ispat edemediği, yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen, yemin deliline dayanmadığı, asıl davanın ispat edilemediği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tBirleşen davada davacı yan ortağı olduğu davalı şirkete 14/05/2018 tarihinde borç para verdiğini, asıl davada Euro alacağın saklı tutulduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece birleşen davada bilirkişiden alınan raporlar hükme esas alınarak davacının davalıya 100.000,00 Euro borç verdiğinin ticari defter kayıtlarında yer aldığı, davacının anılan bedeli davalı şirketteki münferit  temsil yetkisi sona erdikten ve davalı şirketteki hisselerini diğer ortaklara devrettikten sonra gönderdiği, davalı tarafından teklif edilen yeminin davacı tarafından eda edildiği gerekçesiyle birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>\tTaraflar arasında davacının davalı şirket ortağı olduğu, şirket ortağı olduğu dönemde 09/03/2018 tarihine kadar davalı şirketin münferit temsile yetkilisi sıfatı bulunduğu, davalı şirket kayıtlarında yer alan şirkete verdiği borç paraların ödenmediği iddiasıyla icra takipleri başlattığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. <br>\tAsıl ve birleşen davada uyuşmazlık, takip tarihleri itibarıyla davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacak var ise miktarı, davacı alacağına ilişkin davalı ticari defterlerinde yer alan kayıtların fiktif olup olmadığı, alacağın gerçekte bulunup bulunmadığı, davalının icra takiplerine itirazının haklı olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavacı vekili asıl dava hakkında verilen karara yönelik istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf itirazı incelendiğinde, davacı yan asıl davada değişik tarihlerde davalı şirkete borç para verdiğini, davalı tarafından borcun ödenmediğini ileri sürerek icra takibine itiraz üzerine işbu itirazın iptali davasını açmıştır. <br>\tİddianın ileri sürülüş şekli karşısında işbu asıl davada ispat yükü davacı üzerinde olup, davacının davalıya değişik tarihlerde borç para verdiğini, davalıdan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür.<br>\tDavacı yan banka dekontları ve davalı yanın ticari defter kayıtlarına delil olarak dayandığı gibi, delilleri arasında yemin delili de bulunmaktadır. <br>\tDavacının dayandığı banka dekontları ve davalının ticari defter kayıtları dayanaklarıyla birlikte mahkemece görevlendirilen mali müşavir bilirkişi tarafından incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda hazırlanan bilirkişi kök ve birinci ek raporu ile davacının davalı şirket kayıtlarında 31/03/2018 tarihi itibarıyla 4.275.711,89 TL alacaklı göründüğü, ancak ortaklar cari hesabının fiktif ve muvazaalı kayıtlar içerdiği, fiktif ve muvazaalı kayıtların toplamının 5.351.203,94 TL olduğu, buna göre davacının asıl davada icra takibi ile tahsilini talep ettiği alacağın gerçek bir alacak olmadığı somut verileriyle birlikte tespit edilmiştir. <br>\tAnılan kök ve birinci ek raporu davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeyi içerdiği gibi raporlar ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. <br>\tAlınan bilirkişi kök ve ek raporu ile asıl davada davacının davalıdan gerçek bir alacağının bulunmadığının anlaşılması üzerine mahkemece davacının delilleri arasında yemin delili bulunduğu gözetilerek davacı yana yemin teklif hakkı hatırlatılmıştır. Bunun üzerine davacı vekili 24/11/2021 tarihli yazılı beyan dilekçesi ile asıl davanın kesin delillerle ispatlandığını, bu nedenle yemin teklif etmediklerini bildirmiştir. <br>\tHal böyle olunca, mahkemece yargılama aşamasında alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi kök ve birinci ek raporuyla davacının asıl dava konusu icra takibi ile tahsilini talep ettiği alacağın gerçek bir alacak olmadığının tespit edildiği, bilirkişi kök ve ek raporunun kayıtlar ve somut verilere dayandığı, bilirkişi raporunun denetime ve hüküm  kurmaya elverişli olması, kayıtlar ve somut verilere dayanması karşısında davacı vekilince dosyaya ibraz edilen özel mütalaalara itibar edilemeyeceği, mahkemece hatırlatılan yemin teklif hakkına rağmen davacının asıl davada davalıya yemin teklif etmediği, dava konusu icra takibine konu alacağın varlığını usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek asıl davada yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tDavalı vekilinin asıl dava hakkında verilen karara yönelik istinaf itirazı kötüniyet tazminatı talebinin reddi kararına ilişkindir. Anılan istinaf itirazı incelendiğinde, davalı yan asıl davada reddedilen miktar yönünden lehlerine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Reddedilen asıl davada davacı davalı aleyhine icra takibine girişmekte haksız ise de, kötüniyetli olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmadığından davalı yanın kötüniyet tazminatı talebinin asıl davada reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.  <br><br>\tDavalı vekilinin birleşen dava hakkında verilen karara yönelik istinaf itirazlarına gelindiğinde, davacı yan birleşen davada asıl davada saklı tutulan ve 14/05/2018 tarihinde davalıya 100.000,00 Euro borç verdiğini, borcun ödenmemesi üzerine davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürmüştür. <br>\tAnılan iddia karşısında işbu birleşen davada ispat yükü davacı üzerinde olup, davacının davalıya 14/05/2018 tarihinde 100.000,00 Euro borç para verdiğini, davalıdan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür.<br>\tDavacı yan banka dekontu ve davalı yanın ticari defter kayıtlarına delil olarak dayanmıştır. \t<br>\tYargılama aşamasında alınan ikinci bilirkişi ek raporu ile davacının banka havalesiyle davalıya gönderdiği 100.000,00 Euro'nun TL olarak davalının ticari defter ve kayıtlarında bulunduğu, alacağın gerçek bir alacak olduğu tespit edilmiştir. <br>\tYukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, davacı davalı şirkette 09/03/2018 tarihine kadar münferit temsile yetkilidir. İşbu birleşen dava konusu havale ise davacının şirket temsilciliğinden ve hatta şirket ortaklığından ayrılmasından sonra 14/05/2018 tarihinde gönderilmiştir. Her ne kadar havale dekontunda herhangi bir havale açıklaması bulunmamakta ve karine olarak havale edilen paranın mevcut bir borcun ödenmesi niteliğinde olduğu ileri sürülebilecek ise de, gönderilen bedel davalı kayıtlarında davacının cari hesabına işlenmiştir. <br>\tToplanan deliller karşısında mahkemece davalı yanın açıkça yemin deliline dayandığı gözetilerek yemin teklif hakkı hatırlatılmış, davalı vekilince davacıya yemin teklif edileceği belirtilerek hazırlanan yemin metni mahkemeye ibraz edilmiştir. <br>\tDavalı vekilince birleşen davada teklif edilen yemin davacı asil tarafından 15/12/2021 tarihli celsede eda edilmiştir. <br>\tDavalı vekilince ibraz edilen yemin metni, mahkemece davacı asile eda ettirilen yeminde usul hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır. <br>\tBu durumda mahkemece, yargılama aşamasında alınan ikinci ek raporun ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalının davacıya teklif ettiği yeminin davacı tarafından eda edildiği gözetilerek birleşen dava hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tÖte yandan, birleşen davada mahkemece yapılan yargılama sonunda hüküm altına alınan alacak likit, bir başka anlatımla bilinebilir ve hesaplanabilir niteliktedir. Bu durumda mahkemece İİK'nun 67. maddesi uyarınca hüküm altına alınan alacak miktarı üzerinden birleşen davada davacı alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi isabetlidir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl davanın reddi, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddi, birleşen davanın kabulü, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin asıl davada verilen karara yönelik, davalı vekilinin asıl ve birleşen davada verilen karara yönelik  istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin asıl davaya yönelik, davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,  <br>\t2-Davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Davalıdan asıl dava yönünden alınması gerekli olan 427,60 TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL maktu harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t4-Davalıdan birleşen dava yönünden alınması gerekli olan 62.125,89 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 15.532,00 TL nispi harcın mahsubu ile bakiye 46.593,89 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t5-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,<br>\t6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi. 27/03/2024<br><br>Başkan - ...        Üye - ...                   Üye - ...                  Zabıt Katibi - ...<br>...      ...      ...  ...   (Karşı Oy)<br><br><br>\t          KARŞI OY<br><br>Asıl davada davacı yan ortağı olduğu davalı şirkete değişik tarihlerde borç para verdiğini, alacağın ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını savunmuştur.<br>\tMahkemece asıl davada bilirkişiden alınan raporlar hükme esas alınarak davacının icra takibine dayanak yaptığı alacağın gerçek bir alacak olmadığı, davacının davasını ispat edemediği, yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen, yemin deliline dayanmadığı, asıl davanın ispat edilemediği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tTaraflar arasında davacının davalı şirket ortağı olduğu, şirket ortağı olduğu dönemde 09/03/2018 tarihine kadar davalı şirketin münferit temsile yetkilisi sıfatı bulunduğu, davalı şirket kayıtlarında yer alan şirkete verdiği borç paraların ödenmediği iddiasıyla icra takipleri başlattığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. <br>\tAsıl ve birleşen davada uyuşmazlık, takip tarihleri itibarıyla davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacak var ise miktarı, davacı alacağına ilişkin davalı ticari defterlerinde yer alan kayıtların fiktif olup olmadığı, alacağın gerçekte bulunup bulunmadığı, davalının icra takiplerine itirazının haklı olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavacı yan asıl davada değişik tarihlerde davalı şirkete borç para verdiğini, davalı tarafından borcun ödenmediğini ileri sürerek icra takibine itiraz üzerine işbu itirazın iptali davasını açmıştır. Asıl davada ispat yükü üzerinde olan davacı davalıya değişik tarihlerde borç para verdiğini veya davalı adına masraf yaptığını ve bunlar nedeniyle davalıdan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlamamıdır.<br>\tDavacı yan banka dekontları ve davalı yanın ticari defter kayıtlarına delil olarak dayandığı gibi, delilleri arasında yemin delili de bulunmaktadır. <br>\tDavacının dayandığı banka dekontları ve davalının ticari defter kayıtları dayanaklarıyla birlikte mahkemece görevlendirilen mali müşavir bilirkişi tarafından incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda hazırlanan bilirkişi kök ve birinci ek raporu ile davacının davalı şirket kayıtlarında 31/03/2018 tarihi itibarıyla 4.275.711,89 TL alacaklı göründüğü, ancak ortaklar cari hesabının fiktif ve muvazaalı kayıtlar içerdiği, fiktif ve muvazaalı kayıtların toplamının 5.351.203,94 TL olduğu, buna göre davacının asıl davada icra takibi ile tahsilini talep ettiği alacağın gerçek bir alacak olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmiş ve çoğunlukça da davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>\tÖncelikle davacı tarafın yargılama sırasında ve istinaf aşamasında dile getirdiği diğer ortakların da aynı şekilde sefere çıkan tır şoförlerine elden nakit para verdikleri ve ortaklar cari hesabına alacak kayıt edildiği yönündeki iddiası üzerinde durulmamıştır. Bu anlamda sektör bilirkişi de eklenmek sureti ile fiili uygulamanın ne şekilde gerçekleştiği, tır şoförleri için sefer öncesinde elden nakit teslim edilip edilmediği, ediliyorsa bunun için herhangi bir sarf evrakı düzenlenip düzenlenmediği,  düzenleniyorsa şirket kayıtlarına intikal etmiş ortaklar alacağı (diğer ortaklar da dahil)  bulunup bulunmadığı,  davacının bu şekilde yaptığı gider olup olmadığı dolayısı ile de alacağı bulunup bulunmadığı; öte yandan diğer ortakların şirketten alacakları olup olmadığı varsa bunların kaynaklarının davacının alacak dayanağı ile karşılaştırılması gerektiği, ... tarafından yatırıldığı gözüken tutarların diğer ortakların alacağına da işlenip işlenmediği, konularında tahkikatın genişletilmesi gerektiği;<br>\tBu sırada da davacı tarafça dosyaya sunulan uzman görüşü HMK 293.   maddesine göre delil niteliğinde olduğundan ve teknik incelemeye ilişkin olmakla bilirkişi raporu ile çelişen hususlarda rapor alınması gerektiği;<br>\tTahkikatın bu eksiklikler giderilerek tamamlandıktan sonra esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun esastan red görüşüne katılamıyorum. 27/03/2024<br><br>\t\t\t\t                       Başkan - ...<br>   \t\t\t\t... <br><br>\t\t\t\t<br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"84d99f93303f0e62","SID":"49617383b0b4babb"}}