{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2023/614 <br>KARAR NO: 2024/629 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 22/09/2022 (Gerekçeli Karar) (Davacı ... ve Davalı İstinafı ) 17/04/2023 ( Ek Karar ) ( Davalı İstinafı ) <br>DOSYA NUMARASI : 2021/754 Esas - 2022/821 Karar <br>DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ: 04/04/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen gerekçeli karara karşı davacılar vekili tarafından yalnızca davacı ... adına, davalı vekili tarafından gerekçeli karara ve 17/04/2023 tarihli \" İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Karar \" a karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:  <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkillerinin davalı şirketten 180.000,00-TL bedel karşılığı ... plakalı, ... şasi numaralı, ... marka kamyon satın aldığını, satışa istinaden 30.000,00-TL peşin ödeme yapıldığını, kalan bedelin 24 eşit taksite bölünerek 24 adet bono düzenlendiğini, bonoların ödemeleri yapıldığı halde bonoların iade edilmediğini ve aracın davacı ...'a devredilmediğini beyanla davaya konu 24 adet bononun ödenmemesi için ihtiyaten ödeme yasağı konulmasını, bonoların müvekkillerine iadesine, tüm bonoların iptaline ve müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılardan ...'nin diğer davacı ... adına vekaleten Düzenleme Şeklinde Mülkiyet Saklı Tutulması Kaydıyla Satış Sözleşmesini imzaladığını, bu nedenle bu davacının davasının husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacı ...'ın taşımacılık faaliyetinde iştigal etmekte olduğunu, tacir olmadığını bu nedenle davanın görevli mahkemede açılmadığını, esas ilişkin olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşme gereği dava konusu 24 adet emre yazılı senedin belirlenen vadelerde ödenmesinin gerektiği, senetlerden birinin vadesinde ödenmemesi halende diğer tüm senetlerin muaccel olacağının kararlaştırıldığı, müvekkili şirketin hesabına gelen bir ödemenin bulunmadığını, şirket ortağı ve yetkilisi olan dava dışı ... yapıldığı iddia edilen ödemeleri kabul etmediklerini, ... ahzu kabz yetkisinin bulunmadığını, beyanla davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı kararı ile; \" Yapılan yargılamada taraf teşkili sağlanmış, Gaziosmanpaşa .... Noterliğinin 25/04/2017 tarih, ... yevmiye sayılı Düzenleme Şeklinde Mülkiyet Saklı Tutulması Kaydıyla Satış Sözleşmesinin bir örneği, Samsun ... Noterliğinin 20/01/2020 tarih, ... yevmiye sayılı ihtarnamesi, ...  Bankasından davacı ...'ın hesap hareketleri, ... A.Ş.'den dava dışı ...  hesap hareketleri getirtilmiş, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden davalı şirketin sicil bilgileri ile davalı şirketi temsile yetkili kişinin imza sirküleri örneği getirtilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama süreci ve değerlendirmede; dava, Gaziosmanpaşa ... Noterliğinin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu 24 adet bonodan dolayı borçlu olunmadığının saptanması, sözleşmeye konu 24 adet bononun iadesi, sözleşmeye konu ... plakalı aracın tescil kaydında bulunan mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılması ile kötü niyet tazminatı istemleri ilişkindir. TTK'nin 4/1-a maddesi hükmünde, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağına açık bir şekilde yer verildiği, TTK'nin 5/1 maddesi hükmünde de, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmekle, somut olayda dava konusunun bonolardan dolayı borçlu olunmadığı istemine dayanmakla davada Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan, davalı vekilinin göreve ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler, şeklen davanın taraflarıdır. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili, taraf sıfatı ise dava konusu hakla taraf arasındaki ilişkilidir. Taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verilebilmesi için, davada taraf olarak gösterilen kişilerin davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekmekte, bu kişilerin davada taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olmaları durumunda bile, bu kişilerden birinin davada gerçekten davacı veya davalı sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin karar verilemeyecektir. Bir sübjektif hakkın sahibi yani davanın konusunun sahibi davada davacı(aktif husumet), o hakka uymakla yükümlü kişi ise davalıdır(pasif husumet). Taraf sıfatı, yani davacı ve davalı sıfatları dava konusu(sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Taraf sıfatının usul hukukunu ilgilendiren yönü ise, davanın tarafları veya taraflardan biri davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değilse, dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapıp karar verilemeyecektir. Bu durumda, davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine karar verilecektir. Sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. İtiraz, mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dava konusu istemlere gelince, dava konusu edilen hakkın/hakların sahibinin davacı ... olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ... ise, taraflar arasındaki ilişkide davacı ...'ı temsilen bulunmakta olup, bu durum davacı ...'yi dava konusu hak/haklar üzerinde hak sahibi yapmayacaktır. Bu durumda, davacı ...'nin taraf sıfatına etki eden dava konusu ile ilişkisi bulunmadığından, bu davalı yönünden davanın taraf sıfatı yokluğundan yani aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Uyuşmazlık, yapılan ödemelerin sözleşme kapsamında olup olmadığı, sözleşme tutarının tümünün ödenip ödenmediği, ödendiyse sözleşmeye konu araç üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılıp kaldırılmayacağı, sözleşme konusu bonoların davacıya geri verilmesinin gerekip gerekmediği üzerinde toplanmaktadır. Davalı şirketin dosya arasına alınan İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre iki ortaklı olduğu, ortaklarının ... ve ... oldukları, ortakların her ikisinin de müdür oldukları, ...  müdürler kurulu başkanı olduğu, her iki ortağın yetkilerinin münferiden olduğu görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmeyi, davalı şirket adına imzalayanın da davalı şirket yetkilisi ... olduğu sözleşmeden anlaşılmaktadır. Davacı vekili davalı şirket ile bağıtlanan Gaziosmanpaşa .... Noterliğinin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi kapsamında, sözleşmeye konu bonolara ilişkin ödemeleri davalı şirketin ortağı ...  banka hesabına yaptığını savunmaktadır. Davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür ortağının uyuşmazlık konusu döneme ilişkin getirtilen banka hesap hareketlerine göre davacı ... tarafından senet ödemesi açıklamaları bir çok defa ödeme yapıldığı görülmektedir. Ödemelerden bir tanesinin de senet ödemesi açıklaması ile davacı ...'nin eşi dava dışı ... tarafından yine davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür ortağı ... hesabına yapıldığı, buna ilişkin dekont örneğinin de davalı tarafça sunulduğu görülmüştür. Davalı şirket yetkilisi ... banka kayıtlarında yapılan incelemede, dava konusu olmayan farklı konularda davalı şirkete ilişkin birçok ödemeler yapıldığı görülmektedir. Bu ödemeler göz önüne alındığında davalı şirketin tarafı olduğu ticari işlere ilişkin ödemelerin davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür ortağı ... adına da yapıldığının kabulü gerekmiştir. Durum böyleyken, davacı tarafın davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür ortağı ... hesabına yapılan ödemenin sözleşmeye bağlı olarak ödenmediğinin kabulü, hakkaniyete aykırı olacağı gibi, davalı tarafça da davacı tarafından yapılan ödemelerin, yani davacı tarafın iddiasının aksini gösterir veya taraflar arasında var olan ya da muaccel olan başka bir borç ilişkisine ilişkin herhangi bir kanıt, belge, veri dosyaya sunulmamıştır. Bu kabulden hareketle, davalı tarafça da kabul edildiği üzere, davalı şirket müdür ortağı ... toplam tutarı 149.700,00-TL'dir. Bu durumda, sözleşmeye konu bonolardan dolayı dava tarihi itibariyle, davacı ...'ın davalı şirkete 149.700,00-TL borçlu olmadığının kabulü gerekmiştir. Davalının ahzu kabza yönelik savunmasının, davalı şirket ile ortağı arasında iç işleyişe ilişkin olup, davacı tarafın bu durumu bildiğine yönelik davalı tarafça dosyaya yansıyan bir kanıt bulunmadığından, davalı şirkete karşı üçüncü kişi konumunda olan davacı taraf yönünden kabulü olanaklı görülmemiştir. Yargılama sürerken, davacı tarafça sözleşmeye ilişkin eksik ödeme yapıldığının fark edilmesi üzerine, sözleşmeye ilişkin davacı tarafça yine davalı şirket yetkilisi ...'ün banka hesabına eksik ödemenin faizi ile birlikte ödeme yapıldığını gösterir dekont dosyaya yansımıştır. Davacının bu kabulü de göstermektedir ki, dava tarihinde sözleşme konusu borcun tamamı ödenmemiş olduğundan, sözleşmeye konu araç üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılması isteminin kabulü olanaklı bulunmamıştır. Yine, dava tarihi itibariyle sözleşme konusu borcun tamamının ödenmemiş olması, davalı tarafın bonoların vade tarihlerinde ödenmemesi nedeniyle faiz hakkı bulunduğunu savunması, yargılama sırasında eksik ödendiği anlaşılan tutar yönünden davacı tarafın faizi ile birlikte ödeme yapması hep birlikte değerlendirildiğinde, davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür ortağı ...'ün banka hesap hareketlerinde bonolara istinaden yapılan ödemelerin bir kısmının vadesinden sonra, bir kısmının vadesinde ama eksik ödendiği görüldüğünden, borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebileceğinden, borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini isteyebileceği göz önüne alınarak davacı tarafın bonoların kendisine geri verilmesine yönelik isteminin kabulü olanaklı görülmemiştir. Borçlu olunmadığının saptanması davasının İİK'nin 72. maddesinde, borçlunun, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını kanıtlamak için açılabileceği belirtilmiş, aynı hükümde borçluyu borçlu olunmadığının saptanması davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun anlaşılması durumunda, istem üzerine, borçlunun dava nedeni ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verileceğine, takdir edilecek zararın, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamayacağına yer verilmiştir. Somut olayda, davalı tarafından davacı tarafa karşı dava konusu sözleşmelerdeki bonolara yönelik icra takibi yapıldığına ilişkin herhangi bir kayıt olmamakla birlikte davacı tarafça da buna yönelik bir iddia bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı tarafın kötü niyet tazminatı istemi yerinde bulunmamıştır. \" gerekçeleri ile; \"1-Davanın davacı ... yönünden aktif husumet ehliyeti yokluğundan USULDEN REDDİNE, 2-Davanın davacı ... yönünden KISMEN KABULÜ ile; Gaziosmanpaşa .... Noterliğinin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu her biri 6.250,00-TL bedelli, ilki 25/05/2017 vade tarihinden başlayarak birer ay vadeyle ayın aynı günü olacak şekilde son olarak 25/04/2019 vade tarihine kadar düzenlenen 24 adet bonodan dolayı davacı ...'ın davalıya 149.700,00-TL borçlu olmadığının saptanmasına, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından yalnızca müvekkili ... adına ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>DAVACILAR VEKİLİ MÜVEKKİLİ ...'I TEMSİLEN İSTİNAF BAŞVURU DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davaya ilişkin yasa hükümleri ile hukuki ilkelere ilişkin olarak; Borçlunun, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabileceğini, Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davasının, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmakta olduğunu, bedelsizliğin ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmaması olduğunu, (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdünün bedelsiz demek olduğunu, bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan hususun, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacak olduğunu, bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespitinin amaçlanmakta olduğunu, borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmekte olduğunu, dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılmasının engellenmiş olacağını veya başlatılan ve devam eden icra takibinin iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesinin engellenmiş olacağını, Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme olduğunu, zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olmasının, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta olduğunu, buna karşılık temel ilişkideki sakatlığın, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespiti ile birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermekte olduğunu, \"Çek veya bono (senet) borçlusu tarafından açılan menfi tespit davalarında, menfi tespit davasının niteliği gereği verilen kararlarda, yalnızca davacının borçlu olup olmadığı belirlenmekte, borçlu olmadığı kısma ilişkin olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır.\" Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2891 E., 2021/4366 K. Menfi tespit davasında borçlunun; senedin bedelsiz olduğunu, senedin hükümsüz olduğunu, borcun zamanaşımına uğradığını, temeldeki borç ilişkisi hariç başka bir nedenle kişisel bir defi hakkına sahip olduğunu ileri sürüp ispat ederek senette yazılı borcu ödemekten kurtulabileceğini, senedin bedelsiz olmasından kastın, senedin düzenlenme sebebini oluşturan asıl borç ilişkisinden kaynaklanan bir nedenle borçtan sorumlu olunmaması hali olduğunu, örneğin borcun ödenmiş olduğu iddiasının bir bedelsizlik iddiası olduğunu, “Çekin bedelsiz olduğu iddiası niteliği itibarıyla İİK madde 72 gereğince açılmış menfi tespit davasıdır.” Yargıtay 19. HD, 08.01.2014, 15932/793 Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satış Sözleşmesinin, sözleşmeye konu olan taşınır mülkiyetinin, sözleşmeyle belirli ya da belirlenebilir satış bedeli tamamen ödeninceye kadar satıcıda kalmak koşuluyla yapılan bir satış sözleşmesi olduğunu, bu sözleşme türünde satıcının, bedel ödeninceye kadar malik kalmaya devam edeceğini, bu sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen, atipik, rızai bir sözleşme olup resmi şekle tabi olduğunu, İlgili mevzuat hükümlerine ilişkin olarak;Türk Medeni Kanunu madde 764 uyarınca:‘’ Başkasına devredilen bir malın mülkiyetinin saklı tutulması kaydı, ancak resmî şekilde yapılacak sözleşmenin devralanın yerleşim yeri noterliğinde özel siciline kaydedilmesiyle geçerli olur. Hayvan satışlarında mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi yapılamaz.’’ Mülkiyeti muhafaza kaydı sözleşmesindeki alıcı taksitleri ödememiş ve temerrüde düşmüş ise mülkiyet henüz alıcıya-(borçluya) geçmeyeceğinden ve satıcı sözleşmeyi feshederek aldıklarını iade edeceğine ilişkin seçeneği ileri sürmemiş ise bu durumda davalı takip alacaklısının ancak ödenmeyen taksitleri satıcıya ödeyerek araçların mülkiyetinin borçluya geçişini sağladıktan sonra sözleşme konusu araçların haczini ve satışını isteyebileceğini, bu halde istihkak davası tarihi itibariyle aşamalara ilişkin İstinaf Mahkemesi Kararı uygulamasının şu şekilde olduğunu, (Konya BAM 7. HD. E.2020 / 194 K.2020 / 271 T.12.02.2020 ) \" Öncelikle “mülkiyeti muhafaza kaydı sözleşmesinde belirtilen senedin tamamının borçlu alıcı tarafından ödenip ödenmediğinin araştırılarak aracın mülkiyetinin alıcıya geçip geçmediğinin Değerlendirilmesi, Senet bedeli ödenmemişse; satıcının fesih hakkını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi, Satıcı fesih hakkını kullanmak isterse; bu durumda herkes aldığını geri vermekle yükümlü olacağından, satıcının peşin aldığı bedeli icra dosyasına yatırması için süre verilmesi, ( aracın trafik kaydında başkaca hacizler olduğu da gözetilerek sıra cetveli yapılmak üzere), verilen süre içerisinde paranın icra veznesine depo edilmesi halinde aracın mülkiyet durumu tespit edilerek sonuca göre karar verilmesi yine satıcı fesih hakkını kullanmak istememesi halinde ise; bu durumda haciz koyduran takip alacaklısına sözleşme gereği ödenmesi gereken bakiye borcu satıcıya ödemek üzere mahkeme veznesine depo etmesi için mehil verilmesi ve bu bedelin mahkeme veznesine verilen süre içerisinde depo edilip edilmemesi durumlarında oluşacak sonuca göre (mülkiyeti muhafaza kayıtlı sözleşmesinin feshinin gerçekleşip gerçekleşmediği, aracın mülkiyeti kime ait olacağı) bir karar verilmesi gerekir. \" Somut olayda; Davanın, Gaziosmanpaşa ... Noterliği' nin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu 24 adet bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti, sözleşmeye konu 24 adet bononun iadesi, sözleşmeye konu ... plakalı aracın tescil kaydında bulunan mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılması istemlerine ilişkin olduğunu, Gaziosmanpaşa .... Noterliği' nin 25/04/2017 tarih, ... yevmiye sayılı \"Düzenleme Şeklinde Mülkiyet Saklı Tutulması Kaydıyla Satış Sözleşmesinde\"; ... plaka sayılı ... marka aracın ...'a satışı yapıldığı, satış bedelinin tamamının 180.000,00 TL olup bu bedelin 30.000,00 TL'si peşin olarak verildiği, geri kalan 150.000,00TL'nin ise 24 eşit taksitte ödeneceği hususlarının kararlaştırıldığını, sözleşmeyi davalı şirket adına şirket yetkilisi sıfatıyla dava dışı ... imzaladığını, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden gönderilen sicil bilgileri ve imza sirküleri incelendiğinde; davalı şirketin ... isimli iki ortağının bulunduğu, ortakların her ikisinin de müdür sıfatını taşıdığı, her iki ortağın yetkilerinin münferiden olduğu hususlarının görülmekte olduğunu,  ... Bankasından davacı ...'ın hesap hareketleri ve ... A.Ş.'den dava dışı ... hesap hareketleri incelendiğinde açıkça görüleceği üzere; dava konusu satış sözleşmesine konu bonolara ilişkin ödemelerin davalı şirketin münferiden temsile yetkili müdür ortağı ...'ün banka hesabına \"senet ödemesi\" açıklamasıyla yapıldığı, toplam 149.700,00 TL ödendiği, ayrıca müvekkil ...'nin eşi dava dışı ... tarafından yine davalı şirketin müdür ortağı ... hesabına dava konusu senet ödemesi yapıldığının anlaşılmakta olduğunu, Mahkemece, dava tarihi itibariyle yapılan ödeme miktarı dikkate alınarak; sözleşmeye konu bonolardan dolayı, davacı ...'ın davalı şirkete 149.700,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, Taraflar arasında noterde düzenlenen sözleşmede; araç satış bedelinin 180.000,00 TL, olduğu, 30.000,00 TL'nin peşin verildiği konusunda duraksama bulunmamakta olduğunu, geri kalan miktarın ise belirlenen şekilde taksitte ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bu durumda taraflar arasındaki dava konusunun asıl değerinin 150.000,00 TL olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında müvekkil ...'ın davalı şirkete 149.700,00 TL borçlu olmadığının tespitine karar verdiğini, arada sadece 300 TL fark bulunmakta olduğunu, bu farka ilişkin ise dava tarihinden sonra davalı tarafa ödeme yapıldığını ve müvekkilin davalıya borcu kalmadığını, bütün bu hususlar gözetildiğinde, sözleşmeye konu bedelin çok büyük bir kısmının dava tarihinden önce, çok küçük bir bedelin ise dava tarihinden sonra davalı şirkete ödendiği gözetilerek, hakkaniyet gereği davanın kabulü ile mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yersiz gerekçeyle yazılı şekilde karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İlke olarak her davanın, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre hükme bağlanacağını (28/11/1956 tarih ve 15/15 sayılı İBK). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, dava tarihi itibariyle haklılık durumunun yargılama gideri ve vekalet ücreti yönlerinden önem arz etmekte olduğunu, anılan madde doğrultusunda davanın açıldığı tarihte haksız olduğu tespit edilen tarafın yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olacağını, ne var ki dava açıldıktan sonra meydana gelen bir nedenle (ödeme gibi) dava konusunun tamamen ödenmesi nedeniyle davalının alacağının kalmaması halinde menfi tespit davasının niteliği ve bu hususa ilişkin dilekçe ekindeki emsal Yargıtay İçtihatları gözetilerek, oluşan son duruma göre-dava açıldıktan sonraki ödemeler de dahil edilerek- tespit hükmü kurulması gerektiği hususunun da kuşkusuz olduğunu, dosya içeriğine göre davalının kalan cüz'i alacağının dava açıldıktan sonra kendileri tarafından ödendiği kabul edilse dahi, menfi tespit taleplerinin tamamının kabulü ile mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasına, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların haklılık durumuna göre vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin de isabetsiz olduğunu, Ayrıca; şu an itibariyle dava konusu araç satış bedelinden kaynaklanan bir alacak nedeniyle davalı tarafından müvekkiller aleyhine başlatılmış icra takibi veya başka bir dava Bulunmamakta olduğunu, diğer bir ifade ile davalı tarafın sözleşme konusu bono bedellerinin geç ödenmesi iddiası ile şu ana kadar herhangi bir talepte bulunmadığını, satıcının fesih hakkını kullanmak istemediğini, bu durumda sözleşme konusu bedelin tamamının müvekkiller tarafından ödendiği, mülkiyeti muhafaza kayıtlı sözleşmesinin feshinin gerçekleşmediği gözetilerek, taleplerinin tamamının kabulüne (menfi tespit talebinin kabulüyle birlikte mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasına) karar verilmesi gerekirken, mahkemenin \"dava tarihi itibariyle sözleşme konusu borcun tamamının ödenmemiş olması, davalı tarafın bonoların vade tarihlerinde ödenmemesi nedeniyle faiz hakkı bulunduğunu savunması, yargılama sırasında eksik ödendiği anlaşılan tutar yönünden davacı tarafın faizi ile birlikte ödeme yapması hep birlikte değerlendirildiğinde\" yersiz gerekçesiyle ve yukarıda açıklanan Konya BAM 7. HD. E.2020 / 194 K.2020 / 271 T.12.02.2020 sayılı kararında belirtilen husular da dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesinin yine usul ve yasaya aykırı olduğunu, Öte yandan, menfi tespit taleplerinin tamamına yakını mahkemece kabul edilmesine rağmen, bedelleri ödenen bonoların iade edilmemesinin karar içerisinde çelişki oluşturmakta olduğunu, davalı tarafın hali hazırda bonoları elinde bulundurmakla müvekkiller üzerinde hukuksuz bir şekilde icra takibi başlatma veya bonoları tedavüle sunma, bedelsiz senedi kullanma gibi tehdit unsurlarını elinde bulundurmakta olduğunu, Ayrıca bu durumun davalı taraf bakımından Borçlar Kanunu bakımından da sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet vermekte olduğunu, davalı tarafın borcun tamamının ödenmiş olmasına rağmen bedelsiz bonoları iade etmediği gibi araç üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydını da kaldırmayarak müvekkillerin kendi malları üzerindeki tasarruf yetkilerini kısıtlayarak zarar vermiş olduğunu, Bonoya isteğe bağlı olarak faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları konulabileceğini, ( POROY Reha, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, s.237 ) Davaya konu edilen sözleşmede ve bonolarda geç ödememe halinde faiz şartına yer verilmediğini, faiz veya vade farkı hususu sözleşmede düzenlenmediğinden, davalı tarafın anılan bedeli talep etme hakkı olduğunun gerekçeli kararda vurgulanmasının usule ve yasaya uygun düşmediğini, Kambiyo senedi borcu ödenmesine rağmen senedin geri alınamayacağını, ya da kısmi ödeme düşülmezse ödeme keyfiyetinin ancak bir nispi defi oluşturacağını, yani bu hususun iyi niyetli hamile karşı öne sürülemeyeceğini, Borçlu ile ödeme yapılan kişi arasında doğrudan doğruya bir ilişki (temel ilişki) varsa (keşideci-lehtar, ciranta-ciro edilen gibi) yapılan ödeme dolayısıyla kambiyo senedinin bedelsiz kalmasının söz konusu olacağını ve burada Türk Ticaret Kanunu'nun 599. maddesinin uygulanacağını, çünkü, bu halde senet geri alınmadığı, ya da ödeme şerhi düşülmediği için ödemenin temel alacağa yönelik olduğu sonucuna varmanın mümkün olduğunu, Temel alacağın son bulmasının bedelsizlik sonucu doğuracağını,  Mahkemenin dava konusu üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmadan karar verdiğini, dosyanın bilirkişiye tevdii ile senet bedellerinin (inceleme tarihi itibariyle) tamamının ödenip ödenmediği, davalı tarafın sözleşmeden kaynaklanan alacağının kalıp kalmadığı hususu üzerinde durularak elde edilen bilgilerin dava dosyasında bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesinin hatalı olduğunu, Tüm bu açıklamalar dikkate alınarak; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olup, davadaki tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu beyanla; Yukarıda açıklandığı üzere; İstinaf dilekçeleri ile belirttikleri gerekçelerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353.maddesi gereğince Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas- 2022/821 K sayılı kararının sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde ‘kaldırılması’ ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne ( borçlu olmadıklarının tespitine, aracın tescil kaydında mevcut mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasına; müvekkillerin dava konusu borçtan dolayı ibra edilmelerine, emre muharrer bononun müvekkillere iade edilmesine/bonoların iptaline) karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderinin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir. <br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Taraflar arasında akdedilen sözleşmeye göre 30.000,00 TL nakit ödenmiş olup geriye kalan 150.000,00 TL' nin ise 24 adet emre yazılı senet ile sözleşmede ve senetlerde belirlenen vadelerde ödenmesi gerektiği, senetlerden birinin vadesinde ödenmemesi halinde diğer tüm senetlerin muaccel olacağının taraflarca kararlaştırıldığını, Davacı tarafın, ödemelerin sözleşmede öngörülen şekiller çerçevesinde yapıldığını iddia etmekte olduğunu, ancak şirket hesabına gelen bir ödemenin bu zamana kadar olmadığını, müvekkil tarafından Gaziosmanpaşa .... Noterliği'nin 30.01.2020 tarih, ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile şirket hesaplarında ödeme kaydığı bulunmadığı, şayet belgeler ibraz edilirse kaydın kaldırılacağının bildirildiğini, ancak davacı tarafça ilgili belgeler sunulmadan huzurdaki davanın açıldığını, Dava dışı ... yapılan ödemeleri kesinlikle kabul etmemekle beraber; Davacının ödemelerin şirket ortağı ...' e yapıldığı iddiasında olduğunu, davacının ödemeyi neye istinaden şirket yetkilisinin şahsına yaptığının belli olmadığını, şirket tarafından kendisine şirket yetkilisinin şahsına ödeme yapılması gerektiği gibi bir bildirimde de bulunulmadığını, şirket ortağı ve yetkilisi ...'ün ahzu kabz yetkisi bulunmadığını, ahzu kabz için özel bir yetki verilmesi gerektiğini, fakat Ticaret Sicil Kayıtlarının celbi halinde davaya konu sözleşmenin yapıldığı tarihte ve sonrasında ...  asla ahzu kabz yetkisinde sahip olmadığının tespit edileceğini, bu nedenle bu kişi tarafına yapıldığı iddia edilen ödemelerin kendileri hesabına yapıldığının kabulünün mümkün olmadığını, Yargıtay emsal kararlarınca da aynı sonuca varılmakta olduğunu, Bir an için ... adına yapılan ödemelerin geçerli olduğu düşünülse dahi senetlerin vadelerinde ödenmediği, ödemelerin de işbu dava konusu senetlere istinaden ödendiği belli olmadığından reddi gerekmekte olduğunu, davacının sözleşmede kararlaştırılan ödeme planına uymadığını ve sürekli olarak temerrüde düştüğünü, işbu davaya konu sözleşmede \" muacceliyet kaydı \" bulunmakta olduğunu, sözleşmede vade belirli olduğundan 25.05.2017 tarihinde belirlenen borcun vadesinde ödenmediği de ortada olduğundan kalan vadelere ilişkin borcun 25.05.2017 tarihinde muaccel hale geldiğini, davacı tarafın sözleşmede veya bonolarda herhangi bir faiz şartına yer verilmediğini ifade ederek davalı tarafın sözleşmede olmayan ve de hukukun genel kaideleri içerisinde talep etmekte haklı görülmeyeceği bir sebepten ötürü vade farkı talep etmelerinin hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ettiğini, fakat sözleşmede vade tarihleri açık bir şekilde belirlenmiş olmakla beraber bu vade tarihlerinde ödemelerin yapılmaması ile davacının ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşmüş bulunduğunu, TTK m 19' un \" Taraflardan yanız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. \" şeklinde olduğunu, söz konusu sözleşmenin müvekkil tarafından ticari iş niteliğinde olup bu madde uyarınca davacı için de ticari iş niteliğinde olduğunu, bu nedenle ticari işlere uygulanacak olan faizleri talep etme hakları bulunmakta olduğunu, ...' nin eski eşi ... yapılan ödemenin zuhurdaki dava konusu sözleşme nedeniyle yapıldığının kesin ve net olmadığını, Davacının 6.200,00 TL'nin ...' nin eski eşi olan ... banka hesabından ... hesabına EFT yapıldığını beyan ettiğini, fakat davacının sunduğu ... Bankası' na ait ödeme bilgisi evrakından ve dekontlarında belirtilenin aksine 6.200,00 TL değil, 5.900,00 TL \" senet ödemesi \" altında yapılan gönderim mevcut olduğunu ( Ek- 4 ...' ye ait e- dekont ), banka dekontunda bulunan açıklamanın \" senet ödeme \" şeklinde olduğunu, fakat bu ödemenin ... arasındaki kişisel, hukuksal bir ilişkiden kaynaklanmış olmasının muhtemel olduğunu ve asıl sözleşme gereği olarak ifa edildiğine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını, bu nedenle bu ödemenin Düzenleme Şeklinde Mülkiyeti Muhafaza Saklı Tutulması Kaydıyla Satış Sözleşmesi gereği yapıldığının kabulünün mümkün olmadığını, Mahkemece ... yapılan ödemeler müvekkile yapılmış kabul edilse bile toplam ödenen bedelin 149.700,00 TL olacağını ve halen daha davacının sözleşmece üzerine düşen borcu tam anlamıyla yerine getirmiş olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 6. maddesi gereğince borcun tamamı ödendiğinde alıcının ibra edileceğinin belirtildiğini, bu nedenle davacı tarafın henüz ibra edilmesini beklemesinin hayatın olağan akışı dışında kalmakta olduğunu, öncelikle kendi tarafına düşen tüm yükümlülükleri yerine getirme mecburiyeti içinde olduğunu, müvekkilin kendisine yapılmayan ödemeleri kabul etmemekle beraber, geç, eksik ve gereği gibi yapılmayan ifadan dolayı zarara uğradığını, dolayısıyla müvekkilin temmerüt nedeniyle uğradığı zararı ayrıca talep hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddini talep ettiklerini, Vekalet Ücretine Yönelik İtirazları hususunda; Davacı tarafın işbu davanın açılmasına kendisinin sebebiyet verdiğini, mülkiyeti  muhafaza şerhinin kaldırılması için tüm borcun ödenmesi gerekmekte iken davacının edimini gerektiği gibi ifa etmediğini ve temerrüde düştüğünü, dolayısıyla zuhurdaki davada mülkiyeti muhafaza şerhinin kaldırılması için şartların oluşmadığını, Tespit hususuna gelince davacı “borçlu olmadığının tespitine” karar verilmesini istediğini, oysa dava açıldığı tarihte davacının borçlu olduğunun tespit edildiğini, dolayısıyla Mahkeme tarafından “taleple bağlılık kuralı” doğrultusunda davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken; “Davanın davacı ... yönünden KISMEN KABULÜ ile; Gaziosmanpaşa .... Noterliği' nin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu her biri 6.250,00-TL bedelli, ilki 25/05/2017 vade tarihinden başlayarak birer ay vadeyle ayın aynı günü olacak şekilde son olarak 25/04/2019 vade tarihine kadar düzenlenen 24 adet bonodan dolayı davacı ...'ın davalıya 149.700,00-TL borçlu olmadığının saptanmasına, fazlaya ilişkin istemlerin reddine” şeklinde hüküm kurulduğunu ve 149.700,00 TL üzerinden müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğini, Bir diğer hususun, davacının dava konusu ettiği aşağıdaki hususların tek tek reddi ile kendilerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, mülkiyeti muhafaza şerhinin kaldırılması talebinin reddedildiğini, ancak hükümde açıkça belirtilmediği gibi kendilerine vekalet ücreti tahakkuk ettirilmediğini, Davacının davasının reddi ile yargılama giderlerinin de davacı üzerinde bırakılmasına, karar verilmesi gerekirken davanın yalnızca  tespit davası olarak değerlendirilip ona göre yargılama giderlerine hükmedilmesinin doğru olmadığını, davanın açılmasının ana sebebinin mülkiyeti muhafaza şerhinin kaldırılması olduğunu, dolayısıyla hükmün hukuka aykırı olup yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini beyanla; Açıklanan ve re'sen Mahkemece gözetilecek nedenlerle; Yerel mahkeme kararının kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/04/2023 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı ile; \"Mahkememizden verilen gerekçeli karar, davalı  vekiline 25/11/2022 tarihinde  tebliğ edildiği, davalı vekilinin istinaf  dilekçesini yasada belirtilen  2 haftalık  yasal süre geçirildikten sonra 30/03/2023 tarihinde sunduğu görülmekle, davalı vekilinin İstinaf  talebinin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile;\"Davalı vekilinin istinaf  isteminin süre yönünden reddine,...\" karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE İLİŞKİN KARARA KARŞI İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;İstinaf dilekçelerinde de açıkça belirttiğimiz üzere gerekçeli kararın DAVALI VEKİLİ OLARAK TARAFLARINA TEBLİĞ EDİLMEDİĞİ, Söz konusu gerekçeli kararın tebliği, o dönemde yanında staj görmekte olan Av. ...'a SÖZDE YAPILMIŞ GÖRÜNMEKTE İSE DE o dahi ilgili tebligatı almadığı, 16.03.2023 tarihli dilekçeleri ile kararı öğrendiklerini ve istinaf ettiklerini bildirmiş bilahare de istinaf dilekçelerini yolladıklarını, Ancak 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'na göre, ''Muhatabın işyerinde bulunmaması halinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.''  hükmü gereği sürekli çalışan memur ya da müstahdem sıfatına girmeyen stajyere tebligat alma yetkisi olmadığını, Mahkemenizce tebligatın yapıldığı tarih olan 25/11/2022 tarihinde bahsi geçen Av. ... stajyer olduğuna dair Baro'ya müzekkere yazılarak tespiti yapılması gerekirken yapılmadığını, İMZA ÖRNEĞİNE HAVİ TEBLİĞ MAZBATASI DA PTT'DEN GÖNDERİLMEDİĞİNİ, NİTEKİM İMZANIN SAHTE OLDUĞUNU, Tebligatın başlı başına usulsüz ve geçersiz olduğunu, Mahkemece bu husus değerlendirilmeye bile alınmadan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi usul ve yasaya kesinlike aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.02.2019 tarihli ve 2017/1287 E., 2019/90 K. sayılı kararının da aynı yönde olduğunu, Yukarıda arz ve izah edilen ve resen nazara alınacak sebepler muvacehesinde; Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/754 E., 2022/821 K. Sayılı Dosya üzerinden verilen 17/04/2023 karar tarihli istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararın istinaf incelemesi sonucu kaldırılmasına ve istinaf başvurusunun kabülüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla araç satış sözleşmesi kapsamında davalı tarafından davacı ...'a satılan aracın bedelinin ödenmesine rağmen mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmadığı iddiası ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, söz konusu mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasına, bedeli ödenen ve davalı tarafa verilen bonoların davacıya iadesine, bunun mümkün olmaması halinde bonoların iptaline ve davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı ... yönünden davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine, davacı ... yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile; Gaziosmanpaşa .. Noterliğinin 25/04/2017 tarihli ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu her biri 6.250,00-TL bedelli, ilki 25/05/2017 vade tarihinden başlayarak birer ay vadeyle ayın aynı günü olacak şekilde son olarak 25/04/2019 vade tarihine kadar düzenlenen 24 adet bonodan dolayı davacı ...'ın davalıya 149.700,00-TL borçlu olmadığının saptanmasına, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar vekili davacı ... için ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece 17/04/2023 tarihli ek kararı ile davalının istinaf başvurusunun süresinde olmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş, verilen iş bu karara karşı da davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı gerekçeli kararı ile davacının istinaf dilekçesinin davalı adına tebliğe çıkarıldığı, ancak tebliğe ilişkin tebligat parçalarının dosyada bulunmadığı, Mahkemece PTT'ye yazılan müzekkereye verilen cevapta gerekçeli karar ve davacının istinaf dilekçesine ilişkin tebligatların gösterilen adreste şirket tarafından evrak almaya yetkili daimi çalışan ... imzasına 25/11/2022 tarihinde tebliğ edildiğinin bildirildiği, ancak tebliğe ilişkin tebligat parçalarının dosyaya gönderilmediği ve Mahkemece de tebligat parçalarının akıbetinin araştırılmadığı görülmüştür. Davalı vekili tarafından kendisine tebligat yapıldığı iddia edilen ...'ın o dönem büroda avukat stajyeri olduğu, tebligatların bu kişi tarafından alınmadığı gibi avukat stajyerinin sürekli çalışan memur ya da müstahdem sıfatına girmediğinden tebligat alma yetkisinin bulunmadığı, bu kişiye yapılmış bir tebligat olsa dahi tebligatın usulsüz olduğunu, 15/03/2023 tarihinde dosyaya gönderilen beyan dilekçesinde gerekçeli kararı bugün (15/03/2023) öğrendiğini beyan ettiği görülmüştür. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11/1. maddesine göre; Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Aynı Kanun'un 17/1. maddesine göre; Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır. Aynı Kanun'un 37. Maddesine göre de; Celse esnasında kazai merci tarafından sıfatları tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine müteakip celse gün ve saatinin bildirilmesi avukata tebliğ hükmündedir. Yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 23, 26 ve 46 maddelerinde, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 19 ve 20 maddelerinde avukat stajyerinin yapabileceği işler düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 15. maddesi dikkate alındığında avukat ile stajyer avukat arasındaki ilişki iş akdi ya da hizmet akdine dayalı olmayıp kanuni bir ilişkidir. Bu nedenle avukat stajyerinin, Tebligat Kanunu'nu 17. maddesinde sayılan daimi çalışan veya müstahdem sıfatını taşımadığı açıktır. Dosya içerisinde gerekçeli kararın ve davacının istinaf dilekçesinin stajyer avukata tebliğine ilişkin avukatın yazılı bir oluru bulunmadığı gibi, gerekçeli kararın ve davacının istinaf dilekçesinin \"çalışan\" sıfatıyla stajyer avukata (Mahkemece tebliğ yapıldığı iddia edilen kişinin stajyer olup olmadığı araştırılmamakla birlikte davalı vekilinin beyanının aksine dosya kapsamında evrak bulunmadığı) tebliği geçersizdir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun  07.02.2019 tarih,  2017/2-1287 esas ve 2019/90 karar sayılı ilamı) Mahkemece bu hususlar dikkate alınmaksızın stajyer avukata yapılan gerekçeli kararın ve davacının istinaf dilekçesinin tebliğinin geçerli sayılması ve tebliğ tarihinin 25/11/2022 tarihi olarak kabulü yerinde olmamıştır. Bununla birlikte 7201 sayılı Tebligat Kanununun 32. maddesine göre; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmus ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Bu hüküm gereğince davacı vekilinin tebliğden haberdar olduğunu beyan ettiği 15/03/2023 tarihinin tebliğ tarihi olarak kabulü gerekmektedir. 6100 Sayılı HMK'nın 345/1 maddesine göre; istinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. HMK'nın 92/2 maddesi uyarınca süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter. Davacı vekilinin tebligattan haberdar olduğunu beyan ettiği ve tebliğin yapılmış sayıldığı tarihin 15/03/2023 tarihi olduğu, iki haftalık istinaf süresinin son gününün 29/03/2023 ( UYAP sistemi üzerinden yapılan işlemler açısından saat 00:00'a kadar) tarihi olduğu, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinden sonra 30/03/2023 tarihinde 23:32'de istinaf dilekçesi sunulduğu görülmüştür. Bu durumda öğrenme ve tebliğ tarihinin 15/03/2023 tarihi olarak kabul edilmesi halinde dahi davalı vekilinin gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun süresinde olmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin Mahkemece verilen 17/04/2023 tarihli davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararına yönelik istinaf başvurusu yerinde görülmemiş ve Mahkemece her ne kadar ek karar gerekçesi doğru değil ise de sonuca etkisi bulunmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır. Ek karar kaldırılmadığından davalının gerekçeli karara yönelik süresinde olmayan istinaf başvurusu da incelenmemiştir.  Somut uyuşmazlıkta; davacı ... ile davalı arasında dava konusu aracın mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi akdedildiğine, aracın satış bedelinin 180.000,00 TL olduğuna, davacı tarafından 30.000,00 TL peşin ödeme yapıldığına ve bakiye bedel için 24 adet bono verildiğine ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf; davacı ... tarafından aracın bakiye bedeli için verilen bono bedellerinin davalıya ödenip ödenmediği, davacı ... tarafından davalı şirketin yetkilisi hesabına yapılan ödemelerin dava konusu araç için yapılıp yapılmadığı, davacı ...'ın davalıya borçlu olup olmadığı, aracın kaydında gözüken mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılması şartlarının oluşup oluşmadığı, bonoların davacıya iadesi şartlarının oluşup oluşmadığı hususlarındadır. Davacı tarafından davalı şirket yetkilisinin hesabına yapılan ödemelerin dava konusu araç için yapıldığının kabulü Mahkemece kararda isabetli olarak belirtilen gerekçeler ile yerindedir. Davacı tarafından dava tarihinden önce dava konusu araç için davalıya 149.700,00 TL ödeme yapılmış, 300,00 TL eksik ödeme yapıldığının yargılama sırasında anlaşılması üzerinde bu kez davacı tarafından yargılama sırasında davalıya faizi ile birlikte 535,00 TL ödeme yapılmıştır. Mahkemece davacı tarafından yapılan ödemelerin dava konusu araç için yapıldığı kabul edilmesine rağmen dava tarihi itibariyle eksik ödeme yapıldığı gerekçesi ile araç kaydındaki mülkiyetin saklı tutulması kaydı (mülkiyeti muhafaza kaydı) kaldırılmamıştır. Oysa dava tarihinden önce araç bedelinin bakiye kısmının çok büyük bir miktarı ödenmiş ve cüzi bir miktar ödeme kalmış, davacı tarafından da bu miktar ödeme yargılama sırasında tamamlanmasına rağmen ve hakkaniyet gereğince araç kaydındaki mülkiyetin saklı tutulması kaydının (mülkiyeti muhafaza kaydı) kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken Mahkemece aksi yönde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bunun yanında TBK'nın 131. maddesine göre asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır. Buradaki kıymetli evraktan maksat TTK'nın 660. maddesinde düzenlenen hamiline yazılı faiz kuponlarıdır. Bu hüküm ile birlikte somut olay değerlendirildiğinde davacı tarafından dava tarihinden önce dava konusu araç için yapılan ödemeler davalı şirket yetkilisi tarafından kabul edilmiş ve dava tarihine kadar davacıdan herhangi bir işlemiş faiz talebinde bulunulmadığı gibi, taraflar arasındaki sözleşmede  işlemiş faizin ifasını isteme hakkı saklı tutulmamış ve ifa anına kadar saklı tutulduğuna ilişkin davacıya bildirimde bulunulduğuna dair bir delil dosyaya sunulmamıştır. Yargılama sırasında ödenen bakiye kısım ise ticari faizi ile birlikte davalı tarafa ödenmiştir. Bu durumda davalı tarafın işlemiş faiz alacağı da asıl borcun ödenmesi ile sona erdiğinden davalı tarafın faiz hakkı bulunduğu savunması yerinde olmayıp, Mahkemece bu savunma ve TBK'nın 103/2 maddesi dikkate alınarak bedelleri ödenen ve bedelsiz kalan dava konusu bonoların davacıya iadesi talebinin reddine karar verilmesi, ayrıca yargılama sırasında ödenen bedel ile birlikte davacının davalıya bakiye tüm satış bedelini ödemesi sebebiyle ödenen tüm bakiye bedel üzerinden hüküm kurulması gerekmesine rağmen sadece dava tarihinden önce ödenen bedel dikkate alınarak hüküm kurulması isabetli olmamıştır. Bu sebeplerle davacı vekilinin bu yönlerdeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Davacı tarafından bakiye araç bedeli yargılama sırasında yatırıldığından dava tarihindeki haklılık durumuna göre taraflar lehine ve aleyhine yargılama giderine hükmedilmesine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalının Mahkemece verilen 17/04/2023 tarihli davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalının İlk Derece Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı gerekçeli kararına ilişkin istinaf başvurusunun incelenmesine yer olmadığına, davacı ...'ın gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/04/2023 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalının Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı Gerekçeli Kararına yönelik istinaf başvuru nedenlerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-Davacı ...'ın istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2021/754 Esas - 2022/821 Karar sayılı Gerekçeli Kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 4-Davanın davacı ... yönünden aktif husumet ehliyeti yokluğundan esastan REDDİNE, -Alınması gereken 80,70-TL karar harcının davacı ...'den alınarak hazineye gelir kaydına, -Davalı kendisini davada vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/2 maddesi uyarınca 9.200,00-TL maktu vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalıya verilmesine, 5-Davanın davacı ... yönünden KABULÜ ile; Gaziosmanpaşa .... Noterliği'nin 25/04/2017 tarih ve ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla satış sözleşmesi ve bu sözleşmeye konu her biri 25/04/2017 tanzim tarihli, 6.250,00-TL bedelli ve 25/05/2017, 25/06/2017, 25/07/2017, 25/08/2017, 25/09/2017, 25/10/2017, 25/11/2017, 25/12/2017, 25/01/2018, 25/02/2018, 25/03/2018, 25/04/2018, 25/05/2018, 25/06/2018, 25/07/2018, 25/08/2018, 25/09/2018, 25/10/2018, 25/11/2018, 25/12/2018, 25/01/2019, 25/02/2019, 25/03/2019, 25/04/2019 vade tarihli 24 adet bonodan dolayı davacı ...'ın davalıya 150.000,00-TL borçlu olmadığının tespitine, belirtilen ve bedelsiz kalan bonoların davalı tarafından davacıya iadesine, dava konusu ... plakalı ve ... şasi nolu araç kaydı üzerine konulan  mülkiyetin saklı tutulması kaydının (mülkiyeti muhafaza kaydının) kaldırılmasına, bu hususta gereğinin yapılması için ilk derece mahkemesi tarafından ilgili trafik tescil müdürlüğü'ne müzekkere yazılmasına, 6-Davacılar vekilinin koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 7-Alınması gereken 10.246,50-TL nispi harçtan peşin alınan 2.561,63-TL harcın mahsubu ile bakiye 7.684,87-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 8-Davacı tarafından yatırılan 2.561,63-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, 9-Davacı kendisini davada vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen tutar üzerinden hesaplanan 23.455,00-TL nispi  vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, 10-Davalı kendisini davada vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca yargılama sırasında yatırılan tutar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir ediln 300,00-TL vekalet ücretinin davacı ...'dan alınarak davalıya verilmesine,11-Davacılar tarafından yapılan 59,30-TL başvurma harcı, 8,50-TL vekalet harcı, 13,40-TL vekalet pulu, 122,35-TL posta ve davetiye gideri olmak üzere toplam 203,55-TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre 203,14-TL'sinin davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine,12-Davalı tarafından yapılan 8,50-TL vekalet harcı ve 13,40-TL vekalet pulu olmak üzere toplam 21,90-TL'nin kabul ve ret oranına göre 0,04-TL'sinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,13-Arabuluculuk gideri olan 1.360,00-TL'nin kabul ve ret oranına göre 1.357,28-TL'sinin davalıdan, 2,72-TL'sinin davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,14-Bakiye gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 15-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından ek kararın istinafı yönünden yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 16-Harçlar Kanunu gereğince ve dairemiz karar tarihi itibariyle ek kararın istinafı yönünden davalıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 17-Davalının gerekçeli kararın istinafına ilişkin başvurusu hakkında inceleme yapılmadığından, gerekçeli kararın istinafı yönünden davalıdan harç tahsiline yer olmadığına, 18-Davacı ... tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 19-Davacı ... tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacı ...'a iadesine, 20-Davacı ... tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 82,00 TL posta/ tebligat masrafı olmak üzere; toplam 302,7‬0 TL'nin davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, 21-Bakiye gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 22-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04/04/2024 tarihinde HMK' nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"755493a272300dc3","SID":"2ed36cb11d040434"}}