{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/488 Esas<br>KARAR NO: 2024/654 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/196 Esas - 2023/873 Karar<br>TARİHİ: 16/11/2023<br>İFLAS MASASI: İSTANBUL 3. İFLAS MÜDÜRLÜĞÜ ...E. DOSYASI)<br>DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 04/04/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı şirketin %49 hissesine sahip kurucu ortaklarından olduğunu, davalı şirketin diğer kurucu ortağı ...’nin İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 E. sayılı dosyası ile önce açtığı sonra işine gelmediği için feragat ettiği şirketin feshi davası sürecinde şirket yönetimine atanan kayyumlar ve sonrasında genel kurul kararı ile atanan yönetim kurulu üyelerinin kasıtlı faaliyetleri neticesinde ... lehine şirketin içinin boşaltıldığını, diğer ortak ... tarafından, ortağı olduğu davalı şirket aleyhine Gaziosmanpaşa .... İcra Müdürlüğü'nün ... ve ... E. Sayılı icra dosyaları ile usulsüz faturalar ve usulsüz tebligatlar ile icra takibi başlatılarak kesinleştirildiğini, bu süreçte müvekkili tarafından tek başına menfi tespit davası ikame edilemediği gibi şirkete atanan kayyum ve yönetim kurulu üyelerinin de bu davayı açtıramadığını, bu doğrultuda ...’nin usulsüz fatura ve tebligatlar ile şirketin tüm mal varlığını (makine teçhizat ve banka hesaplarını) önce haciz sonra da satış sureti ile uhdesine geçirdiğini,  ... Tic. A.Ş. ve  ... Tic. A.Ş. üzerinden faaliyetine devam etmekte olduğunu, davalı şirketin çalışma ruhsatının yönetim kurulu üyeleri tarafından yine ...’nin ortağı olduğu şirkete devredildiğini,  şirket adına kayıtlı araçların yine ... tarafından gerek haciz yolu gerekse de satış sureti ile bila bedel devir edilerek şirketin son kalan mal varlığının da yok edilmekte olduğunu,  şirketin banka hesaplarının kayyum ve yönetim kurulu üyeleri tarafından ... lehine aktarıldığını, ... Şti'ne ait araçların yönetim kurulu tarafından  ... şahsına devredildiğini, davalı şirketin, diğer ortak ... çabaları, yönetim kurulu ve kayyumların faaliyetleri ile borca batık bir şirket haline getirildiğini, davalı şirketin şu anda yüklü miktarda vergi ve SGK borcu olan bir şirket haline geldiğini, davalı şirketin, işten çıkarılan işçilerin alacaklarını ödemediği için şirket aleyhine açılmış ve/veya sonuçlanan davaların bulunduğunu, işçilerin davalı şirketten alacaklarını tahsil edecek muhatap bulamadıkları gibi tahsil kabiliyeti olan malvarlığı da bulamadıklarını, davalı şirket adresinin yönetim kurulu üyeleri tarafından alınan karar ile “... Mah. ... sok. No:... Arnavutköy/İstanbul” adresinde bir tavuk kümesine nakledildiğini, diğer ortak  ... tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin eli silahlı fotoğraflarının ... Şti.'nin kimlere emanet edilerek içinin nasıl boşaltıldığının en büyük göstergesi olduğunu, en son genel kurulda atanan yönetim kurulu üyesi ...'in ... şirketlerinde çalışan inşaat işçisi olduğuna dair fotoğraf ve kayıtların da şirketin içinin nasıl boşaltıldığının göstergelerinden biri olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkili aleyhine sürekli asılsız iddialar ile dava ikame edildiğini, davalı şirketin hâlihazırdaki yönetim kurulu üyeleri ve avukatının diğer ortak ... ve talimatları ile hareket ettiklerini, bu doğrultuda şirketin lehine olmaksızın sadece müvekkilinin aleyhine sürekli davalar ikame ettiklerini, şirketin içini diğer ortak ... lehine boşalttıklarını, son kalan malvarlığını da boşaltmakta olduklarını, anonim şirketlerin ortaklar arasındaki güvene dayalı olarak kurulan şirketler olduğunu, müvekkilinin, davalı şirketin diğer ortağı olan ... hileli ve muvazaalı işlemleri neticesinde şirketteki ortaklık yapısına güveninin kalmadığını, hileli ve muvazaalı işlemleri neticesinde davalı şirketin amacı olan faaliyetini yitirdiğini, hiç bir faaliyette bulunmadığı gibi diğer ortak ...  ve sonradan atanan kayyum ve yönetim kurulu üyelerinin işlemleri neticesinde piyasaya borcu olan bir şirket haline geldiğini, şirket ortakları arasında müvekkilinin isminin bulunması sebebi ile müvekkilinin başkaca şirketteki ortaklık yapısı ve şahsi olarak bankalar ve 3. kişiler nezdindeki kredi bilgilerinin olumsuz yönde etkilendiğini ve etkilenmeye de devam ettiğini, Diğer ortak ... ’nin müvekkiline karşı hileli ve muvazaalı işlemlerinin yanı sıra hayatına kast edecek eylemlerde de bulunduğunu; müvekkiline fabrika içinde 7 el silah atmış olup yargılamasının Gaziosmanpaşa 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2019/359 E. sayılı dosyası ile devam ettiğini, Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2017/373 E. sayılı dosya kapsamı ile mahkûmiyet kararı sabit olup, demir ile müvekkilini darp ederek ayağının sakatlanmasına sebebiyet verdiğini, demir balyoz ile vurarak müvekkilinin her iki elinden birer parmağını kırdığını, Gaziosmanpaşa 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/298 E. sayılı dosyası ile yargılamasının devam ettiğini, müvekkiline keserle saldırdığını, yargılamasının Gaziosmanpaşa 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2018/265 E. sayılı dosyası ile devam ettiğini belirterek öncelikli olarak şirket yönetimine kayyum atanmasına, mümkün olmadığında denetim kayyımı atanmasına, şirket ortaklarının birbirlerine karşı güvenleri kalmadığından ve şirketin diğer ortağı  ... tarafından şirketin artık tabela şirketinden ibaret içi boş ve borca batık bir şirket haline getirilmiş olması sebebi ile bu şartlar altında şirketin devamı mümkün olmadığından haklı nedenlerin varlığından dolayı feshi ve tasfiyesine, bunun mümkün olmaması halinde müvekkilinin payının bedeli ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı tarafın “Şirketin haklı nedenlerle feshi ve tasfiyesi mümkün olmadığında davacı payının bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılması ve şirkete kayyum atanması” taleplerinin hukuk düzeninin koruduğu değerlere uygun olmayıp, hakkın kötüye kullanımını içermesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, bir sermaye şirketi olan anonim şirketin devamlılığı ve faaliyetlerini sürdürmesi esas olup, bir ekonomik değeri olan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer alternatif yolların hâkim tarafından değerlendirilmesinin TTK’nın öngördüğü bir zorunluluk olduğunu, anonim şirketlerin feshi, istisnai bir çözüm yolu olup, şirket tüzel kişiliğini sona erdirmesi nedeniyle son çare olarak uygulanması gerektiğini, nitekim TTK md. 531’in, mahkemenin fesih yerine duruma uygun düşen başka bir karar verebileceğini ifade etmekte olduğunu, haklı sebeple fesih hakkının, anonim şirketten çıkma ve çıkarılmanın söz konusu olmadığı da dikkate alındığında azınlık pay sahiplerine etkili bir çıkış yolu vermekte olduğunu, bununla birlikte bu hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesi ve kurumsal yapının esas olduğu anonim şirketin devamlılığının sağlanması gerektiğini, bu nedenle kanun koyucunun haklı fesih talebiyle açılan davalarda mahkemenin fesih yerine, duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğini belirttiğini, TTK’daki ifadesiyle duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer çözümler arasında şirkete ait işletmenin bölünmesi, kısmi tasfiyeye gidilmesi, tek kişilik şirkete dönüşmesi, bazı kararların davacının onayı ile geçerlilik kazanması, bazı genel kurul ve yönetim kurulu kararlarında azlığa veto hakkı tanınması, kâr dağıtılmasına, oy hakkının kullanılmasına, pay sahibi gruplarının ya da azınlık temsilcisinin yönetim kurulunda temsili suretiyle yönetime katılması hususlarında şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesi, sermayenin azaltılmasının sayılabileceğini,  müvekkili şirket hakkında açılmış ve hâlihazırda yargılama süreci devam eden bir iflas davasının bulunmakta olduğunu, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/108 E. sayılı dosyasında müvekkili şirketin iflası talep edilmiş olmasına rağmen %49 hisseye sahip kurucu ortak ...'nin payının bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmayı talep etmesi iyi niyetli olmadığı gibi, bu talepte hukuki yararının da bulunmadığını, davacı tarafın, müvekkili şirketin tasfiyesi talebiyle açılan İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 E. sayılı dosyasında, diğer kurucu ortak olan ... işine gelmediği için feragat ettiğini iddia ettiğini ancak şirketin tasfiyesinin talep edilme nedeninin, davacı ... ve dava dışı ... şirket hisselerinin %50 olduğu ve müşterek imza ile her iki kişinin de yönetimde olduğu dönemlerde davacı ...’nin hiçbir iş ve işleme imza atmamış olması ve bu nedenle müvekkili şirket işleyişinin kilitlenmesi, hatta şirket genel kurul kararının dahi alınamamış olması olduğunu, devam eden süreçte davacı ...’nin %1 hissesini dava dışı  ... devrettiğini ve müvekkili şirketin yönetilebilir kabiliyet kazandığını, bu nedenle dava dışı diğer kurucu ortak olan ...’nin, şirketin devamlılığını sağlamak maksadıyla davadan feragat ettiğini, davacı tarafın, dava dilekçesinde müvekkili şirkete ait araçların dava dışı  ... devredildiğinden bahsettiğini, şirketin işletme konusu içine giren malvarlığı değerlerinin bir kısmının satılmasının haklı sebep olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğunu, ancak müvekkili şirketin, davacı ...'nin şirketi yönetilemez noktaya getirdiği dönemlerde doğan borçları nedeniyle başlatılan icra takiplerine ilişkin olarak yapılan satış işlemlerine konu malvarlığı değerlerinin, şirketin işletme konusu içerisinde yer almadığını, söz konusu araçların, şirketin işletme konusu malvarlığı içerisinde yer almamakla birlikte, şirketin borçlu olduğu icra dosyalarında satış yapılmak suretiyle devredildiğini, yani araçların satışının, şirketin devamını sağlayan bir tasarruf olduğunu, davacı tarafın, müvekkili şirket tarafından davacı adına asılsız davalar ikame edildiğini iddia etmiş ise de, bu hususa ilişkin herhangi bir somut delil sunamadığını, somutlaştırılmayan iddialara dayanarak davacı tarafça şirketin feshine veya davacının ortaklıktan çıkarılmasına kadar olan süreçte yönetim kayyımı, mümkün değilse denetim kayyımı atanmasını talep edildiğini, Türk Medeni Kanunu'nun 427. maddesi gereğince “Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa\" yönetim kayyımı atanacağını, müvekkili şirketin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetilememesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafın, dava dışı ... ile kişisel ilişkilerinin kötü olması nedeniyle şirketin feshinin gerektiğini iddia ettiğini, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 03.12.2015 tarihli ve 2015/4504 Esas, 2015/12980 Karar sayılı kararı ile; davalı şirketin kardeşlerden meydana gelen beş kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketi niteliği taşıdığını, davacıların aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğu gerekçesinin anonim şirketin feshinde haklı sebep teşkil etmeyeceğini belirterek yerel mahkeme kararını bozduğunu, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine, anonim şirketlerin sermaye şirketi olduğunu, sermaye şirketlerinde haklı fesih nedeni olarak kişisel anlaşmazlıkların ileri sürülmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek; Öncelikle HMK 115. maddeye göre davacının dava açmada hukuki yararın bulunmaması nedeniyle davanın reddine; Müvekkili şirketin gerekli organlarının bulunması ve şirket yönetiminin sağlanıyor oluşu dikkate alınarak davacı tarafın kayyım atanması şeklindeki talebinin reddine; Davacı tarafın haklı neden olmaması nedeniyle şirketin feshi talebinin reddine, Davacı tarafın iflası talep edilen müvekkili şirketteki payının bedelinin ödenmesi yoluyla ortaklıktan çıkarılma talebinin, şirketin feshi talebi içerisinde başka çözüm yolları önerilmeden başvurulan bir yol olduğu ve bu durumun hakkın kötüye kullanımı olması hususu da gözetilerek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 16/11/2023 tarih ve 2020/196 Esas - 2023/873 Karar  sayılı kararında;\"Dava; davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, mümkün olmaması halinde davacının ortaklıktan çıkarılması ile ayrılma akçesinin verilmesi talebine ilişkin bulunmaktadır.Mahkememizce davalı şirketin ticaret sicili kayıtları ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/108 esas sayılı dosyası uyap kayıtları, İstanbul 29. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/25 esas sayılı dosyası, İstanbul .... İflas Dairesi ... iflas  dosyası, Gaziosmanpaşa ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasının uyap sureti, Gaziosmanpaşa .... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasının uyap suretileri dosyamız arasına alınmış, 3 kişiden oluşan bilirkişi heyetinden rapor temin edilmiştir. Mali müşavir  ..., Ekonomist ... ve Öğretim Üyesi Hukukçu ... oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenerek mahkememiz dosyasına sunulan  tarihli rapor ile; Finansal Açıdan; Davalı şirkete ait ticari defter kayıt ve belgelerin sunulmaması nedeniyle dava konusu iddia ve itirazlara yönelik herhangi bir tespit  yapılamadığı, davalı şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanmasını gerektirecek bir sebebin bulunmadığı, davacı ... ile davalı şirketin diğer ortağı  ... arasındaki ihtilafların davalı şirketin  feshi için haklı sebep oluşturmayacağı, davalı şirketin içinin ortaklarından biri lehine boşaltılması ve çoğunluk pay  sahibi tarafından kötü  yönetimi sebebiyle  borca batık bir şirket haline getirilmesinin fesih için haklı sebep oluşturabileceği, Haklı  fesih sebebinin  bulunduğunu ispat yükünün davacıda olduğu, davacının bu konuda her türlü delile dayanabileceği, İcra  takip dosyalarında kesinleşen alacaklar hakkında menfi tespit davası açılmamış olmasının  tek başına ispat yükünün yerine getirildiği neticesini doğurmadığı,  Davacının payının  bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılma talebinin  kabulünün mümkün olmadığının tespit edilmiştir. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/108 esas sayılı dosyasının incelenmesinden; davacısının ... , davalısının ...  Anonim Şirketi   olduğu, davada  davalı şirketin iflasının talep edildiği, Mahkemenin 24/12/2020 tarih ve 2020/108 esas, 2020/693 karar sayılı kararı ile davalı şirketin iflasına karar verildiği, kararın  istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesinin 27/10/2021 tarihli 2021/570 Esas 2021/1085 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, anılan Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz talebi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2023 tarihli 2022/106 Esas 2023/243 Karar sayılı ilamı ile iflas kararının onanmasına karar verildiği ve kararın 25/01/2023 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmıştır.Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre, davacı tarafça, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, mümkün olmaması halinde davacının ortaklıktan çıkarılması ile ayrılma akçesinin verilmesi talebi ile dava açılmış ise de, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/12/2020 tarih ve 2020/108 esas, 2020/693 karar sayılı kararı ile davalı şirketin iflasına karar verildiği, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 25/01/2023 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmakla, eldeki davanın konusuz kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle konusuz kalan davanın esası ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.\" gerekçesi ile; \" Davacı tarafça açılan davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla, davanın esası hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,\" karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece dava süreci içinde şirket ortaklarından ... açmış olduğu şirketin iflasına ilişkin davanın kesinleşmiş olması gerekçe gösterilerek karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlarda hakimin ispat oranı doğrultusunda bir vekalet ücretine hükmedebileceği Yargıtay kararları ile sabit ise de; davacı tarafın davasını ispat eder hiçbir delilinin dosya arasında bulunmadığını, mahkeme kararının gerekçesinde neden karar verilmesine yer olmadığı kararı verdiğini izah ettiğini, ispat yükünün davacı tarafta olması fakat dosya arasındaki bilirkişi raporunda da şirketin feshini isteme nedeni sayılabilecek bir delil bulunmadığı hususları göz ardı edilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretine davalı müflis şirket aleyhine hükmettiğini, bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu; Dosya arasındaki bilirkişi raporunda da davacının iddia ve beyanında belirttiği iddiaların ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, bununla birlikte iddialarında yer alan borca batıklık iddiasına yönelik eylemlerin dava dışı ...  tarafından gerçekleştirildiğinin iddia edildiğini, davalı müflis şirket açısından haklı fesih nedenlerinin ortaya koyulamadığını, davacının tek somut iddiası olan icra takip dosyalarında kesinleşen alacaklar hakkında menfi tespit davası açılmamış olmasının tek başına ispat yükünün yerine getirildiği neticesini doğurmadığı hususunun da bilirkişi raporu ile sabit hale geldiğini, hal böyle iken, iflas kararının kesinleşmesinden sonra karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının davasının öncelikle şirketin feshi bu mümkün değilse davacının payının ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin olduğunu, dava değerinin de davacının fesih isteminin yanı sıra davacının %49 payı ile de ilişkili olduğunu, Yerel mahkeme incelemesinin davacının soyut iddiaları ile hükme elverişli bir delil sunmamalarının yanı sıra şirketin iflasının kesinleşmiş olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı kararı ile sonuçlandığını, müflis şirket yönünden yargılama boyunca davacının söz konusu iddialarının hiçbiri ispat edilememişken dava ret kararı verilmesi gerekirken karar verilmesine yer olmadığına ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi, aksi halde davacının ayrılma akçesinin ödenmesi ile şirket ortaklığından çıkarılması talebine  ilişkindir. Davacı taraf, davalı şirketin diğer ortağı ... tarafından davalı şirketin içinin boşaltıldığını, adı geçen ortağın davalı şirket aleyhine sahte faturalara dayalı olarak icra takibi başlattığını, bu takipleri usulsüz şekilde kesinleştirdiğini, daha önce adı geçen ortak tarafından açılan ve feragat edilen şirketin feshi talepli davada atanan kayyumlar ve yönetim kurulu üyelerinin şirket malvarlığını diğer ortağa aktardıklarını, diğer ortak ... ile aralarında ceza davalarının bulunduğunu ve ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmadığını beyan ederek davalı şirketin haklı nedenle feshini talep etmiş, davalı taraf davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı şirketin diğer ortağı  ... tarafından İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/108 Esas sayılı dosyası ile açılan davada iflasının talep edildiği, Mahkemenin 24/12/2020 Tarih ve 2020/108 Esas, 2020/693 Karar sayılı kararı ile davalı şirketin iflasına karar verildiği ve kararın istinaf ve temyiz incelemesinden geçerek 25.01.2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış olup somut dosyadaki ilk talebin davalı şirketin fesih ve tasfiyesi olduğu, yargılama devam ederken davalı şirketin iflasına karar verildiği ve tasfiye sürecine girdiği, TTK'nın 529/1-e maddesi uyarınca şirketin kesinleşen iflas kararı ile sona erdiği, aynı kanunun 534. maddesi uyarınca iflas nedeniyle tasfiyesinin, iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılacağı ve davalının ikinci kez fesih ve tasfiyesi söz konusu olamayacağından dava konusuz kalmıştır. Bu minvalde Mahkemece davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Davacı tarafın aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.HMK'nın 331. maddesi uyarınca; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. Somut dosyada  her ne kadar Mahkemece verilen kararda yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesinin gerekçesi açıklanmamış ve kararın gerekçesiz oluşu açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup istinaf aşamasında re’sen nazara alınması ve kararın kaldırılması gerekmekte ise de; Mahkemece davacı tarafın dayandığı ceza dosyalarının getirtildiği, bilirkişi heyetinden dosya kapsamı üzerinde inceleme yapılmak suretiyle rapor alındığı, alınan bilirkişi raporunda davacının, şirketin içinin boşaltıldığı vs iddialarına ilişkin bir tespitin olmadığı, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/108 Esas sayılı dosyasında davalı şirketin İİK'nın 155-158. maddeleri uyarınca iflasına kararı verildiği ve verilen kararın şekli bir iflas kararı olduğu, bu dosyada ileri sürülen iddialar yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığı, sonuç olarak dava ve karar tarihi itibariyle davacının iddialarının ispata muhtaç olduğu, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılması gerektiği anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden aynı şekilde hüküm kurulması ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE;  İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/11/2023 tarih ve 2020/196 Esas - 2023/873 Karar sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak; 2-Dava konusuz kaldığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL peşin harç ve 54,40 TL başvuru harcının üzerinde bıralmasına,5-Davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediği anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,7-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan 2023/2024 AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 8-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,<br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 10-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 214,00 TL dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri olmak üzere toplam 1.383,4‬0 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,  11-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 04/04/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5d4902e05404566a","SID":"fb6f61a9254db87f"}}