{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/840 Esas<br>KARAR NO: 2024/674<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 16/02/2021<br>NUMARASI: 2019/14 E. - 2021/26 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/04/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin, “...” ibaresini taşıyan birden fazla markanın sahibi olduğunu, bu markalar ile uzun yıllardan beri müvekkilininin kullandığı şirket markasının ismini taşıyan ve İstanbul Avrupa Yakası’nda bulunan kampüslerinde eğitim verdiğini, davalı şirketin ise, müvekkiline ait marka ile iltibas oluşturacak derece yakın bir marka olan “... ” adında marka tescilinde bulunmuş olup, anılan markayı kullandığını, anılan markanın daha önceden müvekkili şirket tarafından alınmış olması nedeniyle, davalı tarafından alınan markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkine karar verilmesi gerektiği, davacı şirketin “... ”ibaresini taşıyan birden fazla markayı tescil ettirdiğini, davalının müvekkili şirketten sonra ve müvekkili şirketin markası ile iltibas oluşturulacak derecede yakın olan dava konusu markayı tescil ettirdiğini, davalının davaya aykırı olarak marka tescili belgesi aldığı “...” markasının, müvekkil şirket adına tescilli olan “... ”ibaresi taşıyan markalar ile ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olup, bu benzerliğin iltibasa neden olduğunu, “ ... “...”, “ ...”, “ ...”, “ ...”, olarak “... ”İbaresi içeren birden fazla markası bulunduğu, bu durumun anılan markaların müvekkil şirket tarafından tescil edildiğini, davalının, müvekkili şirketi ile bir bağlantısının olduğu kanaatini oluşturacağını ve müvekkilin itibarını zedeleyeceğini, “...” ibaresinin müvekkili şirket ile özdeşleşmiş ve seri marka niteliği taşıyan bir markaya dönüştüğünü, dava konusu marka ile müvekkili şirkete ait markalardaki asıl ve ayırt edici unsurun “Medeniyet” olduğunu, davalının müvekkili ile özdeşleşmiş ibareyi kullanmasının müvekkilinin tanınmışlığından faydalanılmasına ve haksız yarar elde etmesine imkân sağlayacağını, müvekkili şirketin yerleşkesi İstanbul Avrupa yakasında olup, davalıya ait yerleşkelerin İstanbul Avrupa yakasında olduğunu, bu durumun müvekkilinin yeni markası ile İstanbul Avrupa yakası dışında da   faaliyette bulunmaya başladığı izlenimi uyandıracağını,  “...” ibaresi taşıyan başka marka başvurularının, markaların müvekkiline ait markalar ile iltibas oluşturabileceği gerekçesiyle Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından reddedildiğini beyan ederek, davalı tarafından tescil ettirilen dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalıya ait markanın “...” olarak, davacı şirkete ait Medeniyet” markasından farklı bir marka olup, herhangi bir iltibasın söz konusu olmadığını, müvekkili şirkete ait markanın “...” ibaresinden oluşmakta iken, davacı şirkete ait markanın sadece “... ”ibaresinden oluştuğunu, müvekkili şirkete ait tescilli markanın ön ibare olarak ayırt edici kelime ve ibarelere sahip olduğunun açıkça görülebileceğini, davacı şirkete ait markanın asli ayırt edici ve tek unsurunun “...” ibaresi iken, müvekkili şirkete ait markanın asıl ve ayırt edici unsurunun “ ...” ibaresi olup, müvekkili şirkete ait markanın taşıdığı bu ibareyle davacı şirkete ait markadan tamamen farklı olduğunu, bu nedenle Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından, müvekkili şirkete ait markaya yapılan itirazlar reddedilerek markanın tescil edildiğini, davacı şirketin sadece “...” ibaresinden yola çıkarak birbiriyle ilgisi olmayan iki farklı markaya kötü niyetli olarak ve zorlama bir şekilde dava konusu yaptığını, müvekkili şirkete ait dava konusu markanın “...” ibareli seri markalardan birisi olup, bu markaların da davacı şirkete markalar ile herhangi bir benzeşmesinin söz konusu olmadığını, davacı şirketin “... ” ibaresini taşıyan ve Türk Patent ve Marka Kurumu reddedildiğini iddia ettiği markaların işbu dava yönünden emsal gösterilmesinin mümkün olmadığını, davacı şirket tarafından belirtilen bu markaların hepsinin ortak özelliğinin asıl ve ayırt edici ibarelerinin “Medeniyet” olduğunu, davacı şirketin “Medeniyet”ibaresinin yalnızca kendisi tarafından kullanıldığını ve kullanılabileceğini iddia etmesine rağmen, aynı marka sınıfında medeniyet ibaresini kullanan başka birçok markanın bulunduğunu, davacı şirketin iddialarının kabul edilmesi halinde, markasında “medeniyet”ibaresi bulunan tüm şirketlerin-davacı şirkete de dahil- kötü niyetli olduğunu, davacı şirketin de kendisinden önce “...” markasını tescil etmiş şirketler bulunmasına rağmen markasını tescil ettirdiğinden davanın reddini talep ettiğini beyan etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; davanın kısmen kabul kısmen reddi  ile, davalı adına tescilli ... numaralı markanın 41. sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; \"...\" ibaresinin ilk olarak müvekkili şirket tarafından kullanılmış ve tescil edilmiş olduğunu, Markalarının artık seri marka niteliğinde olduğunu ve günden güne de geliştiğini, bu nedenlerle, söz konusu markanın müvekkili ile özdeşleştiği sabit olduğundan, davalının markalarının tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, sadece 41. sınıfta hükümsüzlük kararı verilmesinin eksik inceleme dayalı olduğunu,Müvekkilin markalarının seri marka olması yanında söz konusu markalarda \"...\" ibaresinin yer alması söz konusu ibarenin müvekkil için bir \"kök ibare\" olduğunu,Dava dilekçesi ekinde (EK-3) sunulan TPMK kararları incelendiğinde, içerisinde \"...\" ibaresini içeren tüm marka başvurularının reddedildiğinin görüleceğini,Davalıya ait markaların 41. sınıf dışındaki tescillerinin hükümsüzlüğüne karar verilmemesinin taraflar arasındaki iltibası engellemeyeceğini, 16.sınıftaki hizmetler direkt olarak 41. sınıf ile bağlantılı bulunduğundan, dava konusu markaların söz konusu sınıflarda da hükümsüz kılınmasına karar verilmesi gerektiğini, Davalının da eğitim hizmetleri verdiği düşünüldüğünde bu eğitim ile ilgili olarak, kitap, dergi, ilan ve reklam vereceği sabit olduğundan bu basılı ürünler üzerinde de \"...\" ibaresinin geçeceği sabit olduğundan, müvekkili şirket ile davalı arasında iltibas oluşacağını, dolayısıyla da yine müvekkili şirket ile davalı arasında iltibas oluşacağını, Yargıtay kararlarına göre, kök ibare içeren markalar ile iltibas oluşturan tüm markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; gerekçeli kararda, 2 adet kök bilirkişi raporu ve bir adet ek rapor olmak üzere toplamda 3 adet bilirkişi raporunun neden hükme esas alınmadığı hususunda tek bir değerlendirme dahi yapılmadığını, mahkemece gerekçeli kararının 4. sayfasında salt \"Hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı yönünde rapor oluşturulmuş ise de mahkememizce bilirkişi raporlarına itibar edilmemiş\" şeklinde bir cümleyle yetinildiğini, Yerel mahkemenin, söz konusu bilirkişi raporlarıyla bağlı değilse de alanında uzman bilirkişilerden defalarca kere aldırılan raporlara ne sebeple itibar etmediğini gerekçeli kararında açıklamak zorunda olduğunu, hükmün hukuka uygunluğu için elzem olan iş bu açıklamaya yer verilmemiş olmasının, tek başına bozma sebebi olduğunu,  Davacı markasının asli unsuru \"...\" iken müvekkili şirkete ait markanın asıl ve ayırt edici unsurunun \"...\" ibaresi olması nedeniyle, müvekkili şirket markasının, davacı şirkete ait markalardan tamamen farklı olduğunu ve bu nedenle de herhangi bir iltibasa neden olmasının mümkün olmadığını,\"...\" ibaresi ile \"...\" kelimesinin tanımlayıcı ibare olduklarından bahisle, bir markanın asli unsurunu oluşturamayacakları yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira bu kelimelerin asli unsur olduklarını ve bir marka oluşturduklarının onlarca örneği bulunduğunu, bu örneklerin bir kısmının müvekkili şirkete ait bir kısmı ise başka şirketlere ait markalar olduklarını, Türk Patent ve Marka Kurumu bu ibareleri içeren onlarca markayı tescil etmiş ve onlarca başvuruyu da halen değerlendirmekte olduğunu, bu noktada Yerel Mahkemenin, uyuşmazlık konusu \"...\" ibaresini değerlendirmesi gerekirken, bunun dışına çıkarak, müvekkili şirkete ait tescilli markanın diğer ibarelerini değerlendirmek suretiyle, hem bizim daha önceki \"...\", \"...\" \"...\" ibarelerinin bulunduğu markaları hem de Türk Patent ve Marka Kurumu'nu zan altında bıraktığını, aynı marka sınıfında -eğitim alanında faaliyet gösteren- ... ibaresini kullanan başka birçok marka bulunduğunu, Gerekçeli kararda, \"Davacının ... ismi ile birçok marka sahibi olduğu, ortalama tüketici nezdinde davalıya ait ... ibaresinin davacıya ait okullardan biri olduğu izlenimi uyandırabileceği\" denilmekte ve açıkça hatalı bir değerlendirme yapılmakta olduğunu, müvekkiline ait markanın adı \"... \" değil, \" ...\" olduğunu, Bilirkişi raporunda, eğitim sektöründe tüketici olarak yer alan anne ve babalar bilinçli tüketici konumunda olduğundan bu söz konusu iki markayı müvekkili şirketin markasında yer alan farklı unsurlar - ...- sayesinde ayırt edebilecekleri görüşüne varıldığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.03.2019 tarihli 2018/347E. 2019/2167 K. sayılı kararının da bilirkişi raporundaki bu görüşü destekleyici şekilde olduğunu, Yargıtay kararlarına bakıldığında, Yerel Mahkeme kararının aksine, karıştırılma ihtimali için küçük bir ihtimal olmasının yeterli olmadığı görülmekte olup, müvekkili şirkete ait markaya bir bütün olarak bakıldığında, davacı şirketin markasıyla benzer olmadığı ve dolayısıyla da iltibas oluşturmadığının görüleceğini, Müvekkili şirketin işbu tescil edilmiş markasını oluştururken \"...\" ibaresini öne çıkarmak amacının bulunmadığını, aksine ''...'' ibaresini öne çıkararak seri marka oluşturma iradesini net bir şekilde ortaya çıkacağını beyan ederek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE  İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, iltibasa dayalı marka hükümsüzlüğü davası olup,, davacı; davalı adına ... sayı ile tescilli ''...'' markasının hükümsüzlüğünü talep etmiş, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, yukarıda açıklanan nedenlerle taraflarca istinaf edilmiştir. TPMK kayıtları incelendiğinde; davacının ... numaralı ..., ... Numaralı ... +şekil, ... numaralı ..., ... numaralı ... markalarının tescilli sahibi olduğu, davalının ise davaya konu ... numaralı  ...   + Şekil markasının sahibi olduğu, davacı markalarının 41. sınıfta Eğitim ve Öğretim Hizmetleri alanında, davalı markasının ise, 16. ve 41. sınıflarda tescilli olduğu görülmektedir.Dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında ortak görüş olarak; davacıya ait ... başvuru numaralı “... \"...\", ... başvuru numaralı “...”, ... başvuru numaralı “medeniyet üniversitesi” ... başvuru numaralı “...” markalarında yer lan “...” ibaresi sebebi ile, davalıya ait “...” ibareli markasının hükümsüzlük hallerinin oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı markalarında asli unsurun ve ön plana çıkan kavramın ''...'' ibaresi olduğu, bu ibarenin yanında kullanılan ''...'', ''...'', ''...'' gibi unsurların sektörel olarak tanımlayıcı nitelikte olduğu, davalı markasında yer alan ''...'' ibaresindeki ''...'' kelimesinin coğrafi alanı belirttiği, ''...'' ibaresinin ise Eğitim Öğretim Hizmetleri bakımından tanımlayıcı nitelikte olması nedeni ile davalı markasındaki asli unsurun ''...'' ibaresi olduğu, her ne kadar bilirkişi raporlarında; markalar bütüncül olarak değerlendirildiğinde, davacı markasında yer alan şekil unsurunun markaya ayırt edicilik kazandırdığı ve tüketici kitlesinin bilinçli bir kitle olduğu değerlendirmesiyle taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin bulunmadığı belirtilmiş ise de, ''...'' ibaresinin sektörel olarak ayırt ediciliği yüksek bir ibare olduğu, davalı markasında ve bazı davacı markasında şekil unsurları yer almasına rağmen,  ayırt ediciliğinin yüksek olması nedeniyle '...'' ibaresinin ön plana çıktığı, bu nedenle bütüncül olarak bakıldığında dahi, taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin bulunduğu, markalar arasında ortalama tüketici nezdinde seri marka algısı ya da işletmesel bağ algısı oluşma tehlikesinin bulunduğu görülmektedir. Markaların tescilli olduğu sınıf ve  hizmetler bakımından yapılan incelemede; taraf markalarının ortak olarak 41. sınıfta Eğitim Öğretim Hizmetleri alanında tescilli olduğu, bu sınıf yönünden aralarında sınıfsal benzerlik olduğu, diğer yandan 41. sınıfın \"dergi,  kitap,  gazete  vb.  yayımlama hizmetleri\" alt grubunun davalı markasının aynı zamanda tescilli olduğu 16. sınıfın \"basılı evraklar, basılı yayınlar\" alt grubu ile benzer olduğu, aynı ve benzer alt sınıflarda tescilli ayırt edilemeyecek kadar benzer markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırma ihtimali yaratacağı, ayrıca davacının seri markalarının varlığı nedeniyle davalı markasının da davacı şirkete ait seri markası olarak algılanabileceği, dolayısı bağlantı kurma ihtimali doğacağı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/5437 Esas, 2015/12845 Karar sayılı ilamı), diğer yandan davalının tescilde kötüniyetli olduğunda dair dosyaya yansıyan bir delil de bulunmadığı anlaşıldığından,  davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, davalı markasının 16. sınıfın \"basılı evraklar, basılı yayınlar\" alt grubu ile ilişkili olduğu gerekçesiyle davalı markasının hem 41. sınıf yönünden tamamıyla, 16. sınıf yönünden ise kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde 16.sınıf yönünden hükümsüzlük talebinin reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, davalı yanın istinaf başvurusunun  6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesine göre esastan reddine, davacı yanın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın kısmen kabulüne dair yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesine göre ESASTAN REDDİNE, davacı yanın istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE,2- İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/02/2021 tarih, 2019/14 E., 2021/26 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, Bu kapsamda;3- Davanın KISMEN KABULÜNE,Davalı adına tescilli ... numaralı markanın 41. sınıf yönünden tamamen, 16.sınıf yönünden \"basılı evraklar, basılı yayınlar, kitaplar, dergiler, gazeteler, kırtasiye, büro, eğitim-öğretim, yazım, çizim, resim ve sanatçılar için malzemeler (mobilyalar ve cihazlar hariç), kırtasiye tipi kağıt ürünler, yapıştırıcılar, kalemler, silgiler, kırtasiye tipi bantlar, el işi için karton, yazı kağıtları, kopyalama kağıtları, yazarkasa kağıt ruloları, çizim aletleri, kara tahtalar, resim boyaları, eğitim öğretim hizmetleri\" alt grubu itibariyle kısmen HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, sicilden terkinine 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu  ile 383,2‬0 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından yapılan 44,40 TL harç 4.174,70 TL tebligat, bilirkişi ve müzekkere masrafları olmak üzere toplam  4.219,10 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre %75'i olan 3.164,32 TL sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan kısmın davacı  üzerinde bırakılmasına,  bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 50,00 posta giderinin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle, 12,50 TL'sinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 13/(1). maddesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/d- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 25,30 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 187,4‬0 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 04/04/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c6b0b0b89ffd1d99","SID":"459cad66ed3a5d92"}}