{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/326 <br>KARAR NO: 2024/430<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06.11.2020<br>NUMARASI: 2017/267 E. - 2020/750 K.<br>DAVANIN KONUSU: Şirketin feshi<br>Taraflar arasındaki şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili  dava dilekçesinde özetle;  Müvekkilinin davalı şirketin ortağı aynı zamanda yetkilisi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, müvekkilinin şirket faaliyetlerinden haberdar edilmediğini, Ekim 2016'dan itibaren müvekkilinin şirkete girişi ve şirketin faaliyetlerine katılmasının fiilen ve hukuken engellendiğini, müvekkilinin haklarının diğer ortaklar tarafından önemli derecede ihlal edildiğini, her iki ortağın şirket yararına değil kendi çıkarları, ticari politikaları doğrultusunda hareket ettiğini, diğer ortakların müvekkilinden habersiz yapmış olduğu işlemler nedeniyle şirketin borca batık hale geldiğini, davalı şirketin en son 20/02/2017 tarihinde 2015-2016 Olağan Genel Kurul toplantısı yapıldığını, işbu toplantıya müvekkilinin de katıldığını, yönetim kurulu üyelerinin ibrası maddelerinde olumsuz oy kullandığını, yine aynı toplantıda müvekkilinin yönetim kuru üyeliğine yeniden seçilmek için aday olduğunu ancak diğer iki üye tarafından olumsuz oy kullanıldığını ve yönetim kurulu üyeliğine seçilemediğini, diğer iki ortağın yönetim kurulu üyesi seçildiğini, davalı şirketin kötü yönetilmesi, şirket çoğunluk payına sahip ortakların müvekkilin elinden haklarını alması ve mevcut haklarını engellemesi, ortaklar arasındaki ilişkinin devam edemeyecek derecede olması nedeni ile davalı şirkete kayyum atanmasını, TTK'nın 531.maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava  etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; Davacının şirketten uzaklaştırıldığı, şirket faaliyetlerinden haberdar edilmediği, şirket dışına itilmeye çalışdığı gibi iddiaların doğru olmadığını, davacının, yönetici sorumluluğu almamak için şirket ile ilişiğini kestiğini, davacının diğer ortakları mesnedi belirsiz iddialarla suçlamakta olduğunu, tek bir somut örnek veremediğini, davacının, şirket faaliyetleri hakkında dilediği zamanda ve dilediği şekilde inceleme yapıp bilgi alabildiğini, davacı, şirkete olan borçlarını ödemekten kaçındığını savunarak, kayyım atanması ve şirket feshine yönelik taleplerin ayrı ayrı reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Açılan dava, anonim şirkette TTK 531 Md.'ye dayalı olarak haklı nedenle şirketin feshi istemine ilişkindir. Haklı sebeplerle fesih'i düzenleyen TTK 531. Md.'de \"Haklı sebeplerin varlığında sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine davacı  pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin  şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir\" hükmüne yer verilmesine rağmen feshe dayanak alınabilecek haklı nedenler tahdidi olarak sayılmamıştır. Yargıtay İçtihatları ve doktrin dikkate alındığında ortaklar arasındaki ilişkinin çekilmez hale gelmesi, şirketin gayrifaal duruma gelmesi, borca batık olması, ortaklık haklarının kullanılamaması, azınlık haklarının ihlali v.b. Durumlarda haklı sebeplerin varlığı kabul edilmiştir. Davacı ortak, bilgi alma hakkının engellendiği, şirket dışına itilerek şirket faaliyetlerine katılmasının engellendiği, şirketin kötü yönetilerek diğer ortakların şirket hesaplarından para çektiklerini, kendisinin yönetim kurulu üyeliğine seçilmediği sebepleri ile şirketin feshine karar verilmesini talep etmektedir. Öncelikle davacı taraf, davalı şirkette %33,33 oranında pay sahibi olduğundan haklı sebeplerin ispatı halinde işbu davayı açabilmektedir. Mahkememizce yaptırılan her iki mali inceleme sonucunda da davalı şirketin ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulduğu ve kendi lehine delil teşkil ettiği, 2015-2016 yıllarında özkaynaklar tutarlarının yükseliş kaydettiği yani şirketin borca batık durumda olmadığı gibi 2015 ve 2016 yıllarına ait dönem net karının da bulunduğu, bu tablolara göre davacı tarafça iddia edilen şirketin borca batık olduğu veya kötü yönetildiği iddiasının geçerli olmadığı, 31/12/2016 tarih itibariyle ortakların şirketten alacaklı olmayıp aksine ortakların toplamda 2.826.08,03 TL şirkete borçlu olup davacı ortağın bu tarih itibariyle borç payının 991.264,98 TL olduğu ve inceleme tarihi itibariyle halen ödenmediği diğer ortakların ise şirkete olan borçlarının kapandığı, buna göre davacı tarafın diğer ortakların usulsüz şirketten para çektiklerine ilişkin iddiasının geçerli olmadığı, ortaklar arasında darp olayı yaşanmasına dair soruşturması devam eden savcılık dosyası ve İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki alacak davası dayanak alınarak ortaklar arasındaki husumetin haklı neden oluşturduğu iddia edilmiş ise de ceza davasının alacak veya genel kurul kararlarının iptali davasının şirket faaliyetlerine etki etmediği, anonim şirketin yükseliş kaydederek faaliyetlerine devam ettiği, ortakların özellikle davacının şirketten alacaklı olmadığı, ortaklar arasındaki husumetin pay sahipliğini ve ortaklık haklarının kullanılmasını çekilmez hale getirmediği, her ne kadar 26/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda kapalı anonim şirket olması nedeniyle şirket amaçlarının tam ve eksiksiz gerçekleşmesinin zorlaştığı tespitine yukarıda açıklanan gerekçeler ve yapılan mali incelemeler sonucunda katılmayarak 2015-2018 yılları arasında özkaynakların çoğaltılarak kar elde edildiği sonucuna varıldığı , TTK 531. Md'de şirketin feshini haklı gösterecek bir durumun mevcut olmadığı gibi davacı tarafın şirkete 31.12.2016 tarih itibariyle 991.264,98 TL borçlu olduğu bu borcun diğer ortaklar borçlarını ödemiş olmalarına rağmen davacı tarafça halen ödenmediği, davacı tarafın buna göre ayrılma akçesinin hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmasının da doğru olmadığı, gerçekleşmeyen ve ispat edilemeyen haklı nedenlerle şirketin feshi davasının bu nedenlerle reddine karar  vermek gerekmiş ayrıca anonim şirketin organsız durumda olmadığı, genel kurul toplantılarının yapılarak, yönetim kurulu kararlarının alındığı buna göre şirkete kayyım atanmasını gerektirecek bir durumun olmamasına göre bu talebin de reddine karar vermek gerekmiş ...\" gerekçesiyle davanın ve kayyım anaması talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı,  davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı şirketin üç ortaklı bir şirket olduğunu, diğer ortakların ... ve ... olduğunu, dilekçede belirtildiği üzere müvekkilinin davalı şirketin kuruluşundan bu yana ortağı ve son dönem hariç yönetim kurulu üyesi olduğunu, ancak 20.02.2017 tarihinde yapılan 2015-2016 dönemi olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine aday olmasına rağmen müvekkilinin diğer ortaklar tarafından olumsuz oy kullanılarak yönetim kurulu üyesi olmasının engellendiğini, davalı şirketin ortaklarının ve yönetim kurulu üyelerinin TTK 396 maddesine aykırı hareket ederek genel kurulun izni olmaksızın davalı şirketle işletme konusu aynı olan yeni bir şirket kurduklarının müvekkili tarafından tespit edildiğini, yeni kurulan şirketin unvanının ... San ve Tic adıyla kurulduğunu, davalı şirket adresiyle aynı adreste olduğunu, tescil tarihinin 07.02.2017 tarihi olduğunu, TTK 396 maddesinde yasaklanan fiillerden ilkinin yönetim kurulu üyesinin şirketin işletme konusuna giren iş türünden bir işlemi kendisi veya başkası hesabına yapamayacağı olduğunu, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin söz konusu yasağı kurmuş oldukları yeni şirket aracılığıyla çiğnemiş olduklarını, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin aynı konuda faaliyet gösteren başkaca bir şirkette hakim ortak olarak görev almasının hem rekabet yasağına hem de sadakat yükümlülüğüne aykırı düştüğünü, davalı şirketin üç ortağının bulunduğunu, söz konusu hakları öne sürmeye yetkili kişileri yeni kurulan şirketin kurucuları ve yönetim kurulu üyeleri ile aynı kişiler olduğunu bu sebeple   davalı şirketin haksız rekabet hususundaki haklarını savunmasının imkansız olduğunu, şirkete derhal kayyım atanması gerektiğini, TTK 369 maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden birinin genel kurulun iznini almaksızın şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi aynı tür ticari işlerde uğraşan şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla giremeyeceğini ve diğer hususlara yer verildiğini, hükme aykırı harekette bulunanlara karşı seçimlik hakların belirtildiğini, ayrıca madde metninden anlaşılacağı üzere hakların kullanılmasının üç ay veya bir yıl içerisinde zamanaşımına uğradığını, şirketin haklarının kullanılmasının zamanaşımına uğramaması ve şirketin devamlılığı ile çıkarlarının korunması bakımından şirkete kayyım atanması veya şirketin haklarının ve çıkarlarının kayyım vasıtasıyla korunmasını gerekli kıldığını, iki ortağın haklarını kötüye kullandıklarını, davalı şirketin şirket ortaklarını mal varlığı olmadan devam edebilecek durumda olmadığını, şirketin olağan genel kurul toplantısının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına  aykırı şekilde yapıldığını, diğer şirket ortaklarının çoğunluğu ele geçirerek kendi kendilerini ibra ettiklerini, karar nisabına uymadıklarını, bilindiği üzere yönetim kurulu üyelerinin kendileri için oy veremeyeceklerini, davalı şirket yetkililerinin çoğunluk haklarını kullanarak şirketi tek başına ve menfaatleri doğrultusunda yönettiklerinin açıkça görüldüğünü, şirketin borca batık olduğunu, diğer şirket ortakları beyanları ile sabit olduğunu, şirketin devamında korunmaya değer menfaat bulunmadığını, müvekkili tarafından davalının iddia ettiği gibi yönetici sorumluluğu almamak için şirket ile ilişkisinin kesilmesinin mümkün olmayıp müvekkilinin diğer ortaklar tarafından psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakılarak zorla uzaklaştırıldığını, şirketin 2000 yılından bu yana faaliyet gösteren üç ortaklı bir şirket olduğunu, azınlık pay sahiplerinin menfaatlerini ihlal eden ve ortaklığında zarara uğramasına neden olan işlemlerin yönetim kurulu üyeleri tarafından gerçekleştirildiğini, bu durumun azınlık haklarının devamlı ve ağır surette ihlal edilmesi sonucunu doğurduğunu, görünüşte davalı şirkette borca batık olarak görünmese de müvekkilinin şirketten  uzaklaştırıldığı döneme karşılık gelen 2016 yılı itibariyle kötü yönetildiğinin ciddi bir zarar olgusuyla dönemi kapattığı gerçeğini değiştirmeyeceğini, şirketin borca batık olduğunu, İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/122 Esas sayılı dosyası üzerinden devam eden davanın alacak davası olduğunu, müvekkilinin davalı şirkete 991.264,98 TL borçlu bulunduğunun davalı şirkete alacaklı olduğunu iddia edildiğini, şirket borca batıkken müvekkiline borç vermesinin söz konusu olmayacağını, şirketin borca batıklığı ile birlikte yönetici ortaklarının sorumlulukları ve müvekkilinin mali haklarının gerçek hisse değerleri yönünden de şirket aktifindeki kalemlerde hem mali hem teknik yönden fiziki-fiili durumlarının tespiti ile değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını, kayyım atanmasının haklılığını somut hale geleceğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 531. maddesi gereğince anonim şirketin haklı nedenlerle feshi ve tasfiyesi ile kayyım atanması taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında davacının davalı şirket ortaklarından olduğu, davalı şirketin üç ortaklı şirket olduğu, 2000 yılında kurulmuş olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalı şirketin haklı fesih ve tasfiye sebeplerinin gerçekleşip gerçekleşmediği ile davalı şirkete kayyım atanmasının gerekip gerekmediği, kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına dairdir. Dosya kapsamından, davalı şirket ve dava dışı şirket ortağı ... tarafından davacı şirket ortağının Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenmiş olan 28.12.2016 tarihli ihtarnameye cevaben ve yönetim kurulunun 26.01.2017 tarihinde belirtilen gündemle toplanması için yönetim kurulu toplantısına katılma çağrısına dair Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen 06.01.2017 tarihli ihtarnameyi gönderdiği, ihtarnamede, davacının şirketin halen yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğu, muhatabın ihtarnamede belirttiği hususların tamamının gerçek dışı ve yanıltıcı olduğu, iddiaların tersine şirketin mali durumunun bozulması ve şirket ortakları tarafından borçların karşılanması için gereken desteği vermemek, şirketin nakit ihtiyacını karşılamak üzere diğer ortaklar tarafından şirkete nakit olarak borç verilmesine rağmen kendi hisse oranında desteğe katılmadığı, kefaletler vermekten kaçındığı, şirket ile bizzat ilişkisini kestiği, ortak İbrahim Yılmaz hakkındaki itham ve suçlamaların gerçek dışı olduğu, şirkette herhangi  bir şekilde darp edilmediği, aksine muhatabın şirkette bulunduğu sırada sorumluluklarının hatırlatılması üzerine öfkeye kapılarak yönetim kurulu üyelerine saldırdığı, hakaret ederek tehditlerde bulunduğu, kendisi aleyhine suç duyurusunda bulunulduğu, muhatabın TTK 392 maddesi gereğince şirketin mali durumu hakkında bilgi alma ve inceleme talebinde bulunmasının ise oldukça düşündürücü ve anlamsız olduğu, muhatabın bizzat yönetim kurulu üyesi olduğu, ihtarnamede belirtilen belge ve ticari kayıtların kendisinde mevcut olduğu, bütün genel kurullarında hazır bulunarak tüm gelir gider tabloları ve finans tablolarını onayladığı, yönetim kurulu faaliyet raporunı onaylanarak şirketin faaliyetlerini ortak ve yönetici olarak ibra ettiği, muhatabın cari hesaptan herhangi bir alacağının bulunmadığı, tam  tersine muhatap tarafından şirket adına şahsi harcamalar yapıldığının belirtildiği, ihtarnamede ifade edilen 26.01.2017 tarihli şirket yönetim kurulu tarafından gerçekleştirilen toplantıda gündemin 1.maddesinde, davacının talep etmiş olduğu şirket belgelerinin kendisinin incelemesi için tekrar sunulmasına oy birliği ile karar verildiği, talep edilen yönetim kurulu karar defteri ve finansal tabloların bizzat kendisine sunulduğunun belirtildiği, gündemin 2.maddesinin görüşülmesine geçildiğinde ortak ...'ın söz alarak şirket ve iştiraklerin mali durumunun güçlendirilmesi ve işletme giderleri ile ücretlerin ödenebilmesi için bankalardan kredi kullandırılma olanaklarının vb hususların yerine getirilebilmesi için tüm yönetim kurulu üye ve ortaklarının şahsi mal varlıklarının şirkete kefalet verilmesi ve bankaların talep etmesi halinde şahsi mal varlıklarının üçüncü  şahıs teminat  ipoteği olarak verilmesinin gerektiğinin  belirtildiği, bu konuda kendisinin ve ...'nın şahsi mal varlıklarını şirketin mali yapısını güçlendirmek üzere şirkete kefil oldukları, varlıklarını teminat gösterdikleri, gerekirse yine fedakarlıkta bulanabilecekleri, diğer yönetim kurulu üyesi davacının ise şahsi mal varlıklarını şirkete teminat olarak göstermekten kaçındığı, aksine kendi üzerindeki mal varlığını muvazaalı olarak devrettiği, yönetim kurulu üyesi davacının söz alarak 25.04.2016 tarihinde şirket merkezinde ortaklardan ...  tarafından darp edildiği, bununla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/7100 sayılı dosyasında devam eden suç duyurusunda bulunulduğu, o tarihten bu yana şirkete fiziken gelmediğini, söz hakkı olmadığını, ayrıca şirketin  iki ortağın usulsüz yöntemleri sebebiyle borca batık hale getirildiğini aktardığı, şirkete şahsi olarak borç verdiğini ve henüz kendisine ödenmediğini ilettiği, yapılan görüşmeler sonucunda şirketin mali kriz içinde olduğunun anlaşıldığı, bu durumdan kurtulmak için şirket ortaklarına ve özellikle yönetim kurulu üyelerine sorumluluk düştüğü vb hususlara yer verildiği, gündemin 3.maddesinin görüşüldüğü ve şirketin 2015-2016 yılı birleştirilmiş olağan genel kurulunun 20.02.2017 tarihinde yapılmasına karar verildiği, şirketin 20.02.2017 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda 2015-2016 yılı yönetim faaliyet raporunun görüşüldüğü, davacının 33.400 adet ret oyuna karşılık toplam 66.800 kabul oyu ile oy çokluğu ile kabul edildiği, denetçi raporunun aynı şekilde kabul edildiği, finansal tabloların yine oy çokluğu ile kabul edildiği, genel kurul toplantısının 5.gündem maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşüldüğü, görüşmede davacının söz aldığı ve şirkete şahsi olarak borç verdiği tutarın ödenmediğinden fiziken girişi engellendiğinden ortaklardan ... tarafından darp edildiğinden ve halen ceza soruşturma dosyası olduğundan şirket yönetimine hukukende dahil olması engellendiğinden diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine muvafakat etmediğini, olumsuz  oy kullandığını belirttiği, hissedarlardan ...'ın söz aldığı, davacının faaliyet döneminin ihtarname üzerine yönetim kurulu toplantısının gerçekleştirildiği, yönetim kurulu kararı ile davacıya şirketin tüm gelir gider ,finans tabloları, bilançoları ve faaliyetlerinin kendisine veya tayin ettiği danışmanlarının incelenmesine açıldığı, ayrıca 15 gün boyunca davacı adına mali müşavirlerin bizzat şirket merkezinde tüm kayıtlar üzerinde inceleme yaptıkları, darp olayı ile ilgili olarak davacı şikayetine karşılık ...'ında şikayetçi olduğu ,olayın asıl nedeninin davacının şirketin mali krizine katkıda bulunmamak istememesi, borçların ödenmesinde diğer ortakların şahsi kefaletlerini vermiş iken kendisinin herhangi bir şekilde şahsi kefalet vermeyerek şirketi kasten zarara uğratmak çabasından kaynaklandığı hususlarına yer verildiği, devamında, davacının şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığı, şahsi harcamaları için kullandığı bedeller nedeniyle şirkete borcunun olduğu, bu borçların kendisinden tahsilinin kanuni zorunluluk olduğu belirtilerek yönetim kurulu üyeleri hissedarlardan ... temsilcisinin ret oyuna karşılık diğer hissedarların kabul oyu olmak üzere toplam 66.800 adet kabul oyu ile oy çokluğu ile ibra edildiği, gündemin 6.maddesinde, davacı temsilcisinin davacıyı yönetim kurulu üyeliğine aday gösterdiği, yapılan oylama sonucunda davacının yönetim kurulu adaylığının oy çokluğu ile reddedildiği, yönetim kurulunun ana sözleşmenin 7.maddesi gereğince 2 kişiden oluşması ve üyeliklerine 3 yıl süre ile görev yapmak üzere ... ve ...'nın seçilmesi hususunun gerçekleştirildiği, oy çokluğu ile seçildikleri, iki ortağın müşterek imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili olduklarına dair karar alındığı, davacı tarafça dava dışı şirket ortak ve yöneticilerinden   ... hakkında 16.01.2017 tarihinde İStanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/7100 soruşturma nolu dosyasında devam eden soruşturma nedeniyle nitelikli kasten yaralama, ağırlaştırılmış yaralama, hakaret nedeniyle şikayette bulunduğu, şikayet dilekçesinde, 25.04.2016 tarihinde şirket durumunu konuşmak üzere toplantı yapıldığı, finans ve muhasebe sorumlusu ortak ...'nın şirketin acil paraya ihtiyacı olduğunu belirttiği, bunun üzerine ...'ın kaba ve agresif üslubu ile müvekkiline hakaret ettiği, vb iddialarda bulunduğu, ayrıca davacının İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/122 Esas sayılı dosyasında görülen alacak davasını 06.02.2017 tarihinde şirket aleyhine açtığı, söz konusu davanın iş bu davadan önce açılmış olduğu iddia olarak şirketin ticari faaliyetinin devamı sırasında sermaye yetersizliğinden kaynaklanan finansman gereği 20.05.2016 tarihinde davalı şirkete nakit olarak verilen borç paranın tahsilinin talep edildiği, şirketin 20.02.2017 tarihli genel kurul toplantısından bir ay sonra iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Genel kurulun iptaline dair dava açıldığına ilişkin herhangi bir iddia veya bilgi mevcut değildir.26.12.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacı ..., davalı şirketin TK m. 531 hükmü uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiği, davalı şirketin ise fesih için haklı sebeplerin mevcut olmadığı savunmasında bulunulduğu, TTK 531 hükmüne göre \"haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düş en ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir”. Bir anonim şirketin feshine karar verilebilmesi için nelerin haklı sebep oluşturacağına ilişkin bir hükmün kanunda bulunmadığı, şirket pay sahiplerinin ortaklık ilişkisini devam ettirmelerinin kendilerinden beklenemeyeceği, şirketin faaliyetlerine fiilen son vermiş olduğu, ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiği, şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinin olanaksız olduğu,  pay sahipliği haklarının kullanılması olanağının artık kalmadığı, çoğunluk gücünün azınlık aleyhine kötüye kullanıldığı, giderek pay sahiplerinin dahi şirkete son verilmesi yönünde irade ortaya koyduğu hallerde haklı sebeplerin mevcut olduğu sonucuna varılması gerektiği, pay sahiplerinin menfaatinin şirketin varlığını devam ettirmesinde değil de feshedilmesinde olduğu durumlarda da haklı sebebin varlığının  kabul edileceği, davacı pay sahibi; davalı şirketin diğer ortakları tarafından şirket faaliyetlerinden haberdar edilmediğini, yapılan işlemler ile ilgili bilgi alamadığını, şirket dışına itilmeye çalışıldığını, Ekim 2016'dan bu yana şirkete girişi ve şirketin faaliyetlerine katılmasının fiilen ve hukuken engellendiğini, müvekkilinin şahsi ve şirket maillerine olan erişiminin diğer ortaklar tarafından engellendiğini, (...com ...com.tr) devre dışı bırakıldığını, yenilerine dahil edilmediğini, diğer ortakların kötü yönetimi sebebiyle şirketin durumunun gittikçe kötüye gittiğini, diğer iki ortağının işbirliği halinde hareket ederek şirket ana sözleşmesine ve genel esaslarına aykırı olarak ve müvekkilinin haberi olmadan şirket hesaplarından para çektiklerini, şirketle işlem yaptığını tespit ettiğini, müvekkilinin Nisan 2016'da davalı şirketin diğer ortağı ... tarafından darp edildiğini, buna ilişkin suç duyurusunda bulunulduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/7100 soruşturma no.lu dosyada şirket ortağı ... hakkında soruşturma başlatıldığını, halen devam ettiğini, müvekkilinin davalı şirketin kuruluşundan bugüne kadar daima yönetim kurulu üyetliğine oybirliği ile seçildiğini, en son yapılan toplantıda diğer iki ortağın hiçbir gerekçe olmaksızın olumsuz oy kullanması ve müvekkilin seçilememesinin müvekkilinin şirket faaliyetlerine katılmasının engellendiği ve şirket dışına itilmeye çalışıldığına gösterge olduğunu ileri sürdüğü, bu iddiaların tamamının ya da bir kısmının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı hususu bir yana gerçeği yansıtsa bile davalı şirketin feshi için haklı sebep teşkil edip etmeyeceği hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafından, haklı sebep olduğu belirtilen hususların gerçekten şirketin feshi için haklı sebep oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken davalı şirketin yapısının da dikkate alınması gerektiği, davalı şirketin davacı ile birlikte şirketin diğer iki pay sahibi tarafından kurulduğu, pay sahipteri arasında kuruluştan ihtilafın çıktığı zamana kadar yakın bir ilişki olduğunun görüldüğü, bir sermaye şirketi olan anonim şirkette, pay sahipleri arasındaki kişisel ilişkilerin, anlaşmazlıkların, açılan davaların ya da savcılık şikayetlerinin, şirketin feshi için, dayanak oluşturamayacağı genel olarak söylenebilirse de az sayıda pay sahibinin bulunduğu ve tüm pay sahiplerinin aynı zamanda yönetim kurulunda yer aldığı şirketler bakımından durumun  farklı olduğu, nitekim öğretide de, pay sahiplerinin ortaklık ilişkisine devam etmesini olanaksız kılacak bir dereceye ulaşmış olan kişisel anlaşmazlıkların da haklı neden olarak kabul edilebileceği görüşünün savunulduğu,  (Bkz. NURİ ERDEM, Anonim OrtaktığınHaklı Sebeple Feshi, İstanbul 2012, s. 154-155; ÖZGE AYAN, “Yeni Türk Ticaret Kanununda Anonim Şirketin Haklı Sebepte Feshi Davası (531. madde)”, Legal Hukuk Dergisi, 2011/ Haziran, Yıl:9, Sayı 102, s. 2244.), gerçekten ortaklık ilişkisini sürdürülebilir olmaktan çıkaran kişisel anlaşmazlıkların varlığında, haklı sebeplerin var olduğunu söylemek, menfaatler dengesine de uygun olduğu, ortaklar arasında uzun zamandır devam eden çekişme ve uyuşmazlıkların kapalı tip anonim ortaklıkta şirket amaçlarının tam ve eksiksiz olarak gerçekleştirilmesini zorlaştırması, ortakların birlikte şirket amacına hizmet etme imkanının ortadan kalkması, karşılıklı suçlamalarla artık huzur ve barış ortamının kalmaması halinde haklı sebeple fesih şartlarının gerçekleşmiş olduğunun söylenebileceği, dava konusu olayda davacı pay sahibi ... ile diğer iki pay sahibinden biri olan ... arasında yaşanan sözlü ve fiili kavga neticesinde savcılık tarafından iddianame düzenlendiği, fiili kavga dolayısıyla kimin kusurlu ya da suçtu olduğu meselesinden bağımsız olarak pay sahipleri arasındaki husumetin ortaklık ilişkisini çekitemez hale getirdiğinin söylenebileceği, dikkate alınması gereken diğer bir hususun da davacının yönetim kurulu üyeliğine seçilmemiş olması olduğu, şirketin kurulduğu günden beri tüm pay sahiplerinin yönetim kurulunda olması fakat ihtilaf vâki olduğunda çoğunluğu oluşturan iki pay sahibi tarafından davacının yönetim kuruluna seçilmemiş olması, pay sahipleri arasındaki şirketin kuruluşunda mevcut olan anlayış birliğinin artık mevcut olmadığını, bu sebeple de davacının aynı zamanda bir borçlar hukuku sözleşmesi olan şirket sözleşmesinin feshini istemekte haklı olduğunu gösterebilecek nitelikte olduğu, şu halde, heyetin muhasebe finans bilirkişisi tarafından, davalı şirketin borca batık durumda olmadığı tespit edilmiş olmasına rağmen gerek taraflar arasındaki husumet gerek şirketin kuruluşundaki şartların mevcut olmaması (davacı pay sahibinin yönetim kuruluna seçilmemiş olması) sebebiyle davalı şirket bakımından TTK m. 531 anlamında haklı sebeple fesih şartlarının gerçekleşmiş olduğunun söylenebileceği, bununla birlikte, bilindiği üzere, mahkemece, fesih yerine davacı pay sahiplerinin çıkarılmasına karar verilmesinin de mümkün olduğu, TK m. 531'e göre hâkimin haklı sebebin varlığına kanaat getirdikten sonra fesih yerine, davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceği, hâkimin bulacağı çözümün “duruma uygun düşmesi” ve “kabul edilebilir olması” gerektiği, (N. FÜSUN NOMER ERTAN, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası-TTK m. 531 Üzerine Düşünceler, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, LXXHI, S. 1, 2015, s. 429), netice itibariyle, mahkemece, şirketin feshi yerine, pay bedelinin ödenerek davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olduğu, davalınım 2016 yılına ilişkin tutmakla yükümlü olduğu ticari defterlerinin TTK hükümlerine uygun tutuldukları anlaşılmakla, delil kabiliyetleri mahkemenin takdirinde olduğu, davacı, ...'un davalı şirkette; 2.505.000,00 TL olan ödenmiş sermayede; 433,33 pay ile ve 835.000,00 TL tutarda hissedar olduğu, davalı şirket ortaklarının 131  ortaklardan alacaklar ana hesabında 31.12.2016 tarihi itibariyle herhangi bir borç/alacak bakiyesinin olmadığı, davalı şirket ortaklarının 331 Ortaklara Borçlar ana hesabında 31.12.2016 tarihi itibariyle; ...'nın 821.595,25 TL, ...'ın 1.013.227,79 TL ve; davacı ...'un 991.264,98 TL olmak üzere; toplamda 2.826.088,03 TL borç bakiyesi olduğu,alacaklı oldukları, davalı şirketin 2015 ve 2016 yılına ait yukarıda bulunan karşılaştırılmalı gelir tablosunda veriler ışığında; 2015 yılında ise dönem net karının; (+) 581.751,97 TL, 2016 yılında ise dönem net zararının (-) 772.207,07 TL olduğunun görüldüğü, davalı şirketin; öz kaynaklar bölümündeki tutarların; 2015 yılında (+) 1.902.672,98 TL ve 2016 yılında ise, (+) 2.740.965,91 TL olarak, gerçekleştiği/başka bir deyişle; davalı şirketin borca  batık durumda olmadığı, bununla birlikte gerek taraflar arasındaki husumet gerek  şirketin kuruluşundaki şartların mevcut olmaması (davacı pay sahibinin yönetim kuruluna seçilmemiş olması) sebebiyle davalı şirket bakımından TTK m. 531 anlamında haklı sebeple fesih şartlarının gerçekleşmiş olduğunun söylenebileceği, şirketin feshi yerine, pay bedelinin ödenerek davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesinde; raporun eksik ve yanlış incelemeler sonucunda düzenlendiğini, raporda şirket öz sermayesi varlığının yüksek görünmüş olsa dahi yükselişin sebebinin sermaye yedeklerindeki artış yani şirket ortaklarının şahsi mal varlıklarından yapmış oldukları artırımlar olduğunu, davalı şirketin şirket ortaklarının şahsi mal varlığı olmaksızın hukuken  devam edebilecek durumda olmadığını, pay sahiplerinin ortaklık ilişkisini devam etmesini olanaksız kılacak bir dereceye ulaşmış olan kişisel anlaşmazlıklarında haklı neden olarak kabul edilebileceği görüşünün savunulduğunu, davalı şirketin diğer ortaklarının TTK'nın 396 maddesi gereğince yeni bir şirket kurduğunun tespit edildiğini, İstanbul 21 Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/385 Esas sayılı kararı ile sabit olduğu üzere davacını müvekkilinin darbı ve kasten yaralama suçları nedeniyle cezalandırılmasına karar verilen olaylar silsilesinden haklı nedenle fesih şartlarının oluştuğunu iddia ederek, ek rapor düzenlenmesini veya yeni bir rapor alınmasını ve hisse değerlerinin gerçekçi olarak tespiti için heyete uzman bilirkişinin eklenmesi ile şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesinde; müvekkili şirketin borca batık olmadığına yönelik tespit yapıldığını ve iddiaların dayanaktan yoksun olduğunun belirlendiğini, müvekkili şirketin ortaklara borcu olmayıp alacaklı olduğunu, davanın tarafları arasında görülen İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/122 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da 31.12.2016 tarihi itibariyle davacının şirkete 991.264,98 TL borçlu olduğunun belirlendiğini, buna ilişkin rapordaki değerlendirmenin hatalı olduğunu, eldeki davanın TTK 531 maddesine dayalı ortaklığın feshi ve tasfiyesi davası olduğundan karar tarihine en yakın tarihin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğini, iki mali yıl geçtiğini, mali tablolarda ve bilançolarda değişiklik olduğunu belirterek yeniden rapor alınmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dilekçeye  ekli olarak şirket yetkilileri tarafından şirkete yapılan ödemelere ilişkin dekont örnekleri ibraz etmiştir. 01.11.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davalı şirketin ticari defter kayıtlarının  ortaklardan alacaklar ve ortaklara borçlar hesaplarının muavin defter dökümlerinde, yer alan hareketlerin dökümünün yapıldığı, ortaklardan ...'ya ait cari hesaplarda yer alan  hareketlerin incelenmesinde 30.12.2016 tarihinde denetim kapsamında özel harcamalar açıklaması ile 929.469,86 TL. ortağın borçlandırıldığı, daha sonra 2016, 2017 yıllarında yapılan ödemeler neticesinde 31.12.2017 tarihi itibari ile ortağın şirkete 157.376,31 TL. borçlu olduğu, bu hesaba 31.12.2017 tarihinde 56.357,53 TL. faiz tahakkuku yapıldığı, ve ortağın borcunun 213.733,84 TL. olduğu, 2018 yılında yapılan ödemeler neticesinde 31.12.2018 tarihi itibari ile ortağın şirkete 101.651,81 TL. borçlu olduğunun görüldüğü, ortaklardan ...'a ait cari hesaplarda yer alan hareketlerin incelenmesinde 30.12.2016 tarihinde denetim kapsamında özel harcamalar açıklaması ile 1.062.687,36 TL. ortağın borçlandırıldığı, daha sonra 2016, 2017 yıllarında yapılan ödemeler neticesinde 31.12.2017 tarihi itibari ile ortağın şirkete 381.332,23 TL. borçlu olduğu, bu hesaba 31.12.2017 tarihinde 77.283,52 TL. faiz tahakkuku yapıldığı, ve ortağın borcunun 458.614,75 TL. olduğu, 2018 yılında yapılan ödemeler neticesinde 31.12.2018 tarihi itibari ile ortağın şirkete 97.774,43 TL. borçlu olduğunun görüldüğü, ortaklardan davacı ...'a ait cari hesaplarda yer alan hareketlerin incelenmesinde 30.12.2016 tarihinde denetim kapsamında özel harcamalar açıklaması ile 990.932,00 TL. ortağın borçlandırıldığı, daha sonra 31.12.2016 tarihinde 332,98 TL.nın kasa aidat hesaplama açıklaması ile ortağın borcuna kaydedildiği, 31.12.2016 tarihi itibari ile ortağın şirkete 991.264,98 TL. borçlu olduğu, bu bakiyenin 31.12.2017 ve 31.12.2018 tarihi itibari ile de devam ettiği, ortak tarafından yapılan herhangi bir ödeme olmadığının görüldüğü, her üç ortağın da cari hesaplarına “denetim kapsamında özel harcamalar” açıklaması yapılan borç kayıtlarına ait belgelerin taraflarına verilen yerinde inceleme yetkisi ile yapılan inceleme sırasında 2 klasör halinde   sunulduğu,   sunulan belgelerin rapor ekinde mahkemeye ibraz edildiği,  verilen yerinde inceleme yetkisi ile davalı kayıtları üzerinde yapılan inceleme sırasında  kasa affı ve stok affına ilişkin beyannameler sunulduğu,.  beyannamelerin incelenmesinde;  2016 yılında 6736 sayılı yasa kapsamında işletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtialarla ilgili olarak Stok Affına başvurulduğu, beyan edilen stokun toplam tutarının 1.610.500,-TL. olduğu, 2016 yılından öncesinde de 6111 sayılı yasa kapsamında Stok Affına başvurulduğu, beyan edilen stokun toplam tutarının 2.500.000,- TL. olduğu, buna göre sermaye yedeklerinin  toplamının 4.110.500,  TL olduğunun  görüldüğü, kayıtlarda yer aldığı halde işletmede Mevcut Olmayan Kasa mevcudu ile ilgili olarak 2016 yılında 6736 sayılı yasa kapsamında 966.663,33 TL.'lık, 2018 yılında da 3.487.000,- TL.lık kasa ve verilen sipariş avansları ile ilgili olarak 1.200.000,TL, olmak üzere toplam 4.687.000,- TL'lik beyanname verildiğinin görüldüğü belirtilmiştir. Davacı vekili tarafından, müvekkilinin davalı şirketten alacağının olduğunu ispatladığını iddia ettiği uzman görüşü dosyaya ibraz edilmiştir. Davacı vekili rapora karşı beyan dilekçesinde; bilirkişi raporuna karşı itiraz ederek, teknik yönden  tespit yapabilecek uzman  bilirkişilerin yer aldığı yeni bir bilirkişi kurulu atanmasına veya ek rapor düzenlenerek şirketin borca batık olup olmadığının tespiti ile hisse değerlerinin gerçekçi olarak tespitinin istenmesine ve davanın kabulü ile kayyım atanması taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından rapora karşı beyan dilekçesinde; bilirkişi raporu ile müvekkili şirketin genel kurullarını yaptığı, yönetim kurulunun faal olduğu, şirketin organsız kalmadığı, kayyım atanması ve fesih için haklı neden bulunmadığının tespit edildiğini, mali durum incelemesi sonucunda şirketin borca batık olmadığının belirlendiğini, ciddiyetsiz iddialarla şirketin feshinin talep edildiğini belirterek, emsal Yargıtay kararları gereğince davanın reddine  karar verilmesini, kayyım tayini talebinin şartlarının oluşmadığını belirtmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden  davanın reddine karar ve kayyım talebinin reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde \"Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm karar verebilir\" düzenlemesi bulunmaktadır. Davacı vekili, şirketin borca batık olduğunu, şirketin şirket ortaklarını şahsi mal varlıkları olmadan hayatına devam ettirecek durumda olmadığını, şirket çoğunluğu elinde bulunduran iki ortağın haklarını kötüye kullandığını, müvekkilinin diğer ortak tarafından darp edildiğini iddia ederek,  şirketin haklı nedenle feshine  karar verilmesini istemiştir. Kanun, haklı nedenlerin bulunması halinde anonim şirketin feshinin talep edilebileceğini belirtmiş olup haklı nedenlerin nelerden ibaret olduğu açıklanmamıştır. Ancak öğretide ortağın kanuna aykırı şekilde bir çok kez toplantıya çağrılmamış olması, azınlık ve bireysel hakların sürekli şekilde ihlali, bilgi edinme ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, uzun süre haklı bir gerekçesi olmaksızın kâr payı dağıtılmaması, dağıtılan kâr paylarının düzenli şekilde azalması gibi sebepler, haklı  sebepler olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda alınan bilirkişi rapor içerikleri de gözetildiğinde; şirketin devamlılığını sağlamak için en temel hedefin ana faaliyet konusunda nakit yaratmak olduğu düşünüldüğünde  davalı şirketin borca batık durumda bulunmadığı anlaşılmaktadır.  Bilirkişi rapor içeriğindeki davalı şirketin yıllar içindeki mali durumuna ilişkin tespitler ile birlikte, davacı vekilinin dava dışı şirket ortağı ile müvekkili arasında gerçekleşen darp olayından dolayı ve dava dışı şirket ortaklarının çoğunluk gücünü elinde bulundurarak ortak haklarını kötüye kullanıldığı iddiasına dayalı olarak davalı şirketin feshi nedeniyle haklı sebebin oluştuğunun kabulü gerektiği yönündeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Davalı şirketin organsız olmadığı, yönetim kurulunun mevcut olduğu, kararlar aldığı, davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin şartların oluşmadığı, davacının kayyım atanması  iddialarınında yerinde  olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davcı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Açıklanan bu gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 14.03.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1fd926d85c1367af","SID":"7a2d9d70c3cab347"}}