{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/2034 <br>KARAR NO: 2024/622 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 03/06/2021 <br>DOSYA NUMARASI: 2017/1406 Esas - 2021/391 Karar  <br>DAVA: Alacak (Saklama Sözleşmesinden Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ: 04/04/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ile davacı arasında sözlü olarak akdedilmiş olan depolama sözleşmesine istinaden davalı tarafından davacı için depolama hizmeti verildiğini, bedellerinin fatura edildiğini, fatura bedellerinin de ödendiğini, fakat l'inci ve 2'incî faturada yazılı olan bedellerinin sözlü anlaşmaya aykırı aylık 800 USD + KDV üzerinden fahiş hesaplandığını; 3'üncü, 4'üncü ve 5'inci faturada yazılı olan bedellerin sözlü sözleşmeye uygun olarak aylık 500 USD + KDV üzerinden hesaplandığını; 6'ıncı faturada yazılı olan bedelin de yine sözlü anlaşmaya aykırı olarak fahiş olarak hesaplandığını, buna rağmen, malların davalıdan geri alınabilmesi için, bütün fatura bedellerinin davalıya ödenmek zorunda kalındığını; fakat sözlü anlaşmaya aykırı olarak davalı tarafından fazla tahsil edilmiş olan fatura bedellerinin davacıya geri ödenmesi (iade edilmesi) gerektiğini, beyan etmekle davalı tarafından fazla tahsil edilmiş olan 14.620,00 TL'lik depolama bedeli tutarının iadesine karar verilmesini talep etmektedir. Davalı vekili  cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında herhangi bir fiyat anlaşması yapılmamış olup, davacının ihtiyacına göre faturalar düzenlenerek davacıya gönderildiğini ve davacı tarafından da ödendiğini iddia etmekte ve \"davanın reddine\" karar verilmesini talep etmektedir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi  03/06/2021 tarih ve 2017/1406 Esas - 2021/391 Karar sayılı kararı ile; \" Dava, davalı tarafından fazla tahsil edildiği iddia olunan depolama bedeli tutarının iadesi talebine ilişkindir. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır. Bilirkişi mali müşavir ...'nun 04.04.2019 tarihli raporunda özetle; Davacı tarafın 2016, 2017 yılları yasal defterlerinin birbirini doğruladığı, kanunlara uygun şekilde tutulduğu, tüm ticari defterler eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulduğu, defterlerin açılış ve yevmiye defterinin kapanış onaylarının yapılmış olduğu, (TK md. 64/III) nazara alındığında davacı tarafın defterlerinin (HMK md. 222) sahibi lehine delil niteliğinin bulunduğu, diğer taraftan, davacı tarafça İbraz edilen, sair vesaikin, muhasebe fişleri ve muhasebe kayıtları, muhasebe fişlerine ekli müsbit evrakların VUK. m 229, 230, 231, 232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edildiği ve davacı lehine delil niteliklerinin bulunduğu. davacı tarafça sunulan cari hesap ekstresine göre davalının 46.358,19 TL' lik faturası karşılığında davacının 48.440,30 TL' lik ödemesinin olduğu, diğer bir ifade ile davacının davalıya 2.082,1 1 TL' lik fazla ödeme yaptığının belirlendiği, davalı ... San. Tic. Ltd. Şti. tarafınca, TTK. m 64 ve devamı ile VUK. m 182 uyarınca tutulan ve fotokopileri dosyaya ibraz edilen  bulunan yasal defterlerin; davalı tarafın 2016, 2017 yılları yasal defterlerinin birbirini doğruladığı, kanunlara uygun şekilde tutulduğu, tüm ticari defterler eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulduğu, defterlerin Açılış ve Yevmiye defterinin kapanış onaylarının yapılmış olduğu, (TK md. 64/III) nazara alındığında, davalı tarafın defterlerinin (HMK md. 222) sahibi lehine delil niteliğinin bulunduğu, diğer taraftan, davalı tarafça ibraz edilen, sair vesaikin, muhasebe fişleri ve muhasebe kayıtları, muhasebe fişlerine ekli müsbit evrakların VUK. m 229, 230,231,232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edildiği ve davalı lehine delil niteliklerinin bulunduğu, davalı tarafça sunulan hesap ekstresine göre davalının davacı adına 10.08.2017 tarih ve ... nolu 2.082,11 TL lik faturası haricinde tarafların kayıtlarının birbiri ile uyumlu olduğu, taraflar arasında ki uyuşmazlığın ticari defter kayıtlarından ziyade depolama hizmet bedeline ilişkin olduğu, dosya kapsamında davacı ile davalı arasında yazılı herhangi bir sözleşmenin bulunmadığı, yine depolama hizmetinin içeriği ve süresine ilişkin olarak da herhangi bir şekilde bir anlaşmanın olmadığı. rapor içeriğinde yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında taraflar arasında ki uyuşmazlığın 20.09.2017 tarih ... no.lu 18.069,93 TL' lik (Usd karşılığının 4.500,00 Usd + KDV - 5.310,00 Usd) faturadan kaynaklandığı, iş bu faturanın davalının davacı adına keşide ettiği ihtarnameye dayalı olarak tanzim edildiği, Tanzim edilen ihtarnamenin davacı tarafa tebliğ edilmediği nazara alındığında davacının son faturasının da aylık 500 Usd + KDV üzerinden olması gerekeceği, davalının son faturayı 1 ay, 9 Konteyner ve Konteyner başına 500 Usd + KDV bedel üzerinden kesmiş olduğu, tarafımızca yapılan değerlendirmeler ve davacının kabulüne göre davalının 42 günlük hizmet bedelini talep edebileceği, Davalının verdiği hizmetin bedelinin son faturalar dikkate alınmak sureti ile 500 Usd + KDV aylık olarak değerlendirilmesi durumunda davalının son depolama hizmeti faturasının;(500 Usd/30 Gün) * 42 Gün = 700 Usd + KDV = 826 Usd olabileceği, Diğer bir ifade ile 826 Usd' nin Türk Lirası karşılığının aynı günkü kur (3,4030) üzerinden 2.810,87 TL' Sİ olacağı. davacının 18.069,83 TL' lik faturanın ödemesini 20.09.2017 tarihinde \"malların teslim edilmemesi nedeni ile fahiş bed 12.09.2017 tarh. faturanın ihtirazı kayıt ile ödem\"\"malların teslim edilmemesi nedeni ile fahiş bed 12.09.2017 tarh. faturanın ihtirazı kayıt ile ödeme\" açıklaması ile yapmış olduğu, yapılan hesaplamalar ve değerlendirmelere göre davacının 18.069,83 TL' lik ödemesinin (18.069,83 TL - 2.810,87 TL) 15.258,96 TL' lik kısmını iade alması gerektiği, belirtilmiştir. Bilirkişi ... tarafından hazırlanan kök raporda özetle; Davacı ile davalı arasında sözlü olarak akdedilen sözleşmeye istinaden, davalı tarafından davacı için depolama hizmeti verildiği; l'inci ve 2'inci faturada yazılı olan hizmet bedellerinin sözlü anlaşmaya aylık 800 USD + KDV üzerinden fahiş hesaplanmış olup; 3'üncü 4'üncü ve 5'inci faturada yazılı olan bedelleri aylık 500 USD + KDV üzerinden hesaplandığı anlaşılmaktadır. Bu durum kanaatimizce, akdi ilişkinin başında hizmete bedellerinin, davalının düzenlediği faturalar çerçevesinde aylık 800 USD + KDV olarak davacı tarafından ödendiği, fakat akdi ilişkinin devamı sırasında, davalının itirazı üzerine, hizmet bedeli faturalarının aylık 500 USD + KDV olarak düzenlenmesi hususunda taraflar arasında anlaşmaya (mutabakata) varıldığı şeklinde anlaşılmalıdır. Bu nedenle kanaatimizce davalı, 42 günlük hizmet bedelini içeren 6'ncı faturayı da, aylık 500 USD + KDV'lik bedel üzerinden düzenlemekle yükümlüdür. Ne var ki davalının işbu 6'ncı faturayı, aylık 500 USD + KDV'lik bedel üzerinden düzenlemediği, çok daha yüksek bir bedel üzerinden 18.069,83 TL olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. Oysa ki, mali raporda (sayfa 8'de) hesaplanmış olduğu üzere, bu faturayı, anlaşmaya uygun olarak 500 USD + KDV'lik bedel üzerinden 2.810,87 TL olarak düzenlemekle yükümlüdür. Fakat bu yükümlülüğüne aykırı davranmıştır. Bu nedenle de, mali raporda (sayfa 9'da) hesaplandığı üzere; davalının, akdi ilişkinin devamı sırasında taraflar arasında yapılan anlaşmaya (mutabakata) aykırı olarak düzenlediği 18.069,83 TL'lik faturaya istinaden davacıdan fazla tahsil etmiş olduğu (18.069,83 -2.810,87 =) 15.258,96 TL'lik tutarı davacıya iade etmekle yükümlü olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Bilirkişi ... tarafından hazırlanan ek raporda  ''Davacı \"taraflar arasında sözlü olarak akdedilen sözleşmede, davalının vermeyi üstlendiği hizmetin bedelinin aylık 500 USD + KDV olarak kararlaştırılmış olduğunu\" iddia etmiştir. Davalı ise, \"davalının vermeyi üstlendiği hizmetin bedelinin davacının ihtiyacına göre saptandığını\" iddia etmiştir. İki taraf arasında sözlü olarak akdedilen bu tür bir sözleşmede, davalı tarafından verilmesi üstlenilmiş olan hizmetin bedelinin önceden belirlenmemiş olduğu durumlarda, kural olarak (yani aksi anlaşılmadıkça), verilen hizmetin bedeli piyasa fiyatlarına göre saptanır. Ancak taraflar arasındaki akdi ilişkinin uygulandığı sıradaki fiili (eylemli) uygulamalardan, hizmetin bedelinin taraflar arasında örtülü olarak kararlaştırılmış olduğu anlaşılıyor ise, bu durumda örtülü olarak anlaşmaya varılmış olan fiyatın kararlaştırılmış olduğu kabul edilmelidir. Zira bu durumda, taraflar arasındaki fiili uygulama, tarafların örtülü anlaşmalarını ortaya koyar. Dolayısıyla da tarafların bu yönde anlaştıkları kabul edilir. Davacı, \"taraflar arasında sözlü olarak akdedilen sözleşmede, davalının vermeyi üstlendiği hizmetin bedelinin aylık 500 USD + KDV olarak kararlaştırılmış olduğunu, itirazı üzerine davalının hizmet bedellerini bu tutar üzerinde fatura etmeye başladığını\" iddia etmiştir. Davalı ise, sözleşmenin 1 ve 2.ayına ilişkin hizmet bedellerini aylık 800 USD + KDV olarak fatura etmişse de; sözleşmenin 3, 4 ve 5'inci ayına ilişkin hizmet bedellerini, aylık 500 USD + KDV olarak fatura etmiştir. İşbu fiili (eylemli) uygulama karşısında, tarafımızca, taraflar arasındaki sözleşmede hizmet bedelinin aylık 500 USD + KDV olarak kararlaştırıldığının kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Takdiri tamamen mahkemeye aittir. Ne var ki davalı, son 42 günlük hizmet bedelini KDV dahil 18.069,83 TL olarak fatura etmiştir. Bu durumda kanaatimizce davacının işbu fatura tutarını davalıdan talebe hak kazanması için, son 42 günlük süre içinde, 3, 4 ve 5'inci aylarda vermiş olduğu hizmetten çok daha fazla hizmet verdiğini, yani 42 günlük süre içinde, 3, 4 ve 5'inci aylardan farklı olarak (bu aylara nazaran), KDV hariç 15.313,50 TL bedel talep etmeye hak kazanacağı derecede daha fazla hizmet verdiğini ispat etmesi gerekir. Ne var ki davalı, bu hususu ispata yönelik somut delil sunmamıştır. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir. Bu nedenlerle, kök raporda varmış olduğumuz kanaat ve sonuçlarda bir değişiklik olmamıştır. Takdiri tamamen mahkemeye aittir.'' denilerek  görüş belirtmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamına göre;Dava, davalı tarafından fazla tahsil edildiği iddia olunan depolama bedeli tutarının iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasında sözlü olarak akdedilen sözleşmeye istinaden davalı tarafından davacıya depolama hizmeti verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. İki taraf arasında sözlü olarak akdedilmiş sözleşmede davalı tarafından verilmesi üstlenilmiş olan hizmetin bedeli önceden taraflarca  belirlenmemiştir. Davalı taraf sözleşmenin birinci ve ikinci ayına ilişkin hizmet bedellerini 800 USD +KDV olarak fatura etmişse de, akdi ilişkinin devamı sırasında sözleşmenin 3.,4.,5.ayına ilişkin hizmet bedellerini aylık 500USD+KDV olarak fatura etmiş olduğundan, akdi ilişkinin uygulandığı sıradaki fiili uygulamadan hizmetin bedelinin taraflar arasında örtülü olarak kararlaştırıldığı anlaşılmış olup bu fiili uygulama karşısında taraflar arasındaki sözleşmede aylık hizmet bedelinin 500USD+KDV olarak kararlaştırıldığı mahkememizce kabul edilmiş olup, davalı son 42 günlük hizmet bedelini KDV dahil 18.069,83TL olarak fatura etmişse de son 42 günlük süre içerisinde sözleşmenin 3.,4.,5. Aylarda vermiş olduğu hizmetten daha fazlasını verdiğini ispat edici delil dosyada bulunmadığından, davalı tarafın 42 günlük hizmet bedelini içeren 6. Faturayı da 500USD+KDV lik bedel üzerinden düzenlemekle yükümlü olup taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak 18.069,83TL olarak düzenlediği kabul edilmiştir. Davacıdan fazla olarak 15.258,96TL tahsil edilse de, davacı tarafça 14.620,00TL lik alacak tutarının iadesi talebinde bulunulduğundan davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilerek 14.620,00 TL nin dava tarihi olan 28/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \" gerekçeleri ile; \" Davanın KABULÜNE, 1-14.620,00 TL nin dava tarihi olan 28/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.06.2021 tarih ve 2017/1406 E- 2021/391 K. Sayılı ilamı ile; \"Davanın KABULÜNE, 14.620,00 TL'nin dava tarihi olan 28/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,..\" karar verildiğini, Yerel mahkemenin cevap dilekçesinde belirttikleri hususların hiçbirini değerlendirmeye almadığını, Özetle cevap dilekçelerinde; Davacının 9 tır dolusu panel malının müvekkil araçları ile taşınarak müvekkil iş yerinde depo edildiğini, davacı ile herhangi bir fiyat anlaşması yapılmamış olup davacının ihtiyacına göre faturalar düzenlendiğini, tarafların malların son teslim alımı sırasında tarifeye göre fatura düzenlenerek cari hesap kapatılacağı yönünde anlaştıklarını, davalının bir müddet ödeme yaptıktan sonra malları ile ilgilenmediğini, müvekkil tarafından depo hizmetinin ücretsiz olmadığı, borcun sürekli biriktiği hatırlatılmış olsa da davacının ödeme yapmadığını, akabinde davalıya Beyoğlu ... Noterliği' nden ihtarname keşide edilerek 26.08.2017 tarihine kadar birikmiş olan borçlarını ödemelerini aksi halde 9 adet konteyner dolusu malın her birisi için aylık 500 USD fiyat belirleneceğinin belirtildiğini, ayrıca davalının o güne kadar tarifeye göre uyun olarak belirlenmiş mevcut borcu yanında depo edilen malların indirme ve bindirmesi ile ilgili olarak Forklift ve vinç hizmetlerine ilişkin de borcu bulunmakta olduğunu, davalının borç ödemede sıkıntı olduğunu belirtmesi üzerine müvekkilin 9 tır malın forklift indirme bindirme, vinç hizmetleri de dahil olmak üzere yaptığı taşıma ve depo hizmet bedelinden indirim yapılarak mevcut alacak davacıdan tahsil edildikten sonra malların kendisine teslim edildiğini, Yerel mahkeme tarafından belirttikleri delillerinin toplanmadığını, Huzurdaki davada olduğu gibi ortada yazılı bir anlaşma ve mutabakat olmayan hallerde başvurulacak yöntemin, bu konuda resmi bir tarife varsa buna uyulması, resmi bir tarife yoksa da rayiç bedel tespiti olduğunu, Cevap dilekçelerinde belirttikleri delillerde depo hizmeti, taşıma hizmeti, indirme ve bindirme hizmeti ile ilgili ilgili tarife ve emsal fiyatların belirtilecek kurumlardan araştırılmasının talep edildiğini, Yine dosyada mübrez 08/02/2019 tarihli dilekçelerinde 1 nolu delilleri olan Liman İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile İstanbul Ticaret Odasından varsa bir asgari tarife, bulunmaması halinde rayiç değer tespiti konusunda müzekkere yazılarak depolama, indirme bindirme hizmet bedelleri konusunda rayiç araştırması yapılmasının yazılı olarak talep edilmiş olduğunu, 09/04/2021 tarihli ek bilirkişi raporuna itirazlarının sunulduğu dilekçelerinde sonuç kısmında emsal araştırılmasına gidilerek hüküm kurulması talep edilmişse de mahkeme tarafından rayiç bedel tespiti yapılmadığını, bu delillerinin tüm ısrarlarına rağmen toplanmadığını, bu yönü ile yargılamanın eksik bırakıldığını ve hükmün kaldırılması gerektiğini, Bilirkişi raporunun denetime elverişli olmayan, hükme dayanak alınamayacak nitelikte olup rapora itirazlarının değerlendirmeye alınmadığını, Yargılama sırasında bilirkişi raporlarına itirazlarının detaylıca sunulduğunu, emsal Yargıtay kararları ve doktrin görüşlerine atıflar yapılmışsa da itirazlarının, bilirkişi ek raporunda değerlendirmeye alınmadığı gibi yerel mahkeme tarafından hüküm kurulurken de  değerlendirmeye alınmadığını, Öncelikle hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hizmet bedelinin önceden belirlenmemiş olduğu durumlarda bedel piyasa rayicine göre belirlenir dedikten sonra olayda bir anlaşmanın var olabileceği varsayımına dayandığını, bu varsayımın hatalı olduğu hususunun defalarca dilekçelerinde ve duruşma sırasında belirtildiğini, çünkü taraflar arasında uzun zamana yayılmış, birbirini teyit eden bir fiyat uygulaması mevcut olmadığını, aksine davacıya 1 ve 2. Aylarda farklı 3,4,5. aylarda farklı bedelli faturalar kesildiğini, bu hususun bilirkişi raporunda da tespit edilmiş olduğunu, taraflar arasında fiyatlandırmaya ilişkin uzun bir dönemi kapsayan istikrar kazanan bir uygulama bulunmadığını, kesilen faturaların davacının fatura defter durumuna göre ve ihtiyaç bedeline göre fiyatlandırıldığını, Bilirkişi kök raporunda kesin bir görüş bildirimi var iken rapora itirazları doğrultusunda bilirkişi ek raporunun iki ayrı yerinde \"takdiri tamamen mahkemeye ait olmak üzere\" vurgusu ile görüşünü bildirdiğini, ek raporunda ise tereddüt gözlemlenmekte olduğunu, mahkemenin ise takdirini oluştururken herhangi bir hukuki değerlendirme yapmaksızın bilirkişi görüşüne birebir uygun hükmü tesis etmiş olduğunu, Müvekkilin sadece depolama değil, forklift indirme bindirme, vinç hizmetleri de dahil hizmet verdiği ve buna ilişkin de bir ödeme yapılması gerektiği de ortada iken bu hususun da bilirkişi ve yerel mahkeme tarafından değerlendirmeye alınmadığını, bu yönü ile de kararın kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemece hüküm gerekçesinin tamamen bilirkişi raporunun tekrarlanarak kurulduğunu ve muhakeme yapılmadığını, Yerel mahkemenin gerekçesinde; \" Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamına göre;Dava, davalı tarafından fazla tahsil edildiği iddia olunan depolama bedeli tutarının iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasında sözlü olarak akdedilen sözleşmeye istinaden davalı tarafından davacıya depolama hizmeti verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. İki taraf arasında sözlü olarak akdedilmiş sözleşmede davalı tarafından verilmesi üstlenilmiş olan hizmetin bedeli önceden taraflarca  belirlenmemiştir. Davalı taraf sözleşmenin birinci ve ikinci ayına ilişkin hizmet bedellerini 800 USD +KDV olarak fatura etmişse de , akdi ilişkinin devamı sırasında sözleşmenin 3.,4.,5.ayına ilişkin hizmet bedellerini aylık 500USD+KDV olarak fatura etmiş olduğundan, akdi ilişkinin uygulandığı sıradaki fiili uygulamadan hizmetin bedelinin taraflar arasında örtülü olarak kararlaştırıldığı anlaşılmış olup bu fiili uygulama karşısında taraflar arasındaki sözleşmede aylık hizmet bedelinin  500USD+KDV olarak kararlaştırıldığı mahkememizce kabul edilmiş olup, davalı son 42 günlük hizmet bedelini KDV dahil 18.069,83TL olarak fatura etmişse de son 42 günlük süre içerisinde sözleşmenin 3.,4.,5. Aylarda vermiş olduğu hizmetten daha fazlasını verdiğini ispat edici delil dosyada bulunmadığından, davalı tarafın 42 günlük hizmet bedelini içeren 6. Faturayı da 500USD+KDV lik bedel üzerinden düzenlemekle yükümlü olup taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak 18.069,83TL olarak düzenlediği kabul edilmiştir. Davacıdan fazla olarak 15.258,96TL tahsil edilse de, davacı tarafça 14.620,00TL lik alacak tutarının iadesi talebinde bulunulduğundan davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilerek 14.620,00 TL nin dava tarihi olan 28/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" şeklinde gerekçesini açıkladığını, Bilirkişi raporunun birebir aynısının, kelime değiştirmeden karara alındığı ve herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığını, oysa defalarca Yargıtay kararları ve doktrin görüşü olarak Prof. Dr. ...'in sözleşme hukukundaki  boşluklarla ilgili irdelemelere dilekçelerinde yer vermiş olsalar da yerel mahkemenin hiçbirini değerlendirmeye almadığını, Taraflarca ivazın miktarı üzerinde hiç durulmamış olması halinde;  “Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır” (TBK 233 I). “İşveren, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen, sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde ise, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlüdür” (TBK 401). “Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir” (TBK 481). Buradaki “eserin değeri” ibaresinin (6 WITZ (dn.3), 11 vd.; pretium certum için bkz. UMUR, Ziya: Roma Hukuku  Ders Notları, 3. Bası, İstanbul 1999, 358; ERDOĞMUŞ, Belgin: Roma Hukuku Dersleri, İstanbul 2012, 75-76; TAHİROĞLU, Bülent: Roma Borçlar Hukuku, İstanbul 2012, 199. ) kaynak kanuna göre “işin değeri” (“… des Wertes der Arbeit”) şeklinde anlaşılması gerektiğini, işin değeri- kabul edilecek görüşe göre- işin fiilen yapıldığı veya teslim anındaki rayice göre belirlenir “Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir. Bedel ödenmesi gereken hallerde ödenecek miktar belli değilse bedel, hâkim tarafından belirlenir.” (TBK 496 I, II). “Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir” (TBK 522). Bütün bu hallerde bir ivazlı sözleşme söz konusu olduğunu, bir tarafın temlik veya iş görme edimini yerine getireceğini, diğer tarafın ise bunun karşılığında bir bedel ödeyeceğini, fakat bu bedelin miktarının sözleşmede kararlaştırılmadığını, tarafların bunun üzerinde durmadıklarını, buna rağmen ivazlı işlem yapma ve bağlanma iradelerinin varlığı halinde sözleşme kurulduğunu, sözleşme boşluğunun yedek hükümlerin koyduğu esaslara göre doldurulacağını, TBK 233 I hükmü dikkate alındığında münferit sözleşme tiplerine ilişkin bu hükümlerde, son tahlilde ifa zamanında cari olan ortalama rayicin (piyasa bedeli) veya emsal bedelin esas alınacağının söylenebileceğini, benzer bir durumun vekâlet sözleşmesi için de geçerli olduğunu, kanunun düzenlemesine göre vekâlet sözleşmesinin esas itibariyle karşılıklı borç doğuran bir sözleşme olmadığını, fakat “Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır” (TBK 502 III). Ücret verilmesi kararlaştırılmış veya ücret verilmesi teamül gereği ise, o takdirde yapılan vekâlet sözleşmesinin karşılıklı borç doğuran bir akit niteliğinde olduğunu ve dolayısıyla ücretin bu ihtimalde esaslı bir nokta olduğunu, buna rağmen esaslı nokta olan ücretin miktarının sözleşmede belirlenmiş olsa dahi sözleşme kurulmuş olduğunu, taraflar sonradan miktar üzerinde anlaşamazlarsa, sözleşme boşluğunu hâkimin dolduracağını, hâkimin esas itibariyle benzer işlerde verilmesi teamülden olan ücret miktarını göz önünde tutarak uygun bir ücrete hükmedeceğini ( Görüşler için bkz. ZEVKLİLER, Aydın/GÖKYAYLA, Emre: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 11. Bası, Ankara 2010, 435. 8 TANDOĞAN, Haluk: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt: II, 3. Bası, Ankara 1987, 365) Sözleşmenin kurulduğu kabul edildiğinde, sözleşme boşluğunun öncelikle tarafların anlaşması ile doldurulacağını, tarafların bedelin miktarı üzerinde anlaşamaması halinde buna ilişkin boşluğun-kanunda tamamlayıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde- tarafların farazi iradelerine göre hâkim tarafından doldurulması gerektiğini, 45. BGB § 316’ya göre karşı edimin içeriği belirlenmemişse, belirleme hakkının tereddüt halinde karşı edimi talep etme hakkına sahip olan tarafa ait olduğunu, buna göre örneğin satış sözleşmesinde satış bedeli kararlaştırılmamışsa bunu belirleme hakkının tereddüt halinde bunu talep etme hakkına sahip olan satıcıya ait olduğunu, bu çözümün tarafların farazi iradesine 45 Sözleşme boşluğunun, kanunda tamamlayıcı hüküm bulunmadığı durumlarda tarafların farazi iradesine göre doldurulacağı hususunda (bkz.KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (dn.2), § 33, n. 1; görüşler için bkz. AKSOY DURSUN (dn.32), 128 vd.  Sözleşmedeki Esaslı Bir Noktanın, Özellikle Karşılıklı Borç Doğuran… 2071 uygun düşen bir çözüm tarzı olmadığını, tarafların farazi iradesine uygun düşenin, ivazın ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatına göre belirlenmesi olduğunu, Alman Medeni Kanunu’nun hazırlık çalışmaları sırasında TBK 233 I benzeri bir hükme (ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı) yer verilmesi gereğinin tartışıldığını, fakat böyle bir hükmün sadece piyasa fiyatı olan malları kapsadığı gerekçesiyle kanuna konulması teklifinin reddedildiğini, piyasa fiyatı olan mallar bakımından örtülü olarak piyasa fiyatının kararlaştırılmış olacağından hareket edilebileceği, BGB § 316’nın bu durumda zaten uygulanmayacağı hususlarının dile getirildiğini, 46. BGB § 316’ya ilişkin hazırlık çalışmalarındaki tartışmalar da dikkate alındığında; Türk Hukuku bakımından eğer piyasa fiyatı olan bir edim söz konusuysa, bedele ilişkin sözleşme boşluğunun ifa yeri ve  zamanında cari olan ortalama rayice göre (ortalama pazar veya piyasa bedeli; özel olarak borsa kuru) doldurulacağını, bunun anlamının şu olduğunu: ivaz karşılığı taahhüt edilen edimin bir piyasa fiyatı bulunuyorsa, o takdirde tarafların farazi iradesine uygun düşenin, ivazın ortalama piyasa fiyatına göre belirlenmesi olduğunu, 47. Piyasa fiyatı bulunmayan edimler bakımından BGB § 316’daki çözümün en son çare olarak düşünülmesi gerektiğini, piyasa fiyatı bulunmaması gereken gayri misli malların dahi ( örn: sanat eserlerinin), bir eksper vasıtasıyla piyasa fiyatını belirlemenin mümkün olabilmekte olduğunu, 48. Aynı şekilde kira bedellerinin de emsale ve sair kriterlere göre eksper vasıtası ile belirlenebilmekte olduğunu, dolayısıyla kira sözleşmesine ilişkin olarak verdikleri örnekte tarafların bağlanma iradeleri tespit edildikten sonra, kararlaştırılmamış kira bedelinin ifa yeri ve zamanındaki (kiranın başlangıç tarihi) ortalama emsal kira bedelleri dikkate alınarak belirlenebileceğini,  (46 Hazırlık çalışmalarındaki tartışmalar için bkz. WITZ (dn.3), 160, 161; 204. 47 OR 212 I/TBK 223 I bakımından, BECKER, H.: Kommentar zum Schweizerischen Zivilgesetzbuch, Band VI: Obligationenrecht, II. Abteilung: Die einzelnen  Vertragsverhältnisse, Art. 184-555, Bern 1934, Art. 212 N. 2: Bir pazar fiyatı olan malları satın alan kimse, tereddüt halinde, onları pazar fiyatına almak ister. 48 HERZOG (dn.31), § 4, N. 252. ) İvazın ortalama piyasa fiyatına göre belirlenmesinin, “belirlenebilirlik” açısından yeterli görülmesi gerektiğini; sözleşme güvenliğine aykırı düşmeyeceğini, esaslı noktaların sübjektif kritere göre belirlenmesi (belirleme yetkisinin taraflardan birine veya üçüncü kişiye bırakılması) yeterli görülmekteyken, 49 ortalama piyasa fiyatına göre belirlemenin sözleşme güvenliğine aykırı düştüğünün ileri sürülemeyeceğini, 50. Piyasa fiyatı olmayan, emsali bulunmayan ve herhangi bir şekilde değeri belirlenemeyen bir edim söz konusuysa, ancak o takdirde BGB § 316’daki çözümden hareket edilebileceğini, buna göre bedeli belirleme hakkının aksi belirtilmemişse o edimi yerine getirecek tarafa ait olduğunu, kendi edimi için ne fiyat biçmişse ona itibar edileceğini, edimin borçlusunun bu hakkını geciktirmeden dürüstlük kuralına göre kullanması gerektiğini, aksi takdirde bedelin hâkim tarafından belirleneceğini (bu yönde BGB § 315 III), fakat bu durumda bedelin kural olarak ifa anı değil, sözleşme anındaki şartlara göre belirleneceğini, ( alıntı sonu ) Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 13.12.2004 tarih ve 2004/1773 E.N., 2004/6442 K.N. Sayılı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi' nin 12.11.2003 tarih ve 2003/2358 E.N., 2003/5404 K.N. sayılı kararlarında Yukarıda doktrin görüşü ve Yargıtay emsal kararları ile yazılı bir sözleşme ile bedel belirlenmemişse rayiç değerlere göre hüküm kurulması gerektiği hususunun aydınlatıcı bir şekilde ortaya konulmuş olduğunu, konunun tartışma oluşturmayacak kadar net olduğunu, Dava değeri senetle ispat kuralı dahilinde kalan bir sözleşmede, ivazın taraflar arasında ihtilaflı olduğu görülerek rayiç tespitine gidilmesi gerekirken rayiç tespiti yapılmaksızın, varsayımlara göre hüküm kurulmasının kararın kaldırılması gerektirdiğini beyanla; Açıklanan nedenlerle; hükme dayanak bilirkişi raporunun denetime uygun olmaması, rayiç araştırması olarak belirttikleri delilinin toplanmamış olması, bilirkişi raporunun birebir hükme alınması, doktrin ve Yargıtay kararları doğrultusunda rayiç tespitinin yapılmaksızın hüküm kurulması nedenleriyle Yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına, İstinaf incelemesi sonuna kadar tehiri icra kararı tesisine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; saklama sözleşmesinden kaynaklanan ve fazla ödendiği iddia edilen saklama ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, taraflar arasında sözlü olarak saklama sözleşmesi akdedildiğini, depolama hizmet bedeli olarak aylık 500 USD+KDV olarak belirlendiğini, davalının iki adet faturayı sözleşmeye aykırı olarak 800+KDV düzenlediğini, bu durumun telafi edileceğinin belirtilmesi üzerine faturalara itiraz edilmediğini, daha sonra beş aylık depolama hizmet bedeli olarak anlaşmaya uygun olarak aylık 500+KDV üzerinden fatura düzenlendiğini, ancak yine en son 42 günlük depolama hizmet bedeli olarak 18.069,93 TL üzerinden anlaşmaya aykırı olarak fazla bedel üzerinden fatura düzenlendiğini, davacının mallarını depodan alabilmek için bu fatura bedelini ihtirazi kayıt ile ödediğini, 42 günlük fatura bedelinin en fazla 3.450,00 TL olduğunu, ihtirazi kayıt ile fazla ödenen 14.620,00 TL bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasında ücret konusunda bir anlaşma yapılmadığını, davacının ihtiyacına göre fatura düzenlendiğini, davacıya verilen forklift ve vinç hizmetlerinin de mal teslimi sırasında fiyatlandırıldığını, belirlenen fiyat içerisinde malın taşıma, depolama, yükleme ve boşaltma fiyatlarının da bulunduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasında davacıya ait malların davalının deposunda saklanmasına ilişkin sözlü olarak akdedilmiş saklama sözleşmesi olduğuna, saklama süresine ve davalı tarafından hizmetin verildiğine ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa da gelen temel ihtilaf saklama ücreti miktarına ilişkindir. Davalı vekili tarafından ileri sürülen iş bu istinaf sebebi yargılama aşamasında cevap dilekçesinde ve bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda ve bilirkişi raporlarında değerlendirilmiştir. HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki faturalara, tarafların ticari defter ve kayıtlarına, davalı tarafından davacıya düzenlenen 19/12/2016 iki aylık depolama hizmet bedeli ve 06/01/2017 tarihli depolama hizmet bedeli adı altında düzenlenen faturaların 800 USD+KDV üzerinden düzenlendikten sonra 12/06/2017 tarihli beş aylık depolama hizmet bedeli ve 03/07/2017 tarihli bir aylık depolama hizmet bedeli  adı altında düzenlenen faturaların 500 USD+KDV üzerinden düzenlenmesinin davacının iddialarını doğruladığı, yine davalı tarafından davacıya hitaben düzenlenen ihtarnamede de cari hesap borcunun ödenmesinin ve mevcut konteynerlerin her biri için depolama hizmet bedeli olarak aylık 500 USD+KDV üzerinden fiyatlandırma yapılacağının ihtar edilmesi akabinde dava konusu  9 kont depolama hizmet bedeli adı altında 12/09/2017 tarihli ve 18.069,93 TL bedelli faturanın düzenlendiği dikkate alındığında taraflar arasında depolama hizmet bedeli olarak aylık 500 USD+KDV olarak anlaşıldığının anlaşılmasına, ispat yükü üzerinde olan davalı tarafından daha fazla ücret belirlendiğinin yazılı deliller ile ispat edilememesine, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi uyarınca incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalının  istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 998,69 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından peşin olarak yatırılan 249,67 TL harcın mahsubu ile bakiye 749,02‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04/04/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fbfd304e1ffe913f","SID":"923fc03b2bcd0454"}}