{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/312 <br>KARAR NO: 2024/366<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/12/2020<br>NUMARASI: 2014/761 Esas -  2020/918 Karar<br>DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)|Tazminat  (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/03/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 21/12/2009 tarihli tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde Bayilik Sözleşmesi ile Bursa bayilik bölgesinde davalı şirketin ürünlerinin satış ve pazarlanması için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirket tarafından sözleşme kapsamındaki edimlerin tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiğini ancak, tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshedildiğini; müvekkilinin, muhatap işi için ve muhatabın isteği ve talebi gereği yaptığı/yapmak zorunda kaldığı tüm giderler, işçilim maliyetleri ve tazminatları, araç ve demirbaş yatırım giderleri, fesih nedeniyle maruz kalınan tüm giderler ve ek maliyetler, şirketin genel yatırım zararları, haksız fesihten kaynaklanan kar mahrumiyeti, doğrudan satış zararları, uygunsuz fesih ihbar süresine ait tazminat, doğrudan satış zararları, haksız feshinden kaynaklanan alacak ile rekabete aykırı sözleşme nedeniyle mevzuat gereği haksız işlemlerden doğan yasal tazminat haklarının bulunduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle haksız fesih nedeniyle uğranılan zararlar yönünden şimdilik 75.000 TL maddi, 100.000 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  müvekkili ile dava dışı ...Tic. Ltd. Şti.arasında imzalanan 21/12/2009 tarihli bayilik sözleşmesinin, dava dışı şirket ile davacı arasında yapılmış 30/03/2013 tarihli devir protokolü ile davacı tarafça devralındığını, davacı taraf ile ticari ilişkinin devir tarihi itibariyle başladığını, davacı şirketin, devreden dava dışı şirket gibi sözleşmenin 3.5.1.maddesine aykırı gecikmeli ödemeler yaptığını, davacıya bu hususun ihtar edildiğini, davacının ödemelerdeki gecikmeyi kabul ettiğini ancak, gecikmelerin sözleşme ihlali olarak görülmeyeceğini iddia ettiğini; ayrıca imza sirkülerinde meydana gelen değişikliğini müvekkili şirkete bildirmeyerek yine sözleşmeyi ihlal ettiğini ileri sürerek dilekçesinde ayrıntılı olarak bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \".. davacının sözleşmeyi devraldığı tarihten sonra müşteri sayısında bir artış olmadığı tespit edilmektedir. Ne var ki davacı, sözleşmeyi dava dışı  .... Tic. Ltd. Şti'den tüm hak ve borçlarıyla devralmış olup, devreden şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki 20/11/2000 tarihinde başlamıştır. Taraflar arasındaki devir protokolünün 1,4 ve 5.maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, devreden şirketin sözleşmeden kaynaklı hiçbir talebi bulunmadığını belirttiği, ticari ilişkinin en başından beri davacı ile davalı arasında gerçekleşmişcesine taraflar arasında kabul oluştuğu görülmektedir. Hal böyle olunca davacının portföy tazminatı talebinin akdi ilişkinin en başından itibaren değerlendirilmesi gerekmiştir. 12/05/2017 tarihli bilirkişi raporunda yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda yapılan hesaplama neticesinde davacının davalıdan 2.754.248,00 TL portföy tazminatı talep edebileceği yönünde kanaat bildirilmiştir. Her ne kadar portföy tazminatının hesabında, sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum ( yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği ), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi ( unvanın ), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususların da gözetilmesi gerekmekte ise de davacının dava dilekçesinde talep ettiği miktar ile bilirkişi raporunda hesaplanan meblağ arasındaki farkın büyüklüğü ve davacının portföy tazminatının ıslahına ilişkin işleminin 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6. maddesi delaletiyle 6102 sayılı TTK'nun 122/4 fıkrasında belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapılmamış olması nedeni ile usul ekonomisi ilkesi gereğince yeni bir hesaplama yapılmadığını belirterek Davanın KISMEN KABULÜ ile, 100.000,00 TL portföy tazminatının dava tarihi olan 06/08/2014 tarihinden itibaren uygulanacak avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin istemlerinin reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İşbu dava ile, müvekkil ile davalı şirket arasında 20.11.2000 tarihli tek satıcılık sözleşmenin haksız  feshi nedeniyle uğranılan zararlar ile portföy tazminatının tahsili talep edildiğini, dava  konusu taleplere yönelik olarak dosyada  farklı bilirkişi heyetleri  tarafından rapor alınmış ve haksız fesih tespit edilerek hesaplama yapıldığını, mahkeme 17.12.2020 tarihli kararı ile diğer tüm  maddi tazminat talebini reddederek, portföy tazminatı talebimizi de kısmen kabul ettiğini, mahkeme, davalının tek satıcılık sözleşmesini haksız olarak feshettiğini, davacının feshe neden olabilecek bir kusurunun olmadığını  belirterek portföy tazminatına hükmetmiş ancak bilirkişi raporu ile tespit edilen portföy tazminatına yönelik 07.05.2019 tarihli ıslah beyanını TTK. 122/4 fıkra hükmündeki 1 yıllık hak düşürücü süre yönünden ret ettiğini, Mahkemenin Ttk.122/4 fıkrasına göre hak düşürücü süre nedeniyle ıslah talebinin reddi hatalı olduğunu,  yani 1 yıllık süre dava değil, talep bildirimine yönelik bir süre olduğunu, kararında; davalı ile dava dışı burçman arasında 20/11/2000 tarihinden beri aralıksız devam eden tek satıcılık sözleşmesinin 30/03/2013 tarihinde davacıya tüm hak ve borçları ile devredildiğini taraflar arasındaki devir protokolünün 1, 4 ve 5. md. birlikte değerlendirilmesinden, devreden şirketin  sözleşmeden kaynaklı hiçbir talebi bulunmadığını belirttiğini ticari ilişkinin en başından beri davacı ile davalı arasında gerçekleşmişcesine taraflar arasında kabul oluştuğu görüldüğünü, müvekkilin diğer tazminat taleplerinin reddi de hatalı olduğunu, portföy tazminatına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini, ıslah tarihinin faiz başlangıcı olmadığına dair görüş kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, davadan önce davalıya temerrüt ihtarnamesi tebliğ edilmiş olup, dosyada tebliğ şerhi de mevcut olduğunu, dava dilekçesinde tazminat fesih tarihinden itibaren talep edilmiş ancak mahkeme dava tarihini esas aldığını, oysa ki davadan önce fesih ihtarına karşı gönderilen 23.05.2014 tarihli 9635 sayılı ihtar ile temerrüt oluştuğunu, dolayısıyla, faiz başlangıç tarihi dava tarihi olmayıp, temerrüt fesih veya ihtar tarihi itibariyle avans faizi işletilmesi gerektiğini, bu husus da gözardı edilerek hatalı tespit edildiğini, istinaf istemini kabulü ile kararın ortadan kaldırılmasını, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasını, tehiri icra kararı verilmesini, yargılama gider ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... ile aralarındaki bayilik sözleşmesini feshi haklı gerekçelere dayandığını, Test Tütünün gecikmeli ödemeleri, ... sektörün özelliği gereği ticari ilişkiye devam etmesini çekilmez hale getirdiğini, bu durum bayilik sözleşmesinin feshini gerektirecek ağırlıkta olduğunu, test tütünün imza sirkülerinde yaptığı değişikliğin temsil yetkisine ilişkin bir değişikliğe sebep olmaması, bu değişikliğin bildirilmemesinin bayilik sözleşmesine aykırı olduğu gerçeğini değiştirmediğini, davacı portföy tazminatına hiç hak kazanmamış olduğundan davacı lehine kısmen de olsa hükmedilen porföy tazminatı hukuka aykırı olduğunu, huzurdaki uyuşmazlık kapsamında, yeni bir müşteri çevresi yaratılması veya mevcut müşteri çevresinin önemli ölçüde genişletilmiş olması söz konusu olmadığını ve bu anlamda, sözleşmenin sona ermesinden sonra test tütünün oluşturmuş olduğu bir müşteri çevresinden philip morrisin menfaat sağlaması gibi bir durum da söz konusu olmadığını, devir protokolü ile burçman sözleşmeden kaynaklı tüm hak ve/veya alacakları yönünden şirketi gayrikabili rücu ibra ettiğinden bu hak ve/veya alacaklar bakımından davacının hak ve alacak talebinde bulunması kabul edilemediğini, ... Bayilik Sözleşmesinin haklı olduğu ve Test Tütünün her halükarda portföy tazminatına hak kazanamadığını, mahkemenin tesis etmiş olduğu gerekçeli kararın  portföy tazminatı talebinin kabulüne ilişkin hükmünün kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, tek satıcılık niteliğindeki bayilik sözleşmenin süresinden önce haksız feshedildiği iddiasıyla uğranılan ihbar tazminatı, davalının doğrudan satış yapması nedeniyle uğranılan zarar, giderlerin tazmini ve portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın  portföy tazminatına ilişkin bölümünün kısmen  kabulüne diğer taleplerin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı ve davalı vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacının iddiası; davalı ile aralarında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin gereklerini yerine getirmesine rağmen davalı tarafından sözleşmenin haksız nedenlerle feshedildiği gerekçesiyle uğradığı maddi zararın tazminini ve davalıya sağladığı müşteriler nedeniyle portföy   tazminatı istemidir.Davalının savunması; davacının sözleşme gereği yapması gereken ödemeleri zamanında yapmadığı ve imza sirkülerindeki değişikliği kendisine bildirmediği, bu iki hususun da başlı başına sözleşmenin feshi nedeni olduğunun sözleşmede kararlaştırıldığı, dolayısıyla  feshin haklı olduğunu iddia ederek davanın reddini savunmaktadır.  Davalı ile dava dışı .... Tic. Ltd. Şti arasında 20/11/2000 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşme 21/12/2009 tarihinde yenilenmiş, 30/03/2013 tarihinde davalının da dahil olduğu üçlü protokol ile ...Tic. Ltd. Şti sözleşmeyi davacıya devretmiştir. Davalı ile dava dışı sözleşmeyi devreden ... Ltd.Şti arasında düzenlenen 21/12/2009 tarihli sözleşmenin 3.5.1 maddesi \" Bayi, ...'ya olan borçlarını zamanında ve aksatmaksızın ödeyecektir.\" Sözleşmenin 14. 6. Maddesi\"... imza sirküleri sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bayi sözleşmenin yürürlükte olduğu süre içesinde imza sirkülerinde meydana gelecek herhangi bir değişikliği PMSA'ya derhal  yazılı olarak bildirecektir. Ayrıca bayi yeni imza sirkülerinin tasdikli bir kopyasını ...'ya sağlamakla yükümlüdür.\" hükümlerini içermektedir.  Sözleşmenin süresi 10.madde ile 1 yıl olarak kararlaştırılmış, \"taraflardan herhangi birinin sözleşmenin süresinin sona ermesinden en az 30 gün önce sözleşmenin yenilenmeyeceğini karşı tarafa yazılı olarak bildirmediği takdirde sözleşme  bu tarihi takip eden 1 yıl için kendiliğinden yenilenmiş kabul edilir. Bu şekilde yenilmelere en fazla 5 yıllık süre için  yapılabilir. 5 yıllık sürenin dolmasıyla  sözleşme kendiliğinden sona erer.\" ve  10.2.2. Maddesi; \"bu sözleşme aşağıdaki durumlardan birinin varlığı halinde, taraflardan birinin diğerine yaptığı yazılı bir fesih ihbarı ile her zaman sora erdirilebilir. (i) taraflardan birinin bu sözleşme hükümlerinden doğan yükümlülüklerine yerine getirmemesi halinde\" düzenlemelerini içermektedir. Yine sözleşmenin 2. Maddesi ile bayiye münhasır satış ve dağıtım yetkisinin verildiği görülemektedir.Taraflar ve dava dışı ... Ltd.Şti. arasında 30/03/2013 tarihli \"Sözleşme Devir Protokolü\" düzenlenmiştir. Protokolün 1. Maddesi ile 21/12/2009 tarihli sözleşmenin davacıya devredildiği, 2. Maddesi ile ... A.Ş. nin sözleşmeyi  devralmakla sözleşme ve eklerinde ...a yapılan bütün atıfların kendisine yapılmış kabul edileceği, sözleşme ve eklerindeki tüm yükümlülükleri aynen yerine getireceğini taahhüt etmiş, 3. Maddesi ile ...'nın devre muvafakat ettiği, 4. Maddesi ile ... sözleşmeyi kendi isteği ile ... A.Ş  ye devrettiği, devir tarihine kadar ki sözleşme dönemine ilişkin ... nezdinde her ne ad altında olursa olsun hiçbir hak ve /veya alacağı bulunmadığını,  sözleşmeden kaynaklanan tüm hak ve alacakları yönünden ...'yı gayrikabili rücu  ibra ettiği görülmektedir. Cevap dilekçesinin 3. Maddesi ile davacının;  kendisinden önce dava  dışı ... Ltd. Şti. ile davalı arasında yapılan, 20/12/2010 tarihli ek protokol, 25/11/201 tarihli ek protokol, 15/01/2012 tarihli ek protokollere de taraf olduğunu kabul ve beyan etmiştir. Bu durumda davacının kendisinden önce başlatılan dava dışı ... Ltd. Şti.  ile davalı arasındaki bayilik ilişkisinin tüm hak ve yükümlülükleri ile devraldığı anlaşılmaktadır. Bayilik sözleşmesi kendine özgü yapısı olan, çerçeve niteliğinde sürekli borç ilişkisi doğuran, çift edim değişimini esas alan bir sözleşmedir. Güven ilişkisi üzerine kurulan bayilik sözleşmesinin Türk Hukuku'nda mevzuatta tanımı yapılmamıştır. Bayilik sözleşmesi çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki üretici malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de üreticinin dağıtım ağına dâhil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü arttıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir. Bayilik sözleşmesinde tarafların hakları ve yükümlülük yelpazesi geniştir. Öyle ki sözleşme süresince ve sözleşme sonrasında devam eden yükümlülükleri olması güven ilişkisinin önemini bir kez daha vurgular. Sözleşme süresince devam etmesi gereken güven temelli olan bu ilişkide sözleşme ölüm, iflas, kısıtlılık kararı verilmesi, olağan fesih yolu ve olağanüstü fesih yollarıyla sona erebilir. Yine bayilik sözleşmesi Türk Mevzuatı’nda  ismiyle düzenlenmediğinden isimsiz sözleşmelerdendir.Tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşmedir. Somut olayda: Davalının sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede;  ödemelerin tam olarak ve zamanında yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davacının  bazı bankacılık uygulamalarından kaynaklı 1 gün veya daha kısa gecikmeli ödemelerinin olduğu, sayılarının 7 adet olduğu ve bundan dolayı toplam 3.731,00 TL faiz ödendiği tespit edilmiş olmakla taraflar arasındaki ticari ilişkinin süresi ve hacmi göz önüne alındığında bu hususun sözleşmenin feshini gerektirir bir husus olmadığı ortadadır. Taraflar arasındaki iş hacmine göre bu miktar bir gecikme gerekçesiyle sözleşmenin feshinin  4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bulan İDM kararında bir isabetsizlik yoktur. Davalının diğer fesih nedeni ise davacının imza sirkülerindeki değişikliği davalıya bildirmemesidir. İlk derece mahkemesince davacı şirketin imza yetkililerine ilişkin tescil ilanın  Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanmış olması, şirketin imza sirkülerinde davalı aleyhine sonuç doğurabilecek herhangi bir gelişme yaşanmadığının tespiti ve temsilcilerin aynı kaldığı hususları nazara alındığında bu hususun, sözleşmenin 14.6 maddesine aykırılık teşkil ettiğini öne sürmenin de dürüstlük kuralı ile bağdaşır nitelikte olmadığı şeklindeki tespiti yerinde olup davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğine ilişkin savunmasına itibar edilmeyerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğine dair kabulü yerindedir. Bu durumda davalı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf sebepleri yerinde değildir. Denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) 6102 sayılı TTK 122 maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlenmiş, yasanın 5 fıkrasında \"(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.\" düzenlemesini içermektedir. Taraflar arısındaki sözleşmenin münhasır satış ve dağıtım yetkisi verdiği belirlenmekle sürekli ilişki doğuran tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde bayilik sözleşmesi  olduğu görülmekttedir. Genel olarak denkleştirme tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilmektedir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. Diğer yandan, TTK'nın 122/4. maddesi uyarınca  denkleştirme isteminin  sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Bu sürenin niteliği hususunda öğretide görüş birliği olmadığı, hak düşürücü süre mi yoksa zamanaşımı süresi mi olduğunun yasal düzenlemede açıklanmadığı; maddenin gerekçesinde de sürenin niteliğinin uygulama tarafından belirlenmesi gerektiği yazılıdır. Acentenin denkleştirme istemini ileri sürmesi bir irade beyanıyla gerçekleşecek olup, bu beyanda bulunulmaması halinde acente TTK'nın 122. maddesinden doğan hakkını kaybetmektedir. Dolayısıyla denkleştirme miktarı kadar alacak hakkı kazanmanın ön koşulu, irade beyanının yöneltilmesidir. Bu kurgu göstermektedir ki denkleştirme talep hakkı tipik bir bağımlı ve kurucu yenilik doğuran haktır. Yenilik doğuran haklar için öngörülen süreler hak düşürücü süre niteliğindedir (Burak Sak-Denkleştirme İstemi Sorunları, Yüksek Lisans tezi s.181) Kanunda dava açılmasından söz edilmeyip tazminat talebinin ileri sürülmesinden söz edildiği hususu dikkate alındığında, bir yıllık sürenin dava açılması için değil, tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için bir hak düşürücü süre olarak anlaşılması gerektiği kabul edilmelidir.Davacının davalı tarafça keşide edilen fesih ihbarına karşı keşide ettiği 23 Mayıs 2014 tarihli cevabi ihtarının 5. Sayfasında portföy tazminatı talebinde bulunacakları ihtar edildiği gibi, sözleşmenin feshinden itibaren  bir yıllık süre içinde denkleştirme tazminatı istemli eldeki dava açılarak istemin ileri sürmüş olması karşısında, yasada öngörülen 1 yıllık hak düşürücü serede talep edilme koşulun yerine getirildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda dava ve ıslah tarihine göre taraflar arasındaki bayilik sözleşmeleri bakımından yasada gösterilen zamanaşımı süresinde ıslah talebinin ileri sürülüp sürülmediğinin ve davalının süresinde zamanaşımı defini ileri sürüp sürmediğinin değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile süresinde ileri sürülen tazminat talebinin, ıslah talebi yönünden hak düşürücü süre içinde ileri sürülmediği gerekçesiyle portföy tazminatının hüküm altına alınması ve hesaplamasına ilişkin yönler yeterince değerlendirilmeden ıslah edilen kısım yönünden davanın  reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. (Emsaller Yargıtay 19 HD. 2018/2901 e. 2020/38 K. 2018/4329 e. 2019/6031 K. Yargıtaya 19 HD. 2018/2901 e., 2020/38 k. İstanbul BAM 43. HD. 2020/603 e.2021/764 K, İstanbul bam12 HD. 2018/418 e. 2018/1657 K.  İstanbul BAM 13.HD. 2021/1446 e. 2023/1993 K. İstanbul BAM 14. HD., 2021/503 E. 2024/20 K. sayılı ilamları) 6098 sayılı TBK 205 maddesi \"Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır.\" düzenlemesini içermektedir. Taraflar arasında düzenlen devir protokolü,  davalı ile dava dışı devreden ... Ltd.Şti arasında düzenlenen 2009 tarihli ve 2010 tarihli sözleşme ve eki protokllerdeki yükümlülükler davacı tarafa yüklenilmiş, davacı da devredenin tüm haklarına sahip olmuş olmakla eldeki uyuşmazlıkta tarafların hukuki durumları, yükümlülükleri, sorumlulukları ve talep edilen tazminatların hesabında devir öncesi döneminde nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken bu husus gözden kaçırılarak sadece davacıya sözleşmenin devrinden sonraki 2013-2014 dönemi üzerinde incelemeye dayanılarak yapılan hesaplama ve değerlendirme  ile hüküm kurulması da isabetli olmamıştır. Bu durumda davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde olup davalı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.6102 sayılı TTK 122/4 düzenlemesi gereği denkleştirme tazminatından önceden vazgeçilemeyceğine ilişkin düzenleme ve taraflar arasındaki devir protokolü ile TBK 205. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde davalı vekilinin devreden ...  davalıyı ibra ettiğinden bahisle alacak talebinde bulunulamayacağına ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.6102 sayılı TTK 1534 maddesi gereği kenar başlıkları metne dahil olan aynı yasanın 121. Maddesi acentelik sözleşmesinin sona ermesi  I sebepleri kenar başlığını taşımakta maddenin 4. Fıkrası uyarınca haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. Aynı maddenin 1.fıkrası uyarınca ise ihbar süresi 3 ay olarak düzenlenmiştir.Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme acentelik sözleşmesi olmayıp tek satıcılık hakkı veren bayilik sözleşmesidir. Dava dilekçesinin 4. sayfasında fesih ihbar süresinin münasip olmadığı açık olup uygun fesih ihbar  öneline ilişkin zarar talebinin belirlenmesi gerekir bu maddi tazinat taleplerinden biri olarak talep edilmektedir.TTK 121 vd. Şeklinde talepte bulunulduğu görülmektedir. TTK 121/4 hükmünün; denkleştirme tazminatının tek satıcılık ile benzer diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağına dair TTK 122/5 düzenlemesi gibi bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda  ihbar tazminatına ilişkin talebin eldeki uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmadığından bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmadığından bu yöne ilişen istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.  Davacı vekilinin davalının doğrudan yaptığı satışlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği satış zararı yönünden  sözleşmenin 4.1 maddesi ile davalının  saklı tuttuğu zincir marketlere yapılacak satışlar ile ... tarafından yetkilendirilen toptan satış ruhsatına sahip diğer gerçek ve tüzel kişilere satış ve dağıtım münhasıran ...ya aittir düzenlemesi karşısında bu yönden davanın reddinde bir isabetsizlik bulunmadığından  davacının bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerende değildir. Faiz başlangıcı yönünden; davacı lehine hükmedilen portföy tazminatının davacının keşide ettiği ihtarnamede talep edileceği ihtar edilmiş olmakla birlikte bu ihtarmade herhangi bir miktar talep edilmediği, ödeme için bir süre de belirlenmediği anlaşılmakla faizin dava tarihinden başlatılmasında bir isabetsizlik yoktur. Giderlerin tazmini yönünden taraflar arasındaki sözleşmenin devir öncesi ile birlikte 14 yıl bürdüğünün kabulü ile sözleşme süresinin olağan sona erme tarihi olan 21 Aralık 2014 tarihine  kalan yaklaşık 6 ay 21 günlük süre dikkate alındığında davacının tek satıcılık sözleşmesine güvenerek yaptığını iddia ettiği giderleri talep edemeyceği, sözleşmenin 6 ay 21 gün sonra sona ereceğini düşünerek hareket etmesi gerektiği anlaşılmakla bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Bu durumda mahkemece gerekçede ayrıntılı olarak açıklanan somut olaya ilişkin veriler ile hesaplama ilkelerine uygun olarak  düzenlenecek bilirkişi raporu dosyaya alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetli görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde  görülmediğinden reddine, davacı vekilinin gerekçede belirtilen ve  yerinde görülen istinaf sebepleri yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,3- Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.707,75 TL harcın, alınması gerekli olan 6.831,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.123,25‬ TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.12/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b354e9023a7ece43","SID":"4cfc32fe49571e0a"}}