{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br>KARAR TARİHİ  : 12/03/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ : ANTALYA 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ : 18/11/2020<br>DAVANIN KONUSU : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ : 12/03/2024<br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili,  Müvekkil bankakın ... ile dava dışı ... Şti. arasında imzalanan kredi sözleşmesi ile kredi kullandırıldığını, davalılar ile dava dışı ... ise kredi sözleşmesini müşterek ve müteselsil kefil olarak imzalayıp kredi borcundan sorumlu olduklarını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine banka tarafından borçluların kredi hesabının kat edilip Isparta Noterliğince ihtarname keşide edilerek borçluların kredi sözleşmelerinde bildirilen adresine tebligat gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödenmeyen borç üzerine icra takibine geçildiğini,  davalılardan ... yetkisi ... tarafından yetki itirazında bulunduğunu, diğer davalının  da itiraz ettiğini, davalılar ile müvekkili banka arasında yetki sözleşmesi imzalandığını, davalı şirketin yetki itirazının yerinde olmadığını, haksız ve dayanaksız borca itiraz edilderek takibin durması sağlanmakla dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerektiğini beyanla itirazın iptali ile icra takibinin devamına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>DAVALI ... SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı ... vekili, davalı olan müvekkili ile davacı arasındaki kredi ilişkini kabul etmediklerini, kredi sözleşmelerindeki imzaya itiraz ettiklerini, ihtarnamenin davalının eski adresine gönderilmesi nedeniyle tebliğ edilemediğini, ihtarname incelendiğinde; borcun hangi tarihli krediden kaynaklı olduğu ve ne kadar borcun kaldığının ayrıntılı olarak belirtilmediğini, ayrıca davalılara kredi sözleşmesinin sadece ilk ve son sayfasının imzalattırıldığını, sözleşmedeki tüm imzaların ... tarafından \"... adına ...\" yazılarak imza atıldığını, bu şekilde alınan kefaletin geçerli olmasının mümkün olmadığını, kredi sözleşmesinde kefillerin kefalet miktarının belirtilmediğini, 150.000,00-TL bedelli daha sonra imzalanan sözleşmede müvekkilinin imzasının olmadığını, borçtan sorumlu tutulamayacağını belirtilerek, davanın reddine, takibin müvekkili yönüyle iptaline ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"Bilindiği üzere ticari krediler için yapılan kefalet sözleşmesi gereğince kefiller asıl borçlu gibi sorumlu olup onlara başvurulması için önce asıl borçluya gidilmesine gerek yoktur. Diğer yandan her sözleşmede olduğu gibi kefalet sözleşmesi gereğince sorumluluğun doğabilmesi için geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığı gerekir. Bu kapsamda kefalet sözleşmesi incelendiğinde davalı ... yönünden kefalet sözleşmesine itiraz edildiği görülmektedir. Gerçekten de sözleşmenin davalı ... adına davalı şirket yetkilisi tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır. Bu işlem yetki sözleşmesi ile de yapılabilecek bir işlem olmakla beraber davacı böyle bir yetkinin verildiğini ispatlayamamıştır. Bu halde davalı ... bu kefalet sözleşmesinden sorumluluğu yoktur. Diğer davalı ... ise ancak imzaladığı sözleşme hükümleri kapsamında sorumlu olacaktır. Bu kapsamda alınan bilirkişi raporuna göre alacağın varlığı kabul edilmiş; yine rapora göre gayri nakdi kredi nedeniyle risk şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne; belirli ve bilinebilir alacak nedeniyle icra inkar tazminatı talebinin de kabulüne\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... ile dava dışı ... ve Tic. Ltd. Şti. arasında cari hesap kredi kullandırma sözleşmesi imzalandığını, buna ilişkin olarak 100.000,00-TL limitli 04.06.2008 tarihli ve 30.05.2012 tarihli 150.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, davalı ... 100.000,00-TL limitli 04.06.2008 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin sayfalarının tamamında müşterek ve müteselsil borçlu sıfatı ile imzası bulunduğunu, 30.05.2012 tarihinde düzenlenen ve 150.000,00 TL limiti bulunan sözleşmenin yeni bir kredi sözleşmesi değil; 04.06.2008 tarihinde düzenlenen sözleşmenin devamı niteliğinde olduğunu, söz konusu sözleşmenin 13. sayfasında da \"Önceki Umumi Taahhütnameler ve Mukavelelere Bağlantı ve Limit Artışı\" başlıklı 50. Maddede 30.05.2012 tarihli sözleşmenin, 04.06.2008 tarihli 100.000,00-TL limitli sözleşmenin eki ve ayrılmaz bir cüzü olduğunun açıkça belirtildiğini, dava konusu kredinin cari hesap şeklinde işleyen ticari kredi olduğunu, buna göre kredi limitinin artırılması amacıyla yeni sözleşme düzenlenmesi halinde önceki sözleşmenin hükümsüz hale gelmediği gibi ilk sözleşme için geçerli olan kefaletin sonraki sözleşmeler için de geçerli olacağını, kefaletin sona ermesinin ancak söz konusu kredi sözleşmelerinden doğan borçların ödenmesi ve kredi hesabının kapatılması halinde mümkün olacağını, somut olayda borcun kapatılması ve kredi hesabının sonlandırılması gibi bir durum söz konusu olmadığı için her iki davalının da müteselsil kefalet sorumluluğu bulunduğunu, ikinci sözleşmenin ilk sözleşmenin devamı niteliğinde olduğu için ilk sözleşme için geçerli olan kefilliğin bu sözleşme için de geçerli olduğunu, ... yönünden davanın reddedilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, ... imzası bulunan 04.06.2008 tarihli sözleşmenin 37.1 maddesinde sözleşmelerin süresiz akdedildiğinin açıkça belirtildiğini, süresiz olduğu ve cari hesap şeklinde işlediği için imzalanan her iki sözleşme açısından da ... kefil sıfatını taşıdığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı, cari hesap şeklinde yapılan kredi sözleşmelerinde bu sözleşmeye ilişkin olarak kullandırılan her kredi için kefilin sorumluluğunun devam ettiğini, dava konusu olayda da ikinci kredi sözleşmesinin cari hesap kredi sözleşmesi kapsamında imzalanmış olup limit artırımı amacıyla imzalandiğini, buna göre mahkemece ikinci sözleşme için imza yetki belgesi sunulmadığı gerekçesi ile ... kefalet sorumluluğunun olmadığına karar verilmesinin yasaya ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda asıl alacağın 40.975,23.TL olduğunu, mahkemece bu miktara hükmedildiğini, 03/09/2015 hesap kat tarihi itibariyle müvekkilin asıl alacağının 47.023,90 TL olup, mahkemece hükmedilen 40.975,23.TL banka kayıtlarına uygun olmadığını, bankanın kredi hesabına işletmiş olduğu faizler ve ücretlerin ekstrelerde ve hesap kat ihtarnamesinde ayrı ayrı gösterildiğini, davalı taraflarca ekstrelerin ve hesap kat ihtarnamesinin içeriğine herhangi bir itirazda bulunulmaması nedeniyle ekstreler ve alacak miktarının kesinleştiğini, mahkemece Hesap Kat İhtarnamesi ile tespit edilen tutarın kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, bilirkişi kök raporunda faiz başlangıcı olarak hesap kat ihtarnamesinin düzenlendiği gün olan 03.09.2015 tarihinin kabul edilmesi gerekirken; 08.09.2015 tarihi faiz başlangıç tarihi olarak kabul edilip buna göre sonuç çıkarıldığını, daha sonra buna ilişkin olarak yapmış olduğumuz itiraz üzerine bilirkişinin ikinci ek raporunda yeniden faiz hesabı yapıldığını, ancak bu kez de 3.600,00 TL ödeme yapıldığı kabul edilerek 30.09.2015 tarihinden itibaren faiz hesabı yapıldığını, mahkeme tarafından da ikinci ek raporda belirlenen faiz miktarına hükmedildiğini,  ancak bu husus hatalı olduğunu, çünkü banka kayıtlarında 3.600,00 TL'lik herhangi bir ödeme bulunması halinde bunun hesaplamada dikkate alınmamasının mümkün olmadığını,  mahkemece kabul edilen miktarların tamamının hatalı olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da faiz başlangıç tarihi olarak hesap kat ihtarnamesinin düzenlendiği gün kabul edildiğini, mahkemenin teminat mektubuna ilişkin olarak verdiği kararın da Yargıtay içtihatlarına ve yasaya aykırı olduğunu istinaf edilen karar kesinleşmeden icraya konu edilebilecek bir karar olduğunu, söz konusu kararın Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icraya konulduğunu, borcun müvekkilden tahsili ve karşı tarafa ödenmesi durumunda müvekkil açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini, bu sebeple istinaf incelemesi sonuna kadar icranın geri bırakılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>Dava,  kredi sözleşmesi kapsamında ödenmeyen borcun kefillerden tahsili yönünde başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.<br>Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Uyuşmazlık, dava dışı ... kullandığı krediye kefil olan davalıların borcunun dayanağının hangi sözleşme olduğu, takip konusu borcun 2008 yılındaki kredi sözleşmesinden mi 2012 yılındaki kredi sözleşmesinden mi kaynaklı olduğu, davalı ... kefaletinin geçerli olup olmadığı, 2008 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme mahiyetinde olup olmadığı, borcun hangi döneme ait olduğu, kredi sözleşmelerinin birbirinden bağımsız olup olmadığı veya birbirinin eki niteliğinde olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.<br>6098 TBK'nın 583/1.maddesine göre; \"Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.\"  Anılan kanun hükmü uyarında, kefilin sorumlu olacağı azami borç miktarı ile kefalet tarihinin de kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması bir geçerlilik şartıdır. Davaya konu 04/06/2008 ve 30/05/2012 tarihli kredi sözleşmeleri 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde akdedildiğinden kefaletin geçerlilik şartları bakımından bu kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, 04/06/2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde; davalı ... müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu, sözleşmede yer alan kredi limitinin kefalet limitini belirlediği, bu bağlamda ilgili davalının 04/06/2008 tarihli kredi sözleşmesindeki kefaletinin 818 sayılı Kanunun 483 vd. maddeleri gereğince geçerli olduğu belirlenmiştir. <br>Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 581 ila 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 581 inci maddesinde “kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme” şeklinde tanımlanmıştır. (818 Sayılı BK.'nın 483. maddesi) Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. <br>Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. Kişisel teminat sözleşmesinin alt kavramını oluşturan kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat verilmesidir. 818 sayılı BK’nın 492 nci maddesi gereğince kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır (Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 gün ve E:2001/19-534, K:2001/583 sayılı ilamı). Türk hukuk öğretisinde de, kefilin borcunun, fer’i (bağımlı) bir borç olduğu benimsenmiş; asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kefalet borcu, temin ettiği asıl borcun feri olup, asıl borç herhangi bir sebeple düşerse, kefil de borçtan kurtulabilir. Kefil, kanunun kendisine tanıdığı bu ve diğer hakları kullanmaya yetkilidir. Asıl borç tediye (ödeme) ile vesair surette düşerse, kefalet gibi feri haklar da düşer. Kefil asıl borçludan daha fazla mükellefiyet altına giremez (11.06.1969 gün ve 1969/4-6 sayılı YİBK’nın Gerekçesi).<br>İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı bankanın yapmış olduğu takibin 2012 yılında riskinin başladığı belirtilmiş olup, net bir şekilde borcun bu krediden kaynaklandığı belirtilerek kullandırılan kredi limitleri dikkate alınarak borcun bu krediden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. <br>Somut olayda, dosyada bulunan 04/06/2008 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalı ..., müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmede imzasının yer aldığı görülmüştür. 30/05/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde ise, davalı ... imzasının bulunmadığı, onun yerine diğer kefil şirket temsilcisinin \"... adına ...\" şeklinde imza attığı anlaşılmıştır. Davacı ... tarafından davalı ... adına imza atan diğer kefil şirket temsilcisinin kefalet sözleşmesi yapmak amacıyla yetkilendirildiğine ilişkin bir vekaletname de ibraz edilmediğinden bu haliyle, yasa koyucu tarafından geçerlilik koşulu olarak kabul edilen şekli unsurlar yerine getirilmediğinden davalının kefaleti geçersizdir. Dolayısıyla davalı, söz konusu 30,05.2012 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kefil sıfatıyla sorumlu tutulamaz, zira ilgili davalının bu kredi sözleşmesinde kefaleti bulunmamaktadır. Ancak davacı yanca, söz konusu bu yeni kredi sözleşmesinde taraflar arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde olduğu ve ilk kredi sözleşmesi ile bağlantı olduğu iddia edildiğinden bu hususun öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; Cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olması kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğu devam eder ise de, davalının kefalet imzasının bulunmadığı sözleşmelere dayanılarak kullandırılan kredilerden dolayı davalının kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Davalı borçlu ... söz konusu ikinci kez kullanılan genel kredi sözleşmesinin kefili değildir. Bu davalının kefil olduğu 2008 tarihli sözleşme nedeniyle verilen kredi borcu kapatılmış olup, dava konusu kredinin 31/05/2012 tarihinde 30/05/2012 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi olduğu, davalının da 2012 tarihli sözleşme nedenli borcunun ve kefaletinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı tarafça 2008 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme olduğu belirtilmiş ise de, davacı banka tarafından 2008 tarihli sözleşmede imzası olan kefiller dışında yeni bir müşterek borçlu müteselsil kefil alarak düzenlendiği, 2012 tarihli sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğu ve limit artırımına dayalı yeniden yapılandırma sözleşmesi olmadığı anlaşılmış olup, davacı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.<br>HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacı ... tarafından davaya konu icra takibinde depo talebinde bulunulan 10.06.2008 tarihli 2.000,00-TL bedelli kesin teminat mektubunun temlik alınan şirketçe sunulan banka kayıtlarına göre; 10.06.2008 tarihinde verildiği ve yürürlükte olduğu belirtilmişse de; söz konusu kaydın bankanın teminat mektubundan doğan riskinin devam ettiğini göstermediği gibi depo talebi doğabilecek riske karşı tedbir mahiyetinde olduğundan ve dava sürecinde teminat mektubunun 10 yıllık zamanaşımı süresini doldurmuş olup tazmin talebi de bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince depo talebinin reddi kararının yerinde olmasına, kat tarihi itibariyle asıl alacak miktarının 40.975,23-TL olup, kat tarihinden sonra işlemiş faizlerin anaparaya eklenmesinin faize faiz yürütülmesi neden olacağından asıl alacağın 47.023,90-TL olarak kabulünün mümkün olmamasına, dava dışı asıl borçlu tarafından 30/09/2015 tarihinde hesaba yatırıldığı belirlenen 3.600,00-TL'den kat tarihinden sonra işletilen faizlerin karşılanması sebebiyle temerrüt tarihinin 30/09/2015 tarihi olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30TL istinaf karar harcının davacı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,<br>3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, <br>4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, <br>5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalılar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,  <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin 378.290,00-TL'nin altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi. 12/03/2024<br>\t<br>...</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d5cd27df94fb3e1a","SID":"0209cc294ec59898"}}