{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2165 <br>KARAR NO: 2024/305<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/09/2020<br>NUMARASI: 2018/227 Esas -  2020/363 Karar<br>DAVA: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının ürettiği\"kaynaklı boru kelepçesi\" ni davalıdan satın alarak pazarlama ve satışını yapmaya başladığını, bu iş için depo kiraladığını, 2017 yılında davalıya bayilik sözleşmesi metnini gönderildiğini, davalı ile 2016-2017 Haziran ayı sonuna kadar çalıştığını, ancak 2017 Haziran ayından sonra sürekli olarak mal verdiği Sanmar Tersanesi, İstanbul Tersanesi, Selah Tersanesi ile Boğaziçi Denizcilik firmalarından sipariş alımının durması üzerine araştırma yaptığını ve davalının davacıyı devre dışı bırakarak davacının satış yaptığı bu firmalara doğrudan satış yaptığını tespit ettiğini, haksız rekabete dolayısıyla davacının zarar gördüğünü, her ne kadar arafların imzalamış olduğu sözleşme bayilik sözleşmesi olmasa da bir buçuk yıllık sürede ticari ilişki ile yürütülen ve ticari tersanelere doğrudan mal satmayan davalının, davacının uğradığı zararı karşılaması gerektiğini,  Davacının 2017 Haziran ayında 186.177,90 TL ciro yaptığını ve 55.188,02 TL kar elde ettiğini, şayet 2017 yılı sonuna kadar alışveriş devam etseydi davacının 400.000,00 TL lik ciro ile 120.000 TL kar elde edeceğini, davacının davalıya duyduğu güven nedeni ile 2017 yılı için yapacağı (2016 yılındaki satış miktarını baz alarak) satışlar için 95.000,00 TL lik mal aldığını ve bu malların bedellerini de davalıya ödediğini, ayrıca bu mallar için depo kiralandığını ve 500 TL aylık kira bedeli ödediğini, 2017 yılı satışları için hazırlıklı olmak adına bu malların ticari olarak satışı için gerekli olan somun civata takıldığını ve bu işlemler için ayrıca 5000 TL işçilik masrafı yaptığını, belirtmiş ve davacının davalı tarafa güvenerek 95.000,00 TL değerinde mal satın alması ve bu mallara somun civata takması sebebiyle yaptığı 5.000,00 TL lik masraf ve bu işler için ödediği 3.000,00 TL işçilik olmak üzere toplam 8.000,00 TL nin tahsilini; Haziran 2017- Aralık 2017 aylarına ilişkin 500 x 7 = 3.500,00 TL lik depo kira bedelinin tahsilini; davacının elinde kalan 95.000,00 TL değerindeki malların satılmaması nedeniyle uğradığı zarara ilişkin şimdilik 1.000,00 TL nin tahsilini; ticari ilişkinin devam etmesi halinde Haziran 2017-Aralık 2017 sonuna kadar yapılması muhtemel satışlardan elde edilecek karın, şimdilik 1.000,00 TL sinin tahsilini, toplamda 13.500,00 TL nin tahsilini ve yargılama masraflarının ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafa sözleşme kurulacağına dair güven verip zarara uğrattığı hususunun gerçeği yansıtmadığını, davalının doğrudan satış yapmasını engelleyici herhangi bir hüküm bulunmadığını, doğrudan mal satmadığını, haksız rekabetin de söz konusu olmadığını, kaldı ki davacının 2017 Haziran itibariyle cirosunun 180.000,00 TL değil 70.000,00 TL olduğunu, zira 110.000,00 TL lik kısmın stokunda kalan ürünlerin ürünlerin satılması ile gerçekleştiğinşi, davacının ticari ilişkiyi kendisinin sonlandırdığını, bu nedenle elinde kalan 95.000,00 TL lik iade alınacağının davacıya söylendiğini, ancak davacının %10 kar marjı ile iade edeceğini beyan ettiğini, davacının elindeki bu ürünleri satma imkanının da bulunduğunu, davalının boru kelepçesi konusunda konusunda piyasada tekel konumunda olmadığından davacının söz konusu malları satamayacağı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, bu nedenle depo kira bedeliyle ilgili talebin dayanaksız kaldığını, sevkiyat dışında tüm montaj işlerinin davalı şirket personelince gerçekleştiğini, bu nedenle de işçi zararının söz konusu olmayacağını belirtmiş ve davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda; \"...Yapılan yargılama sonucunda dosya kapsamındaki delillere göre davacı ile davalı arasında mal tedarikine ilişkin münferit, çeşitli ticari ilişkilerin - sözleşmelerin kurulduğu, bu kapsamda davalının davacıya \"kaynaklı boru kelepçesi\" temin ettiği ve davacının da bu ürünü kendi müşterilerine pazarladığı, sonrasında taraflar arasında görüşülen bayilik sözleşmesinin kurulamaması sonrasında davacının müşterilerine bu defa davalının doğrudan tedarik ve pazarlamada bulunmaya başladığını iddia etmiş ise de; davalının ürettiği kaynaklı boru kelepçesini gerek davacıya gerekse bu ürüne ihtiyacı olan diğer kişi ve kuruluşlara tedarik edip pazarlamasında serbest piyasa kurallarının gereklerine bir aykırılık bulunmadığı, davacı tarafın davalının bayi olmadığına göre davalının münhasıran davacıya tedarik ve satış yapmasını gerektiren bir yükümlülüğünün olmadığı, davacının ileride sözleşmenin kurulacağına haklı bir güven duymasını gerektiren davalının davranışı olmadığı, diğer taraftan davalının kendi ürettiği bir malı talepte bulunan ihtiyaç sahipleri 3. Kişilere pazarlamasının TTK anlamında bir haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceği, taraflar arasındaki elektronik iletiler ile bir bayilik sözleşmesinin koşullarının karşılıklı olarak görüşülüp tartışılması sonrasında karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının elde edilememesi, taraflardan birinin diğeri nezdinde sözleşmenin kurulacağına yönelik haklı bir güven uyandırması ve güven zararlarını tazmini gerektiği şeklinde nitelendirilemeyeceği vicdani kanaatine varılarak davanın reddine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, bu iddilarımızı gerekçesinde  kabul ettiğini, dava dilekçemiz ekinde ibraz ettiğimiz YHGK.'nun E. 2012/19-184; K. 2012/385 ; T. 13.6.2012 tarihli kararında ki   \"Bayilik Sözleşmesi imzalanarak bayilik ilişkisi kurulmamış olsa bile sözleşmenin kurulacağına ilişkin uyandırılan güvene dayalı olarak yapılan giderlere hükmedilebileceği\"ne şeklindeki gerekçe birlikte değerlendirildiğinde davamızın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, mahkemenin bunun aksine olarak ve gerekçesi ile  ters bir şekilde  davanın reddine karar vermesi bozmayı gerektirdiğini, davalı tarafın 2016 yılında ve 2017 yılının Haziran sonuna kadar, ticari tersanelere dava konusu malları doğrudan satmadığını, bu tarih aralığında ticari tersanelere sadece müvekkilinin satış yapması ve 2017 yılındaki karşılıklı maillerle yapılan yazışmalar birlikte değerlendirildiğinde ki bu maillerden birinde yukarıda belirttiğimiz gibi müvekkil firmayı üçüncü kişilere yetkili bayii olarak tanıtıldığını, davalı tarafın müvekkil firmaya bayilik sözleşmesinin kurulacağına dair güven verdiği açık iken mahkemenin davalı tarafın bu eylemelerini \"....davalının ürettigi kaynaklı boru kelepçesini gerek davacıya gerekse bu ürüne ihtiyacı olan diger kisi ve kuruluslara tedarik edip pazarlamasında serbest piyasa kurallarının gereklerine bir aykırılık bulunmadıgı, davacı tarafın davalının bayi olmadıgına göre davalının münhasıran davacıya tedarik ve satıs yapmasını gerektiren bir yükümlülügünün olmadığı, davacının ileride sözlesmenin kurulacagına haklı bir güven duymasını gerektiren davalının davranısı olmadığını, diger taraftan davalının kendi ürettigi bir malı talepte bulunan ihtiyaç sahipleri 3. Kisilere pazarlamasının TTK anlamında bir haksız rekabet olarak nitelendirilemeyecegi,\" şeklinde ki gerekçesi kabul edilemediğinin, mahkemece red kararına karşı YHGK'nın yukarıda belirttiğimiz gerekçesi ile de  çeliştiğini, dolayısı ile mahkemece kararı bu nedenle bozularak kaldırılmasını, öncelikle istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını, yukarıda ki tüm açıklamalarımız ile re'sen gözönüne  alınacak nedenlerle mahkemenin kararının tehir-i icrasına ve neticeden kararın bozularak kaldırılmasını ve dava dilekçemizdeki tüm taleplerimiz doğrultusunda davanın kabulüne  karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava; taraflar arasındaki sözlü kurulan bayilik ilişkisinin yazılı hale getirilmemesi ve  uygulanmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından süresinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık; davacının davalı taraf ile bayilik sözleşmenin kurulacağı inancı ile yaptığı masrafları ve sözleşmenin kurulmaması nedeniyle uğradığı zararını istemekte haklı olup olmadığı, haksız rekabet koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.Davalı şirketin boru kelepçeleri üretim işi yapıp ürünlerini tersanelere sattığı, davacı şirketin ise boru kelepçelerini tersanelere sattığı, taraflar arasında 2015 yılından beri ticari ilişki bulunduğu, cari hesap şeklinde çalıştıkları ve ticari defterlerin incelenmesindeki tespitlere göre herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, davalının davacıya bocrcu bulunmadığı anlaşılmıştır.Davacı taraf kendilerinin gemi inşaatlarında kullanılan teknik malzemelerin tedarik ve pazarlaması işi yaptığını, 2016 yılında davalının ürettiği ''kaynaklı boru kelepçesi'' adlı ürünü davalıdan alarak pazarlama ve satış işine başladığını, ürünü aldıktan sonra satışa hazır hale getirerek ve somun/civata takarak satış ve pazarlamasını yaptıklarını, davalı tarafla girilen ticari ilişki nedeniyle  satışa hazır malların bulunması için depo kiraladığını, ancak bazı tersanelerin satışının durması üzerine yaptığı araştırmada davalının kendilerini devre dışı bıraktıklarını öğrendiğini, davalının aralarındaki taslak sözleşmeyi imzalamaya yanaşmadığını, davalının kendilerine bayilik sözleşmesi kurulacağına dair güven verdiğini hatta davalının kendisini yurtiçi yetkili bayi olarak ifade ettiğini iddia ederek sözleşmenin kurulmasına olan güven nedeniyle oluşan zararının tazminini talep etmiştir.Davalı taraf ise tarafların 2015 yılı sonunda ürettikleri boru kelepçelerinin tersanelere satılması konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, ancak yazılı sözleşme metnindeki şartlarda anlaşamadıklarını, davacı iddialarını kabul etmediklerini savunmuştur.Davacı taraf dava dilekçesine ekli olarak delil mahiyetinde sunduğu \".../.../2016 tarihli Bayilik Sözleşmesi\" başlıklı alt tarafında sözleşmenin taraflarının yazılı olduğu ancak imzalanmamış sözleşme taslağı sunmuştur. Taslak sözleşmenin ikinci maddesinde davalı şirketin firma, davacı şirketin bayi olarak anılacağı 3. Maddesinin bayinin görev ve yetkisinin tanımının bulunduğu, bayi kendi adına ve sözleşme hükümlerine göre firmadan satın alacağı boru kelepçesi ve özel üretim endüstriyel malzemeleri ve diğer ürünleri tüketicilere satma konusunda yetkili kılındığı, bayi sözleşmede belirtilen hususlara aynen uymak mecburiyetinde olup firmanın saygınlık ve güvenilirliğini layığı gibi temsil ederek satışı arttırabilmek için pazarlama, tanıtım çalışmalarında bulunacak, firmanın ürettiği tedarik ettiği ürünleri pazarlayacak satış ve montaj hizmetini vereceği verdiği montaj hizmetlerinden dolayı firmadan ücret talep edemeyeceği... 4. Maddesinin bayinin konusu ve alanı başlıklı olduğu, 5. Maddesinin çalışma şeklinin yazıldığı, 7. Maddesinde bayi firmanın ürettiği boru kelepçesi ve özel üretim endüstriyel malzemeleri ve diğer ürünleri 31.12.2017 tarihine kadar 600.000,00 TL + KDV tutarında mal almayı kabul ve taahhüt ettiği, mevcut müşteriler dahil tüm fiyatlarda karşılıklı olarak verilen karar sonucu fiyat artışına gidileceği ve bu artışla fiyatların yıl sonuna kadar sabit kalacağı, firmanın (davalının ) 2017 yılı sonuna kadar herhangi bir şekilde bayilik sözleşmesini iptal edemeyeceği, başkasına aktaramayacağı, bu durumda firmanın (davalının ) bayisine (davacıya) zararına karşılık 50.000,00 Euro tazminat ödemek zorunda olduğu 2017 yılı gerçekleşmez ise iki tarafında bayilik anlaşmasını feshedeceği hususunun yazılı olduğu taslak sözleşmenin 12 maddeden oluştuğu anlaşılmıştır.Sözleşmenin taslağının çalışma şekli başlıklı 5. Maddesi yukarıda belirtildiği gibi firma (davalı) bayilik verilen bölgelerde birden fazla bayilik ile çalışmayacağını taahhüt ettiği gibi bayinin bulunduğu bölgeden firmaya tüketiciden gelen doğrudan taleplerini bayiye yönlendirir şeklindedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1. Maddesi uyarınca sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı ve irade açıklaması, açık veya örtülü olabileceği düzenlenmiş olup, satım sözleşmesinin yazılı şeklide yapılması  geçerlilik koşulu olmayıp ispat şartıdır.Taraflar arasındaki taslak sözleşme iradelerin uyuşmaması nedeniyle imzalanmamış ise de sözlü mal alımına dayalı ticari ilişkinin varlığı sabittir. Eğer sözleşme taraflarca imzalanmış ve yürürlüğe girmiş olsa idi davalı üretici firmanın söz konusu müşterilere davacıya yönlendirmesi gerektiği ortadadır. Ancak taraflar arasındaki mevcut ticari ilişkide davalının davacıya \"kaynaklı boru kelepçesi\" temin ettiği ve davacının da bu ürünü kendi müşterilerine pazarladığı, sonrasında taraflar arasında görüşülen yazılı bayilik sözleşmesinin kurulamadığı, anlaşılmıştır.Ancak taraflar arasında zaten hali hazırda bayilik ilişkisi söz konusu olmakla birlikte davalının ürettiği kaynaklı boru kelepçesini gerek davacıya gerekse bu ürüne ihtiyacı olan diğer kişi ve kuruluşlara tedarik edip pazarlamasında serbest piyasa kurallarının gereklerine bir aykırılık bulunmadığı, davalının davacıya tek  satıcılık yetkisi vermediği gibi davalının incelenen ticari defter kayıtlarına göre ve inceleme günü sunulan dava dışı ürün alan şirketlerin hesap dökümlerinden davacının iddiasına konu ettiği 3. Kişi konumundaki şirketlerin davalı firmanın davacı firma ile ticari ilişkiye girmeden önce de 2013 yılından beri ticari ilişkide bulunduğu, tespit edilmiştir. Davalı davacı ile çalıştığı dönemde de bu şirketlerle çalışmaya satış yapmaya devam etmiştir. Dolayısıyla davalının davacıyı saf dışı bıraktığı söylenemeyecektir. Davalının haksız rekabet teşkil eden eylemi de dosya kapsamından saptanamamıştır. Davacının dosya kapsamına sunduğu davalının davacıya gönderdiği e-mailde fuar davetiye içeriğinin \"21-24 Mart 2017 Expomaritt fuarında yurt içi yetkili bayimiz ...'ın B90 nolu standında sizleri aramızda görmekten mutluluk duyarız\" şeklinde olduğu görülmüş olup tek başına bu husus davalının davacıda bayilik sözleşmesi kurulması noktasında güven oluşturduğu anlamına gelmeyecektir. Bu durumda ilk derece mahkemesince davacının ileride sözleşmenin kurulacağına haklı bir güven duymasını gerektiren davalının davranışı olmadığı, diğer taraftan davalının kendi ürettiği bir malı talepte bulunan ihtiyaç sahipleri 3. Kişilere pazarlamasının TTK anlamında bir haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceğinden davanın reddine karar vermesinde isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın ihtiyati hacze itiraz eden borçlu alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.29/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ab883ab6badecb55","SID":"25714cdb4289c860"}}