{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2363 Esas<br>KARAR NO: 2024/421<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/10/2020<br>NUMARASI: 2018/742 Esas, 2020/568 Karar<br>DAVA: TAZMİNAT (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/03/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, kiracı olarak faaliyet gösterdiği Şırnak/Merkez'de bulunan işyerini davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalattığını, terör olayları sebebiyle 14/03/2016 tarihinde başlayan sokağa çıkma yasağı sürecinde işyerinin, içinde eşyalar bulunduğu halde tamamen yıkıldığını ve sokağa çıkma yasağı sebebiyle müvekkilinin ticari faaliyetinin tamamen durduğunu, poliçede, terör ve iş durması sebebiyle oluşan zararların teminat altına alındığı, davalı tarafından hasarın giderilmediği, davanın, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 4.000,00 TL üzerinden açıldığını belirterek HMK'nun 110. maddesi uyarınca, her bir talep bakımından (terör teminatı ve iş durması teminatı) ayrı ayrı zarar tutarının belirlenerek, bu tutarın 16/08/2016 tarihinden itibaren avans faiziyle ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 14/02/2020 tarihli talep artırım dilekçesinde, dava dilekçesinde 4.000,00 TL olarak gösterilen dava değerinin arttırılması neticesinde 88.300,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın, 2 yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığından reddi gerektiğini, riziko gerçekleştikten sonra düzenlenmesi sebebiyle poliçenin hükümsüz olduğunu, davacının, bildirim yükümlülüğüne uymadığı gibi rizikonun bilinmezliği ilkesine aykırı olarak, doğacağını bildiği bir zararı, kazanç elde etmek maksadı ile sigorta altına almak istediğini, bunun iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere davacının taleplerinin kabul edilmesi halinde 5233 sayılı kanun kapsamında (Şırnak İl Valiliği adına) TC İçişleri Bakanlığı'na davanın ihbarı ile terör olayları sebebiyle doğan zararları bakımından davacının, ilgili kurumlara tazmin başvurusu olup olmadığının, zarar değerlendirilmesi yapılıp yapılmadığının, zarar kapsamında mezkur mallar için herhangi bir nam altında ödeme yapılıp yapılmadığının ilgili kurumlardan sorulmasını talep ettiklerini belirterek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:İlk derece mahkemesince; sigortalının, beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemeyeceği, davanın, 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davanın, belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle ıslah edilen miktarın da zamanaşımına uğramadığı, davacının talep edebileceği zarar miktarının bilirkişi raporunda 88.300,00 TL olduğunun bildirildiğinden bahisle bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi göz önüne alınarak davanın kabulü ile 88.300,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 28/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davanın, zamanaşımı süresi olan 2 yıl içinde açılmadığı gibi ıslahın da, zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapıldığını, davacının, bildirim yükümlülüğüne uymadığı gibi rizikonun bilinmezliği ilkesine aykırı olarak, doğacağını bildiği bir zararı, kazanç elde etmek maksadı ile sigorta altına almak istediğini, bunun iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu nedenle geçersiz olan poliçe uyarınca talepte bulunulamayacağını, zararın karşılanması için taşınmazın bulunduğu Yüksekova Kaymakamlığı'na başvurması gerektiğini, zarar gören taşınmaz hakkında yıkım kararı alınıp alınmadığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından davacıya taşınmaz verilip verilmediğinin araştırılmadığını, ihbar ile durumu öğrenen müvekkili şirketin, poliçeyi iptal etmesine rağmen Mahkemece bu hususun değerlendirilmediğini, alınan raporun usulsüz olduğunu, üniversitelerin sigorta hukuku ana bilim dalında görevli profesörlerden görüş alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, Mahkemenin karara esas aldığı hesap bilirkişi raporunda yapılan tazminat hesabının soyut verilere dayandığı, tazminat tutarlarının gerçeği yansıtmadığı gibi fahiş nitelikte de olduğunu, poliçe özel şartlarına göre teminat dışı haller, muafiyet oranları, eksik sigorta araştırması yapılmadığını, fen bilirkişisi incelemesi yaptırılarak davacıya ait olan ve davaya konu edilen taşınmazlar ile sigortaya konu edilen taşınmazların aynı taşınmaz olup olmadığının tespit ettirilmediğini belirterek ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, ... Sigorta Poliçesi kapsamında zarar gördüğü iddia edilen eşya bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Davacının, kiracı olarak faaliyet gösterdiği Şırnak/Merkez'de bulunan işyerinin davalı sigorta şirketi tarafından 02/09/2015-02/09/2016 tarihleri arasında ... Sigorta Poliçesi ile sigortalandığı, G.L.K.H.H.Terör teminat bedelinin 475.000,00 TL olarak belirlendiği, sigortacının sorumluluğunun, sigorta bedelinin %80'i üzerinden %2 tenzili muafiyet uygulanarak hesaplanacağı, ayrıca poliçede, hasar bedelinin %10'una kadar hiçbir şekilde 5.000,00 TL'yi geçmemek üzere iş durması teminatının bulunduğu, işbu davanın ise, davalı sigorta şirketi tarafından karşılanmadığından bahisle terör ve iş durması teminatı kapsamında oluştuğu belirtilen zarar tutarının tahsiline yönelik olduğu anlaşılmıştır. 18/01/2017 tarihli Yangın Hasar Ekspertiz Raporuna göre, hasara konu binanın tamamen yıkıldığı, beyan edilen hasarların, fiili sayım ve tespitinin imkan dahilinde olmadığı, sigortalının beyanına göre emtia, demirbaş, dekorasyon ve cam hasarının oluştuğu, bu hasarın %75'inin çalınmadan; %25'inin ise hasardan kaynaklandığı, buna göre toplam hasarın 416.560,00 TL olduğu, poliçede, cam hasarlarının herhangi bir teminat kapsamına alınmadığı, terör neticesinde meydana gelen hırsızlık hasarına ilişkin bir ek sözleşme bulunmadığından hırsızlık hasarının teminat kapsamında değerlendirilemeyeceği, ayrıca sigortalı kıymetlerde, kamusal tasarruflar neticesinde meydana gelen hasarların, mevcut poliçe kapsamında tazmin edilemeyeceği, 1.034,00 TL dekorasyon hasarı, 4.002,00 TL demirbaş hasarı ve 70.716,00 TL emtia hasarı olmak üzere toplam tazminat tutarının 75.752,00 TL olduğu (toplam 103.690,00 TL hasar bedelinden poliçede belirlenen muafiyetlerin tenzili neticesinde) bildirilmiştir. Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/2 D.İş sayılı dosyasında zararın tespiti talebine üzerine 31/03/2016 tarihli mizana dayanılarak düzenlenen 19/01/2017 tarihli raporda, 01/01/2016 tarihine devreden emtia mevcudunun 330.545,00 TL olduğu, 31/03/2016 tarihli dönem içinde 47.035,00 TL tutarında emtia alışı olduğu, bu emtianın KDV tutarının 30.206,40 TL olduğu, ticari mal stoğunun değerenin de KDV dahil 407.786,40 TL olarak hesaplandığı, şirketin 45.996,40 TL demirbaşının mevcut olduğu, buna göre toplam 453.782,80 TL ticari mal stoğu ve demirbaşın enkaz altında kaldığı bildirilmiştir.  Zarar Tespit Komisyonunun 24/02/2017 tarihli keşif tutanağına göre, davacının Şırnak Vergi Dairesi Müdürlüğündeki tarh dosyaları, envanter defteri, verdiği beyannameler ile zarar keşif tutanağı, ilgili kişinin durumu, piyasa araştırması yapılarak karşılaştırma yapıldığı ve zarar görenin taşınır mallardan faydalanma imkanının bulunup bulunmadığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının 421.155,00 TL tutarında zarar gördüğü belirtilmiştir. Somut olayda, Şırnak İl Özel İdaresi Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının 23/03/2017 tarihli kararı ile, 24/02/2017 tarihli Kıymet Takdir Komisyonunun zarar tespit keşif tutanağı ve 19/01/2017 tarihli Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporu göz önünde tutularak sulh yoluna gidilmesi ile işyerinde zarar gören malzeme bedeli olarak 425.000,00 TL ödenmesine karar verildiği ve bu tutarın, davacıya ödendiği dosya kapsamındaki dekonttan anlaşılmıştır. Bilirkişi tarafından sunulan 01/12/2019 tarihli raporda, Şırnak Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının 23/03/2017 tarihli Zarar Tespit Komisyon Kararı doğrultusunda davacı sigortalıya sulhen 425.000,00 TL ödeme yapıldığı, yaşanan terör olayları sonrasında davacıya ait işyerinin bulunduğu binanın Şırnak Valiliği tarafından yıktırılmış olması ve bu nedenle zarara ilişkin herhangi bir belgenin bulunmaması nedeniyle, heyetlerince yapılabilecek başkaca bir inceleme imkanı olmadığından davacının toplam gerçek zarar miktarının 425.000,00 TL olduğu, Yangın Sigortası Genel Şartlarının C.10 maddesine istinaden, sigorta sözleşmesinden doğan bütün talepler 2 yılda zamanaşımına uğradığından, dava konusu olay ile ilgili olarak 13/08/2018 tarihinde açılan davanın 2 yıllık zamanaşımı sonrasında açılmış olduğu, toplam zarar miktarı olan 425.000,00 TL'nin %75 oranındaki 318.750,00 TL'lik kısmın, hırsızlık ve yağmalama sonucu oluşan zarar miktarı olduğundan Hırsızlık Sigortası Genel Şartlarının A.5.3 maddesine göre sigorta teminatı dışında kaldığı, hasar sonucu oluşan 425.000,00 TL'nin %25'i olan 106.250,00 TL zararın, terör teminatı doğrultusunda davacıya ödenmesi gereken miktar olduğu, bu miktardan, sigortacının payı olan %80'lik kısma tekabül eden 85.000,00 TL'den %2 oranındaki 1.700,00 TL muafiyet tenzil edildiğinde bakiye 83.300,00 TL zararın davacıya ödenmesi gerektiği, ayrıca, ödenmesi gereken 83.300,00 TL'nin %10'una kadar ve hiçbir şekilde 5.000,00 TL'yi geçmemek üzere iş durması teminatı poliçede mevcut olduğundan 5.000,00 TL iş durması teminatının da davacıya ödenmesi gerektiği, Şırnak Valiliği tarafından davacı sigortalıya 20/04/2017 tarihinde 425.000,00 TL ödenmiş olduğu ve sigortalının vekili tarafından 27/03/2017 tarihli taahhütname ve sulhname imzalanmış olması karşısında mükerrer bir ödemeye sebebiyet vermemek amacıyla davacının, davalı sigorta şirketinden herhangi bir başkaca alacağının kalıp kalmadığı hususunda takdirin Mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir. Uyuşmazlık, talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, geçerli bir poliçenin bulunup bulunmadığı, zararın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı ile zararın ve miktarının ne olduğu hususlarında toplanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 1420. maddesi ''(1)Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482. madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (2)Diğer kanunlardaki hükümler saklıdır.'' hükmünü içermekte olup aynı düzenlemeye Yangın Sigortası Genel Şartlarında da yer verilerek sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. TTK'nun 1427. maddesinin 2. ve 4. fıkraları ''(2)Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her hâlde 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olur. Can sigortaları için bu süre onbeş gündür. Sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise süre işlemez. (4)Borç muaccel olunca, sigortacı ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer.'' ve TTK'nun 1446. maddesinin 1. fıkrası ise \"(1)Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Mal sigortalarında TTK'da ayrı bir hüküm olmadığından sigorta hukuku genel hükümlerdeki bu madde mal sigortalarında da uygulanır. Somut olayda, sigortalı işyerinin de bulunduğu bölgede 14/03/2016-14/11/2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Davacı, davalı sigorta şirketine gönderdiği 14/08/2016 tarihli e-mail ile hasar ihbarında bulunmuş olup eksper raporunda ise hasar ihbar tarihi 16/08/2016 olarak belirtilmiştir. O halde hasar ihbarının yapıldığı 14/08/2016 tarihinden 45 gün sonra, alacağın muaccel olduğu 28/09/2016 tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde yani 28/09/2018 tarihine kadar davanın açılması gerektiği, davanın ise 13/08/2018 tarihinde yani zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davanın, belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle zamanaşımının, dava tarihinde talep edilen alacağın tamamı için kesileceği dikkate alındığında dava ve bedel artırım talebine karşı ileri sürülen zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. \"...Somut olayda; taraflar arasında güven ilişkisine dayalı olarak, terör rizikosunu da kapsayacak biçimde, davacının Şırnak il merkezinde bulunan konutu davalı tarafından sigortalanmış; poliçe vadesi içinde (poliçe düzenlenmesinden yaklaşık 2 ay sonra), konutun bulunduğu bölgede terör olaylarının önlenmesi amacıyla devlet güçlerinin müdahalesi suretiyle, poliçe kapsamındaki riziko gerçekleşmiştir.14/03/2016 tarihinde Şırnak'ta sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, terör örgütü üyeleri tarafından yapılan eylemlere karşılık güvenlik güçlerince operasyonlar gerçekleştirildiği, operasyonlar sırasında sivil vatandaşların zarar görmemesi için sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, bu sırada güvenlik güçleri ile terör örgütü üyeleri arasındaki çatışma sırasında zararın meydana geldiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Olay tarihlerinde güvenlik güçlerinin terör örgütü üyelerine yönelik operasyonlar yaptığı ulusal basında yer almıştır. Anılan bölgede uzun yıllardır terör örgütüne karşı güvenlik güçlerinin operasyonlarının devam ettiği ve bunun tüm kamuoyu tarafından bilindiği dikkate alındığında, davalının TTK'nın 18/2. maddesine göre basiretli bir tacir gibi hareket etmesi ve riziko analizi konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekeceğinden, dava konusu olayda TTK'nın 1435. maddesi anlamında sigortalının beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği kabulü yerinde değildir. Diğer taraftan, sözleşmenin yapıldığı sırada davacının evi hasar görmediğinden, riskin muhtemel olmaktan çıkıp kesin hal aldığından da bahsedilemez. Sözleşmenin yapılması sırasında, riskin gerçekleşeceği, diğer bir ifade ile evin hasar göreceği de mutlak değildir. Nasıl ki deprem bölgesi olan yerler için deprem teminatı verilebiliyorsa, terör bölgesi olan yerde de teröre karşı teminat verilebilir. Zaten, sigorta, gerçekleşebilme ihtimali olan riskler için yapılır ve riskin gerçekleşme ihtimalinin yüksek olması ise riskin mutlak surette gerçekleşeceği anlamına gelmez. Ayrıca, risk ölçümünde ve değerlendirmesinde uzman olan sigortacı, bölgeyi bilmesine rağmen, teröre karşı teminat verip bu riski üstlenmiştir...\" (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/10405 Esas 2022/5345 Karar sayılı ilamı). Sigorta sözleşmesi 6102 sayılı TTK'nun 1401. maddesinde, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Tüm sigorta sözleşmelerinin gerçekleştirilmesinin ana amacı, kişinin can veya mal varlığına gelebilecek tehlikelere yani rizikolara karşı güvence sağlayabilmektir. 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu; 1439. maddesinde ise beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı TTK'nun 1458. maddesinde ise, geçmişe etkili sigorta düzenlenmiş olup rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşmenin geçersiz olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, sigorta poliçesinin yapılmasından sonraki bir tarihte Şırnak'ta sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ile terör örgütü üyelerine yönelik güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlar sırasında davacı sigortalının zararının meydana geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Olay tarihlerinde güvenlik güçlerinin terör örgütü üyelerine yönelik operasyonlar yaptığı yerel ve ulusal basında yer aldığı gibi bu bölgede uzun yıllardır terör örgütüne karşı güvenlik güçlerinin operasyonlarının devam ettiğinin tüm kamuoyu tarafından bilindiği gözetildiğinde tacir konumunda olan davalı sigorta şirketinin TTK'nun 18/2 maddesine göre basiretli bir tacir gibi hareket etmesi ve riziko analizi konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Buna göre davalı sigorta şirketinin zaten bildiği veya hayatın olağan akışına göre bilmesi gereken hususların davacı sigortalı tarafından ayrıca beyan edilmesi gerekmediğinden davacı sigortalının beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemez. Diğer taraftan sigorta sözleşmesinin yapıldığı sırada henüz zarar gerçekleşmemiş olup zararın gerçekleşeceği kesin ve mutlak bir husus olmadığı gibi riskin gerçekleşme ihtimalinin yüksek olması da riskin mutlak surette gerçekleşeceği anlamına gelmez. Ayrıca, risk ölçümünde ve değerlendirmesinde uzman olan sigortacı, bölgeyi bilmesine rağmen, teröre karşı teminat verip bu riski üstlenmiştir. Bu bağlamda, davalı sigorta şirketi tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde değildir. Terör Ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında 5233 Sayılı Kanun ile, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir. Kanunun 7. maddesinde karşılanacak zararlar belirtilmiştir. Kanunun 9/5 maddesinde ise, bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu Kanunun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 23. maddesinde zarar görenlere ödenecek tazminattan mahsup edilecek miktarlar gösterilmiş olup maddenin \"c\" bendinde sigorta şirketlerince karşılanan tazminatların hesaplanan gayri safi zarar miktarından mahsup edileceği belirtilmiştir. Bu durumda belirtilen hükümler ile birlikte değerlendirildiğinde sebepsiz zenginleşmeye neden olacak bir sonucun ortaya çıkması söz konusu değildir. Öte yandan sigortalıların, ilgili yasa ve yönetmelik hükümleri kapsamında yer alan mevcut koruma dışında, menfaatlerini sigorta örtüsü altına alarak sigortalatmış olmaları durumunda terörle mücadeleden zarar görenlere 5233 sayılı Kanun kapsamında ödemeler yapılması veya evleri zarar görenlere Devlet kurumlarınca yeni yapılacak evlerden verilecek olması veya yine Devlet kurumlarınca başka şekillerde yardımda bulunulması davalı sigortacının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Onun için davalı vekilinin bu hususa yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Tüm dosya kapsamına nazaran, davacı sigortalının işyerindeki eşyalarının terör olayları sebebiyle gerçekleşen operasyonlar sonucu zarar gördüğü, zararın poliçe teminatı kapsamında olduğu ve teminat süresi içerisinde gerçekleştiği, hasar tarihinde yürürlükte ve geçerli bir poliçenin bulunduğu, poliçeye göre terör klozu sebebiyle verilen teminatın 475.000,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Aldırılan bilirkişi heyeti raporunda, davacının gerçek zararının, Zarar Tespit Komisyon Kararı ile ödenmesine karar verilen 425.000,00 TL olduğu belirlenmiştir. Bu miktarın %75 oranındaki 318.750,00 TL'lik kısmının, hırsızlık ve yağmalama sonucu oluşan zarar miktarı olduğundan Hırsızlık Sigortası Genel Şartlarının A.5.3 maddesine göre sigorta teminatı dışında kaldığı belirtilmiş olup hüküm davacı tarafından istinaf edilmediğinden artık bu husus kesinleşmiştir. Buna göre, belirlenen gerçek zarar miktarından geriye kalan 106.250,00 TL'nin, davacının terör olayları sebebiyle uğradığı zarar olduğu tespitinden hareketle poliçede, sigortacının sorumluluğunun, sigorta bedelinin %80'i üzerinden %2 tenzili muafiyet uygulanarak hesaplanacağı kararlaştırıldığından, bilirkişi heyeti tarafından bu doğrultuda yapılan hesaplama neticesinde davacının talep edebileceği miktarın 83.300,00 TL olduğu doğru bir şekilde hesaplanmıştır. Ayrıca dava konusu poliçede, hasar bedelinin %10'una kadar hiçbir şekilde 5.000,00 TL'yi geçmemek üzere iş durması teminatı bulunduğundan terör olayları sebebiyle gerçekleşen operasyonlar sonucu davacı sigortalının ticari faaliyetinin, poliçede tanımlandığı şekilde 7 günden fazla bir süreyle tamamen durduğu dikkate alındığında iş durması teminatı kapsamında davacının 5.000,00 TL yönünden de haklı olduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi heyetince esas alınan Şırnak İl Özel İdaresi Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı tarafından davacıya ödenen zarar miktarı, 24/02/2017 tarihli Kıymet Takdir Komisyonunun zarar tespit keşif tutanağı ve 19/01/2017 tarihli Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporu göz önünde tutularak tespit edilmiş olup ayrıca davacı sigortalının ekonomik ve sosyal durumu, bulunduğu çevre ve piyasa şartları ile zararın miktarının, tam olarak ispat edilememesi sebebiyle 6098 sayılı TBK'nun 50/2 maddesi uyarınca hakim tarafından hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği dikkate alındığında zarar miktarına yönelik tespitlerin de hakkaniyete uygun düştüğü, netice olarak Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğine dair dosya heyetin taktirlerine sunulur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/742 Esas 2020/568 Karar ve 13/10/2020 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.507,95 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.080,35 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE, 3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.28/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8a8b27eb9a49c55b","SID":"a012431ccc805007"}}