{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2022/697 <br>KARAR NO: 2024/335<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06.10.2020<br>NUMARASI: 2015/1124 Esas, 2020/553 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20.03.2024 <br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı  istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davacı ile davalı arasında 06.01.2014 tarihinde imza edilen sözleşme ile davalı tarafından üretimi gerçekleştirilen 125 m3 su tankının satışını müvekkiline yaptığını, müvekkilinin, ticari iştigali gereğince söz konusu su tankını kendi müşterisi ...  A.Ş. adına sipariş verdiğini, bu nedenle su deposunun ... A.Ş. yerine tamamen davalı çalışanları tarafından monte edildiğini ve 03.06.2014 tarihinde devreye alındığını, 1,5 ay sonra 19.07.2015 tarihinde tankta bir kısım arızalar meydana geldiğini, Bozüyük Sulh Hukuk Mahkemesinin nezdinde su tankında mevcut ayıbın tespiti talepli 2015/23 D.İş sayılı dosyasında yapılan tespitte 19.08.2015 tarihli Bilirkişi Raporunda, tankın nakliye+satış bedeli yaklaşık 58.000,00-60.000-TL olabileceğinin belirlendiğini, davacının, müşterisinin işini durdurması açısından başka bir firma olan ... firmasından 18.09.2015 tarihinde KDV dahil 56.286,00 TL tutarında yeni bir tank satın aldığını, davacının ödemek zorunda bırakıldığı ayıplı su deposu bedeli olan 20.650,00 USD’nin, uğradığı maddi zarara ilişkin fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.000-TL’nin, markasının ve ticari itibarının da zedelenmiş olması sebebi ile 10.000-TL’lik manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davaya konu, su deposunun sözleşmeye uygun olarak imal edildiği, davacı tarafça dava konusu depo üzerinde yapılan tadilatlarla yüksek debideki suyun depoya yaklaşık 1,5-2 metre yükseklikten serbest düşü ile akmasının depo içerisinde yarattığı değişken hidrodinamik kuvvetlerin depoya hasar verdiği bu durumun hatalı kullanımdan kaynaklandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece;  ayıbın gizli ayıplı olduğu belirlenen eserin ayıp yüzünden kullanılamaz derecede olması ve eserdeki ayıbın hiçbir şekilde giderilmesinin mümkün olmadığı teknik raporlarla ortaya konulması nedeni ile  olayın hal ve şartları dikkate alındığında davacının sözleşmeden  dönmesinin haklı olduğu, buna göre iş sahibine, yükleniciye ödediği bedelin iadesini talep hakkı doğduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden,  ayıplı mal satımı nedeni ile oluşan zarar davacının iç huzurunu bozacak nitelikte bir olgu olmadığı manevi zararın kişilik değerlerinde oluşan nesnel eksilme olup mal varlığına yönelik zararlar nedeni ile davacı yararına manevi tazminata hükmedilemeyecek olası gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Maddi tazminat talebi yönünden ürünün gizli ayıplı olması sebebiyle ürün bedelinin iadesine karar verildiği görülmüştür.Davalı vekili istinafında; su deposunun kullanım amacına aykırı kullanıldığını, durağan su deposu olarak üretildiğini davacının ama soğutma kulesinin parçası olarak kullanıldığını ve üstten basınçlı su yapılması sebebiyle zarar gördüğünü,  bu konuda delil tespiti yaptırdıklarını ve raporda deponun hatalı kullanıldığının tespit edildiğini, su deposu konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğini, bilirkişiler tarafından deponun kullanım amacı dışında kullanıldığı değerlendirilmediğini, faturanın Türk lirası olarak düzenlendiğini sözleşmenin dolar üzerinden düzenlenmesine rağmen mahkemenin Türk lirası üzerinden karar vermesi gerektiğini doların artışı sebebiyle davalı aleyhine ciddi orantısızlık olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi davalı ise yüklenicidir. Davacı iş sahibi davalı ile yaptıkları eser sözleşmesi kapsamında işin ayıplı yapılması sebebiyle zarara uğradığını, ödediği bedelin iadesini ve ayıplı ürün sebebiyle uğradığı zararın tahsilini talep etmiş, davalı ise ürünün ayıplı yapılmadığını, kullanım hatası olduğunu, kusurun davacıdan kaynaklandığını iddia ederek davanın reddini istemiş, mahkemece ürünün gizli ayıplı olduğunun tespiti ile ürün bedelinin iadesine karar verilmiş, zarar talepleri yönünden davanın reddine dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafın reddedilen kısma yönelik istinaf itirazı bulunmadığı görülmüştür.Mahkemece keşfen alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davalı tarafından yapılan ürünün gizli ayıplı olduğu ve ayıptan dolayı ürünün kullanılamaz nitelikte olması sebebiyle ürün  bedelinin davacıya iadesine  dair verilen kararda usul yasa ve dosya kapsamına aykırı bir durum bulunmamaktadır. Davalı tarafın buna yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Davalı diğer bir istinaf itirazında faturanın Türk lirası üzerinden düzenlenmesi sebebiyle mahkemenin Türk lirası üzerinden karar vermesi gerektiğini iddia etmiş ise de, somut olayda sözleşme ve ödeme USD olarak yapılmış ancak fatura TL üzerinden düzenlenmiştir. Sözleşme bedelinin USD üzerinden kararlaştırılmış olması halinde faturanın Türk Lirası alarak düzenlenmiş olması yabancı para üzerinden olan alacağın TL'ye çevrildiği olarak yorumlanamaz. Zira, KDV kanununa göre (m.26) KDV'nin TL olarak istenip, hesaplanabilmesi faturanın Türk Lirası olarak düzenlenmesini gerektirmektedir. Buna göre, mahkemece USD üzerinden karar verilmesinde de bir yanlışlık bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06.10.2020 tarih ve 2015/1124 Esas, 2020/553 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,  2-Alınması gereken 4.321,07-TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 1.081,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.240,07‬-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 20.03.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bad380203960348f","SID":"0ef9cc78fb081f94"}}