{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/262 <br>KARAR NO: 2024/427<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/11/2020<br>NUMARASI: 2018/5 E. -  2020/641 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 20.06.2013 tarihinde akdedilen acentelik sözleşmesi ile müvekkilinin Mardin acentesi olarak poliçe düzenleyip prim tahsil ettiğini ve müvekkilinin faaliyetleri sırasında davalıya bir çok müşteri kazandırdığını, müvekkilinin sözleşmeye uygun şekilde edimini yerine getirdiğini, ancak davalının keşide ettiği Beyoğlu ... Noterliğinin 02.01.2017 tarihli ihtarnamesi  ile 3 aylık ihbar süresini beklemeden sözleşmeyi feshettiğini, müvekkilince gönderilen 05.01.2017 tarihli ihtarda davalı iddialarına cevap verildiğini, davalı tarafından gönderilen 20.01.2017 tarihli fesih yazısı ile sözleşmenin feshedilerek vekaletnamenin iptal edildiğinin bildirildiğini, davalının gönderdiği ihtar ve fesih yazısında haklı sebep oluşturabilecek somut bir gerekçe bulunmadığını, fesih gerekçesi olmayacak asılsız beyanlarla sözleşmenin feshedildiğini, feshe gerekçe gösterilen tüm işlemlerin davalının izni ile yapıldığını, davalı şirket yetkililerinin diğer acentelere tanıdıkları olanakları müvekkiline tanımadıklarını ve bu durumun müvekkilinin müşteri kaybına neden olduğunu, yaşanan sorunların çözümünün talep edilmesi nedeniyle bölge müdürlüğü yetkililerinin haksız fesih sürecini hızlandırdıklarını, feshe gerekçe olarak gösterilen hususların, bölge müdürlüğünün izni ile yapılabileceğini ve bu eylemlerin acente tarafından tek başına yapılmasına sistemin izin vermediğin, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin denkleştirme tazminatına hak kazandığını, müvekkilinin müşterilerinin başka acentelerle poliçe düzenlemeleri nedeniyle müvekkilinin kar kaybı alacağı bulunduğunu ileri sürerek, haksız fesih sebebiyle uğranılan zarar ve mahrum kalınan komisyon geliri ile denkleştirme tazminatının belirlenerek şimdilik 50.000 Tl'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 05.10.2020 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebini 12.03.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre, üç aylık kar mahrumiyeti için 48.437,83 TL ve portföy tazminatı için 116.112,44 TL olmak üzere 164.500,27 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; talebin somutlaştırılmadığını, denkleştirme tazminatı ile mahrum kalınan komisyon talep edildiğinden hangi nedenle neyin talep edildiğinin açıklanması gerektiğini, yapılan denetimlerde davacının sözleşmeye aykırı işlemlerinin tespit edildiğini, teftiş sonucu acentenin bazı poliçelerin düzenlenmesi sırasında araç tipini farklı gösterip, sonradan düzelttiği, bir takım poliçelerde \"teminat düzeltme eki\" açıklaması ile düzenleme sonrası muafiyet ekleyerek prim iadesini sağladığını, kasko poliçelerinin düzenlenmesi sırasında hasarsızlık oranlarının girilmediği veya olması gereken kademenin üzerinde girildiğini, bir poliçenin birden fazla referans poliçe olarak kullanılarak prim kaybına neden olunduğunu, bazı otomobil sigortalarının piyasa rayiç değerinin altında düzenlendiğini, karayolu zorunlu sorumluluk poliçelerinin düzenlenmesinde kullanım şekli ile ilgili bilgilerin hatalı girildiğini, yanlış marka ve model bilisi ile poliçe düzenlendiğini, belirlenen aksaklılarla müvekkilinin prim kaybına uğratıldığını, sözleşmenin 16. maddesinde hatalı indirimlerin düzenlendiğini, buna göre hatalı bilgilerle düzenlenen poliçeler nedeniyle indirim yapılması halinde sözleşmenin feshedilebileceğini, sözleşmenin 22. maddesine göre acentenin mevzuata uygun davranarak müvekkilinin haklarının tehlikeye girmesini önleyecek tedbirler alması gerektiğini, acentenin bu maddelere uymamasının haklı fesih nedeni oluşturduğunu, bu nedenle sözleşmenin Beykoz 2.Noterliğinin 02.01.2017 tarihli ihtarı ile feshedildiğini, sözleşmenin 29. maddesine göre haklı neden olmaksızın üç aylık ihbar öneline uyularak sözleşmenin feshedilebileceğini, her halükarda müvekkilinin önemli bir menfaat sağladığının ispatlaması gerektiğini, davacının düzenlediği herhangi bir poliçenin müvekkilince yenilenerek menfaat elde edilmediğini ve davacının hiç bir hak veya alacağı bulunmadığı savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...TTK m. 122’deki şartların gerçekleşmesi halinde, acente, tek satıcı ve bayiler portföy tazminatı isteyebilir: Bunun için: (1) Önemli bir müşteri çevresi oluşturma veya müşteri çevresinde önemli artış olması, (2) Fesihten sonra bu müşteri çevresinden ürün sahibinin önemli ölçüde yararlanması, (3) Tazminat talep eden acentenin hakkaniyet gereği korunmasının gerekmesi gerekmektedir. Somut olay bakımından davacının bu şartları içeren şekilde davalı yana katkı verdiği ve denkleştirme tazminatı talep edebileceği her iki tarafın mali kayıtlarından anlaşılmıştır.Ancak kök raporda davacının tüm gelirleri üzerinden 39 ayda davacının 1 yıllık ortalama kazancının 190.612,67 TL olarak belirlendiği, 1 yıllık davalı ödeme ortalaması gözetildiğinde ise 178.634,52 TL denkleştirme tazminatının talep edilebileceği belirtilmiş ise de  ikinci bilirkişi heyet raporunda belirtildiği gibi 39 ay üzerinden de 5 yıllık sözleşme için belirlenen 1 yıllık bedelin değil fiilen çalışılan 39 aylık süre üzerinden 1/5 hesabı ile tazminatın belirlenmesi hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmakla 0,65 yıl üzerinden yapılan hesaplama neticesinde taraflar arasındaki sözleşmede münhasır delil sözleşmesi hükmü gereğince davalı kayıtlarına göre belirlenen ödemeler esas alınarak hesaplama yapılması gerekeceğinden davalı ödemeleri gözetildiğinde 178.634,52 TL x 0,65= 116.112,44 TL tazminatı davacı acente talep edebilecektir. Davacı acente, bildirimsiz haksız fesih sebebi ile 3 aylık kazanç kaybı talep etmekle yapılan ikinci bilirkişi heyet raporu incelenmesinde gelir tablosu verileri kapsamında sabit faaliyet giderlerinin devam etmesi ve tasarruf ettiği bir hususun bulunmaması nedeniyle davacı acentenin mahrum kaldığı brüt kar 74.519,74 TL olarak hesaplanmıştır. İkinci bilirkişi heyet ek raporuna karşı davacı vekili tarafından 1/5 oranlamaya itiraz edilmiştir. Davalı ... de davalının davacı faaliyeti nedeniyle önemli bir menfaat sağlayıp sağlamadığı, davacı acentenin başka sigorta şirketleriyle çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa portföy kaybının olamayacağı, davalı şirket hesapları üzerinde inceleme yapılarak davacının kar zararının hesaplanması gerektiği ve haklı fesih olduğundan davacının kar kaybı talep edemeyeceği yönündeki itirazları neticesinde dosya ikinci raporu sunan mali bilirkişi ile sigorta uzmanı yeni bir bilirkişiye tevdi edilmiştir. Davalı ... şirketinin sunmuş olduğu Teftiş Kurulu raporu içeriğinde davacı acente ... Sigorta ile ilgili genel değerlendirmeler kısmında acente puanının 81,0 puanla olumlu olarak değerlendirilmesi ve acentenin işlemlerinin bölge müdürlüğünün onayından geçmesi ve bölge müdürlüğünün denetimine tabi işlerin fesih sebebi olarak gösterilmesi nedenleri ile davalının prim kaybı çizelgesi tutarları dikkate alındığında % 35 olarak acente kusur oranı son raporda belirlenmiştir. Davalı taraf davacı acentenin başka sigorta şirketleri için çalışmaya devam etmesi halinde portföy kaybının söz konusu olmayacağı iddia etmiş ise de davacının fesih tarihinden önceki ve sonraki döneme ilişkin gelir tabloları kök raporda da incelenmekle itiraza istinaden tekrar gelir tablosunun satışlara ilişkin kısmı incelendiğinde davacının gelirlerinin fesih tarihinden sonraki dönemde aynı seyirde devam etmediği, feshi tarihinden önceki dönem ile sonraki dönem satışları arasında % 85 oranında düşüş olduğu son mali raporda belirlendiğinden davalının bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir.  Davalı ... şirketinin önemli menfaat elde edip etmeyeceği yönündeki itirazına ilişkin yapılan mali incelemede davacı müşterileri üzerinden eski poliçelerden poliçe tanzim edilmeye devam edildiği ve davalı kayıtlarında devam eden poliçelerin mevcut olduğu tespit edilmekle davalının portföyden kaynaklı kazanç sağladığı tespit edildiğinden davalı itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı tarafın 1/5 orana ilişkin itirazının değerlendirilmesinde, portföy tazminatına ilişkin hesaplamaların tüm çalışma dönemi olan 39 ayın 1 yılına isabet eden ortalaması üzerinden TTK 122/2- son cümlesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak yapıldığından itiraz yerinde görülmeyerek kök raporda hesaplanan davacının ortalama 1 yıllık kazancı 178.634,52 TL üzerinden davacının  belirlenen % 35 kusur oranı uyarınca  talep edebileceği portföy tazminatının 116.112,44 TL olduğu ve davacının 3 aylık süre için hesaplanan 74.519,74 TL kar mahrumiyeti talebine ilişkin davacının % 35  oranındaki kusurunun bu bedelden tenkisi neticesinde davacı acentenin fesih tarihinden itibaren işleyecek 3 aylık uygun önel süresi için kar kaybı talebinde bulunabileceği gözetilerek kar mahrumiyeti bedelinin 48.437,83 TL olduğu hükme elverişli son bilirkişi heyet raporundan anlaşılmakla...\" gerekçesiyle davanın kabulü ile 48.437,83 TL kâr mahrumiyeti ve 116.112,83 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Denkleştirme  tazminatına ilişkin şartların oluşup oluşmadığı değerlendirilmeden karar verildiğini, öncelikle müvekkilinin feshinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerektiğini, feshin haklı olması halinde acentenin denkleştirme tazminatına hak kazanamayacağını, acentenin müvekkili şirkete verdiği zararlar ile hatalı ve usulsüz işlemlerinin bir çok kez ihtar edilmesine rağmen hatalı ve usulsüz işlemlere devam edilerek sözleşmenin 16/4 ve 22/2 maddeleri uyarınca ve 29. maddeye uygun şekilde sözleşmenin feshedildiğini, belirtilen maddelere göre feshin haklı olduğunu, Müvekkilinin, davacı acenteden olağanüstü menfaat sağlayıp sağlamadığının da değerlendirilmesi gerektiğini, bunun için de acentenin başka sigorta şirketlerinin acenteliğini yapıp yapmadığının araştırılması gerektiğini, Yargıtay 11. HD'nin 12.03.2014 tarih ve 2014/13712-2013 E-K.sayılı ilamına göre, acentenin başka sigorta şirketleri ile çalışması halinde portföy kaybının söz konusu olmayacağını,Mahkemece, davalı şirketin önemli bir menfaat temin edip etmediğinin araştırılmadığını, davacının, müvekkili şirkete kazandırdığını iddia ettiği müşterilerin sona eren poliçelerinin yenilenmeye devam ettirdiklerini ve müşterilerin davacının kendi çabası ile kazandırıldığının kanıtlanması gerektiğini, bu hususun bir çok Yargıtay kararında benimsendiğini, sözleşmenin devam ettiği sırada kazandırılan yeni müşterilerin, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra poliçelerini davalı ... ile yenilememeleri halinde portföy tazminatının ödenme şartının gerçekleşmemiş olacağını, yasal düzenlemelerde “önemli menfaat” ifadesini kullandığından, sadece sigortalılardan tahsil edilen prim değil, sigortalılardan kar elde edilip edilmediğinin de önemli olduğunu, ancak mahkemece acentenin teknik karı/zararı noktası bilirkişilerce inceleme yapılmadığını, hiçbir sigorta şirketinin teknik olarak zarar eden bir acente ile çalışmayacağını, Sözleşmedeki delil şartına rağmen davacı şirketin defterlerinin incelenmesinin hatalı olduğunu, davacı defterlerinin usulsüz olduğunun belirlenmesine rağmen defterlerin hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, bilirkişi heyetinin uyuşmazlığın niteliğine göre oluşturulmadığını, denkleştirme tazminatı hususunda sigorta, acente ve sözleşme uzmanlarınca belirlenmesi gerektiğini, dosyadaki raporun ise aktüerya ve destekten yoksun kalma hesabı uzmanı ile ulaştırma ve lojistik alanında uzman bilirkişilerce verildiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16 maddeleri uyarınca acentelik sözleşmesinden kaynaklı portföy tazminatı (denkleştirme alacağı) ve kâr mahrumiyeti tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesinde,  sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd).Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.TTK'nın 122/3. maddesine göre, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Acentenin denkleştirme talebine hak kazanabilmesi için öncelikle sözleşmenin denkleştirme talebini haklı kılacak şekilde sona ermesi gereklidir. Denkleştirme bedeli bir tazminat olmadığı içindir ki, talep haksız feshe bağlanamaz. Yani sözleşmenin kendiliğinden veya denkleştirme talebini haklı kılacak şekilde fesih yoluyla sona erdirilmesi mümkündür. Acentelik sözleşmesi sürenin dolması sebebiyle sona ermişse, diğer şartlar da mevcutsa denkleştirme talep edilebilir. Süreli veya süresiz bir acentelik sözleşmesinin fesih yoluyla sona erdirilmesi halinde acentenin denkleştirme bedeline hak kazanabilmesi için acentelik sözleşmesinin acente tarafından hakl'ı nedenlerle feshedilmesi veya sözleşmenin müvekkil tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedilmiş olması gerekir. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi, davalının keşide ettiği 02.01.2017 tarihli ihtarıyla ihbar süresi verilmeden feshedilmiştir. Mahkemece alınan 07.06.2018 tarihli kök raporda, kusura ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın feshin haksız olduğunun kabul edilmesi halinde denkleştirme tazminatı şartlarının oluştuğu belirlenmiştir. 12.04.2019 tarihli raporda ise, sözleşmenin önel verilmeksizin derhal feshedildiği belirtilerek, 39 ay süren sözleşmenin bu süreye oranla 1/5 oranında 0,65 yıl için ödenen miktar olan 116.112,44 TL için denkleştirme tazminatı talep edebileceği kabul edilmiştir.Mahkemece hükme esas alınan 12.03.2020 tarihli raporda ise acentenin fesihte %35 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş ve buna göre komisyon kaybı ve denkleştirme tazminatı alacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Belirlenen her iki alacak kaleminden %35 oranında indirim yapılmıştır. Oysa yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere, denkleştirme tazminatının talep edilebilmesi için acentelik sözleşmesinin davacı tarafından haklı nedenle feshedilmesi veya davalı tarafından haksız şekilde feshedilmesi gerekir. Acentenin kusuru ile sözleşmenin feshi halinde ise denkleştirme tazminatına hükmedilemez. Bu nedenle öncelikle, fesih gerekçeleri ve tespitler değerlendirilerek, davalı tarafından yapılan feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu hususta gerekirse muhasebe ve sigortacılık konusunda uzman bir bilirkişi kurulundan, önceki raporların da değerlendirilmek suretiyle rapor alınarak belirlenmesi gerekir. Mahkemece yapılacak değerlendirmede feshin haksız olduğu ve denkleştirme tazminatı talep edilebileceği soncuna varıldığında ise bu kez denkleştirme tazminatının aşağıdaki şekilde hesaplanması gerekir. Zira bilirkişi tarafından yapılan  ve mahkemece hüküm altına alınan tazminata ilişkin hesaplama, yasanın öngördüğü şekilde yapılmamıştır.  Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece beş yıllık ortalama alınarak bunun talep edilebilecek bir tazminat olduğu belirtilmiş ve sonuca gidilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme hüküm vermeye elverişli değildir.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan ve yeterli değerlendirme ve araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.14.03.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"de1a9fb420b71bdb","SID":"96e8303b1735cc8f"}}