{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/151 <br>KARAR NO: 2024/477<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/07/2023<br>NUMARASI: 2022/1166  E. - 2023/596 K. <br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davacı  tarafından davalıya karşı Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafından haksız şekilde söz konusu takibe itiraz edilmesi sebebiyle itirazın iptali talepli işbu davayı açma gereği doğduğunu, davalının mezkur icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali gerektiğini, davacının uzun yıllardır tekstil sektöründe hizmet gösterdiğini, davalı ile aralarında ise ticari ilişki bulunduğunu, bu ticari ilişkiden kaynaklanan 2020 yılından bu yana kesilen tüm faturalardan kalma bakiye alacağın icra takip tutarındaki miktar olduğunu, tüm faturaların icra takip dosyasında mevcut olduğunu, davalı tarafından ise işbu icra takibine haksız şekilde itiraz edildiğini, davacının davalı şirkete vermiş olduğu mal ve hizmet karşılığında tüm faturaları eksiksiz düzenlendiğini, buna rağmen, davalının ticari ilişkiden kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının bugüne kadar yaklaşık 2 yıldır herhangi bir ödemede bulunmadığını, bu nedenle yapılan itirazın haksız olduğunu, ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk şartına ilişkin olarak  Küçükçekmece Arabuluculuk Bürosu'nun ... arabuluculuk numarası ile yapılan toplantıda da anlaşma sağlanamadığını,  davalının borca itiraz etmekte haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile kötü niyetli olarak itiraz etmesi sebebi ile davalı borçlunun %20'den az olmamak kaydıyla tazminat ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, usulüne uygun tebliğe rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava, İİK'nun 67. Maddesine göre alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın icra takibine konu faturalar karşılığında davacı şirketin  alacağının bulunup bulunmadığına ilişkin  olduğu tespit edilmiştir. Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 120.000,00 TL  asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır. Tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılması için 07/03/2023 tarihli celsede verilen ara karar uyarınca tarafların inceleme gün ve saatinde hazır bulunmadığı gibi ihtarata rağmen ticari defter ve belgelerin sunulmadığı, bilirkişi ücretinin de yatırılmadığı görülmüştür. Mahkememizce yapılan yargılama, dava dilekçesi, dosya arasına alınan takip dosyası ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ispat yükünün davacıda olduğu, davacının verilen kesin süre içinde ticari defter ve belgelerini sunmadığı, bu sebeple davacının davalıdan alacaklı olduğunun ispatlanamadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından duruşmada verilen defter sunma kararının kesin karar  olmadığını,  07.04.2023 günü defterlerin sunulmasına şeklinde karar verildiğini, bunun kesin süre olduğunun yazılmadığını, dolayısıyla kesin süre olarak bunu kabul edip davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kesin sürelerin verilme sebebinin yargılamanın sebepsiz yere uzatılmasını ve sürüncemede bırakılmasını engellemek olduğunu, yani taraflardan birisinin yargılamayı uzatarak diğer tarafın adalete ulaşmasını engellemek maksadıyla yapılan her türlü kötü niyeti engellemek amacıyla kesin sürelerin kanun tarafından veya mahkeme hakimi tarafından taraflara bildirileceğini, oysa burada amacının yargılamayı uzatmak  olmadığını,  elinde olmayan sebeplerle belirlenen günde defterleri mahkemeye sunamadığını, amacının davayı sürüncemede bırakmak olmadığını, kaldı ki fatura alacağına dayalı bu davayı ancak bu şekilde ticari defterlerin incelenmesiyle kanıtlayabileceğini, defter sunma konusunda asile tebligat çıkarılması gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2014/4284 E., 2014/6647 K.ve  2015/8742 E., 2016/575 K.sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu, masraf yatırılması için verilen sürenin de her ne kadar sürenin ne zaman başlayacağı yazılmamış olsa da süresinde masraf yatırıldığını, bunun kısa kararda da masraf yatırılmıştır şeklinde belirtildiğini, ancak gerekçeli kararda yatırılmadığının belirtildiğini, bu nedenle kısa kararı ile gerekçeli kararın çeliştiğini, mahkemenin dosyayı yeterince incelemediğini, bu sebeple de kısa karar ve gerekçeli kararın çelişmesi sebebiyle de kararın bozulması gerektiğini,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satımdan doğan faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı tarafça, takip konusu faturalar ile davalıya mal satışı yapıldığı ileri sürülerek, alacağın tahsili amacıyla icra takibi  başlatılmış, davalı ise davaya cevap vermemiş duruşmalara katılmamıştır. Davacı tarafça, dava dilekçesinde delil olarak icra dosyasına, faturalara ve arabuluculuk son tutanağına dayanılmış, ayrıca bir delil listesi sunulmamış, faturalar dosyaya ibraz edilmiş, ön inceleme  duruşmasında bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiştir. Mahkemece tarafların BA/BS formları ilgili vergi dairelerinden getirtilmiştir.  Davacı vekilinin hazır bulunduğu 07.03.2023 tarihli ön inceleme duruşmasının 2 no'lu  ara kararı ile;  bilirkişi incelemesi yapılmasına ve  davacı tarafça 2.000,00 TL bilirkişi ücretinin iki haftalık kesin süre içinde yatırılmasına, yatırılmadığı takdirde bu talepten vazgeçmiş sayılarak dosya kapsamına göre  karar verileceğine dair ihtar yapıldığı belirtilmiştir. Bu ücretin kesin sürenin son günü olan 21.03.2023 yerine 22.03.2023 tarihinde yatırıldığı görülmektedir. Yine ön inceleme duruşmasının 2 no'lu  ara kararında bilirkişi incelemesinin 07.04.2023 tarihinde mahkemenin duruşma salonunda saat 9.30'dan itibaren yapılmasına, bilirkişi incelemesi gün ve saatinde tarafların tüm ticari defter ve kayıtlarını, HMK' nın 216, 217, 219, 220 ve 222.maddeleri ile TTK' nın 68, 78, 79, 80, 81, 86 maddeleri gereğince bilirkişi incelemesine sunmaları, bilirkişi inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtlarını inceleme mahallinde hazır bulundurmamaları veya öncesinde geçerli yasal mazeretlerini bildirmemeleri halinde ticari defter inceletme ve ibraz etme talebinden vazgeçmiş sayılacaklarının taraflara ayrı ayrı açıklanarak ihtarına karar verildiği,  bu yönde ihtaratta bulunduğunun belirtildiği, davalı tarafa bu konuda ihtarlı davetiye tebliğ edildiği, davacı vekili hazır bulunduğundan ihtaratların ona yapıldığı,  inceleme  günü olan 07.03.2023 tarihinde ise tarafların  defter ve kayıtlarını sunmadıkları ve mahkeme salonunda hazır olmadıklarına dair tutanak tutulduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 94/2. maddesine göre hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulî kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. İster kanun ve isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Bu nedenle, kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek  biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir. Mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur. YHGK'nın 12.12.2012 tarih ve 2012/9-1170 Esas, 1172 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun açıklanması gerekir. Ayrıca kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması  ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin  açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde;  davacı vekilinin hazır olduğu ön inceleme duruşmasının 2 numaralı ara kararında, bilirkişi  ücretini  yatırması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, bilirkişi incelemesinin 07.04.2023 tarihinde 90.30'dan itibaren  duruşma salonunda   yapılmasına karar verildiği, ayrıca davacı vekiline  davacı ticari defterlerini  bilirkişi incelemesine sunması, bilirkişi inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtlarını inceleme mahallinde hazır bulundurmaması veya öncesinde geçerli yasal mazeretini  bildirmemesi halinde ticari defter inceletme ve günü olarak belirlenen 07.04.2023 günü hazır edilmediği, herhangi bir mazeret de ileri sürülmediği   nazara alındığında ispat yükü kendisinde olan davacının davasını ispatlayamadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca, hazır bulunan davacı vekiline ticari defterleri sunması konusunda ihtaratta bulunulup süre verilmesinde de bir sakınca bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle  ticari defter ve kayıtlarının sunulması için ve bu  konusundaki ihtaratın hazır bulunan vekile yapılmasında  yasal bir engel bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırıldığı anlaşılsa da bilirkişi incelemesinin ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılabileceği, ancak belirlenen inceleme gününde ticari defterlerin sunulmadığı, sunulamamasına dair bir mazeret de ileri sürülmediği nazara alındığında bu ücretin yatırılmış olmasının sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesi gerekçeli  kararında ücretin yatırılmadığının yazılmış olması maddi hata niteliğindedir ve çelişki oluşturmamaktadır. Sonuç olarak, mahkemece belirlenen inceleme gününde davacı yanca herhangi bir mazeret  bildirilmemiş, inceleme gün ve saatinde hazır bulunulmamış,  ticari defter ve kayıtlar  inceleme için hazır edilmemiş olup davacı bu haliyle davasını ispatlayamamıştır. Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan  bu gerekçelerle, HMH'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,  2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 157,75 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.21.03.2024\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b56624c33c33fe31","SID":"2fb0f59218034a3d"}}