{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/219 <br>KARAR NO\t: 2024/546<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ\t: 24/12/2020<br>NUMARASI\t: 2019/248 E. - 2020/342 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/03/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin başta “...” sektörü olmak üzere faaliyet gösterdiği tüm alanlarda Türkiye çapında tanınmış bir firma olduğunu, müvekkilinin 2011 yılından bu yana ticaret unvanında yer alan “...” ibaresini ticari faaliyet alanında kullanmakta olduğunu, işbu ibareyi işletme adı, logo, internet ortamında alan adı olmak üzere tüm alanlarda ve ayırt edici tanıtım vasıtalarında bu şekilde kullanmaya devam ettiğini, müvekkilinin Türkiye genelinde bu işletme adı ve ticaret unvanına tanınmışlık kazandırdığını, müvekkili tarafından yapılan araştırma neticesinde, TPMK nezdinde 2019/17615 numarası ile müvekkili şirketin eski logosu da görsel olarak kullanılmak sureti ile “...” ibaresinin marka olarak tescil edilmesi için başvuru yapıldığının tespit edildiğini ve söz konusu başvurunun 27.06.2019 tarihinde davalı adına tescil edilmiş olduğunu, müvekkilinin 18.10.2011 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ndeki ilan edilen unvan değişikliği kapsamında 2011 yılından bu yana “...” ibaresini kullandığını, o tarihten bu yana da kesintisiz olarak kullanmaya devam ettiği hususunun sabit olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının çekirdek unsurunu oluşturan ve ticaret unvanında ayırt edicilik niteliğine sahip “...” ibaresinin, gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerekse Sınai Mülkiyet Kanunu olarak yurt çapında hukuki koruma altında olduğunu, bu sebeple, her türlü öncelik hakkının müvekkiline ait olmakla birlikte, ilgili mevzuat çerçevesinde müvekkiline ait ticaret unvanın ayırt edilemeyecek ve iltibas yaratacak biçimde aynısı/benzerinin davalı tarafça marka olarak mal/hizmet alanında kullanılmasının haksız ve 6769 sayılı SMK’nın 6/6. Maddesi ve TTK'nın 52. maddesine de aykırılık teşkil ettiğini iddia ederek, davalı adına TPE nezdinde 2019/17615 numarasıyla tescil edilmiş bulunan “...” ibareli markanın tescil edildiği tüm sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; dava konusu markanın hitap ettiği tüketici kitlesi dikkate alındığında, herhangi bir karışıklığın söz konusu olmayacağını, müvekkilinin hizmet vermekte olduğu kuruyemiş sektörüne adım attığı ilk günden bu yana muhatap olduğu kişi ve kurumlarca takdir edilen bir şahsın firması olduğunu ve “...” markası altında hizmet sunduğunu, müvekkilinin faaliyet alanı doğrultusunda 29. sınıf için haklı ve hak sahibi olarak \"...\" markasının tescilini yaptığını, davalının marka ibaresiyle birlikte ayırt edici hale getirdiği \"...\" ibaresi altında sunacağı bu sınıftaki mal ve hizmetlerin, davacıya ait ticaret unvanında bulunan \"...\" ibaresi ile farklılaştığından dolayı herhangi bir karışıklığın ortaya çıkmasının mümkün olmadığını, üretilen malların ve verilen hizmetlerin ortalama düzeydeki yararlanıcı kitlesinin algılayışı söz konusu olduğunda, bu markanın iltibasa mahal vereceğini kabul etmenin mümkün olmadığını, davacının isminin \"...\", faaliyet gösterdiği alanın ise \"kuruyemiş\" olduğunu, dava konusu markanın \"selman\" ismi ile kuruyemiş kelimesinin ilk üç harflerinin birleştirilmesi neticesinde \"selkur\" olarak belirlendiğini, dolayısıyla müvekkilinin tamamen iyi niyetli olduğunu ve davacı tarafın kötü niyete dair iddia ve beyanlarının tümüyle mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"...Somut uyuşmazlık bakımından; davacı ticaret unvanına dayalı olarak davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğünü talep etmektedir. SMK'nın 6/6 maddesi uyarınca \"tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir\". Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre; ticaret unvanının marka olarak tescilinin engellenmesinin ön şartı, markanın kapsadığı mal ve hizmetler ile tescile itiraz eden ticaret unvanı sahibinin faaliyet alanının da  örtüşmesi gerekir. Olayımızda davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin tuz sektöründe faaliyet gösterdiğini belirtmektedir. Dosyaya getirtilen davacı şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde; başlangıçta şirket ana sözleşmesinin amaç ve konularını düzenleyen üçüncü maddesine göre, faaliyet alanı .... Yaş ve kuru sebze, meyve her nevi gıda maddesi... Olarak belirtilmiş iken, şirketin 03/10/2011 tarihli genel kurul kararıyla unvan değişikliğine de gidilerek ana sözleşmenin 3.maddesinin şirketin amaç ve konusu\" maden sanayi inşaat turizm ve ticaret \" olarak değiştirilmiştir. Görüldüğü üzere; davacı şirketin faaliyet alanı 2011 yılındaki genel kurul kararıyla değiştirilmiştir. Dava konusu markanın tescilli olduğu sınıftaki mal ve hizmetleri kapsamamaktadır. Davacı taraf fiili kullanıma dair herhangi bir delil ibraz edememiştir. Bildirdiği tanık dahi beyanında; şirketin tuz fabrikası olduğunu ve SELKUR ibaresinin tuzda kullandıklarını başkaca kullanım olmadığını bildirmiştir. Buna göre; dava konusu markanın SMK 6/6 ve 6/3 maddesinde aranan hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davacının davasının reddine\" karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -müvekkili şirketin kuruluşu 1980’li yıllara dayanan ve 18.10.2011 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan 14.09.2011 ve 113 No.lu “Unvan Değişikliği”ni de kapsayan kararına istinaden “... Anonim A.Ş” olarak başta “TUZ” sektörü olmak üzere faaliyet gösterdiği tüm alanlarda Türkiye çapında tanınmış bir firma olduğunu, Müvekkili şirketin 2011 yılından bu yana ticaret unvanında yer alan “...” ibaresini ticari faaliyet alanında kullandığını, işbu ibareyi işletme adı, logo, yoğun olarak üretmekte olduğu tuzun ambalajında, internet ortamında alan adı olmak üzere, tüm alanlarda ve ayırt edici tanıtım vasıtalarında bu şekilde kullanmaya devam ettiğini,  “Salina” markası ile üretimini yaptığı tuz dışında, ... ve ... gibi bugün Türkiye’nin en büyük indirim market zincirlerinin tuz üretimlerini fason olarak yürüttüğünü, şirketin ürettiği tüm tuz emtiasının etiketlerinde/ambalajlarında müvekkili şirketin unvanının da bulunduğunu, Müvekkili şirketin ticaret sicil kaydında da ticaret unvanının ayırt edici niteliğini, özünü “...” ibaresinin oluşturduğunu, müvekkili şirketin Türkiye genelinde bu işletme adı ve ticaret unvanına “tanınmışlık” kazandırdığını,  TTK’nın 52. Maddesi uyarınca ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Marka Tescilinin Nispi Red Nedenleri” başlıklı 6/6. Maddesine göre hükümsüzlük şartlarının oluştuğunu, Müvekkili şirketin kullandığı, ticaret unvanının çekirdek unsurunu oluşturan ve ticaret unvanında ayırt edicilik niteliğine sahip “...” ibaresinin gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerekse Sınai Mülkiyet Kanunu olarak yurt çapında hukuki koruma altında olduğunu,  davalının haksız ve kötü niyetli olarak tescil ettirdiği “...” ibareli markanın görsel ve işitsel olarak birebir aynı olduğunu, ortalama tüketici nezdinde davalı adına tescilli marka ibaresi ile piyasaya sürülen malın müvekkili şirketin bir ürünü olduğunun düşünülmesinin çok doğal olduğunu,  öncelik hakkının müvekkili şirkete ait olduğunu, -rapora itirazları olmakla birlikte İlk Derece Mahkemesinin dosya kapsamında alınan ve özel teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren konuda tanzim edilmiş bilirkişi raporundaki SMK 6/6 kapsamındaki tespit ve değerlendirmelerini yok sayarak hatalı değerlendirme ile karar verdiğini, -İlk Derece Mahkemesinin müvekkili şirket ticari faaliyet alanı ile davalının markasının tescil edildiği sınıf yönünden bir karşılaştırma yaptığını ve müvekkili şirketin ticari faaliyet ile davalının işletme faaliyet alanı yönünden bir karşılaştırma da yapmadığını, müvekkili şirket ile davalının faaliyet gösterdiği sektörün markasal etki yaratacak bir sektör olduğunu, dolayısıyla ortalama tüketici nezdinde aslolarak sektörlerin çakıştığını, Yargıtay'ın işletmelerin faaliyet sahalarının aynı olması şartını da öngörmediğini, İlk Derece Mahkemesinin müvekkili şirketin sadece “TUZ SEKTÖRÜNDE” faaliyet gösterdiğinden hareketle hüküm tesis ettiğini ancak, dosya kapsamında müvekkili şirketin “SADECE” tuz sektöründe faaliyet gösterdiğine dair bir kabul bulunmadığını, tanık  ... de beyanında aynen; “…Bizim tuz firmamız var tuzda bunu kullanıyorlar, başkaca bir üründe kullanımlarını bilmem” şeklinde beyanda bulunduğunu, bu beyanın eksik yorumlandığını, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesi ekindeki belgelerin iddia ve savunmanın genişletilmesi mahiyetinde olup, muvafakatlerinin olmadığını, müvekkili faaliyet alanı doğrultusunda 29. sınıf için haklı ve hak sahibi olarak ‘selkur’ markasının tescilini yaptığını, marka ibaresiyle birlikte ayırt edici hale getirdiği “...” ibaresi altında sunacağı bu sınıftaki mal ve hizmetlerin, davacıya ait ticaret unvanında bulunan “...” ibaresi ile farklılaştığından dolayı herhangi bir karışıklığın ortaya çıkmasının mümkün olmadığını,  müvekkilinin isminin “selman”, faaliyet gösterdiği alan ise “kuruyemiş” olduğunu, dava konusu marka “...” ismi ile “kuruyemiş”in ilk üç harflerinin birleştirilmesi neticesinde “selkur” olarak belirlendiğini, müvekkilinin tamamen iyi niyetli olduğunu,  davacı tarafın kötü niyete dair iddia ve beyanlarının tümüyle mesnetsiz olduğunu, Markalar ile İlgili Sınai Mülkiyet Kanunu’nda yer alan değişiklikler başlıklı Av. ...na ait makalede özetle; “Tescilli ticaret unvanına dayalı olarak marka tescil başvurusuna karşı hak talep ediliyor ise ticaret unvanına ait sicil kaydındaki faaliyet konuları ile tescilli markanın kapsayacağı mal veya hizmet listesinin karşılaştırılarak faaliyet konularının aynı olup olmadığının inceleneceği” belirtildiğini, davacı firmanın ticari unvanında da belirtildiği üzere madencilik faaliyeti üzerine çalışma yaptığını,  Müvekkilinin ise “kuruyemiş” sektöründe faaliyette bulunduğunu,  Dava konusu markaya ilişkin Türk Patent ve Marka Kurumu'nın kayıtları incelendiğinde 29 numaralı sınıfın “kuruyemiş” ile ilgili olduğunun görüleceğini,  müvekkilinin GS1 tescilli barkodlarında “selkur” ibaresini kullandığını, dava konusu markanın bulunduğu müvekkili firmanın ürünlerinin oldukça geniş bir pazarda bulunduğunu, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, davalı adına TPMK nezdinde 2019/17615 sayı ile tescilli \"...\" ibareli markanın tescil edildiği tüm sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü ve sicilden terkini taleplidir. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, 2019/17615 sayılı \"...\" ibareli markanın, 29. Sınıfta 21/02/2019 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle davalı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır.11/11/2020 havale tarihli raporda, davalının 2019/17615 tescil tarihli \"...\" markasının 29. sınıfta tescilli olduğu, davacının ise ticaret unvanında \"...\" ibaresinin 14.09.2011 tarihinden bu yana kullanılmakta olduğu, davalı şirketin iştigal konusunun “yaş ve kuru sebze meyve her nevi gıda maddesi, bakkaliye, kantariye, hububat çeşitleri mubayaası…toptan ve perakende ticaret” olmakla nice sınıflandırmasına göre 29, 30, 35 ve 40. sınıfları kapsadığı, davacının iştigal konusu ile davalının marka tescil sınıfının örtüştüğü, davacının faaliyet alanında her nevi gıda maddesi, yaş ve kuru sebze ve meyve ve hububat ibareleri açıkça zikredildiğinden, davacının ticaret unvanın esaslı unsuru olan \"...\" ibaresi ile birebir aynı olan davalı markasının SMK 6/6 delaletiyle hükümsüzlüğünün talep edilebileceği, davalı markasının 29. Sınıfta tescilli olduğu, SMK 6/3 bendinin uygulanmasının ana şartının da “aynı emtiayı kapsama” olduğu,  davacı tarafın fiili faaliyetinin ise kendi beyanı ve sunulan deliller ışığında sadece TUZ emtiasını kapsadığı, TUZ emtiasının 30. sınıfta yer alan bir ürün olması, SMK 6/3 maddesinin farklı mal ve hizmetlere teşmilinin mümkün olmadığının yargı kararları ve içtihatları ile sabit olması nedeniyle SMK 6/3 şartlarının oluşmadığı belirtilmiştir. SMK 6/3 maddesi hükmüne göre; \"Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.\" Bu düzenlemede bir markanın tescilsiz olsa bile eskiye dayalı kullanımı korunmakla  gerçek hak sahipliği ilkesi benimsenmiştir. Davacı tarafın \"...\" markasını kullanımına ilişkin somut delil bulunmadığı, \"...\"un marka olarak değil ticaret unvanı olarak kullanıldığı, marka olarak \"salina\" ibaresinin kullanıldığı, sırf ticaret unvanı oluşundan hareketle, davalının markasının  hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği, davacının da öncelik hakkı sahibi olduğunu ve unvanını aynı zamanda markasal olarak kullandığını ispatlaması gerektiği ancak dosyada bu konuda delil bulunmadığı, davacı ile davalının iştigal konularının da farklı olduğu, davacı vekilinin tanınmışlık iddiasının yargılama sırasında ileri sürülmemiş olması nedeniyle HMK 357. Maddeye göre incelenemeyeceği ve değerlendirmeye alınamayacağı anlaşılmakla davacının tüm istinaf istemlerinin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun  Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 24/12/2020 tarih ve 2019/248 E. 2020/342 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL  harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/03/2024  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3fe05ab3b69085d1","SID":"f145daffc7822a61"}}