{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ  \t\t<br>DOSYA NO: 2024/94 <br>KARAR NO\t: 2024/265<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/11/2021<br>NUMARASI\t: 2014/1056 Esas, 2021/806 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Tazminat <br>KARAR TARİHİ : 21/03/2024 <br>Dairemizce verilen kararın temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nce hükmün bozulmasına karar verilmiş olup, Dairemiz'ce açılan duruşmada bozmaya uyularak  yapılan yargılama  sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 15/06/2012 tarihli sözleşme ile Hatipkışla Mevkii, Türbe-Karpuzlu yolu 5. Km Aydın-Çine hudutlarında bulunan davalı şirkete ait Zenginleştirme Tesisi'ne ait betonarme inşaat, çelik imalat, çelik inşaat, makine, ekipman imalat ve montaj işleri yapılması ikonusunda anlaşma sağlandığını, sözleşmede işin süresinin 75 gün olarak belirlendiğini, sözleşmede keşif bedelleri alındığını ve fiyatlandırılmanın 15/06/2012 tarihindeki beton, demir, işçilik fiyatları baz alınarak davalıya  teklif sunulduğunu  ve müvekkili şirketin teklifinin davalı şirket tarafından kabul edilmesiyle sözleşme imzalandığını,  müvekkili şirketin işi teslim aldıktan sonra davalı şirketin sözleşme konusu işin yapılacağı sahada dinamit patlattığını ve patlatılan dinamitler sonucu zeminde heyelan oluştuğunu, böylelikle sahanın çalışılamaz hale geldiğini, saha görüntülerini içerir fotoğrafların ekte yer aldığını, söz konusu bu durum üzerine davalı şirket yetkililerinin projenin değişeceğini ve zemin etüdü yapılacağını beyan ettiklerini, tüm bu durumlar neticesinde davalı şirket tarafından müvekkili şirkete herhangi bir zaman belirlenmediğinden müvekkili şirketin çalışmalarına başlayamadığını, tarafların karşılıklı olarak malileştiklerini, böylece müvekkili şirketin de söz konusu heyelan sebebiyle ve hava şartlarının heyelanlı bölgeye girmek için uygun olmadığından bahisle sahanın çalışmalar için hazır olmadığını tespit ettiğini,sahanın davalı şirket kusuruyla çalışamaz hale gelmesiyle müvekkili şirketin personellerinin 9-10 ay hiçbir iş yapmadan sahada bekletildiğini, ... Makine  unvanlı taşeron firmanın da aldığı ek personel ve bu işle ilgili tuttuğu yerin kirasını ödeyemez hale geldiğini ve bu ödemelerin müvekkili şirket tarafından yapıldığını, malzemelerin alınıp sevkıyatın gerçekleştirildiğini, davalı şirket yetkilisi ... ve ... tarafından dava dışı ... Makine'ye ziyarete gidildiğinde ... tarafından tüm zararların karşılanacağının sözlü olarak beyan edildiğini, ancak daha sonra hiçbir zararın karşılanmadığını,  dava dışı  ... şirketi'nin bu bekleme sonucu zararları karşılanmadığından müvekkili şirketten ortalama 300.000,00 TL avans aldığını, projelerin yenilenmesiyle birlikte davalı şirketin sözleşme yaparken bahsettiği işle alakası olmayan, tamamıyla işçiliğe dayalı ağır bir proje söz konusu olduğunu, diğer yandan da davalı şirketin, müvekkili şirketin ...’yle çalışmasını istemediğini ve alternatif bir firma talep ettiğini, böylece işlerin dava dışı ...  adında bir firmaya verildiğini, yaklaşık 9 ay sonunda davalı şirketin projenin ve sahanın müvekkil şirkete teslim edildiğini ve işlerin müvekkili şirketçe yapılmaya başlandığını, işlerin parça parça yapılması sonucu bedelindeki beton sarfiyatı ve demir malzemesinin tonaj ve metre küp olarak arttığını ve çalışma zamanında inşaat yoğunluğunun fazla olduğu Bodrum gibi bir yerde beton alımı, personel tedarikinin zora girdiğini, böylece bayındırlık fiyatlarının üzerinde ve yapıyan sözleşme ile 1 yıl öncesinde belrlenen ücretlerin üzerinde bir maliyet ortaya çıktığını, inşaat malzemeleri ve personel ücretlerinin 1 yıl öncesindeki fiyatlardan farklı olduğundan söz konusu ücret farkının müvekkili şirketin kendi hesabından ödendiğini, davalı şirketin kusuruyla ötelenen inşaatın yapım zamanı müvekkili şirket nezdinde bu zararlara sebebiyet verdiğini,davalı şirketin sözleşme hükümlerine aykırı davranarak iş yapılacak sahayı müvekkili şirkete hazır edemeyip, müvekkili şirketi zarara uğrattığını, davalı şirketin bununla da kalmayıp göndermiş olduğu ihtarname ile müvekkili şirkelten 328.000,00 TL talep ederek zarara uğradığını ileri sürdüğünü, tüm bu hususlar çerçevesinde müvekkili şirketin davalının kusuru sebebiyle birçok zarara uğradığını, sözleşme ile kararlaştırılan işin keşiften sonra ortalama %50 olarak arttığını, inşaatın maliyetinde artışlar olduğunu, projenin davalı yanca müvekkili şirkete teslim edilmediğini, işe başlanması gereken ve ona göre belirlenen fiyatların işin kış ayında uzadığını, bu durumun müvekkili şirketi ciddi zararlara uğrattığını, sözleşmedeki iş kollarının davalı şirketin talebi üzerine ...’den alınmak zorunda kalındığını, böylece ... Şirketinin de iflasın eşiğine geldiğini, bu firmaya müvekkili şirketçe yapılan ödemelerin iade de alınamadığını ileri sürerek davalı şirketin kusuru sebebiyle müvekkili şirketin uğradığı zararların bilirkişilerce tespit edilmesine, tespit edilen zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davacı tarafın sözleşmede detaylı olarak tarif edilen iş ve hizmetlerin yapılmasını tek başına ve tam yetkili olarak üstlendiğini, davacının sözleşmeye göre, müvekkili şirketin ön yazılı onayı almak koşuluyla sözleşmedeki işlerin ifası için usulüne uygun olarak kalifiye uzmanlarla alt yüklenici (taşeronluk) sözleşmeleri yapabildiğini, bu sözleşmelerden kaynaklanacak her türlü yükümlülük ve sorumluluğun davacı şirkete ait olduğunu, davacı şirketin taşeronların sözleşme ihlallerine karşı ve sözleşmeden kaynaklanan kusur, hata ve ihmallerinden müvekkili şirkete karşı taşeronlarla beraber müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde sözleşmenin 75 gün süreli olarak imzalandığını iddia ettiğini, ancak, bu iddianın doğru olmadığını, sözleşmenin 4, Maddesinde açıkça “sözleşmede belirtilen işlerin teslim süresinin Imerys’in zenginleştirme tesisi sahasındaki orman kesimi ve hafriyat - dolgu işleri tamamlanıp sahanın davacı Its’ye tesliminden itibaren 75 gündür” dendiğini, sözleşmenin bu hükmüne göre, sürenin sahanın davacıya teslimi ile başlayacağını, 75 günlük sürenin davacı tarafın sahayı teslim aldıktan sonra sözleşme konusu işleri bitirerek teslimat süresi olduğunu, ancak, müvekkili şirket ile davacı taraf arasında yapılan görüşmeler sonucunda davacı tarafın sözleşmeye konu işleri tam ve zamanında yerine getirmek hususunda gerekli ehliyet, bilgi ve tecrübeye sahip olduğunu beyan etmesine ve basiretli bir tüccar olarak sözleşmeyi imzalamasına rağmen, davacı tarafın sözleşmede yüklendiği işleri hiçbir zaman tamamlayamadığını, davacı tarafın sözleşme tarihindeki beton, demir ve işçilik fiyatlarının baz alınarak teklif sunulduğunu ve sözleşmenin buna göre imzalandığını belirttiğini,  sözleşmenin 4. Maddesi gereğince davacının işleri gerçekleştireceği sahanın hazır hale getirilme yükümlülüğünün müvekkili şirkete ait olduğunu, ancak, müvekkili şirket veya tarafların hiçbir zaman sahanın hazır hale getirilmesi ile ilgili bir takvim ve tarih belirlemediklerini, müvekkili şirketin bu hususta davacıya karşı hiçbir taahhüt ve yükümlülük altına girmediğini, nitekim, sahanın hazır hale getirilmesi için taraflar arasında bir süre veya takvim öngörülmediğinden, saha hazır hale gelene kadar beton, demir ve sair harcama kalemlerinde meydana gelebilecek artışlardan davacının etkilenmemesi ve beton, demir ve sair malzemeyi alması için sözleşme imzalandıktan hemen sonra müvekkili şirketin davacıya  17/08/2012 tarihinde 250.000,00TL; 28/08/2012 tarihinde 400.000,00 TL ve 03/10/2012 tarihinde 25.000,00 TL olmak üzere toplam 675.000,00 TL peşin avans ödemesi yaptığını,  davacı tarafın sahanın teslimiyle ilgili gecikmelerin müvekkili şirket tarafindan yapılan yanlış uygulamalar sonucunda (dinamit patlatma sonucunda zeminde heyelan olduğu şeklinde) meydana geldiğini iddia ettiğini, zeminin kaymasının dinamit nedeniyle değil sahada toprağın yumuşak olması ve heyelan meydana gelmesinden ötürü olduğunu,  kaldı ki ne sözleşmede ne de herhangi bir yazılı belgede sahanın teslim süresiyle ilgili olarak müvekkili şirketin hiçbir taahhüdü olmadığını,davacı tarafın personelini 9-10 ay hiçbir iş yapmadan sahada beklettiği iddiasının gerçeklerle bağdaşmadığını, davacı tarafın projenin başından bu yana işin tam ve gereği gibi yapılması için yeterli personel sağlayamadığını, taraflr arasındaki yazışmalardan anlaşılacağı üzere, davacı tarafın işin yapılması için yeterli personeli sahada bulunduramadığını ve müvekkili şirketin teknik hususlar için dahi kendi personelini görevlendirdiğini, müvekkili şirketin davacı tarafın yapamadığı işleri ve eksikleri kendi imkanlarıyla tamamlamaya çalıştığını, 2013 Şubat ayında yani sahanın davacıya teslim edilmesinden sonra dahi davacının sahada yeterli elemanı olmadığını, bu duruma ilişkin Şubat ve Haziran 2013 aylarında farklı uyarı emaiİleri gönderilerek davacıya uyarılarda bulunulduğunu,  bu itibarla davacı tarafın iddia ettiği gibi 9-10 ay boyunca elemanlarını tam kadro hazır olmayan sahada bekletmesi ve bu sürede müvekkili şirkete karşı hiçbir uyarı, iddia ve talepte bulunmamasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın sözleşme müvekkili şirket tarafından tek taraflı olarak fesih edilene kadar bu konuda müvekkili şirkete karşı hiçbir talep ve ihtarda bulunmadığını, sözleşme fesih edildikten sonra böyle bir iddia ortaya attığını, bu durumun, iddiaların gerçek dışı olduğunun göstergesi olduğunu, sahadaki heyelanın Ağustos ayının ilk haftasında gerçekleştiğini ve sahanın 10/01/2013 tarihinde davacıya teslim edildiğini, davacı tarafin müvekkili şirketçe davacının taşeronu olan Platin Makine’ye zararlarının karşılanacağı yönünde beyanda bulunulduğu şeklindeki iddialarının gerçek dışı olduğunu,\tmüvekkili şirket ile ... arasında hukuki ve akdi hiçbir bağ ve ilişki bulunmadığını, Platin Makine'nin, davacının taşeronlarından birisi olup doğrudan davacıya bağlı olarak çalıştığını,  tarafların arasındaki eser sözleşmesinin hukuki niteliği gereği ifa yükümlüsünün sadece davacı şirket olduğunu, sözleşmenin avam proje üzerinden imzalandığını ve avam projenin hiçbir aşamada değişmediğini, sözleşmeye göre tarafların detay projelerin davacıya daha sonra (sözleşme imzalandıktan sonra) verilmesi konusunda mutabık kaldıklarını, nitekim sözleşmenin 3. Maddesi incelendiğinde “detaylı imalat projelerinin” davalı tarafından verileceği ve sözleşme imzalanması anında bu projelerin hazırlanmadığının açık şekilde anlaşıldığını,sözleşmedeki fiyatlandırma detay proje üzerinden değil işler için kullanılacak malzeme birim fiyat üzerinden yapıldığını, yani detay proje nasıl olursa olsun veva ne şekilde de değiştirilirse değiştirilsin yapılacak işler için fiyatlandırmanın malzeme birim fiyat üzerinden hesaplanacağı için projede meydana gelecek değişmelerin davacıya ek maliyet yükü getirmesinin teknik açıdan ve fiili olarak mümkün olmadığını, ayrıca, sahadaki heyelan sonucunda değişen şeyin sadece alana oturuş yönü ve yeri olduğunu ve heyelanı engellemek için projeye istinat duvarları eklendiğini, projede zaten istinat duvarı bulunduğunu, ancak yapılan değişiklikle alanın genişletildiğini, ancak bu durumun davacıya hiçbir ek maliyet getirmediğini, çünkü duvar malzemelerinin birim fiyat üzerinden hesaplandığı için fazladan kullanılan malzemenin müvekkili şirkete fatura edildiğini, davacının iddia ettiği gibi sözleşme yaparken bahsedilenden tamamen farklı bir proje olması yönündeki iddiaların sözleşmenin içerik ve ruhuna tamamen aykırı olduğunu, sözleşme kapsamında gerçekleştirilecek işlerin proje üzerinden değil, projede kullanılacak malzeme bedelleri ve harcamalar üzerinde faturalandırıdığını,müvekkili şirketin  ...’yi istemediği ve yerine işin ... adında bir firmaya verildiği yönündeki iddiasının da doğru olmadığını,sözleşme konusu olan işlerin davacı şirketten kaynaklanan nedenlerden dolayı birçok kez durma noktasına geldiğini, müvekkili şirket in birçok defa karşı tarafa e- postalar gönderdiğini ve işlerin aksadığını ve eksik hususları hatırlatarak sürekli yazılı uyarılarda bulunduğunu, sözleşmeye aykırı hususların hatırlatılarak bunların düzeltilmesinin istendiğini,  davacının verilen sürede eksiklikleri gidermediğini ve temerrüde düştüğünü, davacının sözleşme müddetince sürekli sözleşmeye aykırı davrandığını ve 75 günde ( yani 2013 Mart ayı ortasında) bitirmesi gereken proieyi 2013 yılı Ağustos ayına gelindiğinde hala bitiremediğini, müvekkili şirketin tüm iyiniyeti ve çabalarına ve davacının projeyi bitirmesi için verdiği tüm desteğe rağmen davacının  hata ve kusurlarından dolayı çok ciddi bir gecikme yaşandığını, müvekkili şirketin davacı tarafa 10/06/2013 tarihinde ihtar göndererek sözleşmeye aykırılığın sona erdirilmesini ve işin 20 gün gün içinde tamamlanmasını noter aracılığıyla ihtar ettiğini, bu ihtarnameden sonra tarafların bir araya gelerek 21/06/2013 tarihi itibariyle davacı tarafından eksik bırakılan işlerin tutanakla imza altına alındığını, davacının, bu tutanakla da sözleşme konusu işleri tamamlamadığını kabul ettiğini, ancak, tutanak ve ihtarnameye rağmen, davacı tarafın temerrüt halinin devam ettiğini, bunun üzerine sözleşmenin müvekkili şirket tarafından tek taraflı olarak fesih edildiğini ve bu durumun Beşiktaş 3. Noterliği’nden 22/08/2013\ttarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile davacıya bildirildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili birleşen İstanbul 38. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/248 Esas sayılı dosyasına verdiği dilekçesiyle,müvekkili şirketin 400.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davalı tarafça bozdurulması sebebiyle davalı tarafın sebepsiz olarak uhdesinde bulundurduğu müvekkili şirkete ait bedelin bilirkişilerce tespit edilerek bu bedelin işleyecek olan faiziyle birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.İstanbul 38.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 01/07/2014 tarih, 2014/221 Karar sayılı karar ile dava dosyası istinafa konu eldeki dava ile birleştirilmiştir.  Mahkemece, mahallinde yapılan keşif akabinde hazırlanan teknik bilirkişi raporunda yapılan tespitler, taraf defterlerinin incelenmesi neticesinde elde edilen mali değerlendirmeler, taraflarca imzalanan sözleşmenin ilgili hükümleri, ihtarnameler ve yazışmalar hep birlikte değerlendirildiğinde; mali tespitlere göre, davacı şirket ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, ancak bankalardaki hiçbir mevduat hesabınının ticari defterlerde kayıt altına alınmaması nedeniyle ticari defterlerin taraflar arasındaki gerçek borç/alacak ilişkisini yansıtmadığı tespit edildiğinden davacı şirket ticari defterlerinin delil niteliği taşıyamayacağı,\tdavalı şirketin 2012 yılındaki ticari defterlerinin ise sahibi lehine delil niteliğinde olmadığı, 2013-2014-2015 yılı defterlerinin  lehe delil niteliğinde olduğu, bu doğrultuda, davacı şirketin ticari defterlerine göre; davalıdan 2.003.899,21 TL alacaklı göründüğü, ancak davacı şirketin, davalının kendisine veya adına 3. kişilere yapmış olduğu hiçbir ödemeyi ticari defterlerine işlemediği, dolayısıyla ticari defterlerindeki alacağı gerçeği yansıtmadığından davacı defterlerine itibar edilmesi mümkün görülmediği,davalı şirketin ticari defterlerine göre; davacı şirketin asıl dava tarihi olan 15/08/2013 tarihinde 362.542,68 TL borçlu, birleşen dava tarihi olan 28/08/2013 tarihinde ise davacı şirketin 400.000,00 TL tutarındaki teminat mektubunun nakde çevrilmesi ile bu kez 37.457,32 TL alacaklı duruma geçtiğinin tespit edildiği, teknik bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alınarak yapılan hesaplamada, davacı şirketin, eksik bıraktığı işlerin 3. kişilere tamamlatılmasından çıkan fiyat farkı ve kusurlu işlerin tamamlatılmasından davalı şirketin KDV hariç 244.617,20 TL zararı ile teknik bilirkişilerin tespitlerinden davalının sözleşmenin 14. maddesi gereğince talep edebileceği  249.450,00TL gecikme cezası hesaplamaya dahil edildiğinde davacı şirketin talep edebileceği bir alacağının kalmadığı gerekçesiyle  asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiş, bu karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Dairemizin  15/06/2022 tarih, 2022/993 E., 2022/1245 K. Sayılı kararı ile; davacı yüklenicinin iş sahasının geç teslim edildiğine ilişkin iddialarının, sözleşmenin 4 üncü maddesi karşısında yerinde olmadığı, zira iş süresinin sahanın tesliminden itibaren başlayacağı, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davacının mevsim şartlarını gözeterek sözleşme imzalaması gerektiği, iş sahası hazır hale gelip kendisine teslim edileceği zamana kadar malzeme fiyatlarındaki artışları öngörerek gerekli tedbirleri alması gerektiği, nitekim iş sahibinin bu hususta kendisine yeterli avansı verdiği, davacının iş sahası teslim edilene kadar personel çalıştırdığına ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığı, iş sahasının tesliminden sonra da yeterli personel bulundurmadığının anlaşıldığı, kaldı ki 9-10 boyunca personelini sahada bekletmesi ve bu konuda iş sahibinden hiç bir talepte bulunmamasının ve bu konuda bir ihtar çekmemesinin basiretli tacir davranışına uymadığı, alt yüklenici firmaya yaptığı ödemeler nedeniyle uğradığı zarardan bahsetmiş ise de buna ilişkin bir sözleşme ve ödeme belgesi sunmadığı, öte yandan, fiyatlandırmanın, kullanılacak malzeme birim fiyatı üzerinden yapıldığı gözetildiğinde ek bir maliyetinin de bulunmadığı, projenin değiştiğine ilişkin iddiaların ispat edilemediği, sonuç olarak davacının zarar ziyan talebinin yerinde görülmediği, sözleşmede temerrüt halinde sözleşme bedelinin %20 si üzerinden cezai şarta hükmedileceğinin kararlaştırıldığı, dosya kapsamında davacı yüklenicinin işin tesliminde temerrüde düştüğünün sabit olduğu, iş sahibinin verdiği 20 günlük süreye rağmen işin yapılmadığı, davalı iş sahibinin sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, davalı iş sahibinin bu nedenle 249.450,00 TL cezai şart alacağı doğduğu, davalı iş sahibi eksik kalan işleri başka firmalara yaptırmakla uğradığı 244.617,20 TL’yi teminat mektubundan mahsup etmiş ise de davacı yükleniciye yaptığı iş karşılığı hak edişler kapsamında ödeme yapıldığı, o halde eksik bırakılan işlerin dava dışı taşeronlara yaptırılan kısmından davacı yanın sorumlu olduğundan bahisle davacının hak edişinden kesinti yapılmasının haksız olduğu, sonuç olarak, davacı tarafça da kabul edilen 30.000,00 TL fazla ödeme, 249.450,00 TL cezai şart olmak üzere toplam 279.867,39 TL’nin teminat tutarı olan 400.000,00’den mahsubu gerektiği, mahsup sonucu davacının teminat mektubundan bakiye 120.132,61 TL alacağı kaldığı, bu durumda, birleşen dava 1.000,00 TL üzerinden açıldığından taleple bağlı kalınarak bu tutara hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile taleple bağlılık ilkesi gereğince 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, Dairemiz kararına karşı asıl ve birleşen davalarda taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.Dairemiz kararı Yargıtay 6. HD.'nin 14/11/2023 tarih, 2022/4421 E., 2023/3846 K. Sayılı kararı ile; birleşen davada davalı iş sahibi şirketin, sözleşmeden dönmekte haklı olduğundan, eksik kalan işleri başka firmalara yaptırması nedeniyle uğradığı zararı, nakde çevirdiği teminat mektubu bedelinden mahsup edebileceği, ilk derece yargılaması sırasında, alınan teknik bilirkişi raporlarıyla davalı iş sahibinin bu kapsamdaki zararının 244.617,00 TL olarak tespit edildiği, bu tutarın teminat mektubundan mahsubunun yerinde olduğu, birleşen davada hesaplanan gecikme tazminatı 249.450,00 TL, 3. kişilere yaptırılan işlerden kaynaklı tazminatı 244.617,00 TL olduğundan 400.000,00 TL tutarlı nakde çevrilen teminat mektubu bedelinin toplam zararı aştığından davalı iş sahibinden alacağının kalmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, Dairemize gönderilen dava dosyası eldeki esasa kaydedilmiştir.Dairemizce yeni esaslı dosyadan duruşma açılmak suretiyle usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.Taraflar arasında 15/06/2012 tarihinde, davalı iş sahibine ait tesiste, betonarme inşaat, çelik imalat, makina ekipman imalat vd. işlerin yapımını konu alan eser sözleşmesi düzenlenmiştir.Sözleşmenin 4 üncü maddesinde işin süresi; iş sahibi şirketçe, zenginleştirme sahasındaki orman kesimi ve hafriyat dolgu işleri tamamlanıp sahanın yüklenici şirkete tesliminden itibaren 75 gün olarak belirlenmiştir. Dosya kapsamından; iş sahasının 01/02/2013 tarihi itibariyle yükleniciye teslim edildiği, buna göre işin en geç 16/04/2013 tarihi  itibariyle teslim edilmesi gerekirken, yüklenicinin bu sürede işi tamamlamadığı, davalı iş sahibinin 10/06/2013 tarihli ihtarnamesi ile yükleniciye 20 günlük ek süre verdiği, bu süre zarfında da işin tamamlanmaması üzerine, tarafların bir araya gelerek 21/06/2013 tarihli tutanak ile tamamlanmamış ve eksik kalan işleri tespit ettikleri, yüklenicinin edimini yerine getirmemesi nedeniyle iş sahibinin 22/08/2013 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiği anlaşılmaktadır.Davacı yüklenici, iş sahasının kendisine geç teslim edildiğini, yaklaşık 9-10 ay boyunca sahanın teslimini beklediğini, bu dönemde işçi çalıştırdığını, alt yüklenici şirkete ödemeler yaptığını iddia etmiş ise de; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere, davacının kendi ticari kayıtlarına göre iddia ettiği ödemeleri yapmadığı, SGK kayıtlarına göre bu dönemde işçi çalıştırmadığı, iş sahasının teslimi için herhangi bir ihtar göndermediği, sözleşmenin yukarıda anılan hükmüne göre de iş sahasının teslimi için bir süre öngörülmediği, 75 günlük sürenin, iş sahasının tesliminden itibaren başlayacağı anlaşılmış olup tüm bu hususlar nazara alındığında, yüklenici şirketin işin tesliminde temerrüde düştüğü anlaşılmıştır.Bu durumda, iş sahibi şirket sözleşmeyi fesihte haklı olup bu nedenle uğradığı zararlarının tazminini isteyebilir. Bu kapsamda, zararlarını karşılamak üzere teminat mektubunu nakde çevirebilir. Burada istenebilecek zararın miktarı, dönülen sözleşme bedeli ile işin sonraki yükleniciye uygun sürede verilmesi koşuluyla ödenmek zorunda kalınan bedel arasındaki oluşan farktır. Taraflar 22/08/2013 tarihinde bir araya gelerek liste halinde eksik kalan işleri tespit etmişlerdir. Davalı iş sahibi, eksik kalan işlerin başka firmalara yaptırıldığına dair sözleşmeleri ve ödeme belgelerini dosyaya sunmuştur. Dosya kapsamında alınan 31/07/2018 havale tarihli teknik bilirkişi raporunda, sözleşmenin feshinden sonra davalı iş sahibinin üçüncü firmalara yaptırdığı işlerin tutarının KDV dahil 705.645,00 TL olduğunu, iş sahibinin bu nedenle 244.617,20 TL zarara uğradığı belirtilmiştir. Bu itibarla ilk derece mahkemesince, iş sahibinin bu tutarı teminat mektubu bedelinden mahsup etmesinin doğru olduğu sonucuna varılmıştır.Davalı iş sahibi çalışanı ... tarafından yüklenici şirkete 30/07/2013 tarihinde gönderilen elektronik postada eksik bırakılan işlerin 78.000,00 TL bedelle başkalarına yaptırıldığı, bu elektronik postada inşaat işleri için 53.000,00 TL, çatı ve cephe kaplaması için 25.000,00 TL, kaybolan pompalar için 6.200,00 TL, gecikme ceza bedeli 244.000,00 TL olmak üzere toplam 328.000,00 TL zarara uğradıkları, bunun için de teminat mektubunu nakde çevirecekleri, bunun dışında daha sonra meydana gelecek zararları için de 50.000,00 TL bloke uyguladıkları belirtilmiştir. Davalı iş sahibi şirketin de ... tarafından gönderilen elektronik postalara delil olarak dayanması ve iş sahibi şirket adına işbu davayı açan avukata adı geçen kişinin, şirket adına vekalet vermesi nazara alındığında, bu kişinin iş sahibi şirketin yetkilisi ve temsilcisi olduğu anlaşılmakta olup söz konusu elektronik posta iş sahibi şirket yönünden bağlayıcıdır. Ne var ki elektronik postanın tarihi 30/07/2013 tarihidir ve sözleşme bu tarihten sonra 22/08/2013 tarihinde feshedilmiş, iş sahibi şirket eksik kalan işlerin tamamlanması için 19/08/2013 ve 20/08/2013 tarihinde başka firmalarla sözleşmeler yapmıştır. Söz konusu elektronik postada daha sonra meydana gelebilecek zararlar için hakkın saklı tuttulduğu da dikkate alınırsa, iş sahibi şirketin bu elektronik postada yazılı tutar olan 78.000,00 TL ile bağlı kalmaksızın ortaya çıkan zararını talep edebileceği anlaşılmaktadır.Tüm bu açıklamalar ve Yargıtay bozma ilamı birlikte değerlendirildiğinde, birleşen davada davalı iş sahibi şirketin, sözleşmeden dönmekte haklı olduğu, eksik kalan işleri başka firmalara yaptırması nedeniyle uğradığı zararı, nakde çevirdiği teminat mektubu bedelinden mahsup edebileceği, ilk derece yargılaması sırasında, alınan teknik bilirkişi raporlarıyla davalı iş sahibinin bu kapsamdaki zararının 244.617,00 TL olarak tespit edildiği, bu tutarın teminat mektubundan mahsubunun yerinde olduğu, birleşen davada hesaplanan gecikme tazminatı 249.450,00 TL, 3. kişilere yaptırılan işlerden kaynaklı tazminatı 244.617,00 TL olduğundan 400.000,00 TL tutarlı nakde çevrilen teminat mektubu bedelinin toplam zararı aştığından davalı iş sahibinden alacağının kalmadığı anlaşıldığından bu nedenlerle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesi gerekmiştir.  <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Asıl davanın REDDİNE, 2-Birleşen davanın REDDİNE,Asıl dava dosyasında;1-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 24,30 TL harçtan mahsubu ile bakiye 403,30 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı tarafından yapılan 106,50 TL posta ve tebligat gideri ile 397,80 TL temyiz yoluna başvurma harcı olmak üzere  toplam 504,30 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.000,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,Birleşen dava dosyasında;1-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan  24,30 TL harçtan mahsubu ile bakiye 403,30 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,  3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.000,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,Gerek ilk derece gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak  üzere oy birliği ile karar verildi.  21/03/2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2cd8312b9630b697","SID":"a994e0cb3cacebf9"}}