{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/387 <br>KARAR NO: 2024/229<br>KARAR TARİHİ: 15/02/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET  MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/03/2020<br>NUMARASI: 2018/574 Esas -  2020/240 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/02/2024<br>Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili şirket ile davalı yan arasında taşınmazların kiralanması ve satışına ilişkin olarak ticari bir ilişki bulunduğunu, bu bağlamda tarafların Gayrimenkul Pazarlama Sözleşmesini akdettiğini, davalı yanın davacı tarafından yapılan pazarlama faaliyetleri sonrasında İstanbul Ataşehir'deki \"...\" projesi dahilindeki 26 adet bağımsız bölümü dava dışı ... AŞ firmasına sattığını ve bunun karşılığında KDV hariç toplam 43.500.000,00TL'yi tahsil ettiğini, anlaşma uyarınca KDV hariç 43.500.000,00TL'lik toplam satıcı bedeli üzerinden müvekkili şirketin hak kazandığını, hizmet bedelinin anılan tutarın %3'ünün (KDV dahil) 1.530.900,00TL olduğunu, taşınmazların satış bedelinin davalı yanca tahsil edildiği bilgisi üzerine müvekkili şirketin hizmet bedelinin ödenmesini talep ettiğini, davalı şirketin de ibra protokolünün imzalaması halinde derhal ödeneceğim bildirdiğini, müvekkili şirketin de ödeme yapılacağı inancı ile (KDV dahil) 769.950,00TL tutarın kendisine ödenmesini kabul etmek zorunda kaldığını ve bu anlayış ile hak kazandığı bakiye tutardan vazgeçtiğine dair ibra prolokolünlü imzalayıp davalı yana gönderdiğini, protokolün imzalanmış olmasına rağmen davalı yanın ödeme yapabilmeleri için çeşitli talep yazısı ve mutabakat formlarının imzalanması gerektiği bahanesine sığındığını, söz konusu tutarın ödenmemesi üzerine Beyoğlu ...Noterliği'nin 12.04.2018 tarihli, ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin keşide edildiğini, davalının ihtarnameye rağmen de borcunu ödememesi nedeniyle İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, anılan icra takibi ile şimdilik 789.343,12TL'lik kısmının  talep edildiğini, ancak  davalı tarafından kötüniyetle takibe itiraz edilmesi üzerine durdurulan takibin devamına, %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacının sözleşmesel yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirmesi halinde hizmet bedeli ödeneceğini, davacının iddia ettiği satışın tamamının kendi aracılık faaliyeti neticesinde gerçekleştiğini ispatla yükümlü olduğunu, devam eden sürekte dava dışı ... AŞ firmasına satışın gerçekleştiğini, davacı yanın söz konusu satış işlemlerinde sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiği inancı ile ibra protokolü imzalandığını ve 769.950,0TL'nin ödeneceği hususunda mutabakata varıldığını, söz konusu protokolün imzalanmasını müteakip davacının dürüstlük kurallarına aykırı ve yükümlendiği görev ile bağdaşmayan davranışlar içinde bulunduğunun öğrenildiğini, bu itibarla davacının TBK'nun 523.maddesi dahilinde ücret haklarını kaybettiğini, dolayısıyla huzurdaki davaya dayanak olan faturanın ödenmesinin talep edilmeyeceğini, sözleşmenin imzalanmasından sonra davacının karşı taraf ile müvekkili şirketin zararına sebebiyet verecek şekilde pazarlık yürüttüğünü ve gayrimenkulleri en düşük fiyat açıklanmak sureti ile satım bedellerinin düşürülmesine sebebiyet verdiğinin öğrenildiğini, davacı tarafından sunuları gayrimenkul satış listesinde müvekkil şirkete ait kaşe veyahut herhangi bir imzasının bulunmadığını, bununla birlikte kabulü tazammun anlamına gelmemek kayıt ve şartı ile davacının basiretli tacir davranışları ile örtüşmeyen iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, imzalanan protokol ile dava dışı ... AŞ'ye yapılan satışlar ile ilgili alacaklarının 769.950,00TL olduğu konusunda mutabakata varıldığının apaçık ortada iken davacı iddialarının somut uyuşmazlığa tesir eden bir yönünün bulunmadığını, davacının imzalanan protokolü ödeme işleminin yapılmasına bağlamış olmadığını, yani protokol ile mutabık kalınan tutarın geçerliliğinin derhal ödeme/ödeme vb. şarta bağlı tutulmadığını, davacının kendi hür iradesi ile imzaladığı ibra protokolünü mesnetsiz iddialarda ile geçersiz olduğu iddiasının izahtan uzak olduğunu beyan ederek, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Taraflar arasında imzalanan 22/02/2018 tarihli ibraname yönünden davalının cevap dilekçesinde, ibranamenin varlığı ve geçerliliği kabul edilmiştir. Tarafların her ikisinin de tacir olması ve TTK.nun 64 vd maddeleri  kapsamında defter tutma yükümlülüklerinin bulunması karşısında tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi olanak atanan mali müşavir 14/10/2019 tarihli raporunda taraflar arasında 22/02/2018 tarihinde mutabakat mektubu düzenlendiğini, buna göre davalının davacıya toplamda 769.950 TL ödemeyi taahhüt ettiği, bu protokolün ekinde davacının düzenlediği 16/01/2018 tarihli 769.950,00 TL bedelli bir fatura olduğunu, davacının bu faturasının davalının defterlerinde de kayıtlı olduğunu ve davalı tarafından faturanın BA formunda vergi dairesine bildirildiğini, davacının 769.950,00 TL asıl alacak, 184,58 TL de işlemiş faiz kadar alacağının olduğunu mütalaa etmiştir. Bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olduğu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, olayın oluşuna uygun olduğu anlaşılarak itibar edilmiştir. Protokolün ilk sayfasında protokolün 16/01/2018 tarihinde imzalandığı; ikinci sayfasında protokolün 22/02/2018 tarihinde  imzalanarak yürürlüğe girdiği yazılıdır.  Her iki tarafın da kaşe ve imzalarıyla varlığı inkar edilmeyen protokol bakımıdan, mahkememizce görüşmelerin 16/01/2018 tarihinde başladığı nihayet protokolün 22/02/2018  tarihinde aktedilmiş olduğu kabul edilmiştir. Taraflar arasında usulünce kurulmuş bir simsarlık ilişkisi olduğu, davacının aracılık ettiği taşınmaz satışları için ücrete hak kazandığı açıktır. Her ne kadar davalı rapora itiraz ederek davacının dürüst davranmadığını ve ücret hakkını kaybettiğini ileri sürmüşse de bunu somut delillerle ortaya koyamamıştır. Taraflar 22/02/2018 tarihinde ibra protokolünü imzalamış, davacı 28/02/2018 tarihinde BA formu için davacıdan onay istemiş, davacı 12/04/2018 tarihinde noter kanalıyla ihtarname çekmiş, 20/04/2018 tarihinde de icra takibi başlatmıştır. Davalı vekili düplik dilekçesi ile protokolü yaptıktan sonra davacının dürüst davranmadığını öğrendiklerini beyan etmişse de, taraflar arasındaki kronolojik yazışmalar, vergi beyannameleri bunu desteklememektedir. Davalı, davacının dürüst davranmayarak ücret hakkını kaybettiğine dair iş bu dava açılana kadar icra dosyasına sunduğu itiraz dahil, hiç bir ihtar veya ihtar yerine geçecek yazılı bir bildirim yapmamıştır. Davalı delil dilekçesinde üç tanık ismi bildirmişse de tanıkların hangi hususlarda tanıklık edeceği yazılmadığından delil usulüne uygun ileri sürülmediği gibi, dava miktar ve mahiyet itibariyle de tanıkla ispatı mümkün olan bir dava olmadığından tanık dinlenmemiştir. Davacı, icra takibi ile işlemiş faiz de talep etmiş; iş bu itirazın iptali davasında işlemiş faiz yönünden de itirazın iptalini talep etmiştir. Davacının takipten önce davalıya 12.04.2018 tarihinde noter kanalıyla ihtarname çektiği, bu ihtarnamede davalı 7 gün süre verildiği, sürenin dolduğu ve davalının 19/04/2018 tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilmiştir. Buna göre de davalının 184,58 TL işlemiş faiz alacağı olduğu anlaşılmış, fazlaya ilişkin kısım reddedilmiştir. Tarafların her ikisinin de ticari defterlerine konu edilen faturaya göre alacağın likit olduğu sabittir. Davanın asıl alacak bakımından tam kabulü ile davacı yararına icra inkar tazminatına, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen Sözleşme'nin 6.maddesinde açıkça satış yapılması durumunda hizmet bedelinin KDV hariç satış bedelinin %3 ü müvekkili şirkete hizmet bedeli olarak ödeneceği ve bu bedelin satış bedelinin davalı tarafından tahsilini müteakip tahsil edilen tutar ile orantılı olarak 30 iş günü içerisinde müvekkili şirkete ödeneceği hususunun düzenlendiğini, satışın gerçekleştiği 21.11.2017 tarihini takip eden 30 iş günü içerisinde yapılması gerektiğini, kaldı ki taraflar arasında ödeme hususunda aralık 2017 tarihinden bu yana ödeme hususunda yapılan e-posta yazışmaları bulunduğunu  beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın  faize ilişkin istemin reddine ilişkin kısmın kaldırılmasını ve davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  sözleşme hükümleri çerçevesinde davacı tarafın öncelikle, sözleşme gereği yükümlülüğünde bulunan işlemleri gereği gibi yerine getirdiğini, sözleşme hükümlerine uygun hareket ettiğini, müvekkil şirket tarafından alınan yazılı talimat ve onaylar dahilinde pazarlık süreçlerini yürüttüğünü, davaya konu simsarlık ücretine hak kazandığını ispat etmekle mükellef olduğunu, ancak somut uyuşmazlıkta anılan hususun ispatına ilişkin herhangi bir delilin ibraz edilemediğini, davacı tarafça dosyaya sunulan ve müvekkili şirket tarafından kendilerine iletildiği iddiasında bulunulan gayrimenkul satış listesi incelendiğinde, söz konusu satış listesinde müvekkili şirkete ait herhangi bir kaşe veyahut imzanın bulunmadığını, anılan liste içeriğinin ve listenin müvekkili şirketten sadır olmadığını, taraflar arasında protokol imzalanması akabinde davacı tarafın, karşı taraf ile müvekkili şirketin zararına sebebiyet verecek şekilde pazarlık yürüttüğü ve müvekkili şirket tarafından kabul edilebilecek en düşük fiyat açıklanmak sureti ile müvekkili şirket aleyhine satım bedellerinin düşürüldüğünün öğrenildiğini, anılan hususun ancak tanık delili ile ispat edilebilecek olup bu hususa ilişkin tanık dinletilmesi taleplerinin mahkeme tarafından reddedildiğini, zira  tanık anlatımına başvurulacak olan hususun davacı tarafın gerçekleştirmiş olduğu ancak müvekkili şirket tarafından taraflar arasında protokol imzası akabinde öğrenilen, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eden ve müvekkili şirketi zarara uğratan fiillere ilişkin olup mahkeme tarafından delilleri değerlendirilmeksizin eksik inceleme yapılmak sureti ile karar verildiğini, davacı taraf her ne kadar gayrimenkullerin satış aşamasına dahil olunmadığı ve bu sebeple satış fiyatlarından haberdar olunmadığı iddiasına bulunmakta ise de bahse konu iddiaların simsarlık kurumunun ruhuna aykırı olmakla, fiyat açıklanmaksızın aracılık faaliyetine girişilemeyeceğini ve fiyat belirtilmeksizin satış faaliyetlerinin neticelendirilemeyeceğini, davacı tarafın sözleşme hükümlerine aykırı şekilde müvekkili şirket talimat ve onayı olmaksızın ve alıcı menfaatine hareket edilmek sureti ile müvekkili şirketin inebileceği minimum satış bedelinin alıcı ile paylaşılarak gayrimenkul satış işlemlerinin gerçekleştirildiğini, bu kapsamda ibra protokolü kapsamında 769.950,00 TL ödenmesi hususunda mutabık kalınmış ise de davacı tarafın TBK m. 523 hükmüne uygun davranışları neticesinde haklarını kaybettiğini, her ne kadar mahkeme tarafından taraf defter kayıtları doğrultusunda müvekkili şirketin davacı şirkete 769.950,00 TL borçlu olduğu kanaatine varılmış ise de somut uyuşmazlığın çözümlenmesi için yalnızca taraf defterlerinin esas alınmasının mümkün olmadığını, esasen incelenmesi gereken hususun, davacı tarafın sözleşmesel yükümlülüklere uygun hareket edip etmediği hususu olduğunu, müvekkili şirketin protokol kapsamında mutabık kalınan tutarı davacı tarafın sözleşmesel yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiği inancı ile ticari defterlerine işlediğini, protokol sonrasında öğrenilen borca ve dürüstlük kuralına aykırı hareketler sebebi ile TBK m. 523 çerçevesinde ödeme yapılmadığını, özellikle sözleşme konusu yükümlülüklerin gereği gibi ifa edilmediği, dürüstlük kuralına aykırı hareket edildiği ve davacı tarafın simsarlık ücretine hak kazanmadığı yönündeki savunmaları dahilinde, taraflar arasında ihtilafsız ve likit bir alacağın varlığından bahsedilemeyeceğini, mahkeme tarafından yalnızca ticari defter kayıtları dikkate alınmak sureti ile müvekkili şirket aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :Dava, simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan ücret alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, simsarın ücrete hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. Taraflar arasında simsarlığa ilişkin 05/01/2017 tarihinde gayrimenkul pazarlama anlaşması imzalanmıştır.Daha sonra, 22/02/2018 tarihli ibra protokolü imzalanmış ve davacının 769.950,00 TL alacağı bulunduğu hususunda taraflar mutabık kalmıştır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"aracılık hizmet bedeline ilişkin 16/01/2018 tarihli ... nolu faturadan kaynaklanan alacak\" sebebine dayalı olarak 769.950,00 TL asıl alacağın 19.393,12 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili istemiyle 20/04/2018 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. Maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 769.950,00 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, davacının takibe konu faturası davalının kayıtlarında yer almakta olup, takip tarihi itibariyle davalıya 769.950,00 borçlu görünmektedir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza  uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ancak, adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu  sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Davalı borçlunun uzun süre sonra iade faturası düzenlemesi  özellikle bu faturanın karşı tarafın defterlerine kaydedilmemiş olması karşısında bu olguyu değiştirimez. Bu durumda borçlu taraf,  faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. Bu durumda davalı davacının faturalarını benimseyerek ticari defterine kaydettiğine göre, kendi ticari defter kayıtlarının aksini ispatlaması gerekir.Davalı, davacının davalının zararına sebebiyet verecek şekilde pazarlık yürüttüğü ve davalı şirketçe kabul edilebilecek en düşük fiyatı açıklamak sureti ile davalı şirket aleyhine satım bedellerinin düşürülmesine sebebiyet verdiğini iddia etmiş ise de, satışın minimum fiyattan yapılmış olması davacının diğer tarafın menfaatine hareket ettiğini kabul etmek için yeterli değildir. Diğer taraftan ücret sözü aldığı da iddia ve ispat edilmediğinden davacının TBK'nın 523. maddesine göre simsarın ücret alacağını kaybetmesi söz konusu değildir. Davalının 769.950,00 TL simsarlık ücreti alacağı bulunmaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davacı faiz yönünden ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmiş ise de, 12/04/2018 tarihli ihtarname ile davalıya ödeme için 7 günlük süre verildiği nazara alındığında, davacının faize ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Davalı da istinafa cevap dilekçesinde temerrüt tarihine itiraz etmiş ise de, istinaf sebepleri arasında bu husus bulunmadığından, davalının bu itirazı dinlenebilir değildir.Ayrıca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu fatura alacağı likit (belirlenebilir) olup, mahkemece hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmaktadır.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ile davalı vekillerinin  yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı ile davalı vekillerinin  istinaf başvurularının  HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından yatırılan 13.152,00 TL istinaf peşin harcının alınması gereken  52.607,89 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 39.455,89‬ TL  harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,4-İstinaf yoluna başvuran taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  15/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ffdfef84c1905e6","SID":"41b46ddcddfb9671"}}