{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/27 - 2024/343<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2022/27 <br>KARAR NO\t: 2024/343<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 06/10/2021<br>NUMARASI\t\t: 2021/29 E.  -  2021/332 K.<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLLERİ\t: <br>DAVALI\t:<br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2021 tarih ve 2021/29 Esas - 2021/332 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, davalılardan ... Partisinin 13/03/2020 tarihinde \"ŞEKİL+ ... ...\" ibaresiyle K/03471 sayılı koruma marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince adına tescilli \"...\" ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yaptığı itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, YİDK kararının ret gerekçesinin usule ilişkin bulunduğunu ve müvekkili itirazının esastan incelenebilir bir itiraz olmadığının belirtildiğini, YİDK kararında koruma markasının özel niteliğinden bahsedildiğini, koruma markasının kamu yararı açısından korunması gereken diğer işaretleri kapsadığından bahsedilerek bu işaretlerin 6769 Sayılı SMK'nın m.5/1 (g), (ğ) ve (ı) maddeleri uyarınca korunduğunun belirtildiğini, dava konusu koruma markasının varlığının müvekkilinin markasına, ticaret unvanına, alan adlarına ve itibarına zarar verdiğini, her ne kadar bir koruma marka başvurusunun reddi için itiraz yolu Kanun’da öngörülmemiş ise de, Yargıtay’ın bir kararına göre Kurum’a başvuruda bulunulduğunu, anılan kararda \"….davacının öncelikle TPE Markalar Dairesi’ne başvuruda bulunarak anılan işaretin gerekli şartları taşımadığından koruma markası olarak korunmasına yönelik kararın kaldırılmasını istemesi, istemin reddedilmesi halinde Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu nezdinde itirazda bulunması, itirazın kabul edilmemesi halinde kararın iptali istemiyle dava açması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir…\" (11. HD., E. 2012/1058 K. 2013/1281 T. 22.1.2013 ) şeklindeki mahkeme kararının onandığını, bir konuda yasal düzenleme bulunmaması halinde boşluğun yargı eli ile doldurulması gerektiğini, bu hali ile Yargıtay kararının verildiği dönemde geçerli olan 556 sayılı KHK ile bugün geçerli olan 6769 sayılı Kanunda da, koruma markalarına yönelik olarak bir düzenleme bulunmadığını, mahkemenin söz konusu boşluğu verdiği kararla bu şekilde doldurduğunu ve Yargıtay tarafından kararın onanması ile izlenmesi gereken yolun kesinleştirildiğini, bu nedenle koruma marka başvurusunun kabul edilebilirliği tartışmasında, Kurum tarafından \"Koruma Markası tespiti yönündeki kararlarına karşı, üçüncü kişilerin itiraz ve iptal taleplerine ilişkin gerek usul, gerek esasa ilişkin yasal dayanakların bulunmaması nedeniyle itirazın esastan incelenebilir olmadığı sonucuna\" varılmış olmasının yerinde bulunmadığını ileri sürerek, YİDK’in  2020-M-9506 sayılı kararının iptaline, K/03471 sayılı koruma markasının sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.<br> \tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, koruma markalarına karşı 3. kişilerin itirazına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tDavalı  ... vekili, müvekkilinin Siyasi Partiler Kanunu ve T.C. Anayasası çerçevesinde kurulmuş bir siyasi parti olduğunu, parti programında \"...\" olan parti adının kısaltmasının ... Partisi olduğunun da açıkça belirtildiğini, diğer yandan, siyasi partilerin seçmen ve toplum hafızasında kolaylıkla yer etmesi ve kısaca anılması için parti kısaltmalarının kullanıldığını, müvekkiline ait markanın kamu yararı açısından korunması gereken markalardan olduğunu, herhangi bir mal ve hizmete ilişkin bulunmadığı için davacı tarafça koruma markası kararı aleyhine başvuru yapılabilmesinin ve dava açılabilmesinin hukuken mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br> \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalı Kurumun   09/03/2020 tarihinde kurulan ve kuruluş belgesi ile tüzüğünü İçişleri Bakanlığına vererek tüzel kişilik kazanan diğer davalının kuruluşundan 4 gün sonra yaptığı koruma markası başvurusunu kabul ederek koruma markası statüsüne kavuşturduğu, davacının bu başvuruya yaptığı itirazı ele alıp değerlendirmesi gerekirken \"itirazın esastan incelenebilir olmadığı ve itirazın usul yönünden reddi\" şeklinde karar tesis etmesinin doğru olmadığı, her şeyden önce Anayasada tanımını bulan \"kanun önünde eşitlik\", \"mülkiyet hakkı\" ve \" idarenin işlem ve eylemlerine karşı yargı denetimi\"   ilkelerinden  hareketle  çok sayıda markası tescil edilen ve bir açıdan  SMK'nın  7. maddesi kapsamında münhasır koruma sağlanılan özel hukuk tüzel kişisinin haklarına dayalı itirazının, SMK'nın 1. ve 5000 sayılı Kanunun 3. maddesine aykırı olarak değerlendirilmemesinin hatalı bulunduğu sonucuna varıldığı, aksi takdirde ...'in koruma markası başvuruları hakkında korunması gereken bir marka olup olmadığı değerlendirilmeden buna yönelik hele hele tescilli markaları ile iltibas, tanınmışlık, ticaret unvanı iddiaları değerledirilmeden yönetmelik veya yasada itiraz kurumu yok denilerek usulden itirazların reddedilmesinın, koruma markası başvurularını denetim dışında tutabileceği anlamına geleceği, bu durumum ise Anayasa ve kanun sistematiğine uygun düşmediği, davacının markalarının SMK 7. maddesindeki münhasır hakları ile ticaret unvanına bağlı hakkı açısından davalının koruma markası  başvurusu dolayısıyla ihlal edilip edilmediğinin esastan değerlendirmesi, bu açıdan aldığı kararın Anayasa,Türk Patent Kanunu ve SMK hükümlerine göre denetlenebilir kılması gerektiği, davalı Partinin koruma markasının terkini açısından ise davalı İdarece, davacının SMK ve TTK hükümleri kapsamında tescilli marka ve ticaret unvanına dayalı münhasır haklarına bağlı itirazlarını usul ve esastan değerlendirdikten sonra davalı markasının sicilden terkininin değerlendirilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu 2020-M-9506 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu markanın sicilden terkin isteminin ise usulden reddine  karar verilmiştir.    <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, koruma markasının bir teşebbüsün mallarını veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan ticaret veya hizmet markası olmadığını, koruma markasının bu özel niteliğinin yanı sıra ... nezdinde Özel Korunan Markaların tespiti kararlarına karşı yapılacak itiraza ilişkin 6769 sayılı SMK'da ve 6769 sayılı SMK'nın Uygulamasına Dair Yönetmelikte herhangi bir hüküm bulunmadığını, bu sebeple, müvekkili Kurumca koruma altına alınan işaretlerin, ticaret/hizmet markaları gibi itiraz prosedürlerine tabi tutulmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla davacı itirazının esastan incelenebilir bulunmadığını, davacı şirketin yapmış olduğu itirazın incelenebilir olduğu kabul edilse dahi \"... ...\" ibareli koruma markasının, davacının tescilli markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer olduğunun, tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağının, ticaret unvanına ve alan adına zarar vereceğinin ve itibarını zayıflatacağının kabulünün mümkün olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı ... vekili, müvekkilinin koruma altına alınan markasının, kamu yararı açısından koruma altına alınmış olması ve markanın mal ve hizmete ilişkin olmaması nedeniyle \"Türk Koruması\" altında olduğunu, \"Türk Koruması\" kapsamına giren markaların ticaret ve hizmet markası olmayıp kamu yararı açısından kurul tarafından re'sen korunmasına karar verilen markalar bulunduğunu, bu nedenle koruma markası aleyhine üçüncü kişiler tarafından bir itiraz başvurusunda bulunulabilmesinin veyahut dava yoluna gidilebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki tarafların markaları arasında davacının iddia ettiği gibi karıştırılma ihtimali de bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t:Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\tYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere dava, davalı Partinin koruma markası başvurusuna yapılan itirazın, koruma marka tescil başvurularına karşı itirazın yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle esası incelenmeksizin reddine ilişkin YİDK kararının iptali ve söz konusu koruma markasının hükümsüzlüğü istemiyle açılmış, ilk derece mahkemesince de yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>\tDava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “Kamu Düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir (6100 sayılı HMK'nın 114 - 115. maddeleri). Bu kapsamda,  6100 sayılı HMK’nın 114/1-h maddesinde, “Dava açmakta hukuk yararın bulunması” dava şartlarından sayılmıştır. Hukuki yarara ilişkin dava şartının sonradan tamamlanması da mümkün değildir. <br>\t6769 sayılı SMK'nın 5/g ve ğ maddesi kapsamına giren işaretler marka olarak tescil olunamaz ise de gerek Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi ve gerekse de 6769 sayılı SMK'nın anılan hükmü, bu tür işaretlerin bir kütük veya deftere tescili gibi bir zorunluluğa veya düzenlemeye işaret etmemiştir. Türk Patent ve Marka Kurumunun anılan mahiyetteki işaretleri koruma markası vererek korumasına yönelik yasal bir zorunluluk veya uygulama da söz konusu değildir. Kurumun mevzuat gereği olmayan bu tür bir uygulamaya istediği zaman son verebileceği tabiidir. 6769 sayılı SMK'da koruma markası olarak tanımlanmış ve tesciline hukuki sonuçlar bağlanmış bir marka türü de bulunmamaktadır. Mevzuatta da koruma markası tesciline ilişkin bir yöntem öngörülmemiş, davalı Kuruma da böyle bir görev verilmemiştir. Yargıtayın emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay 11. HD'nin 22.05.2007 tarih ve 2006/468 E.- 2007/7853 K., 11.02.2011 tarih ve 2009/2466 E.- 2011/1474 K. sayılı kararları). O halde İlk Derece Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alınarak, davalı Kurumun koruma markası tescilinin mevzuatta öngörülmemesi, böyle bir tescilinin hukuki bir sonuç da doğurmaması, dolayısıyla davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple resen kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. <br>\tYukarıda açıklanan gerekçelerle, HMK'nın 114/1-h maddesinde dava şartı olarak öngörülen hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince işin esası incelenmeden kararın kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; <br>\t1- Davalı ... vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 06/10/2021 gün ve 2021/29 Esas - 2021/332 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA,<br>\t4- Davalı ... vekili ile davalı ... vekili  tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 59,30 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde anılan davalılara iadesine,<br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile  23/02/2024 tarihinde HMK 353/1-a-4 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br> <br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/02/2024<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br> <br><br>Üye<br><br><br>Üye<br> <br><br>Katip<br> <br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c5151071d3fb7a5","SID":"4c6cda83c1b92f03"}}