{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO\t: 2024/119 <br>KARAR NO\t: 2024/187 <br><br>DAVA\t: Alacak<br>DAVA TARİHİ\t: 08/02/2011<br>KARAR TARİHİ\t: 07/03/2024<br><br>Mahkememizde görülmekte olan alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,  <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili banka ile devren birleşen ...T.AŞ müşterisi olduğunu,... nolu mevduat hesabından 20.02.2001 ile 14.03.2001 tarihleri arasında O/N işlemleri yaptığını ve fahiş oranlarda faiz geliri aldığını, İktisat Bankasının, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yönetim ve denetiminin...'na devredilmesine karar verildiğini, bu devir işleminden sonra yapılan incelemeler sonucunda dava konusu işlemin saptandığını, bankanın eski yöneticilerinin yapmış oldukları bu işlemlerin yasalara, kamu vicdanına ve ahlâka aykırı olması nedeniyle İMKB ortalama faizleri esas alınarak bu oranlar üzerinden müşterilere faiz ödemeleri yapıldığını, bunun üzerinde gabin teşkil eden ve Borçlar Kanununun 20 .maddesi anlamında geçersiz olan fahiş kısımların kısmi butlanla malul olduğu düşüncesiyle İMKB ortalaması ile müşterilere verilen faizler arasındaki fahiş farkların ödenmediğini, ancak davacı hesabındaki faiz uygulaması yönünden yapılan hesaplamaya göre aradaki farkın 2.116.272,36.TL olmasına rağmen davalının hesabında bulunan bakiye 164.341.09.TL'nin kesilebildiğini, kalan 1.951.931,26.TL'nin davalıya ödenmiş olması nedeniyle kesilmediğini, davalıdan kesilmiş olan 164.341,09.TL için davalı tarafından ... 3.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında icra takibi yapıldığını, takibe itiraz etmeleri üzerine ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasındaki itirazın iptali davasının ve buna karşılık açılan menfi tespit davasının görüldüğünü, yapılan yargılama sonucunda mahkemenin verdiği kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesince bozularak dosyanın 2004/975 Esas numarasını aldığını, yargılama sonucunda ... tarafından açılan asıl davanın reddedildiğini, karşı davanın ise kısmen kabulü ile 164.341.09.TL borçlu olmadığının tespitine, 1.951.931,26TL tutarındaki istirdat isteminin ise süresinde olmadığından reddine karar verildiğini, ancak bu kararın menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddi gerektiği belirtilerek bozulduğunu, mahkemece ... Esas sayılı dosyada devam edilen yargılama sonucunda bu yönde karar verildiğini, davalıya verilmiş bulunan fahiş orandaki faiz nedeniyle müvekkili bankanın halen devam eden 1.951.931,26.TL'yi geri alım hakkı bulunduğunu öne sürerek banka alacağının 16.03.2001 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ve diğer yasal ferileri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın hak düşürücü sürelerin geçmiş bulunması ve zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, bankanın ödediği faiz bakımından gabin iddiasının kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki gabin iddiasına dayalı davanın, akdin kurulması tarihinden itibaren bir yıl içerisinde açılması gerektiğini, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, bankanın ödenen kısmı ile ilgili olarak sözleşmeye uyum ve bağlılık iradesini açıkça ortaya koymuş olduğunu, bu iradenin açıklanmasından sonra huzurdaki davanın dinlenmesinin mümkün olmadığını, Borçlar Kanununun 66.maddesinde öngörülen sebepsiz zenginleşme durumundan da söz edilemeyeceğini, kaldı ki sebepsiz zenginleşmeye dayalı zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğunu, ifa edilen faiz tutan bakımından huzurdaki davanın reddi gerektiğini, esasen önceki yargılama aşamasında verilen kararlar ile de sabit olduğunu, Yargıtay bozma gerekçesinde 1.951.931,26.TL için eda davası açılacak yerde menfi tespit davası açılamayacağından, hukuki yarar bulunmadığından davanın reddi gerektiğini belirttiğini ancak istirdat davası bakımından zamanaşımı süresinin fazlasıyla geçmiş olduğunu, ifa edilen kısmın geri istenmesinin Medeni Kanununun 2.maddesine de aykırı olduğunu, zira bankanın bu talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığını, aynı tarihlerde başka bankaların da yüksek faiz verdiğini, bankanın durumu ile ilgili ve gabine yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini savunmuştur. <br>Dava, davacı banka ile devren birleşen ... T.A.Ş şubesindeki davalı hesabından 20/02/2001-14/03/2001 tarihleri arasındaki gecelik faiz işlemleri nedeniyle banka yönünden gabin teşkil edecek şekilde ve Borçlar Kanun'un 20.maddesine aykırı olarak fazla ödendiği öne sürülen faiz tutarının istirdadı istemine ilişkindir. <br>Mahkememizce oluşturulan 2020/176E. 2020/381K.sayılı ve 01/10/2020 tarihli gerekçeli kararına göre;<br>\"Aşamaları açıklanan yargılama sonucunda davalının süreye yönelik tüm itirazları Yargıtay bozma ilamı ve mahkememizce oluşturulan  01/10/2020 tarihli ara karar içeriği de dikkate alınarak ile red olunmuş olmakla yargılamanın esasıyla ilgili hüküm oluşturulması gerekmektedir. <br>Bu çerçevede mahkememizce oluşturulan ilk ilamda da açıklanmış üzere ... 6. ATM'nin ... E. sayılı dosyasında taraflar arasındaki faiz ile ilgili uyuşmazlık kesin hükme bağlanmış ve dosyamız davacısı yönünden de alacakla ilgili gerekli tartışmalar yapılmıştır. Adı geçen aynı dosyada davacının karşı davası dahi mevcuttur. Bu karşı davada 164.341,09 TL kısım yönünden menfi tespit davası hukuki yarar yokluğundan reddedilmiştir. Red nedeni ise karşı davacının açılmış olan itirazın iptali davasında savunmasını yapabilecek bulunmasıdır. Ancak her halükarda bu davaya konu edilen bakiye 1.951.931,26 TL yönünden tartışılmış ve kesinleşmiş bir ilam mevcut değildir. Adı geçen ilam mahkememizce görülen dava açısından kesin hüküm niteliği taşımayacak olmakla birlikte davacı bankanın açıklanan ilişki çerçevesinde gabine maruz kaldığı, bu nedenle yüksek faizle anlaşma yapıldığı, dolasıyla bankanın fazla ödediğini geri isteyebileceği yönünde yapılan tespitlerin ise güçlü delil niteliği taşıdığı açıktır. Güçlü delil olarak kabul edilen bu tespitlerin mahkememizce dikkate alınması gerekmektedir. Esasen adı geçen ilamdaki bu yöne dahi gerekçeye itibar etmeye engel bir halin varlığı ispatlanamamıştır. Kaldı ki aynı hukuki ilişkiye ilişkin gabin halinin oluştuğuna dair kesinleşen yargı kararı mevcut olduğu halde aksine bir ispat durumu olmadığı sürece bu kesinleşen yargı kararı içeriğine itibar edilmemesi hukuk güvenliği ilkesini de ihlal edecektir. Mahkemelerin kesinleşen ilamlarının içeriklerinin, aynı uyuşmazlıkla ilgili benzer durumlarda aksine bir durum olmadığı sürece dikkate almaması mahkemelere duyulan güveni sarsıcı sonuçlara dahi yol açacaktır. <br>İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64). Bu şartlarda sonuç olarak davacı şirketin gabine yönelik iddiasının bu çerçevede sübut bulmuş ve mahkememizde bu yönde vicdani kanaat oluşmuştur. <br>Mahkememizce uyuşmazlığın esasına yönelik yapılan araştırmalarda ve 08/10/2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda yukarıda açıklanan uyuşmazlık dönemleri itibariyle bankanın uygulamış olduğu gecelik faiz oranları ile İMKB gecelik faiz oranları ortalaması ve diğer mali oranları bankaların uyguladığı gecelik faiz oranları tek tek karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma, sonucunda davacı bankanın daha önce kestiği ve kesin hükme bağlanan 164.341,09 TL dışında, ortalamaların üzerinde fazladan ödendiği öne sürülen faiz miktarı yönünden ödeme tarihi itibariyle yapılan hesaplamalar sonucunda, İMKB ortalamalarına göre fazladan ödenen kısmın 2.116.272,36 TL olduğu saptanmıştır. Yapılan bu hesaplamalara itibar etmeye engel gerekçeli bir itiraz olmadığı mahkememizce kabul edilmiştir. Esasen hazırlanan bilirkişi kurulu raporu uyuşmazlık konularını ele alan gerekçeli, denetime elverişli olmakla hükme esas alınmaya da uygundur. <br>Ne var ki davacının gerçek zarar miktarının tespiti açısından ... 6. ATM'nin ...E. sayılı ilamı ile kesin hükme bağlanan 164.341,00 TL tutarın mahkememizce ispatlandığı kabul olunan ve fazladan ödenen 2.116.272,36 TL'den mahsup edilmesi gerekli ve zorunludur. Bu miktar taraflar arasında varlığı geçersiz dahi olsa sözleşmeden doğan bir alacak niteliğindedir. Esasen sebepsiz zenginleşmenin bir türünün de geçersiz sebebe dayalı olarak gerçekleşen sözleşmelerden doğan sebepsiz zenginleşme hali olduğu gerek doktrin gerek Yargıtay uygulamasıyla kabul edilmektedir. Elbette somut olayda görüldüğü üzere sebepsiz zenginleşme ile birlikte sözleşmeden doğan alacak taleplerinde Yargıtay uygulamasının gereği zamanaşımı süresinin sebepsiz zenginleşme değil, sözleşme hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, nitekim ve bu çerçevede süreye yönelik tüm itirazlar ret olunmuştur. <br>Yapılan açıklamalar karşısında davacının davasının kabulüne, 1.951.931,26.TL'nin l6.03.2001 tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar vermek gerekmiştir.\"<br>şeklinde karar verilmiştir. <br>Mahkememizce verilen karara yönelik olarak taraf vekillerinin temyiz talepleri üzerine inceleme yapan Yargıtay 11.HD  2021/325E. 2022/6358K.sayılı kararında;<br>\"Taraf vekilleri, kararı temyiz etmiştir.<br>1- Dava, davacı banka ile devren birleşen...T.A.Ş. şubesindeki davalı hesabından 14.03.2001-20.02.2001 tarihleri arasındaki gecelik faiz işlemleri nedeniyle banka yönünden gabin teşkil edecek şekilde ve Borçlar Kanunu'nun 20. maddesine aykırı olarak fazla ödendiği öne sürülen faiz tutarının istirdadı istemine ilişkindir.<br>Gabin; işlem tarihinde yürürlükte bulunan B.K.'na göre, “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.” şeklinde tanımlanmış olup, taraflar arasındaki sözleşmede, borçlanılan her edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlık bu kapsamda mütalaa edilemez. Zira sözleşme hukukunda geçerli olan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereğince, taraflar sözleşmenin şartlarını, dolayısıyla edim ve karşı edim arasındaki denge ve oranı diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Kanun, bu konuda edimler arasında bulunması gereken denge ve oran hususunda objektif bir ölçü koymuş değildir. Yalnız, taraflardan biri karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanarak onu sömürmek isteyebilir. Dolayısıyla aşırı yararlanmadan bahsedebilmek için, edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlık, taraflardan birinin, diğerinin içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi gerekir.<br>Aşırı yararlanmanın objektif ve subjektif unsurlarına bakıldığında; objektif unsur edimler   arası  açık  oransızlık  olup,  bu  unsur  sözleşmenin  içeriği  ile  ilgili   bir   husustur.<br>Edimler arası açık oransızlık, sözleşmenin yapıldığı zaman ve yerdeki piyasa, pazar, arz ve talep şartlarına göre mevcut olmalıdır. Subjektif unsur ise; zarar görenin zayıf durumu ki bu zor durumda kalma, düşüncesizlik, deneyimsizlik hali olarak nitelendirilir, diğeri de  yararlanma kastıdır.<br>Davacı banka TTK 16. madde gereği ticari bir işletmedir ve TTK 18. maddede düzenlenen tacir olmanın yükümlülüklerine sahiptir.<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında davalı ile yapılan O/N işlemlerinde bankanın gabin durumundan bahsedebilmek için gerekli olan  zayıf durumda kalması ki bu unsur içine zor durumda kalma, deneyimsizlik, düşüncesizlik girmekte olup, basiretli tacir olan banka için davalı asil karşısında dayanak alınması zor bir durum olup, ayrıca davalının banka uygulamasından yararlanma yani sömürme kastı ile hareket için bu işlemleri yaptığı da söylenemeyecektir. Zira tarafların serbest sözleşme özgürlüğü kapsamında yapılan işlemlerdir.<br>Davacı bankanın o günün şartlarında gecelik yüksek oranda faiz vermesi o dönemin genel uygulamalarıyla paraleldir. Dolayısıyla müzayaka haline ilişkin bu şartların gerçekleşmediği, davacının müzayaka halinden sözedilemeyeceğinden mahkemece aksi yönde ulaşılan kanaatle yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.<br>2- Bozma sebep ve şekline göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.\"<br>gerekçesiyle bozma sebeplerini açıklamıştır. <br>Mahkememizce yeni esas numarası alınmasını müteakiben taraf vekillerine duruşma gün saati tebliğ olunmuş, davacı vekili icra edilen duruşmada bozma ilamına direnilmesini, davalı vekili ise bozma ilamına uyulmasını talep ettiklerini açıklamışlardır. <br>Mahkememizce, Yargıtay'ın oy çokluğuyla vermiş olduğu karar ile ilgili direnme kararı verilmiş olması karşısında, yukarıda açıklanan ilk kararda yer alan hususlar dışında ve ayrıca Mahkememizin ilk kararındaki gerekçesi değiştirilmemiştir. Fakat neden yeniden aynı kararın verildiği, yani neden ilk kararda direnildiği ve Yargıtay bozma kararına neden uyulmadığı noktasında ilgili doktrin ve Yargıtay kararlarına atıf yapılarak somut ek gerekçe belirtilmiştir. Bu suretle ilk gerekçeli kararda herhangi bir şekilde yer almayan yeni gerekçeler değil sadece ve sadece mahkememizin 01/10/2020 tarihli kararı ile ilgili direnme nedeni ve bozma kararına neden uyulmadığı noktasında doktrin ve Yargıtay uygulaması özellikle eklenmiştir. <br>Bu şekilde bozmadan esinlenip herhangi bir yeni delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmiş, gerekçe önceki karara göre genişletilse de değiştirilmemiştir. Nitekim bu çerçevede mahkememizce önceki deliller çerçevesinde direnme kararı verilmiş, mahkememizin gerekçesi sadece önceki karara göre ilmi ve kazai içtihatlarla genişletilmiştir. <br>Buna göre Mahkememizin 01/10/2020 tarihli kararında;<br>\"(...)Bu çerçevede mahkememizce oluşturulan ilk ilamda da açıklanmış üzere ... 6. ATM'nin ... E. sayılı dosyasında taraflar arasındaki faiz ile ilgili uyuşmazlık kesin hükme bağlanmış ve dosyamız davacısı yönünden de alacakla ilgili gerekli tartışmalar yapılmıştır. Adı geçen aynı dosyada davacının karşı davası dahi mevcuttur. Bu karşı davada 164.341,09 TL kısım yönünden menfi tespit davası hukuki yarar yokluğundan reddedilmiştir. Red nedeni ise karşı davacının açılmış olan itirazın iptali davasında savunmasını yapabilecek bulunmasıdır. Ancak her halükarda bu davaya konu edilen bakiye 1.951.931,26 TL yönünden tartışılmış ve kesinleşmiş bir ilam mevcut değildir. Adı geçen ilam mahkememizce görülen dava açısından kesin hüküm niteliği taşımayacak olmakla birlikte davacı bankanın açıklanan ilişki çerçevesinde gabine maruz kaldığı, bu nedenle yüksek faizle anlaşma yapıldığı, dolasıyla bankanın fazla ödeneğinin geri isteyebileceği yönünde yapılan tespitlerin ise güçlü delil niteliği taşıdığı açıktır. Güçlü delil olarak kabul edilen bu tespitlerin mahkememizce dikkate alınması gerekmektedir. Esasen adı geçen ilamdaki bu yöne dahi gerekçeye itibar etmeye engel bir halin varlığı ispatlanamamıştır. Kaldı ki aynı hukuki ilişkiye ilişkin gabin halinin oluştuğuna dair kesinleşen yargı kararı mevcut olduğu halde aksine bir ispat durumu olmadığı sürece bu kesinleşen yargı kararı içeriğine itibar edilmemesi hukuk güvenliği ilkesini de ihlal edecektir. Mahkemelerin kesinleşen ilamlarının içeriklerinin, aynı uyuşmazlıkla ilgili benzer durumlarda aksine bir durum olmadığı sürece dikkate almaması mahkemelere duyulan güveni sarsıcı sonuçlara dahi yol açacaktır.\"<br>şeklindeki gerekçesi ile aynı taraflar arasındaki, aynı ilişkiden kaynaklanan, aynı vakıalara dayalı olmak üzere kesinleşen dava dosyasına değinilmiştir. 6.ATM dosyasında, direnme kararına konu olan dava dosyamızla ilgili ilgili değerlendirmeler yapılmış, kesin hükme bağlanmış, en önemlisi 01/10/2020 tarihli gerekçede de vurgulandığı üzere davacı bankanın açıklanan ilişki çerçevesinde gabine mazur kaldığı kesin hüküm ile ortaya çıkmıştır. Böylelikle somut uyuşmazlıkta gabinin var olduğu kesinleşen yargı kararı ile tespit olunmuştur. Zaten bu nedenle 01/10/2020 tarihli gerekçeli kararda, kesinleşen bu ilam içeriğinin dikkate alınmamasının mahkemelere duyulan güveni sarsıcı sonuçlara yol açacağı, kesinleşen yargı kararı içeriğine somut dava yönünden itibar olunması gerektiği vurgulanmıştır. Davacının hesaplanan 1.951.931,26 TL tutarındaki alacağının 16/03/2001 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair karar oluşturulmuştur. <br>Mahkememizin 01/10/2020 tarihli gerekçesinde de vurgulandığı üzere, somut dava açısından ... 6.ATM'nin kesinleşen kararının \"hukuki güvenlik\" açısından göz ardı edilebilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. \"Hukuk aleminde çelişkili kararlarının varlığının hukuki güvenlik, şeffaflık ve istikrar ilkelerini bozacağı, hükmün infazında ciddi sorunlar doğuracağı ve bu durumun kamu düzenini ciddi surette sarsıcı nitelikte olduğu kabul edilmelidir. Uygulamada, çelişkili kararların doğmasının önüne geçilmesi Türk hukuk düzeninde üzerinde en çok durulan ve en öncelikli konular arasında yer almakta ve kamu düzeni kapsamında re’sen inceleme konusu yapılmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2022 tarih ve 2019/358 E., 2022/618 K. sayılı, Yargıtay  11. Hukuk Dairesinin 27.06.2019 tarih ve 2017/5363 E., 2019/4944 K. sayılı kararları)\" Zaten bu nedenle İstanbul 6.ATM'nin kesinleşen karar içeriği somut davada dikkate alınmış, belirtilen genel ilke ve kurallara aykırı sonuçların ortaya çıkması engellenmiştir.  <br>... 6.ATM'nin kararının gerekçesi ve sonucunun, mahkememizce oluşturulan 01/10/2020 tarihli gerekçeli kararın oluşturulması açısından bağlayıcı olabileceği göz ardı edilemez. \"Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüde yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür.\" (Yargıtay HGK 2019/11-358E. 2022/618K.sayılı kararı) Yargıtay'ın onamasından geçip kesinleşmiş olan ... 6.ATM'nin ...E. ...K.sayılı karar içeriği dikkate alındığında, dava dosyamızdaki taraflar, vakıalar açısından ayniyet söz konusudur. Zaten ... 6.ATM dosyasında da yine aynı banka lehine, yine aynı vakıalara dayalı başkaca dosyalarda da verilmiş, Yargıtay denetiminden geçmiş olan kararlar dahi dikkate alınmıştır. Bu suretle ... 6.ATM'nin ...E. ...K.sayılı dosyasında, davacının alacaklarını devir aldığı bankaya yönelik olarak davalı olan ...'nun gabinin mevcut olduğu, bankanın müzayaka sonucunda davalı gerçek kişi lehine fahiş faiz geliri kazandırdığı, gabinin bu şekilde oluştuğu kabul edilmiş, karar bu haliyle banka lehine ve Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmiştir.<br>Böylelikle Yargıtay 11.HD'nin onamasından geçen, ... 6.ATM'nin ...E. ...K.sayılı dava dosyasında, mahkememizde görülen derdest davanın taraflar arasındaki aynı ilişki yönünden dosyamız davalısı gerçek kişinin gabininin mevcut olduğu, bankanın müzayaka sonucunda gerçek kişi lehine fahiş faiz verdiği kesin hükme bağlanmıştır. \"Kesin hüküm etkisinden dolayı ikinci davanın hakimi, daha önce tespit edilmiş ön meseleyi bir daha denetleyemez, bu hususta esasa yönelik hiçbir tespitte bulunamaz. Söz konusu ön mesele ile ilgili kararı kendi olarak hükme bağlanan hususların daha sonra başka bir davada ön mesele olarak ortaya çıkması halinde, bu ön meseleler hakkında tekrar karar verilmesi, kesin hükmün çelişki yasağı nedeniyle, engellenmektedir. Bu yani ön meselelerin bağlayıcı etkisi, kesin hükmün olumlu işlevini teşkil etmektedir.\" (Prof.Dr.Hakan PEKCANITEZ, Prof.DR. Oğuz ATALAY, Prof.Dr.Muhammed ÖZEKES, Medeni Usul Hukuku, 5 Baskı, Ankara 2006, Sayfa 400) Burada dikkat edilmesi gereken bir ayırım söz konusudur. İlk davanın kesin hükmüne dahil olan bir husus, ikinci dava için bir ön mesele teşkil ediyorsa, o zaman ilk dava sonucu verilen karar, ikinci dava için kesinlikle bağlayıcıdır. (Dr.Hamide ÖZDEN ÖZKAYA FERENDECİ, Kesin Hükmün Objektif Sınırları, 1.Baskı, İstanbul 2009, Sayfa 102) Zaten mahkememizce oluşturulan 01/10/2020 tarihli kararın gerekçesinde de kesinleşen bu ilam içeriğinin dikkate alınması gereğini işarete dilmiştir. <br>Yargıtay HGK'nin kararlarında da belirtildiği üzere \"Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder.\" (Yargıtay HGK 2022/12-331E. 2024/15K.sayılı kararı) Mutlak suretle gözetilmesi gereken İstanbul ...ATM'nin...E. ...K.sayılı kararının kesinleşmesi sonrası herhangi bir veri değişikliği (kanun değişikliği, Yargıtay İBK gibi) bulunmadığı halde bu kesinleşen dosya içeriği ile çelişen nitelikte ve oy çokluğuyla verilen bozma kararına direnilmesi usuli açıdan zaruret arz etmiştir. <br>Öte yandan Anayasanın 2. Maddesinde ifadesini bulan “Hukuk Devleti”, kavramının göz ardı edilebilmesi mümkün değildir. Hukuk devleti ilkesi; devletin tüm organlarının üstünde hukukun bir güç olarak varlığını zorunlu tutar.  Buna göre yargı organları da dahil yasa koyucunun takdir yetkileri, sonuç olarak hukuk devleti ilkesi ile çelişmemelidir. Yukarıda bahsi geçen ve mahkememizin 01/10/2020 tarihli kararında da açıklanan \"hukuki güvenlik ilkesi\" hukuk devleti ilkelerindendir. Bu ilke yasama ve yürütme organı dışında Yargıtay dahil tüm yarı organlarınca dikkate alınmalıdır. <br>Nitekim Anayasa Mahkemesi \"hukuk devletinin en önemli niteliklerinden birinin de \"güvenlik\" olduğunu ifade ettiği bir kararında\", \"Hukuk devleti, devletin bütün faaliyetlerinde hukukun egemen olduğu devlettir. Bu tür devlette de \"Hukuk güvenliği\"ni sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Devlet görevlerini yerine getirirken, \"hukuk devleti\" niteliğini yitirmemeli, hukukun uygar ülkelerinde kabul edilen temel ilkelerini sürekli gözönünde tutmalıdır. Böyle bir düzende, \"Devlette güven\" hukuk devletinin sağlamak istediği huzurlu ve istikrarlı bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar\" diyerek devlete güvenin, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olduğunu belirtmiştir. (Anayasa Mahkemesi 1989/11E. 1989/48K.sayılı kararı)<br>Hukuki güvenlik ilkesi soyut bir ilke olmaktan öte ekonomi ile de yakından ilgilidir. Somut uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülen bir dava olması da bu açıdan önem arz etmektedir. \"Hukuki güvenlik ilkesi ile ekonomi arasındaki ilişkinin iki yönü bulunmaktadır. (...) Bir ülkedeki hukuki istikrar, uluslararası şirketlerin o ülkede yatırım yapmaya karar vermesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Hukuki istikrarın sağlanamaması durumunda, ekonomik faaliyetlerde bulunan özel teşebbüslerin devlete güveni kalmayacağı için bunlar o ülkede çekingen davranabilir veya zarara uğrama ihtimali nedeniyle mevcut yatırımlarını başka ülkelere taşıyabilir. (Dr.Mehpare Çaptuğ, Hukuki Güvenlik İlkesinin Kavramsal Girişimi, Uyuşmazlık Mahkemesi, Yıl 8, Sayı 17. Haziran 21) Bu yönüyle ilk gerekçeli kararda da belirtildiği üzere hukuki güvenlik ilkesinin tam ve eksiksiz olarak somut davada da gözetilmesi gerekmektedir.  <br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adil yargılanma hakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir. (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57) <br>Yine AİHM kararı ile uyumlu olan Anayasa Mahkemesinin 25/12/2018 tarihli 2017/29896 başvuru sayılı  kararında “Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir\" (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015).”  <br>Tespit olunan bu duruma rağmen, Yargıtay 11.HD'nin oy çokluğuyla verdiği bozma kararına uyulması, hukuki güvenlik ilkesinin açık ihlaline yol açacaktır. \"İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanunun 50 maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü\"nün 79.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir. (Anayasa Mahkemesi, Mehmet DOĞAN, $$ 59) İhlâl nedeniyle yeniden yargılama yapılmaması açısından, direnme kararının oluşturulması anayasal bir zorunluluktur.   <br>... 6.ATM'nin ...E. ...K.sayılı ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşen kararındaki itirazın iptali davasının tarafları, konusu ve dayanılan vakıalar karşısında, Yargıtay 11.HD'nin 2021/325E. 2022/6358K.sayılı ve oy çokluğu ile oluşturulan kararına uyulamamıştır.<br>Zira yeniden vurgulamak gerekir ki mahkememizin 01/10/2020 tarihli gerekçeli kararında da belirtildiği üzere, adı geçen dosya içeriği karşısında artık \"davacı bankanın açıklanan ilişki çerçevesinde, gabine maruz kaldığı, bu nedenle yüksek faizle anlaşma yapıldığı, dolayısıyla bankanın fazla ödediğini geri isteyebileceği\" kabul edilmiştir. Bu şekilde, gerek AİHM'nin yerleşik kararları ve gerek bu karar ile uyumlu Anayasa Mahkemesinin kararları ve gerekse tüm bu kararlarla uyumlu Yargıtay kararları çerçevesinde hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edilmemesi sağlanmıştır. <br>Hal böyle olunca mahkememizce oluşturulan 01/10/2020 tarihli kararda da vurgulandığı üzere \"davacının gerçek zarar miktarının tespiti açısından ... 6. ATM'nin ... E. sayılı ilamı ile kesin hükme bağlanan 164.341,00 TL tutarın mahkememizce ispatlandığı kabul olunan ve fazladan ödenen 2.116.272,36 TL'den mahsup edilmesi gerekli ve zorunludur. Bu miktar taraflar arasında varlığı geçersiz dahi olsa sözleşmeden doğan bir alacak niteliğindedir. Esasen sebepsiz zenginleşmenin bir türünün de geçersiz sebebe dayalı olarak gerçekleşen sözleşmelerden doğan sebepsiz zenginleşme hali olduğu gerek doktrin gerek Yargıtay uygulamasıyla kabul edilmektedir. Elbette somut olayda görüldüğü üzere sebepsiz zenginleşme ile  birlikte sözleşmeden doğan alacak taleplerinde Yargıtay uygulamasının gereği zamanaşımı süresinin sebepsiz zenginleşme değil, sözleşme hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, nitekim ve bu çerçevede süreye yönelik tüm itirazlar ret olunmuştur.\" şeklinde gerekçeye itibar edilerek davacının davasının kabulüne, 1.951.931,26-TL'nin l6.03.2001 tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. <br>Yapılan açıklamalar karşısında davacının davasının kabulüne, 1.951.931,26-TL'nin l6.03.2001 tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar vermek gerekmiştir.  <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının davasının kabulüne, 1.951.931,26-TL 'nin l6.03.2001 tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre hükmedilen değer üzerinden hüküm tarihi itibariyle alınması gereken 133.336,42 TL harcın -Mahkememizin  2011/78 E.-2012/283 K. ve 03/01/2013 tarihli kararı nedeniyle alınması hükmedilen 115.944,72 TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm fıkrasının ve ayrıca Mahkememizin 2020/176E. 2020/384K.sayılı ve 01/10/2020 tarihli kararı nedeniyle 492 sayılı Harçlar Kanunun hükümlerine göre hükmedilen değer üzerinden hüküm tarihi itibariyle alınması gereken 133.336,42 TL harçtan 2013 tarihli kararın infaz durumuna göre tahsilde tekerrür teşkil etmemek üzere Mahkememizce yeniden hükmedilen bakiye 17.391,67 TL karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm fıkralarının infazlarının yapılmış olması durumunda tahsilde tekerrür teşkil etmemek üzere- davalıdan tahsili ile bu suretle hazineye gelir kaydına,  <br>3-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince hüküm tarihi itibariyle hesaplanan 228.154,50 TL nispi ücreti vekaletin -tahsilde tekerrür olmamak üzere- davalıdan alınarak davacıya verilmesine,      <br>4-Bozma öncesi yapılan 1.500,00 TL bilirkişi ücreti, 348,25‬ TL posta ve tebligat gideri ve bozma sonrası yapılan 334,30 TL posta ve tebligat gideri toplamı 2.182,55‬ TL yargılama giderinin -tahsilde tekerrür olmamak üzere- davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  <br>5-Artan avansın karar kesinleştiğinde ve istek halinde yatırana iadesine,   <br>Taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Yargıtay nezdinde temyiz  yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.<br><br>Başkan ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Katip ...<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ded48dc489295823","SID":"b1f5b22c74e87a74"}}