{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2045 Esas <br>KARAR NO\t: 2024/498 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2016/1154 Esas -  2021/574 Karar <br>TARİHİ   :13/07/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 14/03/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Taraflar arasında ticari ilişkiden kaynaklı cari hesap ekstresine göre, İstanbul Anadolu .... İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile 132.239.42 Tl. Asıl alacak ve 1.141.24 TL. İşlemiş faiz ile icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin tebliğ alınması üzerine söz konusu icra takibine borçlu davalı tarafından 03.10.2016 tarihinde kısmi itiraz edildiği, itiraz ile birlikte aynı tarihte 9.891.11 Tl. kısmı ödeme yapıldığı, söz konusu ödemenin net tutarının 8.451.30 Tl. olduğu ve bakiye kalan 123.788.12 Tl. alacağa yönelik itirazda bulunulduğu, ancak itiraz dilekçesinde çelişkiye düştüğü, şirketin alacağının muaccel olduğu, dilekçe ekinde sunulan cari hesap ekstresine konu faturaların incelenmesi ve itiraz edilen 123.788.12 Tl bakımından itirazın iptali ile takibe devam edilmesini ve %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Taraflar arasında uzun yıllardır cari hesap ilişkisine bağlı çalışıldığı ve en az yılda bir kez satış, şartları, birim fiyatları vs. konularda sözleşme akdedilerek ilişkinin sürdürüldüğü, son olarak 2016 yılında anlaşma sağlanarak ve sözleşmeler akdedildiği, ödemelerin satıştan sonra 90 veya 120 gün şeklinde olması nedeniyle, ödeme emrinin alındığı tarihten satıştan elde edilen bedelin vadesi dolmadığı, davacı tarafın kayıtlarının düzenli olmadığı, muaccel bir alacak bulunmadığı, ödeme konusunda ihtar, vs. bir delil ibra edilmediği, bu nedenle temerrüt durumunun oluşmadığı, takip öncesi faiz talebinde bulunulamayacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 13/07/2021 tarih 2016/1154 Esas -  2021/574 Karar sayılı kararında; \"Dava, cari hesaptan doğan alacağın tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yapılan kısmi itirazın iptali istemine ilişkin  İİK.nun 67.maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır. İstanbul Anadolu ....İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası getirtilmiş, incelenmesinde;davacı tarafça davalı aleyhine \" cari hesap ekstresinden kaynaklanan alacak'' sebebine dayalı olarak, 132.239,42 TL asıl alacak, 1.141,24TLTLtemerrüt faizi olmak üzere toplam 133.380,66TLTL alacağın tahsili için takip başlatıldığı, takip dosyasında ödeme emrinin tebliği ile davalının süresinde takibe itiraz ederek borcunun bulunmadığını bildirdiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, mahkememizde açılan davanın süresinde olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafın ticari defterlerinin incelenmesi için Denizli Nöbetçi ATM'ye talimat yazılması ile mali müşavir bilirkişisinden alınan bilirkişi raprunda  özetle; Davalı tarafın 2016 ve 2017 defterlerinin açılış ve kapaış tasdikleri zamanında ve usulüne uygun yaptırdığı,defterlerinin sahibi lehine delil teşkil edebileceği,taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu,davacı tarafından dosya kapsamına sunulan faturaların, davalı ticari defterlerine kayıt edildiği,taraflar arasında imzalandığı belirtilen sözleşmenimn kabul edilmemesi durumunda takip tarihi olan 22.09.2016 tarihi itibari ile davalı yanın,davacı yana 37.075,55TL dava tarihi olan 01.11.2016 tarihi itibariyle 63.733,97TL, 2016 dönem sonu ve 2017 senesi itibari ile 88.965,65TL borcu bulunduğu,ilgili sözleşmeye itibar edilmesi durumunda davalı yanaın,hem takip tarihi hem de dava tarihi itibari ile muaccel olmuş borcunun bulunmadığı belirtilmiştir.Davacı tarafın 2015-2016 yıllarına ait tüm yasal ticari defterleri ve dayanak belgeleri(fatura, sevk irsaliyesi, ödeme belgesi vs.) üzerinde inceleme yapılarak ve talimat raporu da değerlendirilerek davacının alacaklı olduğu bir tutar olup olmadığı, taraflar arasında ödemelerin vadeli olarak yapılmasına ilişkin fiili bir uygulama olup olmadığı hususunda rapor düzenlenmesi için mali müşavir bilirkişisine dosyanın tevdi ile hazırlanan 18.06.2018 tarihli raporda özetle;Davacı şirketin takip tarihi itibariyle, davalı şirketten 37.075.55 Tl. asıl alacağının bulunduğu, davalı şirketin bu borcuna karşılık asıl borç yönünden 8.451.30 Tl. kısmı kabulde bulunarak masraf ve ferileriyle birlikte 9.891.11 Tl.yi 4.10.2016 tarihinde makbuz karşılığı davanın dayandığı icra dosyasına ödemiş bulunduğu, davalı şirketçe ferileri ödenmek suretiyle, gerçekleştirilen 8.451.30 Tl. tutarında kısma ödemenin (feriler hariç) asıl alacaktan mahsup neticesinde, davacı Şirketçe takibine devam edilebilecek asıl alacağın, 28.624.25 Tl. olabileceği belirtilmiştir.Dosyadaki bilirkişi raporlarının ve raporlara karşı itirazların değerlendirilerek rapor hazırlanması için mali müşavir ve nitelikli hesap uzmanından oluşan iki kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda'' Yargıtay’ın görüşü yalnızca faturanın alacak hakkı doğurmadığı yönündedir. Faturayı düzenleyen tacir aradaki ilişkiyi ve malın teslimini de kanıtlamalıdır. (11. HD, 03.04.1978 tarih, E:1978/1788, K:1978/1687) Hukuki açıdan fatura kesilmiş olmasına rağmen, gerçekte mal teslimi yapılmamış veya hizmet tamamlanmamış ise faturanın delil olabilme niteliğinden yararlanabilmek mümkün olmadığı gibi, alıcının KDV hariç, fatura bedeli kadar borçlandığını söylemek de mümkün değildir. Zira sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi, sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtı olmadığı gibi, malın teslimi veya hizmetin görüldüğünün de kanıtı değildir. Bu nedenle sözleşmesel ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve malın teslimi veya hizmetin tamamlandığını kanıtlaması gerekmektedir. Erken kesilmiş fatura muhatabının dikkatli ve tedbirli olması gerekir. Her ne kadar Yargıtay kararlarında, faturada yazılı malların teslim edildiğini ispat yükü satıcıdadır (faturayı düzenleyendedir) denilse de (Yargıtay 11. HD, 16.03.1998 tarih, E:1998/199, K:1995/1772 sayılı kararı), sözleşme ilişkisinin sabit olduğu durumlarda faturanın kendisine tebliğ edildiğini kabul eden muhatap, faturaya süresinde itiraz etmezse veya mal bedelini ödediğini ispat edemezse mal bedelinden sorumlu olacaktır. (Yargıtay 11. HD., 06.02.1998 tarih, E:1997/10728, K:1998/509)Faturanın normal olarak mal tesliminden veya hizmet intikalinden sonra düzenlenmesi ve gönderilmesi gerekmektedir. Erken kesilmiş faturadaki KDV fatura kesimine bağlı olarak doğduğuna göre, böyle bir faturayı kabul eden alıcı fatura üzerindeki KDV’nin mevcudiyetini reddedemez. En azından KDV tutarı kadar satıcıya borçlanmış olur. Fakat henüz malı teslim almadığı veya hizmeti tamamlanmadığı için, mal veya hizmet bedeline ilişkin borcunun bulunmadığını ileri sürebilir veya borcunu kabul edip, fatura içeriği malın teslimini veya hizmetin yapılmasını talep hakkına sahip olabilir. Ancak alıcı faturayı kabul etmez ise, KDV tutarı kadar dahi borçlandığı ileri sürülemez. Satıcı ise, faturanın alıcı tarafından kabul edilmesi koşuluyla sadece erken kestiği faturanın KDV’si kadar alacaklanır. Mal veya hizmet bedelini talep hakkı ise ilgili malı teslimine veya hizmeti yıpranmasına bağlıdır. Malın tesliminden veya hizmetten önce düzenlenmesi halinde, yukarıda da açıklandığı üzere, karmaşık hukuki sonuçlara neden olmaktadır. Erken kesilmiş faturalara ve benzeri belgelere ilişkin KDV’nin durumu çok nettir. KDV Kanunu’nun 10/b maddesi uyarınca faturanın kesildiği ay itibariyle KDV doğmuştur. Satıcı bu KDV’yi söz konusu aya ilişkin KDV beyannamesinde hesaplanan KDV olarak göstermek zorundadır. Buna mukabil alıcı KDV’nin doğmuş ve belgeye bağlanmış olması nedeniyle, söz konusu belgeyi resmi defterine (yevmiye defterine) yazarak, deftere yazdığı ay itibariyle (takvim yılı aşılmamak koşuluyla) KDV indirim hakkını kullanabilir. Fatura kesimi ile birlikte KDV doğduğu için, faturanın kabulüne bağlı olarak KDV tutarı, satıcı açısından alacak, alıcı bakımından ise borç niteliği taşır. Konuya ilişkin ek bir bilgi vermek gerekirse; 24 Aralık 2003 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun E: 2001/1, K:2003/1 sayılı kararında, özet olarak, Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça T.T.K.’nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceğine karar verilmiştir. Söz konusu kararın sonuç bölümünde konu şu şekilde tartışılarak sonuca varılmıştır “fatura düzenleyen tacirin T.T.K.’nun 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. T.T.K.’nun 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. T.T.K.’nun 23/2. maddesi gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir...” Sonuç olarak, karışıklıkların yaşanmaması, hukuki boşluklara düşülmemesi ve V.U.K. hükümlerine uyulması adına; faturanın satıcı tarafından düzenlenmesi için, müşteriye bir mal satmış olması veya bir hizmet sunmuş olması, müşterinin de bu malı almış veya hizmetten yararlanmış olması gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım mevzuata tam olarak uyduğu gibi alıcının haklarının netleşmesi açısından da önemlidir. Somut olayda, Davacı şirketin, Davalı şirkete ürün satımından kaynaklı borçlanmaları sonucu, Davalı tarafından düzenlenen iade faturaların, mesnetsiz olduğu yönünde bir itirazı olmamakla, sadece, düzenlenen faturalara ilişkin ürünlerin o esnada teslim edilmediği, sonrada teslim edildiği konusunda çekişmeleri olmadığı anlaşılmıştır. Sonradan teslim edilen, ürünler ile ilgili, bir çekişme olmadığı, yılsonu mutabakatta dahi sorun olmadığı anlaşılmıştır. İade ürünlerin geç tesliminden kaynaklı, olarak, Davacı Şirkete, eksik, hatalı, defolu ürün veya bedel teşkil etmeyecek şekilde değersiz ve davacının bu nedenle zararı olduğu yönünde bir itiraz veya bu konuda bir belge ibraz edilmemiştir. Uyuşmazlık konusu, Düzenlenen iade faturası tarihinde ürünlerin geç teslimi yönündedir. Bu husus VUK ve Ticaret Kanunu hükümleri gereği yukarıda açıklanmıştır. Davacı faturaya 8 gün içinde itiraz etmemekle birlikte, ürün teslimi konusunda nihayetinde çekişme olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle Faturaların dönemsellik ilkesine göre kayıt düzeni yapılmak suretiyle, Takip tarihindeki tutar belirlenmiştir. Sonuç olarak davacı, şirketin, 22.9.2016 takip tarihinde, kendi kayıt düzenine göre, 132.239.42 TL. alacağının olduğu, Ancak, davalı tarafından düzenlenen iade faturaların dönemsellik ilkesine göre fatura tarihine göre kayda alması gerektiği, davalı tarafından düzenlenen faturaların (e fatura) günü gününe işlenmiş olması gerektiği dikkate alındığında, 37.293,99 TL. fiili alacağının olabileceği, davalının 5.10.2016 tarihinde, asıl borca mahsuben icra müdürlüğünde ödemiş olduğu, 8.451.30 Tl. nin tenzili gerektiğinden ( 37 293,99-8 451,30)= 28.422.69 Tl. Talep edebileceği net tutarın olduğu, söz konusu kesinleşen net alacakla ilgili olarak, (37.293.99 TL. nin, Takip tarihinden, 5.10.2016 tarihine kadar işleyecek %10,5 avans faizi ) 28.422.69 Tl. Asıl Alacak, için,  5.10.2016 tarihinden, dava tarihine kadar işleyecek %10,5 işleyecek avans faizi İcra inkâr tazminatı talebinin yerinde olmayacağı kanaati ile takdiri sayın mahkemeye ait olduğu,Davalıyı temerrüde düşürdüğüne ilişkin belge ibraz edilmediğinden işlemiş faiz hesabının yapılmadığı, Taraflar arasında tüm dönemleri kapsayan geçerli bir sözleşme olmadığından, 90-120 günlük vadeler ile bir ödeme uygulaması olmadığı, ödemelerin cari hesap kapama şeklinde yapıldığı bu nedenle, davalı vekilinin itirazı olan, faturaların ödeme tarihinden önce icra takibi yapıldığı beyanının yerinde olmadığı'' denilerek görüş belirtilmiştir.Taraf vekillerinin rapora karşı itirazlarının değerlendirileceği şekilde bilirkişi heyetinden alınan 25.06.2016 tarihli ek raporda özetle;Kök raporda belirtilen hususlarda değişikliğe sebep olacak bir kanaatin oluşmadığı belirtilmiştir.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamına göre; Dava  cari hesaptan doğan alacağın tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yapılan kısmi itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu, düzenlenen iade faturası tarihinde ürünlerin geç teslimi yönünde olup davacı taraf faturaya sekiz gün içinde itiraz etmemekle birlikte, iade ürünlerin geç tesliminden kaynaklı olarak zarara uğradığı yönünde itirazları ve talepleri bulunmayıp, taraflar arasında ürün teslimi konusunda da çekişme yoktur. Toplanan deliller uyarınca alınan bilirkişi heyet raporu mahkememizce gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte olduğundan hükme esas alınmış olup faturaların dönemsellik ilkesine göre kayıt düzeni yapılmak suretiyle takip tarihinde belirlenen 37.293,99TL davacının alacağının olduğu mahkememizce kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilerek, davalının İstanbul Anadolu ....  İcra Müdürlüğünün ...  Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 37.293,99 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %10,50 oranında ve değişen oranlarda avans faiz işletilmesine, fazla talebin reddine, takipten sonra davadan önce 05/10/2016 tarihinde yapılan 8.451,30 TL kısmi ödemenin icra müdürlüğünce infazda nazara alınmasına, Alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin reddine, davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, \"Davanın KISMEN KABULÜNE, 1-Davalının İstanbul Anadolu ....  İcra Müdürlüğünün ...  Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 37.293,99 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %10,50 oranında ve değişen oranlarda avans faiz işletilmesine, fazla talebin reddine,-Takipten sonra davadan önce 05/10/2016 tarihinde yapılan 8.451,30 TL kısmi ödemenin icra müdürlüğünce infazda nazara alınmasına, 2-Alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin reddine,3-Davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, icra takibi ve itirazın iptali davasının yetkisiz yerde açıldığını; müvekkili şirketle davalı tarafın uzun yıllardır cari hesap ilişkisine bağlı olarak çalıştıklarını; ancak, en az yılda bir kez satış şartları, birim fiyatları, vs. konularda sözleşme akdettiklerini; son olarak 2016 yılı için de anlaşma sağlandığını ve ekli sözleşmelerin akdedildiğini,  Davalı tarafça imzalanan Sözleşmelerin özel şartlarının 30. Madde de yer alan;“İş bu sözleşme yorum ve uygulanmasından doğabilecek ihtilafların çözümlenmesinde Denizli Mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir.” maddesinde tarafların kendi aralarında özel yetkili mahkemeyi belirlediklerini, sözleşme gereği taraflar arasındaki hukuki ihtilaflarda yetkili yer Mahkemesinin \"Denizli\" olarak kabul edildiğinden davacı tarafın icra takibine itirazlarında yetkiye de itiraz ederek yetkili icra dairesinin Denizli merkez Adliyesine bağlı icra daireleri olacağının belirtildiğini, 6100 sayılı HMK.nun 17. maddesinde tacirlerin kendi aralarında uyuşmazlıklarının çözümleneceği yetkili yeri belirleyebileceği ve bu yetkinin kanun tarafından kesin yetki kuralı dışındaki durumlarda tek ve kesin yetkili yer olacağının kabul edildiğini, taraflar belirledikleri yetkili yer dışında ayrıca genel ve özel yetkili mahkemelerin de yetkili olacağını açıkca ve ayrıca belirtmedikleri takdirde tek yetkili mahkemenin kendi aralarında belirledikleri mahkeme olacağının kabul edildiğini, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda, sözleşmenin yerine getirileceği yer mahkemesinde ( icra dairesinde ) dava açılabileceğini, takip yapılabileceğini ( HUMK.Md 10) sözleşmenin yerine getirileceği yerin ilk önce tarafların açık veya zımni isteğine göre belirlendiğini; bu hususun anlaşılamadığı hallerde sözleşmenin yerine getirileceği yerin, B.K.nun 73. maddesine göre saptanması gerektiğini; ayrıca İİK.nun 50/1. maddesinin ikinci cümlesine göre de ( davalının bulunması koşulu aranmaksızın ) takibin, aktin yapıldığı yer icra dairesinde başlatılabileceğini; taraflar arasındaki tüm sözleşmelerin müvekkilinin şirket merkezinde (Denizli) yapıldığını; davacı bünyesinde çalışmakta olan ve dönem dönem değişen bölge müdürlerinin şirketlerine gelerek son satış şartlarını beyan etmekte ve mutabık kalınan şekilde sözleşme imzalanmakta olduklarını, hatta davaya konu icra takibi yapılmasından sonra yine bölge müdürlerinin müvekkili şirkete geldiklerini, davacı kayıtlarında yer almayan bir kısım faturaların kaydının yapıldığını, bir kısmının görüşmelerinin de halen devam ettiğini; dolayısıyla davacının mallarının teslim ve satış yerinin de Denizli olmakla yetkili mahkeme ve icra dairelerinin Denizli olduğunu, Ayrıca, itirazın iptali davasının görülebilmesi için usulüne uygun yapılmış geçerli bir icra takibinin bulunması gerektiğini; ortada geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen imkan olmadığını; icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği hallerde bu itirazın usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin bulunmayacağını, davacı tarafın icra dosyasını Denizli İcra Dairelerine göndermeden İstanbul’da iş bu davayı açmakla geçerli bir icra takibi olmadan dava açarak usuli bir hata yaptığını, Mahkemece bilirkişi raporları esas alınarak hüküm kurulduğunu; raporlarda, sözleşmelerin kabul edilmesi halinde, icra takip tarihi itibariyle müvekkilinin vadesi gelmiş hiçbir borcunun bulunmadığını beyan ettiğini, sözleşmelerin hukuken geçerli olduğunu; aksine, sözleşmelerin kabul edilmemesi halinde icra takip tarihi itibariyle müvekkilinin 37.075,55 TL borçlu olduğunun belirtildiğini, Ancak, ticari kayıtlar incelendiğinde görüleceği üzere, 37.075,55 TL miktar icra takip tarihi ile aynı tarihte düzenlendiğini, dolayısıyla müvekkiline daha sonra ulaştığı (tebliğ edildiği) için kayda sonradan ilave edilmiş faturalar olduğunu; bu nedenle kayıt üzerinde takip tarihi ile aynı tarihte borç görünse de icra takibine konu edilen cari hesapta bulunmamakta olduğunu,  Müvekkilinin, hakkında icra takibi yapıldığı tarihte düzenlenen ancak henüz tebliğ edilmeyen 37.075,55-TL tutarlı faturaları kaydına alıp, aynı gün ödememesi, davacının da yine aynı gün icra takibi yapmasının yasal kabul edilemeyeceğini; bu hususu defalarca dile getirmelerine karşın, sadece icra takip tarihinde düzenlendiği için alacağa dahil eidlmesi gerektiği düşünülen fatura bedellerinden dolayı temerrüde düştüğü ve davacının icra takip tutarına dahil etmesinde haklı bulunmasının mümkün olamayacağını,  Davadaki asıl ihtilaf konusu olan hususun taraflar arasındaki ticari ilişkinin temeli olan sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususu olduğunu; davacı tarafın dosyaya herhangi bir sözleşme sunmadığını; taraflarınca sunulan sözleşmeyi ise, şirketin imza yetkilisinin imzalamaması, bölge müdürünün imzalaması gerekçesine sığınarak itiraz ettiklerini, oysa, uzun süreçli ticari ilişkide, kabul etmedikleri sözleşme şartlarına göre alım-satım gerçekleştiğini ve ödemeler yapıldığını, dilekçelerinde de beyan ettikleri ancak mahkemece değerlendirilmeyen delillerinden, davacının Denizli ve Ege bölgesinde diğer müşterileri ile yaptıkları sözleşme örneklerinin ilgililerden istenilmediğini; büyük ciroları ve geniş bir pazarlama/satış ağına sahip bir şirket olan davacı şirketin ortağı ve imza yetkililerinin tüm satış yaptıkları firmalarla birebir görüşüp sözleşme imzalamasının fiziken dahi mümkün olmadığını; dolayısıyla, bu işleri bölge müdürlerinin gerçekleştirdiğini; kaldı ki, aynı bölge müdürü ile birden çok kez imzalanmış sözleşmenin mevcut olduğunu, Dosyaya 17.01.2017 tarihli sundukları dilekçeleri ekinde, davacı şirket çalışanlarından ...ve ... tarafından müvekkili şirkete 31.12.2016 tarihi itibariyle hesap mutabakatı yapmak için gönderilen mail çıktısı ve mailinin ekinde gönderdikleri 31.12.2016 tarihi itibariyle cari hesap ekstresi (10 sayfa) ile davacı şirket tarafından gönderilen cari hesap mutabakatını gösterir belge suretinin ibraz edildiğini, bu belgelerin icra takip tarihi olan 22.09.2016 tarihi itibariyle incelenmesi neticesinde müvekkilinin davacı tarafa talep ettikleri tutarda borçlu olmadığının görüleceğini, müvekkili tarafından takip tarihi (22.09.2016) öncesinde düzenlenen 14.09.2016 tarihli 10.624,32 TL. ve 20.09.2016 tarihli 27.464,95 TL. tutarlı iki adet faturanın davacı tarafından takip tarihinden sonra kabul edilerek ticari kayıtlarına alındığını; bakiye 8.451,30 TL'sinin de icra emri tebliğ alındığında ödenerek borcun sıfırlandığını, bilirkişinin, bu faturalar yönünden değerlendirme yapmadığını, Davacı tarafın, icra takibinde, 132.239,42 TL talep ettiğini, itirazın iptali davasını 123.788,12 TL üzerinden açtığını; e-fatura olarak gönderdikleri faturaları bilinçli olarak icra takip tarihinde kaydetmediğini, ancak faturaların doğru olmasından dolayı takipten sonra defterlerine işlediğini, buna rağmen halen fatura içeriğindeki malların kendilerine iade edilmediğini iddia etmekte olduğunu, icra takip tarihi ile aynı tarihte düzenlediği faturaların toplamının 37.075,55 TL yapmakta olduğunu; bir yandan icra takibine başladığını, bir yandan da fatura düzenlediğini; aynı gün müvekkilinin temerrüde düşmesinin yasal olarak mümkün olmadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmeleri kendileri adına imza yetkilisi kişi tarafından imzalanmadığından bahisle sözleşmelerin geçersiz olduğunu iddia ederek, alacak tutarını yükseltmeye çalıştığını, dosyaya sundukları mail ortamındaki yazışmalardan sonra kabul etmek zorunda kaldığını; dolayısıyla, en başından bu yana kötüniyetle müvekkilini borçlandırmaya çalıştığını, bilirkişilerin raporlarında, müvekkilinin temerrüde düşürüldüğü ispatlanmadığından faiz istenmeyeceğinde ortak bir sonuca ulaştığını, eğer, müvekkilinin temerrüde düşmediği kanaati varsa, davacının vadesi geçmiş alacağının da olmadığını; faturaların icra takip tarihi ile aynı gün düzenlendiğini ve müvekkiline icra takip tarihinde tebliğ edilmediğini; dolayısıyla, davacının icra takibine başlamasının mümkün olmadığını; davanın reddi gerektiğini; ayrıca mahkemenin, raporun hesaplama kısımlarını kabul ettiğini ancak, faiz talep edilemeyeceğine dair kanaatlerine karşın, kararında faize hükmettiğini; bu hususu da yasalara aykırı bulduklarını, Vergi Usul Kanununun 229 maddesinin “fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” düzenlemesini, aynı kanunun Söz  231/5 maddesinin “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami \"yedi gün\" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.” düzenlemesini içerdiğini, TTK'nun 1530/4 maddesinin\" (4) Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır:a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.c) Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda.d) Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre,  mal  veya  hizmetin  alınmasından  itibaren otuz  günü  aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir.\" düzenlemesini içerdiğini, Görüleceği üzere, davacının icra takip tarihinde düzenlediği faturalardan dolayı müvekkilinin borçlu olduğu kanaatine varan bilirkişilerin yasaya aykırı davranmış olup, faturaların Vergi usul Kanunu’na göre geçersiz olduğunu; TTK hükümlerine göre de müvekkilinin dava konusu edilen ve borçlu oldukları kanaatine varılan 37.075,55 TL. bedelli faturadan dolayı icra takip tarihinde borcunun bulunmadığını,  karara esas alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki “…… 132.239,42 TL. bakiye öncesi, cari hesap hareketleri incelendiğinde, kayıt tarihi ile ortalama vade tarihi arasında bazı tutarlara 90 gün vade yazıldığı görülmüştür.” diyerek, kendi içinde çeliştiğini, bilirkişinin de tespit ettiği üzere, geçerli olmadığı iddia edilen sözleşmedeki şartlara uygun ve taraflarca kabul edilen şekilde cari hesap hareketlerinin mevcut olduğunu, İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak, usul ve esas yönünden davanın reddine, davacının kötüniyeti sebebiyle %20’dan aşağı olmamak kaydıyla tazminatın müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; ticari satış ilişkisinden doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yapılan kısmi itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine açık hesaba dayalı olarak 22/09/2016 tarihinde 132.239,42-TL asıl alacak, 1.141,24-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 133.380,66-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, davalının takibe itiraz dilekçesinde kendi defterlerine göre takip tarihinde davacıya vadesi gelmiş 8.451,30-TL borçlarının bulunduğunu, buna fer'ileri de ekleyerek dosyaya 9.891,11-TL ödeme yapıldığı, bakiye asıl alacak ve fer'ilerine itiraz edildiğini beyan ettiği, bunun üzerine takibe kısmi itirazın iptali için   123.788,12-TL üzerinden eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır. Mahkemece davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazı, davalı tarafından dosyaya sunulan iki ayrı sözleşmede davacı şirket kaşesi bulunmadığı gibi, sözleşmelerin davacı şirket yetkilileri tarafından da imzalanmadığı, bu nedenle davalıyı bağlamayacağı, para borçlarının ifasında HMK'nun 10 ve TBK'nun 89 maddeleri uyarınca alacaklının yerleşim yeri mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Davalı tarafından dosyaya fotokopileri sunulan iki ayrı yıllık sözleşme formu başlıklı belge bulunduğu, bu belgelerden ilkinin 01/05/2016-31/12/2016 tarihleri arası için düzenlenmiş olduğu, sözleşmenin 30 uncu maddesinde yetki kaydı bulunduğu, sözleşme altında davalının kaşe ve imzasının mevcut olduğu, davacının kaşesinin veya ünvanının mevcut olmadığı ... isim ve imzasının bulunduğu;  belgelerden ikincisinin 01/01/2016-31/12/2016 tarihleri arası için düzenlenmiş olduğu, sözleşmenin 30 uncu maddesinde yetki kaydı bulunduğu, sözleşme altında davalının kaşe ve imzasının mevcut olduğu, davacının kaşesinin veya ünvanının  mevcut olmadığı ... isim ve imzasının bulunduğu; belgelerin davalı şirket antetli olduğu, sözleşmelerde imzası bulunan...ve ...'ın davacı şirket çalışanı oldukları ancak, dosya arasına alınan sicil kayıtları kapsamında davacı şirket yetkilisi olmadıklarının anlaşıldığı, bu kişilerin şirket adına sözleşme imzalama yetkisi bulunduğunu veya sözleşmeler yetkisiz temsil ile yapılmış iseler sonradan icazet verildiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalı tarafça bu hususların ispat edilemediği, mahkemece anılan sözleşmelerin ve sözleşmelerde yer alan yetki kaydının davacıyı bağlamadığı yönündeki kabulde ve davalının mahkeme ve icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece taraf deliller toplanmış, davacı tarafından açık hesaba konu edilen faturaların dosyaya sunulması sağlanmış, önce davalı defterleri üzerinde istinabe yolu ile mali bilirkişi incelemesi yaptırılmış, akabinde  talimat yolu alınan rapor ve dosya içeriği deliller ile davacı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak birleştirici mali rapor alınmıştır. Talimat yolu ile alınan rapora göre davalı kendi defterlerine göre 22/09/2016 takip tarihi itibariyle  davacıya 37.075,55-TL borçlu görünmektedir. Davacı defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde, davacının kendi defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibariyle 75.164,82-TL alacaklı göründüğü, taraf defterleri arasındaki bu farkın, davalının davacı adına tanzim ettiği 14/09/2016 tarihli 10.624,32-TL tutarlı iade faturası ile 20/09/2016 tarihli 27.464,95-TL tutarlı iade faturalarının, davacı tarafından kendi defterlerine takibe geçildikten sonra 01/10/2016 tarihinde kaydedilmiş olmasından kaynaklandığı, bu faturalar düşüldüğünde davacının kendi defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibariyle  37.075,55-TL alacaklı göründüğü, davalının dava tarihinden önce yaptığı 8.451,30-TL ödeme düşüldüğünde davalının takip tarihi itibariyle 28.624,25-TL borcu bulunduğu kanaati bildirilmiştir. Davalı vekili tarafından alınan bu rapora karşı sunulan 02/07/2018 tarihli beyan dilekçesinde, raporda yer alan tespitlerin kabul edildiği, bilirkişinin davalının davacıya takip tarihinde  28.624,25-TL borcu bulunduğunu tespit ettiği, davalının iade faturalarını defterlerine düzensiz kaydetmesi nedeniyle belirsizlik ortaya çıktığı, bu nedenle borcun tam olarak tespit edilip ödenemediği belirtilmiş ve davacının düzensiz kayıtları nedeniyle alacak tutarı yargılama ile tespit edilebildiğinden inkar tazminatı isteminin reddi, mahkemece reddedilecek tutar üzerinden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talep edilmiştir. Mahkemece davacı yanın itirazları üzerine aynı bilirkişiden, aynı kanaatleri içerir bir ek rapor daha alınmış, bu kez her iki taraf vekilinin itirazları üzerine dosya yeni bir heyete tevdi edilerek kök ve aynı kanaatleri içerir ek rapor alınmış, son ek rapora dayalı olarak davanın 37.293,99 TL asıl alacak üzerinden kısmen kabulüne, davalının yaptığı 8.451,30-TL ödemenin infazda dikkate alınmasına, inkar ve kötü niyet tazminatı istemlerinni reddine karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi heyet raporları incelendiğinde, heyetteki mali bilirkişi tarafından, davacının defterleri üzerinde inceleme yapılmadığı, davacının takip talebine eklediği ve kendi defterleri ile uyumsuz olan cari hesap dökümü esas alınarak hesaplama yapıldığı,  davacı kısmi itirazın iptali davası açmış olmasına ve bu yönde talep bulunmamasına rağmen, davacının takipte talep ettiği 132.239,42-TL asıl alacağa, davalının kısmi ödeme yaptığı tarihe dek faiz işletilmesi gerektiğinin belirtildiği, akabinde davacının 132.239,42-TL alacağı bulunduğu, davalı tarafından düzenlenen iade faturaların dönemsellik ilkesine göre fatura tarihine göre kayda alınmış olmaları  durumunda davacının zorunlu olarak 37.923,99-TL alacak talep edebileceği sonucuna ulaşıldığı; ancak bu sonuca hangi hesapla ulaşıldığına dair denetime açık bir gerekçe ve hesap sunulmadığı, defterler üzerinde inceleme yapılmamış bu raporların kanun yolu denetimine açık ve hükme esas almaya elverişli olmadıkları, mahkemece daha önce davalı ve davacı defterleri üzerinde inceleme yapılarak alınan birbirleri ile uyumlu ve davalının da kabulünde olan bilirkişi raporlarına neden itibar edilmediğinin açıklanmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki anlaşılması ve denetlenmesi mümkün bulunmayan içeriğin gerekçeye aynen dercedildiği,  davalı yanın hükme esas alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarına yönelik itirazlarının da gerekçede giderilmediği tespit edilmiştir. Mahkemece talimat yolu ile aldırılan ilk rapor ve davacı defterleri de incelenerek aldırılan ikinci mali rapor içeriklerine göre, davalı tarafından davacıya takip tarihinden önce gönderilen ve fakat davacı tarafından defterlere takip tarihinden yaklaşık bir hafta sonra kaydedilen iki adet iade faturası düşüldüğünde ve bu faturaların kaydının fatura muhtevasının davacıya iade ve teslim edildiğine karine olduğu da nazara alındığında,   her iki taraf defterlerine göre davacının davalıdan takip tarihi itibariyle  37.075,55 TL alacaklı olduğu sabittir. Davacı davalıyı takipten önce temerrüde düşürmediğinden takip öncesi işlemiş faiz talep edilmesi mümkün değildir. Davacı dava tarihinden önce ve ödeme emrini tebliğ aldığı tarihten itibaren işlemeye başlayan yedi günlük ödeme süresi içerisinde icra dosyasına toplam 9.891,11-TL ödeme yapmıştır. Bunun 8.451,30-TL'lik kısmının asıl alacağa, kalan kısmın ise bu kısma ait icra masraflarına ilişkin olduğu tarafların kabulündedir. Davalının asıl alacağın 8.541,30-TL'lik kısmını kabul ettiği, bu kısım yönünden takibin durmadığı, davacının da bakiye asıl alacak ve takip öncesi işlemiş faiz yönünden itirazın iptali davası açtığı, takip tarihinde davacının isteyebileceği asıl alacak tutarının 37.075,55-TL olduğu nazara alındığında, bu tutardan 8.541,30-TL düşülerek, davanın 28.624,25-TL asıl alacak üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, hükme esas almaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak, eksik inceleme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Davalı yanın hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek heyet raporlarına yönelik itirazlarını içerir istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur.  Davalı yanın Davalı vekili her ne kadar istinaf dilekçesinde takip 37.075,55-TL'lik tutarın, takibe geçildiği gün gönderilen faturalardan kaynaklandığını, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmeye göre borcun muaccel olmadığını ileri sürmüş ise de,  02/07/2018 tarihli beyan dilekçesi ile davacı defterlerini inceleyen ilk bilirkişinin yaptığı bu tespite itiraz etmediklerini açıkça beyan ettiğinden, yine sözleşmelerin davacıyı bağlamadığı tespit edildiğinden bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Kabule göre de; mahkemece hüküm altına alınan alacak likit nitelikte olmasına, davalının itirazında haksız bulunmasına ve davacının talebi mevcut olmasına rağmen, İİK'nun 67 maddesi uyarınca koşulları oluşan inkar tazminatı isteminin reddi doğru olmamış ise de; davacı yanın buna yönelik bir istinaf başvurusu bulunmadığından, bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir. Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, yapılacak başkaca tahkikat işlemi ve toplanacak delil bulunmadığından, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne, davacının reddedilen kısım bakımından takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından, kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/09/2020 tarih ve 2016/1154 Esas 2021/574 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve Dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 2-Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının İstanbul Anadolu ....  İcra Müdürlüğünün ...  esas sayılı takibine yaptığı itirazın 28.624,25-TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu tutara takip tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile devamına, fazla istemin reddine, 3- Yasal koşulları oluşmayan davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin reddine,4 -Yasal koşulları oluşmayan davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:5-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.955,32-TL karar harcından davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.447,10-TL harcın mahsubu ile bakiye 508,22‬-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,6-Davacı tarafından yatırılan 1.447,10-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 29,20-TL başvuru harcı, 193,00-TL posta/tebligat gideri 2.800,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 3.022,20-TL yargılama giderinin kabul ve red oranına (%23) göre hesaplanan 695,11‬-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 17,50-TL posta/tebligat giderinin kabul ve red oranına (%77) göre hesaplanan 13,47‬-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmının davalı üzerinde bırakılmasına, 9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen kısım üzerinden hesap edilen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,10-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince reddedilen kısım üzerinden hesap edilen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya verilmesine,11-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,İSTİNAF YÖNÜNDEN: 12-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 13-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 44,00-TL dosyanın istinafa gidiş dönüş masrafı olmak üzere toplam; 206,1‬0-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,14-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,15-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ae5a74e0ad36c624","SID":"570c5374b57595bd"}}