{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/683 <br>KARAR NO: 2024/409<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/03/2020<br>NUMARASI: 2018/87 E. -  2020/214 K. <br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit <br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 27.03.2010 tarihli acentelik sözleşmesi ile müvekkilinin acente olarak çalıştığını, sözleşmenin 39. maddesinde acentenin yükümlülüklerinin teminatı olarak 60.215.00 TL bedelli teminat bonosu vereceğinin kabul edildiğini, davalıya verilen miktar hanesi ile keşide ve düzenleme tarihleri boş bırakılan senedin anlaşmaya aykırı şekilde doldurularak İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılında takibe konu edildiğini, davalının sözleşmede boş bırakılan teminat senedi miktarını el yazısı ile 62.215,00 TL olarak yazdığını, takibe konurken 72.000,00 TL bedelli senet düzenlendiğini, bonoda keşide yeri ve tarihi yazılmadığından bononun geçerli olmadığını ileri sürerek, müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, karar verilmesi talep ve edilmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;  davacının, müvekkili şirketin eski çalışanı olduğunu ve taraflar  arasında imzalanan 27.03.2010 tarihli Acentelik Sözleşmesi, ek protokol, cari hesap sözleşmesi niteliğindeki ek protokol ve alt kira közleşmeleri ile müvekkiline ait Çatalca Şubesinin acente olarak devredildiğini, acentelik sözleşmesinin 10.08.2016 tarihinde sona ermesi üzerine, müvekkili şirketin acente adına yapmak zorunda kaldığı diğer ödemelere istinaden, müvekkili şirkete uğranılan zararlara karşılık icra takibine konu senedin verildiğini, senedin vadesinde ödenmemesi nedeniyle takibe konu edildiğini, bononun teminat senedi olmadığını, bononun, müvekkili şirketin acente adına yaptığı ödeme kalemlerinin toplamı için acente tarafından verildiğini, senet metninde teminat senedi olduğuna dair bir kayıt bulunmadığını, sözleşme tarihinin 27.03.2010 olmasına rağmen senedin düzenleme tarihinin 10.08.2016 olduğunu, senedin acente tarafından borçlarına karşılık verilmesi nedeniyle aksinin ve teminat senedi iddiasının davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, takibine konu senedin  tüm unsurlarının bulunduğunu savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...davacı tarafça takibe konu senedin teminat senedi olduğu ileri sürülmüş ise de takip konusu senedin düzenlenme tarihi 10/08/2016 iken, teminat senedine dair hüküm içeren sözleşme tarihinin 27/03/2010 olduğu, sözleşmede kararlaştırılan teminat senedi tutarı ile takibe konulan senet tutarının farklı olduğu, davacı tarafça davalıya yemin teklif edilmiş ise de dava dilekçesinde yemin deliline dayanılmamış olduğu, takibe konulan senedin teminat senedi olduğunun davacı tarafça kesin delille ispatlanması gerekirken ispatlanamadığı..\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin önce davalının işçisi ardından acentesi olarak çalıştığını, acentelik sözlemesi sırasında teminat amaçlı senet  alındığını, sözleşmede de teminat amaçlı senet alındığının belirtildiğini, sözleşmesinin 39. maddesinde teminat miktarının boş bırakıldığını, davalı tarafından sonradan 60.215 TL yazıldığını, el yazısı ile eklenen bu kısımda müvekkilinin imza ve parafı bulunmadığını, senedin ise 72.000 TL olarak doldurulduğunu ve 12.000 TL için takibe konu edildiğini, müvekkilinin borcu olması halinde senedin tamamı üzerinden takibe konu edilmesi gerektiğini, senedin haksız şekilde takibe konu edildiğini, takip dosyasında borç bulunduğuna ilişkin bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, davalının beyanlarının dikkate alınarak rapor düzenlendiğini, Mahkemenin 08.05.2019 tarihli ara kararı ile takip konusu senedin teminat senedi olup olmadığı  ve senet ile ilgili  diğer hususlarda yemin davetiyesi gönderdiğini, davalı şirket yetkilisinin duruşmaya katılmadığını, 29.01.2020 tarihli duruşmada davalı şirket yetkilisinin hazır bulunmamasına rağmen mahkemece şirket yetkilisine yeniden davetiye çıkarılmasının hatalı olduğunu, mahkemece yemin davetine icabet etmemenin sonucunun hatırlatıldığını, hakimin tayin ettiği kesin süreye rağmen yeniden süre verilmesinin HMK'nın 94. maddesine aykırı olduğunu, sözleşmede teminat senedi alınacağının yazıldığı gibi uygulamada da acentelerden teminat senedi alındığını, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığını ve buna rağmen teminat senedinin takibe konu edildiğini, yemin teklifine ilişkin ara karardan dönülerek davacının ticari defterlerinin incelenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca icra takibinden tarihinden sonra açılan menfi tespit istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı tarafından, davacı aleyhine 10.08.2016 düzenleme ve 10.09.2016 vade tarihli 72.000,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak, kambiyo senetlerine özgü takip yoluyla icra takibi başlatılmıştır. Takibin dayanağı olan bononun TTK'nın 776.maddesinde yazılı unsurlarının tam olduğu ve tüm unsurları bulunan bononun takibe konu edildiği anlaşılmıştır. Bonoda yazılı miktarın 72.000 TL olmasına rağmen, takibin 12.000 TL asıl alacak için başlatıldığı, bonoda yazılı olan miktardan daha az bir miktarın takibe konu edilmesinin hukuka aykırı olmadığı açıktır. TTK'nın 778/2-f maddesi uyarınca bonolar hakkında uygulanacak olan açık poliçeye ilişkin TTK'nın  680. maddesinde \" Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun\" düzenlemesi bulunmaktadır. Davacılar vekili, bonodaki yazıların, düzenleme ve ödeme tarihi ile miktarın sonradan doldurulduğunu ileri sürmüş ise de, bonolara da uygulanması gereken TTK'nın 680. maddesi uyarınca, kambiyo senetlerinin açık şekilde düzenlemesi mümkündür. Açık senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının da yazılı delillerle kanıtlanması gerekir. Ancak davacı tarafından bu yönde bir yazılı belge sunulamamış ve bu iddiaları ispatlanamamıştır. Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır (eTTK m.557, TTK m.645 ve Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2.b., Ankara 1997, s.975; Kınacıoğlu, N.: Kıymetli Evrak Hukuku, 5.b., Ankara 1999, s.247). Bononun keşidecisi, bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir vaadde bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Öztan, s.173; Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 15.b., İstanbul 2001, s.25). Bonolar kural olarak, birer kredi vasıtasıdır. Aksine sözleşme veya âdet bulunmadıkça edimlerin aynı anda ve karşılıklı olarak ifa edilmesine ilişkin genel ilkenin (TBK m.96) bir istisnası olarak, alt hukuki ilişkinin karşı edimini alan borçlu, para borcunu derhal ödemek yerine bir bono düzenleyerek karşı âkide verebilir. Hatta bu ödemeleri taksitler hâlinde ve ardışık vadelerde düzenlediği bonolara bağlayabilir. Böylelikle bono, keşidecisine ödeme konusunda zaman kazandırırken, lehdarına da ciro suretiyle ticari ilişkisini sürdürmek olanağı sağlar. Uygulamada bonoların teminat amacıyla da düzenlendiği görülmektedir. Gerçekten de taraflar arasındaki alt ilişkiden bir borç doğup doğmayacağı ve doğacaksa bunun tutarının ne olduğunun belli olmadığı hâllerde dahi taraflar bono düzenleyebilir ya da mevcut bir bonoyu bu amaçla ciro edebilirler (TTK m.689). Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim bono metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehdarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir; lehdar dışındaki kambiyo alacaklılarına karşı teminat iddiası ise bunlar bonoyu kötü niyetle veya ağır kusur ile iktisap etmiş olmadıkça, ileri sürülememektedir (kıyasen TTK m.680). TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde bono veya emre yazılı senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi gerektiği, 777. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin bono sayılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bir kambiyo senedi olan bono üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de illetten mücerretlik veya muayyenlik niteliklerini ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konulması onun kambiyo niteliğini ortadan kaldırır. Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. Öztan'ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi \"şart kabul etmeyen\" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. B., Ankara 1997, s.451). Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2018 tarihli ve 2017/19-819 E., 2018/771 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 6762 sayılı TTK'nın 688. maddesinde belirtilen şekli koşulların yanında taraflar bononun ihdas nedeni (malen/nakden ya da teminat kaydı ile alındığını), uyuşmazlık durumunda aralarındaki anlaşmaya göre yetkili olacak mahkeme, faiz gibi bononun geçerliliğine etki etmeyecek ihtiyari unsurları belirleyerek senede ekleyebilirler. Sıralanan şekil şartlarından da anlaşıldığı üzere, kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez. Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330). Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da benimsendiği üzere, bonoda teminat kaydı olsa bile, neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.;  28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da vurgulandığı üzere, bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.  Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def'i olup, TTK’nın 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken TTK’nın 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kişisel defiler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu definin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Eldeki davada davacı vekili, takibe konu edilen senedin teminat amaçlı verildiğini iddia ederek menfi tespit davası açmıştır. Yargılama aşamasında, davcı taraf bu iddiasını yani senedin teminat amaçlı verildiği ididasını kanıtlayan bir yazılı delil veya belge sunmamıştır. Davacı her ne kadar fatura ve cari hesapta davalıya borçlu olmadığını iddia etmekte ise de takibin kambiyo senedine dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Bono metninde, takip konusu bononun teminat senedi olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı gibi, taraflar arasındaki sözleşmede de açıkça dava ve takip konusu olan bono tarif edilerek bu bononunu teminat amacıyla verildiği belirtilmemiştir.Diğer bir deyişle, taraflar arasındaki uyuşmazlık cari hesap alacağına ilişkin olmayıp, imzası davacı tarafından inkâr edilmeyen bonoya ilişkindir. Davacı, bononun teminat bonosu olduğunu veya başka bir nedenle geçersiz olduğunu ya da  ödendiğini usulüne uygun delillerle kanıtlamamıştır. İlk derece mahkemesinin bu yönlere ilişkin gerekçesi yerinde olduğundan, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Dava miktarı itibariyle TTK'nın 4/2. maddesine göre basit yargılama usulüne tabidir.  HMK'nun 317. maddesi uyarınca dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur. Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Aynı Kanun'un 318. maddesi uyarınca taraflar dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini de bildirmek ve ellerindeki delilleri eklemek zorundadır. Hüküm bulunmayan hallerde basit yargılamaya tabi davalarda yazılı yargılamaya ilişkin  hükümler uygulanır. HMK'nın 145. maddesine göre, tarafların sonradan delil göstermesi mümkün olmasa da bir delilin sonradan ileri sürülmesinin yargılamanın geciktirilmesi amacını taşımıyorsa delilin ileri sürülmesi imkanı bulunduğundan ve somut olayda yemin deliline sonradan dayanılmış olması davayı uzatma amacı taşımayacağından, ilk derece mahkemesinin yemin deliline ilişkin gerekçesi yerinde olmamıştır. Ancak HMK'nın 226. maddesinde, yemine konu olamayacak vakıalar düzenlenmiştir. HMK'nın 226/1-c bendinde, yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturmasıyla ile karşı karşıya bırakacak vakıalar hakkında yemin teklif edilemeyeceği belirtilmiştir. Davacı, davalı tarafça karşılığı bulunmayan ve teminat niteliğinde bononun icra takibine konu edildiğini iddia etmiştir. TCK'nın 156. maddesinde,  bedelsiz  kalmış bir senedi kullanan kimseye, şikayet üzerine altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası verileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle davaya konu vakıanın yemine konu olamayacak vakıalar arasında olması nedeniyle, mahkemece daha önce verilen yeminin eda ettirilmesi kararından dönülmesine ilişkin 20.02.2020 tarihli ara kararı, sonucu itibariyle yerindedir. Mahkemece yemin davetiyesinin tebliğinden sonra yemine ilişkin ara kararından dönülmesi üzerine, taraflarca bu hükme yönelik ara karar istinaf edilmiş ise de ilk derece mahkemesinin 20.02.2020 tarihli ara kararıyla ara kararın istinafının kabil olmaması nedeniyle istinaf başvurusunun reddine karar verildiği görülmüştür. İlk derece mahkemesinin yemin deliline ilişkin gerekçesinin yukarıdaki şekilde düzeltilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe bakımından kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçelerle Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve neticede davanın yukarıdaki gerekçeyle reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacı vekilinin gerekçeye yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçelerle Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın reddine, 2-Koşulları oluşmadığından, davalının tazminat talebinin reddine, 3-Alınması gereken 54,40 TL  karar ve ilam harcının  peşin alınan 227,60 TL'den mahsubu ile kalan 173,20-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 4-Yargılama giderlerinin davacı  üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 6-Davalı  kendisini vekille temsil ettirdiğinden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 3.400,00-TL vekalet ücretinin  davacıdan alınarak davalıya  ödenmesine, 7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden, a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Kararımızın niteliğine göre, davacının yaptığı kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.14.03.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3da2031ff4ad761d","SID":"ceb6cc11393e9e4a"}}