{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2021/1179 - 2024/289<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2021/1179 <br>KARAR NO\t: 2024/289<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                    K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/04/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/246 E.  -  2021/160 K.<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: <br>\t <br>DAVALI\t: <br>VEKİLİ\t: <br>VEKİLİ \t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t:YİDK Kararının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/04/2021 Tarih ve 2020/246 Esas - 2021/160 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı şirket ile davalı ... Kurumu vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkilinin on yıllardır \"...\" ibaresini markasal olarak kullandığını, markanın maruf ve meşhur hale getirildiğini, ayrıca \"...\" ibareli muhtelif markaların müvekkilinin iştirakleri olan şirketler adına tescilli olduğunu ve yoğun bir şekilde kullanıldığını, davalı Şirketin 2018/85817 sayılı \"... \" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa müvekkilinin ticaret unvanı ve markaları ile dava konusu başvurunun ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve bu benzerliğin iltibasa yol açacağını, dava konusu başvurunun, müvekkilinin ticaret unvanı ve markaları ile aynı kuruluşa ait seri markalar olduğu izlenimi yarattığını, davalının, müvekkilinin ticaret unvanı ve markasının tanınmışlık düzeyinden haksız ve kanunsuz bir şekilde yararlanma amacı güttüğünü, \"... \" ibareli başvurunun tescili halinde müvekkilinin ticaret unvanının ve önceki tarihte başvurusu yapılmış markasının fonksiyonlarını yerine getirmesinin son derece zayıflayacağını, davalı marka başvurusunun haksız rekabete de yol açacağını, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2020-M-4282 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının itirazına mesnet gösterdiği 2010/38247 nolu başvurunun tescil işlemlerinin tamamlanmadığını ve markanın hükümden düştüğünü, bu sebeple söz konusu markanın SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında dikkate alınamayacağını, bunun dışında kalan davacı iddialarının da yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.  <br>Davalı Şirket vekili, müvekkilinin gerek ticari itibarı gerekse de tüketici nezdinde bilinirliği ve tanınırlığı ile uzun yıllardır faaliyetini sürdürdüğünü, müvekkilinin \"...\" ve  \"... ....\" ibareli markalarının yüksek tanınmışlık düzeyinde olduğunu, davacının ticaret unvanına dayalı iddiasının yerinde bulunmadığını, davacı tarafın tanınmış marka iddiasının gerçeği yansıtmadığı gibi somut olayda işaretler arasında iltibas ihtimalinin mevcut olmadığını, davacı markasının tanınmış marka olmadığını, müvekkilinin \"...\" ve \"...\" esas unsurlu markaların gerçek hak sahibi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br> \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının redde gerekçe gösterdiği marka başvurusunun idari aşamada reddedildiği, dolayısıyla hükümden düştüğü, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesine dayalı iddianın bu nedenlerle yerinde olmadığı, davacı yanın dava konusu \"... \" ibaresini, dava konusu mallar üzerinde Türkiye’de yaygın bir şekilde, aralıksız kullandığını ispatlayamadığı, dolayısıyla eskiye dayalı kullanım itirazının da yerinde olmadığı, dava konusu markanın davacıya ait ticaret unvanının kılavuz unsurunu aynen içerdiği, dava konusu markanın kapsamındaki mallar ile davacıya ait ticaret unvanın kapsamındaki faaliyet alanlarının benzer/ilişkili olduğu, dolayısıyla dava konusu marka ile davacının ticaret unvanı arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, tanınmışlık ve kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK'in 2020-M-4282 sayılı kararının davaya konu tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline karar verilmiştir.        <br> <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, diğer davalı Şirket adına tescilli \"...\" ibareli markaların varlığı ve başvuruya konu markada yer alan \"...\" ibaresinin ayırt ediciliği olmayan, birden fazla şirketin bir araya gelerek oluşturduğu ticari yapıyı tanımlayıcı nitelikte bir sözcük olduğu hususlarının dikkate alınmadığını, bu hususlar gözetildiğinde davacıya, \"... \" ibaresi üzerinde üstün hak tanımanın mümkün olmadığını, öte yandan ticaret unvanına dayalı bir tescil engelinden bahsedilebilmesi için ticaret unvanının tesciline ilişkin sicil kaydında yer alan faaliyet konuları ile başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya aynı tür olması gerektiğini, davacının ticaret unvanının kapsamında yer alan \"metal maddelerin ürünleri ve madenlerin ham, yarı mamul ve mamul halindeki ana mal ve tüketim mallarının iç ve dış pazarda ticaretini yapmak\" mal ve hizmetlerinin başvuruya konu markanın kapsamında yer alan 6. ve 7. sınıf mallarla benzer olmadığını, 6769 sayılı Kanunun 6/6 maddesi anlamında da bir tescil engelinin bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.     <br>\tDavalı Şirket vekili, tescilli unvan sahibinin sonraki marka başvurusuna itiraz edilebilmesi için ticaret unvanı kullanımı neticesinde markasal hakkın elde edilmesi gerektiğini, salt ticaret unvanının tescili sonucunda elde edilen unvansal hakkın, marka tescilinin engellenmesi için yeterli olmadığını, davacının ticaret unvanının kılavuz unsurunu oluşturan \"... \" ibaresinin tescilli olduğu sektörlerde markasal olarak kullanıldığına ilişkin davacı tarafça dosyaya herhangi bir belge sunulmadığını, müvekkilinin kapı, alarm, kilit sektöründe iştigal etmekte iken davacının seramik, kalebodur alanında faaliyet gösterdiğini, iki şirketin faaliyet alanının birbirinden tamamen farklı olduğunu, tarafların belirtilen faaliyet alanları arasında ham madde  mamul ilişkisi ve ikame imkanı olmadığı gibi tüketicinin benzer ihtiyaçlarını da karşılamadığını, bu sebeple mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında belirtilenin aksine davacının ticaret unvanı ile müvekkilinin dava konusu markası arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, müvekkilinin 1953 yılından beri iştigal ettiği, kendi faaliyet alanıyla doğrudan bağlantılı mal ve hizmet sınıfları olan 6. ve 7. sınıf için dava konusu başvuruyu yaptığını, buna karşın davacının 2011 yılında faaliyet alanlarını tadil ederek \"metal maddelerin ürünleri ve madenlerin ham yarı mamul ve mamul halindeki  ana mal ve tüketim mallarının iç ve dış pazarda ticaretini yapmak\" işlerini faaliyet alanına eklediğini, davacının ticaret unvanının faaliyet alanını çok geniş tuttuğunu fakat bu alanlarda hiçbir faaliyette bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tYukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı tarafça, karıştırılma tehlikesi, tanınmışlık, eskiye dayalı kullanım, ticaret unvanı ve kötü niyet vakıalarına dayalı olarak eldeki dava açılmış olup, ilk derece mahkemesince davacının sair iddiaları yerinde görülmemiş, yalnızca davacının ticaret unvanına dayalı iddiası yerinde bulunarak, davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı da yalnızca davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bu durumda istinaf incelemesinin, davacının ticaret unvanına dayalı olarak SMK'nın 6/6 maddesi kapsamında dava konusu YİDK kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. Zira, davacının diğer iddiaları ilk derece mahkemesince yerinde görülmemiş ve davacı taraf da bu karara karşı gerekçe yönünden istinaf kanun yoluna başvurmamıştır. <br>\t6769 sayılı SMK'nın 6/6. maddesi, \"Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.\" şeklindedir. Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nın 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.06.2017 tarih, 2016/1193 esas, 2017/4014 Karar sayılı ilamında da, \"davacı şirketin fiilen faaliyette bulunduğu mal ve hizmetler ile davalı markası kapsamında kalan mal ve hizmetler arasında ilişkilendirilebilecek ölçüde benzerlik bulunması halinde, bu mal ve hizmetler yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken\" denilerek aynı sonuca ulaşılmıştır. Yine Yüksek Dairenin 12/02/2020 tarih, 2019/2828 E., 2020/1294 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir. <br>\t İlk derece mahkemesince, dava konusu markanın davacıya ait ticaret unvanının kılavuz unsurunu aynen içerdiği, dava konusu markanın kapsamındaki mallar ile davacıya ait ticaret unvanın kapsamındaki faaliyet alanlarının benzer/ilişkili olduğu, dolayısıyla dava konusu marka ile davacının ticaret unvanı arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş  ise de yukarıda açıklanan ilkelere aykırı olarak davacının ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler araştırılmadığından, Dairemizce, HMK'nın 356. maddesi uyarınca duruşma açılmasına karar verilmiş ve davacının ticaret unvanının, dava konusu marka başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle fiilen hangi sektörlerde kullanıldığı ve bu sektörler ile dava konusu başvurunun kapsamında kalan mallar arasında benzerlik bulunup bulunmadığı hususunda talimat yoluyla bilirkişi raporu alınması yoluna gidilmiştir.  <br>\tDavacı Şirketin ticari kayıtları incelenmek suretiyle hazırlanan ve dosyaya sunulan 24.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu marka başvurusunun yapıldığı 2018 yılında davacı tarafından düzenlenmiş faturaların muhataplarının çoğunlukla aynı iştirak grubu altındaki diğer iştirak şirketleri olduğu, faturaların içeriğinde \"Arge bilgi işlem hizmetleri, doğrudan adınıza yapılan hizmetler, finansal yönetim hizmetleri, hukuk müşavirliği hizmetleri, iç denetim hizmetleri, iştirak yönetim hizmetleri, kurumsal iletişim hizmetleri, planlama hizmetleri ...... vb hizmetlerin\" verildiğinin belirtildiği, davacının iştiraki olan şirketlerle birlikte ...  oluşturdukları, davacının mali kayıtlarına göre \"... \" unvanının, ağırlıkla diğer iştirak şirketlerine verilen kurumsal hizmetlerin sağlanmasında kullanıldığı, davacının ticaret unvanını, dava konusu 2018/85817 sayılı markanın kapsamında yer alan 6.ve 7. sınıf mallar üzerinde kullandığının tespit edilemediği, bununla birlikte davacı şirket nezdinde hissedarlık ilişkisi içinde olan ...  iştirak şirketlerinden bir kısmı üzerinden dava konusu başvuru kapsamında kalan mallarda kullanmış olabileceği, fakat bu yönde bir görevlendirme kararı bulunmadığı için anılan yönden bir inceleme yapılmadığı açıklanmıştır. <br>\tSomut olayda; dava konusu 2018/85817 sayılı markanın kapsamında 6. ve 7. sınıfa dahil mallar yer almakta olup, davacının ticaret unvanını bu mallar ya da bu mallarla benzer/ilişkili mallar üzerinde kullanmadığı, yukarıda özetlenen bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Esasen davacı tarafın da aksi yönde bir delili yoktur. Her ne kadar Dairemize sunulan bilirkişi raporunda, davacı şirket nezdinde hissedar olan iştirak şirketleri üzerinden dava konusu başvuru kapsamında kalan mallarda ticaret unvanının kullanılmış olabileceği belirtilmiş ise de ayrı tüzel kişilikleri olan söz konusu iştirak şirketlerinin, davalı başvurusuna itiraz etmedikleri, dolayısıyla YİDK kararının iptalini talep edemeyecekleri, başvuruya itiraz eden davacı Şirketin de, iştirak şirketlerinin ticaret unvanlarına dayalı olarak bir iddia ileri sürmesinin mümkün olmadığı gözetildiğinde, Dairemizce bu yönden ayrı bir araştırma yapılmasına gerek görülmemiştir. Bunun dışında, davacı vekilinin bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü karıştırılma tehlikesi, tanınmışlık ve kötü niyet hususları ise yukarıdaki paragraflarda açıklandığı üzere istinaf incelemesi kapsamı dışında kaldığından, bu yönlerden bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. <br>\tSonuç olarak, dava konusu marka başvurusunun kapsamında 6. ve 7. sınıf malların yer aldığı, davacı Şirketin ticaret unvanını bu mallar ve benzerleri üzerinde fiilen kullandığını ispat edemediği, ayrı tüzel kişilikleri olan ve dava konusu başvuruya itiraz etmeyen iştirak şirketlerinin, ticaret unvanlarını bu mallar üzerinde kullanıp kullanmamalarının da işbu dava açısından bir etkisinin olmadığı, buna göre SMK'nın 6/6 maddesi koşullarının oluşmadığı, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmadığından, davacı vekilinin SMK'nın 6/6 maddesi dışında kalan iddialarının ise istinaf incelemesi dışında bulunduğu anlaşıldığından, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 21/04/2021 gün ve 2020/246 Esas 2021/160 Karar  sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Davanın REDDİNE,<br>\t3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 54,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 373,20-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, \t<br>\t4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,<br>\t5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t6-Davalı ... Kurumu tarafından istinaf aşamasında yapılan 5.216,50-TL bilirkişi ücreti, 120,00-TL tebligat ve posta masrafı, 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 5.498,60-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, <br>\t7-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan 3.783,50-TL bilirkişi ücreti, 25,38-TL tebligat ve posta masrafı, 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 3.970,98-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,  <br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t9-Davalılardan peşin olarak alınan 59,30-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davalılara ayrı ayrı iadesine,  <br>\t10-Davalılar kendilerini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden ve birden fazla duruşma yapıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre hesaplanan 20.400,00-TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,<br>\tDair, duruşmaya katılan davacı vekili,  davalı ... Kurumu vekilinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 21/02/2024 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde  TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/02/2024 \t\t<br><br><br>Başkan<br><br>Üye<br><br>Üye<br><br>Katip<br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"866642a3427fc174","SID":"e1f02793d1fad98a"}}