{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>\t<br>ESAS NO\t: 2022/1115<br>KARAR NO\t: 2024/25<br><br>DAVA\t: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>DAVA TARİHİ\t: 09/12/2022<br>KARAR TARİHİ\t: 11/01/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH \t: 02/02/2024<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>İDDİA:<br>Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi  Asliye Ticaret Mahkemesi'ne vermiş olduğu 09/12/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; <br><br>Davalı Şirket'in ana iştigal alanının, her türlü inşaat işinin yapılması; konusunu gerçekleştirmek için arsalar alınması, alınan arsalar üzerine her türlü inşaat, iş merkezi veya mesken amaçlı olarak inşaat yapılması, her türlü gayrimenkulün satın alınarak bu gayrimenkuller üzerine kendi adına veya özel ve tüzel kişiler adına inşaat yapılması, bu inşaatların satılması veya kiraya verilmesi, konusunu gerçekleştirmek için her türlü inşaat tadilat ve düzenleme işlerinin yapılması oluşturduğunu, davalı Şirket'in malvarlığında, bugüne kadar tamamlanmış inşaat projeleri nedeniyle yüklü sayıda bağımsız bölüm niteliğinde dükkan ve konut ile alışveriş merkezleri bulunduğunu,davalı Şirket'in toplam sermayesi 36.000.000 TL olup, müvekkilinin davalı Şirket nezdinde %30 oranında paya sahip B Grubunun tüm hisselerinin hissedarı olduğunu, davalı Şirket'in diğer pay sahiplerinin ise 438 oranında paya sahip olan A Grubu hissedar ..., %16 oranında paya sahip olan C Grubu hissedar ... ve %16 oranında paya sahip olan D Grubu hissedar ... iken; şirket ana sözleşmesindeki hissedarlar arası rüçhan hakkına riayet edilmeksizin, .... ve .... hisselerinin tamamının ...'e ve/veya çocuklarına devredilerek el değiştirdiğini haricen öğrendiklerini, böylelikle hissedar ve YK Başkanı ...'in şirkette hakim ve engellenemez ortak konumuna geçmiş olduğunu ve bu hakim ve güçlü ortak konumunu müvekkiline ve şirkete karşı kötü niyetle kullandığını, Davalı Şirket'in Yönetim Kurulu, A, B, C ve D Grubu'ndan birer üye olmak üzere ..., ..., ... ve ...'ten oluşmakta iken, gelinen noktada, diğer tüm hisse gruplarını elinde toplayan ...'in; şirketin içerisini boşaltarak önemli ölçüde malvarlığı değerlerini çocukları üzerine ve/veya güvendiği 3. şahıslar üzerine devir ve temlik edebilecek imza yetkilerini elde ettiğini ve çok büyük meblağları haiz malvarlığı değerlerini, piyasa rayicinden oldukça düşük bedeller üzerinden devir ve temellük ettiğini, bununla da yetinmeyerek 08/11/2022 tarihli olağanüstü genel kurulu yaparak; şirket ana sözleşmesinin, TTK'nın amir hükümlerine, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak değiştirilmesi yönünde ilgili genel kurulun .... gündem maddesini genel kurulda oylayarak karar altına aldırdığını ve ticaret sicilde de yayımlattığını, müvekkilinin davalı şirketin 08/11/2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına katıldığını, butlanı ve iptali tespit ve iddia edilen kararlar için muhalefet oyu kullanarak, muhalefet şerhini de tutanağa yazdırdığını, davalarının temelini iş bu batıl genel kurul kararlarının butlanının tespiti ve mahkeme aksi kanaatte ise iptali yönünde karar almanın oluşturduğunu, şirket ana sözleşmesi ile ortaya konan tarafların (müvekkilinin) gerçek iradesini yansıtmayan; şirket hisse yapısını, şirket yönetim kurulunun teşekkül, temsil ve ilzamını, oy hakkını, pay senetlerinin devrini, ana sözleşmenin tadilini, şirketin feshini, azınlık hissedar olan müvekkilinin haklarını yok sayar nitelikteki, TTK'nın amir hükümlerine, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak değiştiren genel kurul kararlarının mutlak butlan ile batıl olduğunu, en iyi ihtimal ile butlana ve iptale tabi olduğunu, 08/11/2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan .... gündem maddesinde tanımlı ve ana sözleşme değişikliklerini öngören kararların, şirket paylarının %30'una sahip olan  müvekkilinin iradesini yansıtmadığını, TTK. 447/c maddesinde öngörülen, şirketin temel yapısı ve sermayenin korunması hükümlerine aykırı olarak alındığını ve tescil ettirildiğini, davalı şirket ana sözleşmesinin 8. Maddesinin \"Pay Senetlerinin Devri\" başlığı ile düzenlenmiş olduğunu, buna göre; şirket ortaklarının kendi içerisinde ve/veya dışarıya hisse devrinde hissedarlara ve somut olayda davacıya rüçhan hakkı kullandırılmadığını, müvekkiline rüçhan hakkı kullandırılmaksızın, hissedar kardeşlerden ... ve ...'e ait hisseleri kendi uhdesinde ve 3. şahıs/oğlu ... uhdesinde toplayan ve bu suretle A, C ve D grubu hisselerin tamamının kontrolünü ele geçiren ...'in, şirket hakkında her istediği kararı alabileceği bir güç ve çoğunluk elde ederek; gerek ana sözleşmedeki hisselerin bu şekilde gruplara ayrılması ile amaçlanan şirketin temel işleyiş yapısını bozduğunu, şirket elde etmekle, TTK m. 445 hükmüne aykırı olarak yani kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve ana sözleşmesini bu suretle by pas ederek bir nevi ana sözleşmeyi değiştirdiğini, özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararı elde ettiğini, maddenin eski şekline göre müvekkilinin ve şirket içi hissedarların, dışarıdan 3. şahıs hissedara satışlar bakımından rüçhan hakkı var iken; müvekkili bu satılan hisselere ilişkin olarak rüçhan hakkını kullanabilecek iken - mevcut hali ile; hisse devrinin şirket yönetim kurulunun muvafakatına bağlı hale getirilmesinin, yani diğer hissedar hakim ortak ...'in inisiyatifine verilmesinin mülkiyet hakkının özüne, ana sözleşmeye, TTK'nın amir hükümlerine aykırı hale geldiğini, hissedarlar arası çok ciddi husumet olduğunu, davalı şirket ana sözleşmesinin 12. Maddesinin ana sözleşme ile belirlenen eski şeklinde her hisse grubunun bir oy hakkı varken; yeni şeklinde ise bu gruplar ve pay haklarının by pas edilmiş olduğunu ve müvekkili bakımından sermayesini koruyamaz bir düzenleme getirildiğini, hakim ortağın haksız, kötü niyetli oylaması ve baskınlığı ile müvekkilinin acze düşürüldüğünü,  bunun ise şirket sermaye yapısını koruyucu amir hükümlere, azınlık hissedarları koruyucu amir nitelikteki TTK hükümlerine ve daha da önemlisi Anayasa ile korunan temel insan hakkı olan mülkiyet hakkının özüne dokunucu hukuka aykırı, haksız ve mutlak butlar ile batıl bir hukuki işlem ve karar olup, butlanı ve iptali gerektiğini, davalı şirket ana sözleşmesinin 13. Maddesinde; Şirket toplantı ve karar nisabının düzenlendiğini; eski hali ile yine A,B,C ve D grubunu öngörerek, kendi içerisinde hissedarları ve hisse gruplarını önceleyen bir emniyet ve güvenlik mekanizması öngörülmüşken; yeni halinde ise toplantı ve karar nisabında TTK'nın genel hükümlerine atıf yapmak suretiyle; hissedarların şirket ana sözleşmesi ile belirledikleri; hisse gruplarının ve haliyle azınlık hissedarların haklarını teminat altına alan emniyet ve kontrol mekanizmasını ortadan kaldırarak, şirket kuruluş ana felsefesi ve hisse ve sermaye yapısını koruyan hükümlere aykırılık teşkil ettiğini, davalı Şirket ana sözleşmesinin 16. Maddesinde; Şirket yönetim kurulunun teşekkül ettirilmesinin düzenlendiğini, ana sözleşmenin eski halinde, her grup kendi içerisinde çoğunluk kararı alarak kendi içerisinden birini yönetim kuruluna atayabilecekken; yeni hali ile, “her grup üyenin kendisi veya önereceği birisi yönetim kurulu üyesi olarak atanacaktır” denmek suretiyle, aile şirketi olan davalı şirket yönetim kuruluna, dışarıdan bir üyenin de atanabilmesinin önü açılmakla, azınlık haklarının ve dolayısıyla müvekkilinin haklarının, dışarıdan atanacak yönetim kurulu üyesi suretiyle korunmasını güçleştireceğini, şirket ana sözleşmesi ile belirlenen temel prensiplerden sapma teşkil ederek, bu gibi işlemler ile müvekkilinin haklarının korumasız kalmış olacağını, davalı şirket ana sözleşmesinin 23. Maddesinin; \"İmza Şekli\"ni düzenlediğini, maddenin eski şekline göre yine yönetim kurulunu oluşturan A,B,C,D grubu hissedar yönetim kurulu üyelerinin ve dolayısıyla her bir hisse grubunun imza yetkisi bakımından katılımı ve yetkileri açıkça belirtilmiş ve dolayısıyla hisse gruplarının temsile katılması sağlanmış ve öncelenmiş iken; yeni şeklinde ise A grubuna münferiden ve/veya diğer gruplar ile üstün ve kabul edilemez yetkiler verildiğini, bunun şirket sermaye yapısını koruyan, azınlık haklarını koruyan TTK'nın amir hükümlerine, dürüstlük ve iyi niyet kuralına aykırılık teşkil eden, azınlık hak ve hisse sahibi müvekkilinin haklarını koruyabilmesini imkansız hale getiren bir düzenleme olmakla batıl ve iptale tabi bir karar olduğunu, üstelik müvekkiline ait B grubu hisseler dışındaki hisselerin sahibi ve/veya fiili olarak tek yetkilisi olan hakim ortak ...'in, kendi hissesi ve hakim olduğu hisse grubu bakımından mutlak yetkiyi, müvekkilinin grubu bakımından ise kendisine bağlı yetkiyi içermekle; eşitlik prensibi ve sermayenin korunması ilkelerine aykırı bir düzenleme olup, temel hukuk prensiplerine de aykırı olduğunu, davalı şirket ana sözleşmesinin 30. Maddesinin \"Fesih\" hususunu düzenlediğini, eski şekli ile yine hisse grupları göz önüne alınarak; “hisse gruplarından A.,B,C,D gruplarından herhangi 3'ünün oyu ile bu hususta karar alınır” şeklinde düzenlenmişken; yeni şeklinde TTK'nın ilgili hükümlerine atıf yapılmasının yine hisse gruplarının ve dolayısı ile müvekkiline ait B grubu azınlık hisselerin korunması bakımından aleyhe ve kötü niyetli bir düzenleme olarak butlana tabi olduğunu, davalı şirket ana sözleşmesinin 33. Maddesinin \"Ana Sözleşme Tadili\"ni düzenlediğini, eski şekli ile yine hisse grupları göz önüne alınarak; genel kurulun toplantı nisabı göz önüne alınarak, hisse gruplarından A,B,C,D gruplarından herhangi 3'ünün genel kurulda bulunması ve aynı yönde olumlu oyu ile bu hususta karar alınır şeklinde düzenlenmişken; yeni şeklinde TTK'nın ilgili hükümlerine atıf yapılmasının yine hisse gruplarının ve dolayısıyla müvekkiline ait B grubu azınlık hisselerin korunması bakımından aleyhe ve kötü niyetli bir düzenleme olarak butlana tabi olduğunu, gerçekten de diğer A,C ve D grubu hisseleri elinde toplayan ve ekonomik olarak da güçlü ortak olan ...'in; sermaye artırımı ve fesih dahil her türlü hukuki argümanı ve şirket ile ilgili tüm yetkileri elinde toplayarak; azınlık haklarını yok sayan hemen her kararı alabilecek olduğunu, örneğin; sermaye artırım kararı alarak müvekkilinin hisselerini deyim yerinde ise kuşa çevirebileceğini, istediği şirket değerleri üzerinde istediği şekilde hüküm ve tasarrufta bulunabileceğini, oysa tarafların şirket ana sözleşmesi ile kararlaştırdıkları temel ve esas iradelerinin asla bunu amaçlamamakta olduğunu, tüm hissedarları kardeş olan şirketin ana felsefesini yansıtan “hissedarların birbirine güven duymaması sebebi ile A,B,C,D grup hisseler” olarak ihdas ettiği temel yapının; gelinen nokta itibariyle darmadağın edilmiş olduğunu; şirketin ana felsefesinden, sermayenin ve hele de azınlık hisseli müvekkilinin haklarının hiç bir surette korunamaz hale gelmiş olması karşısında; gerek TTK'nın amir hükümleri ve gerekse Anayasa ile korunan mülkiyet hakkının özüne dokunan engellenemez bir hal aldığını, üstelik hakim ortak ...'in bunu haksız ve kötü niyetli olarak bu hale getirdiğini, ekli excel tablosunda sunulu şirkete ait gayrimenkulleri de 1/10 değerinde satış göstererek, mal yahut haricen alınan paralar suretiyle şirketin içerisini de önemli ölçüde boşalttıklarını, zira müvekkili ile arasında esaslı derecede hukuki ve cezai husumetler de olduğunu, bilindiği üzere Yargıtay kararlarına göre dürüstlük kuralına aykırı geçersizlik hallerinde hak düşürücü 3 aylık dava açma süresinin işlemeyeceğini, şirket ana sözleşmesinin 33. Maddesinde düzenlendiği üzere, hissedar ...'in, ana sözleşmeyi bile değiştirecek gücü elde etmiş olmasına dayanarak, 21.7.2022 tarihli genel kurulda şirketi temsil ve ilzam yetkisini de tekelinde toplaması anlamına gelen .... Maddesi hakkındaki genel kurul kararının da ayrıca geçersizliğinin, yok hükmünde olduğunun, butlanının tespiti veya iptali gerektiğini, oy ve sermaye çoğunluğuna sahip olan ortakların diğer hisse sahiplerinin verilen kararlarda etkili olmasını engellemelerinin dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil etmesi sebebi ile iş bu kararın iptali gerektiğini, bu davada 21.07.2022 tarihli genel kurulun .... Gündem maddesi ile karar altına alınan genel kurul kararının da geçersizliğinin tespitini talep ettiklerini, müvekkilinin %30 hissedarı bulunduğu şirkette B grubu hisselerin tümüne sahip olmakla; diğer tüm hisseleri ve hisse gruplarını elinde toplamış olan hakim hissedar ...'e nazaran hem finansal olarak ve hem de şirketteki söz hakkı ve haklarını koruma kabiliyeti anlamında oldukça zayıf durumda kaldığını, ...'in şu ana kadar bu hakim ortak konumunu kullanarak şirketin yönetiminde sorumsuzca ve fütursuzca, müvekkilinin haklarını eriten tasarrufi işlemler yaptığını, Esenyurt ve Eyüpsultan Tapu Sicil Müdürlüğünde şirket adına kayıtlı bu günkü piyasa değeri yaklaşık 370.000.000 TL olan gayrimenkulleri neredeyse 1/10 değerinde göstererek sattığını; bu satışların bir kısmını da kendi oğullarına yapmak suretiyle şirketin içerisini önemli ölçüde boşalttığını, davalı Şirket'in %38 oranında A Grubu pay sahibi ...'in, diğer C ve D grubu hisseleri de uhdesinde topladığı gibi; Davalı Şirket'in Yönetim Kurulu Başkanı olmasının yanı sıra, aynı zamanda dava dışı ... Holding A.Ş.'nin de Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu, Dava dışı ... Holding A.Ş. tarafından Davalı Şirket aleyhine, Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün .... E. sayılı dosyası ile 43.864.823,00 TL tutarında icra takibi başlatıldığını, bununla da yetinilmeyerek, Davalı Şirket'in sahip olduğu tüm taşınmazlara ihtiyati haciz konulmasının talep edildiğini, ...'in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu ... Holding A.Ş. tarafından başlatılan icra takibinin hangi işlemden kaynaklanan alacağa dayandığı belirli olmadığı gibi, .... Holding A.Ş. ile davalı şirket arasında bu büyüklükte bir alacak-verecek ilişkisinin oluşmasına yol açabilecek bir hukuki ilişkinin de mevcut olmadığını, .... Holding A.Ş.’nin davalı şirket aleyhine ödeme emrinde alacağın neden kaynaklandığına ilişkin hiçbir bilgiye yer verilmeden başlatmış olduğu 43.864.823,00 TL tutarındaki icra takibinin, ...'in davalı şirket kaynaklarını kendi lehine kullanmasından başka bir anlam taşımadığını, müvekkili dışında kalan yönetim kurulu üyeleri bu icra takibine itiraz etmeyi kabul etmediklerinden, ne yazık ki bu mesnetsiz icra takibinin davalı şirket aleyhine kesinleşmiş olduğunu, Müvekkili ... tarafından, ..., ... ve ...'e keşide edilen Beyoğlu .... Noterliği'nin 13.06.2018 Tarih ve .... Yevmiye Numaralı ihtarnamesi ile; Yönetim Kurulu Başkanı ...'e; TTK m. 395 hükmü gereğince şirkete borçlanma yasağına aykırı hareket etmesi ve muvazaalı alacağın tahsili için Bakırköy .... İcra Müdürlü in ... E. sayılı dosyası ile 43.864.823,00 TL tutarında icra takibi başlatması nedeniyle Şirket'in uğradığı maddi ve manevi zararı gidermesinin ihtar edildiğini, bu talebin yerine getirilmemesi halinde TTK m. 531 hükmü uyarınca Şirket'in haklı nedenle feshi davasının açılacağının ihbar ve ihtar edildiğini, ihtarname ile belirtilen süre içerisinde şirketin zararının giderilmemesi nedeniyle müvekkili tarafından Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası ile fesih davası açıldığını, hakim ortak ...'in şirketin yönetiminde müvekkilini hiçbir surette dikkate almadığını, şirket menfaatlerinin aleyhine, kendi lehine davrandığını, şirketin 21.07.2022 tarihli olağan genel kurul gündemine TTK m.411 gereği madde eklenmesi talebinin hiçbir biçimde dikkate alınmadığını ve kabul edilmediğini, müvekkilinin iş seyahati için yurt dışında olduğu döneme denk getirerek müvekkili aleyhine Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ... E. ( 11.140.389,82 TL ), Bakırköy ... İcra Müd. ... E. ( 9.264.819 USD ) sayılı dosyaları tahtında milyonlarca Türk Lirası tutarlarda haksız ve kötü niyetli icra takibi başlattığını, müvekkilinin aktiflerinin ve banka hesaplarının tamamına haciz blokesi koydurduğunu, itiraz ve tebligatı iptal ettirmeleri üzerine hacizler kaldırılmış ise de halihazırda müvekkili aleyhine söz konusu icra dosyalarına vaki itirazın iptali için Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. ve Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyalarından dava açıldığını, ...'in müvekkiline karşı söz konusu haksız takiplerde bulunduğunu; öte yandan ..., kendisinin şirkete karşı yaptığı haksız haciz takiplerine itiraz ettirmeyip şirketi haczettirirken; müvekkilinin şirketten olan haklı alacaklarını icraya koyduğu Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ... E. ve Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün .... E. sayılı dosyalarına ise; yine şirket hakim ortağı konumunu kullanarak, şirket avukatına itiraz ettirdiğini ve takibi durdurttuğunu, davalı şirketi, çocuklarına ait ... YAPI A.Ş. adlı firmaya eklemlendirmek suretiyle davalı şirketin içini boşaltmak ve/veya müvekkilinin hisselerini bu suretle buharlaştırmak istediğini, müvekkilinin davalı şirket muhasebe kayıtlarında ... kodda tanımlı, 'YMM Raporları ve Kayyım Heyet Raporlarına konu alacağını ödemeyerek, müvekkilinin ekonomik olarak mahvını istediğini, çocuklarına ait ... YAPI AŞ. ile davalı şirket arasında hiçbir iş ve ticari faaliyet olmamasına rağmen, 3 1/10/2019 tarihli efatura ile muvazaalı bir iş sözleşmesi ile şirkete 36.317.225,80 TL gibi usulsüz fatura soktuğunu/sokmaya teşebbüs ettiğini, bu hususun engellenmesi için Bakırköy .... Noterliğinin 25/12/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini, davalı şirketin 21.07.2022 tarihli olağan genel kuruluna katılan müvekkilinin ve hükümet komiserinin, davalı şirketin, hakim ortak ... tarafından o denli lakayt yönetildiğine çıplak gözle şahitlik ettiğini; şirket yönetim kurulu faaliyet raporunun hazırlanmadığının, şirket finansal tablolarının hazırlanmadığının ve haliyle  denetim kurulu raporunun da hazırlanmadığının net bir biçimde tespit edildiğini ve sayın hükümet komiseri tarafından tutanağa geçirildiğini, ilgili faaliyet raporu, mali veriler ve denetim raporu olmadığı için bunların incelenmesi ve okunması söz konusu olamadığından, ilgili organların ibrasının oylanmasına da müsaade edilmediğini, aynı genel kurulda, şirket sermaye yapısını bertaraf eden, ana sözleşme ile A,B,C ve D şeklinde belirlenen hissedarların/hisselerin ve şirketin temel ortaklık ve sermaye yapısının, A,C ve D grubu hisseleri elinde toplayan ...'in tüm karar mekanizmalarını ele geçirmesi ile aslında, ana sözleşme by pas edilerek müvekkilinin sermayesinin korunaksız hale geldiğini, ilgili genel kurulda, şirketin temsil ve ilzamı ile ilgili oylamaya müvekkilinin bu sebeple muhalif oy kullandığını, muhalefet şerhini genel kurul tutanağına yazdırdığını, müvekkili muhalefet şerhinin altını imzalamak istediğinde ..., emredici, tahakküm kurucu bir üslup, baskın bir duruş ile buna rıza ve muvafakat etmeyince, müvekkili ile ... arasında genel kurulda arbede çıktığını, davalı şirketin yönetimi için ihtiyaten, yönetici kayyım heyeti atanmasına, tüm yönetim ve temsil yetkilerinin mahkemece atanacak yönetici kayyım heyetine verilmesine, mahkeme yukarıda A maddesindeki tedbir taleplerini sert ve sıkı bir talep ve karar olarak görür ise; mevcut şirket yönetiminin - yani hakim ve güçlü ortak ...'in- şirket gayrimenkullerinin aynına yönelik tasarrufi işlemlerinin engellenmesine yahut gayrimenkullerin aynına yönelik tasarrufi işlemlerin ( satış, ipotek, trampa, vefa vb ) mahkemece atanacak bir denetim kayyım heyetinin önceden vereceği rıza ve muvafakata bağlanmak suretiyle sınırlanması, aynı zamanda ilgili genel kurul kararlarının TTK m. 449 gereği yürürlüğünün tedbiren durdurulması/yürütmesinin geri bırakılması yönünde ihtiyati  tedbir kararı verilmesine, neticeten 21.07.2022 tarihli olağan genel kurulun (...) nolu gündem maddesi ile karar altına alınan, şirketi temsil ve ilzam yetkisini hakim ortağın tekeline toparlaması anlamına gelen, çağrı şekli de usulsüz, ana sözleşmeye aykırı, iyi niyet kurallarına aykırı olan genel kurul kararının geçersizliğinin, mutlak butlan ile batıl ve yok hükmünde olduğunun tespiti ile butlanı ve iptaline, aynı şekilde 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurulun (...) nolu gündem maddesi ile kabul edilen, şirket esas sözleşmesinin 8-12-13-16-23-30 ve 33. maddelerinin değişikliğini öngören genel kurul kararlarının butlanının tespiti, mahkeme aksi kanaatte ise şirket esas sözleşmesinin 8-12-13-16-23-30 ve 33. maddelerinin tadilini öngören genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini ve her halükarda duruşma günü beklenmeksizin tedbir taleplerinin kabulünü, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. <br>SAVUNMA : <br>Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 02/11/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkili şirketin, yaklaşık 40 senedir faaliyet gösteren İstanbul İlinde kurulmuş olan iş hacmi yüksek, faaliyetine devam etmekte olan eski bir aile şirketi olduğunu, müvekkili şirkete karşı, davacı hissedar ve yönetim kurulu üyesi .... (....) tarafından, 2018 senesinden beri defalarca kez genel kurul iptali, kayyım atanması, şirket feshi vs. davalar ikame edilmiş olup yargılama silsilesinin süregeldiğini, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi  tarafından ... E. sayılı dosyası kapsamında müvekkili şirkete yönetim kayyımları atandığını, müvekkili şirketin zor dönemlerden geçtiğini, bu davanın ret olduğunu ve müvekkili şirketin büyük bir mali çöküntü ve yıkım riskinden uzaklaştığını ve sağlıklı şekilde şeffaf, açık ve basiretli şekilde yönetildiğini, davacı tarafından açılmış olan Sayın Mahkeme huzurundaki bu davaya öncelikle zaman aşımı, hak düşürücü süre ve husumet itirazında bulunduklarını, Müvekkili şirketin tüm işlemlerinin TTK kapsamında yasa ve yönetmeliklere uygun şekilde İTO onayından geçerek tescil edildiğini, 21.07.2022 tarihli genel kurul açısından dava açma süresinin geçtiğini, müvekkil şirketin İstanbul genelinde 5-... adet büyük AVM ve taşınmaz projeleri olup bu taşınmazları üzerinde yaklaşık ödenmesi gereken aktif 1.000.000.000 TL. (BİRMİLYARTÜRKLİRASI) civarında güncel ipotekli döviz borcu bulunduğunu, bu hususların Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından .... E. sayılı kesinleşmiş olan dava dosyası muhtevasında detaylıca incelendiğini, davacı tarafın 2018 senesinden beri, şirket hissedarı ve YK üyesi ... ile olan şahsi davaları dolayısı ile hiçbir şirket evrakına imza atmadığını, bu durumda davacı tarafın müvekkili şirketin menfaatine hareket ettiğinin ileri sürülemeyeceğini, sadece dava yolu ve müvekkili şirkete kayyım vs. Atanması talepleri ile bir ticari şirketi ayakta tutabilmenin ve bu şekilde faaliyetini devam ettirip borçlarını ödeyebilmesini sağlamanın zor olduğunu, müvekkili şirket yönetim kurulu ve genel kurullarındaki tüm işlem ve kararların yegane amacının müvekkili şirketin borçlarını ödeyebilmesi ve içinde bulunduğu zorlu ekonomik şartlarda yıkılmadan ayakta kalabilmesi olduğunu, davacının bu davalar yolu ile müvekkili şirketin zorlu mücadelesini sekteye uğrattığını, davacının, müvekkili şirketin hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu nedenle herhangi bir hakkının kısıtlanmadığını, tüm oy haklarını sermaye oranları çerçevesinde kullanmakta ve gerekli tüm işlemleri yapmakta ve toplantıları takip etmekte olduğunu, müvekkili şirketin tüm işlemleri, yönetim kurulu kararları ve genel kurul kararlarının; TTK, rayiç banka değerleri, SPK onaylı taşınmaz değerleme firmaları ve bunların ilgili güncel rayiç değerleme sistemi ve miktarlarına uygun şekilde usule, kanuna ve hakkaniyete, güncel fiili gerçeklere ve ticari hayatın olağan akışına göre basiretli şekilde alındığını, davacı tarafından ikame edilmiş olan ve delil listesinde bulunan ... İnşaat A.Ş., ... A.Ş. vs. çok sayıda şirket kayıtlarının ve ilgisiz delil muhtevalarının dosya ile bağlantısı bulunmadığından, dava dilekçesi ekinde bulunan 46 adet dava konusu ile ilgisi bulunmayan delil muhtevalarının incelenmesinin reddine karar verilmesini de talep ettiklerini, neticede; Davacı tarafın, %30 hissesi ile, müvekkili şirketin %70 çoğunluk oranı ile alınan hukuka uygun ve tescil edilmiş şeffaf ve gerçeğe uygun kararlarını engellemeye çalışmasının, müvekkili şirketin yıkımını amaçlaması karşısında işbu dava konusu taleplerin hukuken korunmasının TTK açısından mümkün olmadığını, öncelikle zamanaşımı, hak düşürücü süre, husumet ve arabuluculuk son tutanağı eksikliği itirazları ve def'ileri sebebiyle ve devamında esasa ilişkin itirazları ve cevapları çerçevesinde, haksız ve yersiz davanın reddi ile ihtiyati tedbir talebinin de reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini” arz ve talep etmiştir. <br>DELİLLER VE GEREKÇE:<br>Dava,  davalı şirketin 08/11/2022 ve 21/07/2022 tarihli genel kurullarında gündemin ....maddesi ile  alınan kararların butlanın tespiti olmadığı taktirde iptali istemine ilişkindir. <br>Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan  bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.<br>Bilirkişiler ... ile ... tarafından sunulan 11/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda ; Dava konusu olağan ve olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar bakımından yokluk veya butlan sebebine rastlanmadığı, davacının aktif husumet ehliyetini haiz olduğu, 21.07.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan (...) nolu karar bakımından huzurdaki iptal davasının süresinde ikame edilmediği, dolayısıyla 21.07.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan (...) nolu kararın iptalinin istenemeyeceği, buna karşın 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (...) nolu karar bakımından ise huzurdaki iptal davasının süresinde ikame edildiği, 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (...) nolu genel kurul kararı bakımından dava şartının mevcut olduğu, işbu rapor içerisinde yer alan açıklamalar muvacehesinde, Davalı Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin eski şeklinde yer alan hakkın “öncelik hakkı” nitel öncelik hakkının TTK m. 421/1 hükmündeki nisaba uymak suretiyle ortadan kaldırılabileceği, dolayısıyla bahse konu esas sözleşme değişikliğinde kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, davalı Şirket esas sözleşmesinin 13. maddesine ilişkin yapılan değişikliğin, ilgili esas sözleşme hükmünde belirtilen çoğunlukta olumlu oyla yapıldığının anlaşıldığı, dolayısıyla söz konusu değişiklikte kanuna aykırı bir yön bulunmadığı; Davalı Şirket esas sözleşmesinin diğer maddelerine ilişkin yapılan değişiklikler bakımından da kanuna aykırı bir yön bulunmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. <br>Bilindiği üzere, genel kurul kararlarının hukuken varlık ve geçerlilik kazanabilmesi için gerekli şartlar kanunda çeşitli hükümlerde düzenlenmiş olup; bir genel kurul kararı ilgili hükümlere ve bu hükümler çerçevesinde düzenlenmiş ana sözleşme hükümlerine veya iyiniyet kurallarına aykırılık taşıdığı takdirde hukuken sakatlanır. Yokluk, butlan, askıda hükümsüzlük ve iptal edilebilirlik şeklinde geçersizlik halleri ortaya çıkabilir. Somut olayda geçersizlik, iptal, yokluk ve butlandan bahsedildiği için söz konusu geçersizlik hallerini ve hangi hallerde uygulanacağını kısaca değerlendirmek faydalı olacaktır.<br>Anılan yaptırımlardan en ağırı olan yokluk bakımından, bir hukuki işlemin hukuka uygun olarak doğabilmesi için öngörülen kurucu nitelikteki emredici hükümlere aykırılık, işlemin kurucu unsurlarında eksikliğe yol açmakta ise işlemi yokluk ile sakatlayacaktır. Yok sayılan bir hukuki işlem şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluğun tespiti her zaman ve herkes tarafından ileri sürülebilir ve yokluk kararı yalnızca açıklayıcı niteliktedir. Bu çerçevede, bir genel kurul kararının varlığından bahsedebilmek için iki unsur gerekir. Bunlardan ilki toplantı yapılması ve İkincisi toplantıda yeterli irade beyanları ile karar alınmasıdır. Bunlardan birisindeki eksiklik halinde hukuki işlem yani genel kurul kararı hiç doğmamış sayılır (Ayrıntılı bilgi için bkz. ... , Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2014, s. 25 vd.) Uygulama ve öğretide sayılan ve genel kurul kararının yokluğuna yol açan başlıca örnekler şöyledir; genel kurula davet, yetkili kişi veya organlarca yapılmamış veya TTK’daki istisna dışında davet yapılmaksızın toplantı yapılmış ve karar alınmışsa, ya da oylama yapılmaksızın karar alınmışsa, genel kurul toplantısı yapılmaksızın karar alınmışsa yokluk yaptırımı uygulanır. Hükümet komiserinin bulunmadığı bir toplantıda alınan kararlar, komiserce imzalanmamış bir tutanakta yer alan karar yine yoklukla maluldür. Nisap bakımından aykırılıklar da genel kabule göre yokluğa sebebiyet vermektedir. Mevcut olmayan pay adedince mevcut oy nisap bakımından alınan kararların geçerliliğine etki ediyor ise, diğer bir ifade ile söz konusu oylar mevcut olmadan yeter sayı sağlanamıyorsa bu hâlde kanunda öngörülen yeter sayıda irade beyanı bulunmadığı için işlem yoklukla malul olacaktır.<br>Butlan yaptırımı bakımından, ETK’da butlan düzenlenmemiş iken TTK’da butlana ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Buna göre, pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran ve anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararların batıl olacağı açıkça düzenlenmiştir (TTK.m. 447). Bunun dışında daha önce olduğu gibi genel hükümlere dayanılarak da butlana hükmedilebileceği düşünülmektedir. İşlem emredici hükümlere (geçerlilik şartlarına) aykırı ise batıl olacaktır. Burada kanuna aykırılık hususu TTK. 445’te bir genel kurul kararının iptal sebepleri arasında da sayılmış olduğundan, (emredici) kanun hükümlerine aykırılık halinde hangi yaptırımın uygulanacağı hususu tartışma konusu olmuştur.<br>Bu hususta bilimsel öğretide ... ve ... birbirine yakın görüş ve haklı gerekçeler ortaya koyarak, emredici hükümler arasında ikili bir ayrım yapmakta; üçüncü kişileri ve ortaklık alacaklılarını korumaya yönelik (mutlak) emredici hükümlere aykırılığın yokluk veya butlana (EBK. 19-20), bunlar dışında kalan ve ortakları korumaya yönelik (nisbi) emredici hükümlere aykırılığın iptal davasına tabi olduğunu savunmakta idiler. Bu görüş uyarınca, hangi hükümlerin nisbi emredici nitelikte olduğu hükmün sözünden anlaşılamadığı takdirde, hakim tarafından yorum yoluyla saptanacaktır. Bu açıdan özellikle, kararın oluşmasına dair kurucu/şekli (mutlak emredici) hükümler dışında kalan ve kararın oluşmasıyla ilgili olan tüm hükümler nisbi emredicidir (bkz. O. İMREGÜN, Anonim Ortaklıklar, İstanbul, 1989, s. 158-159, MOROĞLU, s. 196-198; H. ARSLANLI, Anonim Şirketler, II-III, İstanbul 1960, s. 68; H. DOMANİÇ, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK. Şerhi II, İstanbul 1988, s. 881-882).<br>Yeni Kanuna uyarlayarak örnekler vermek gerekirse, halka kapalı ortaklıkta, o yılın kârının tamamının sermaye artırımında kullanılmasına dair karar iptal edilebilir; TTK. 437'de öngörülen ve bazı belgelerin genel kurulun olağan toplantısından önce incelemeye açık tutulmasına dair hükme uyulmadan alman fınansal tablolar ve kâr dağıtımı ile ilgili karar iptal edilebilir, davetin toplantıdan en az iki hafta önce yapılmasına dair TTK. 414/1 nisbi emredici olup, toplantıdan on gün önceki davetle toplantı yapılmış ise alman karar iptal edilebilir; gündemin açıklanmasına ilişkin m. 413, 414'e uyulmaksızın alınan karar iptal edilebilir; TTK. 436 uyarınca oydan yoksun kişilerin de katılımı ile alınan karar iptal edilebilir; her payın kural olarak en az bir oy hakkı sağlayacağını öngören m. 434’e aykırı olarak bir ortağın oy kullanması engellenir veya asgari oy hakkı çiğnenirse, yine alınan karar iptal edilebilir niteliktedir. Görüldüğü üzere, örnek verilen hallerde kanuna aykırılık bulunmakla birlikte, iptali istenen kararla ilgili ve o kararla sınırlı bir ihlâl söz konusudur. Buna karşılık, mutlak veya nisbi emredici hükümleri ilerisi için kaldıran veya değiştiren kararlar ise, m. 437/... örneğinde görüldüğü gibi batıldır. (MOROĞLU, s. 57, 196 vd; M. BAHTİYAR, Ortaklıklar Hukuku, s. 201-202). Yargıtay uygulaması da benzer şekildedir:<br>\"Kavram olarak yokluk; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halidir. Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi \"yokluk\" ile sakat hale getirir. Yok sayılanı, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hâkim tarafından da re'sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir.<br>Şirketler hukukundaki emredici hükümlere göre, genel kurul kararlarının oluşabilmesi için iki kurucu unsur gereklidir: Birincisi genel kurul toplantısı yapılması, İkincisi toplantıda karar alınmasıdır. Bunların birisindeki eksiklik halinde, işlem ( karar ) hiç doğmamış sayılır; yani baştan itibaren yoktur. Örneğin, karar alınmadığı halde alınmış gibi gösterilirse veya Bakanlık temsilcisinin toplantıda bulunmaması halinde işlem, yoklukla sakat olacaktır.<br>Butlan ise; bir işlemin, konusuna ilişkin emredici hükümlere aykırı olması halidir. Eş söyleyişle, bir işlemin konusu; kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız ise, bu işlem batıldır. Yokluktaki gibi, butlanda da kesin geçersizlik söz konusudur; hâkim bunu re'sen göz önünde bulundurur ve herkes bu geçersizliği, iptal davasında öngörülen üç aylık süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilir ve tespit ettirebilir. Yokluk ve butlan arasında sonuçları değil, sebepleri bakımından farklılık bulunmaktadır. (Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, 2012, 2. Baskı, s.190 )\"(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/11-1048 K. 2014/430 T. 02/04/2014 kararından alıntıdır)<br>İptal yaptırımı açısından, dava açılmasının maddi hukuka ilişkin şartlarından ilki ise ortada bir genel kurul kararının bulunmasıdır. Ortada şeklen dahi geçerli bir genel kurul kararı yok ise bu halde yokluk yaptırımı ile karşılaşılır. İkinci olarak kararın kanuna, ana sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık taşıması iptal için gerekli bir diğer maddi hukuk şartıdır (TTK. m.445). Üçüncü olarak aranacak şart ise karar ile aykırılık arasında illiyet bağı bulunmasıdır. 6762 sayılı ETK. 381 karar ile aykırılık arasında illiyet bağından söz etmemiş, daha doğrusu illiyet bağını varsaymış ise de TK. 446/1’in (b) bendi toplantıya katılmış olsun olmasın her bir pay sahibine iptal davasını çeşitli şartlarla açma hakkı tanımış, ancak hakkın kullanılmasını sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olmasına bağlamıştır. ... söz konusu yeniliği “etki kuralı” olarak nitelendirmekte, etki kelimesinin ifade ettiği anlamı, “ileri sürülen kanuna aykırılık yapılmasa idi iptali istenen Genel Kurul kararı alınamazdı veya Genel Kurul başka şekilde karar verirdi” şeklinde açıklamaktadır. (Ü.TEKİNALP, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2013, N. 15-06 vd.)<br>İptal davası açısından, davayı açabilecek olanlar, pay sahipleri, organ olarak yönetim kurulu üyeleri ve yönetim kurulu üyelerinden her birisidir. (TTK.m. 446 ). Toplantıya katılan pay sahipleri karara olumsuz oy vermiş ve muhalefetini zapta geçirmiş olmalıdır. Bununla beraber, muhalefet şerhinin toplantı tutanağında bulunması dışında, toplantı tutanağına ekli bir belge ile toplantı başkanlığına sunulabileceği ve toplantı tutanağında bu hususa yer verilebileceği de kabul edilmektedir.<br>Yukarıda da izah edildiği üzere TTK.nun 446.maddesi uyarınca toplantıya katılan üyenin karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirmesi gerekmektedir. Oylama öncesi yapılan görüşme sırasında, sonradan alınacak karara esas olması muhtemel bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi, alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımamaktadır. Muhalefetin, görüşülen öneriye değil, alman karara karşı yapılması gerekmektedir. Yine Yargıtay kararlarında, muhalefetin anılı karardan sonra olması gerektiği, zira karar öncesinde karara peşinen muhalefet etmenin mümkün olmadığı da ifade edilmektedir.<br>Dava, genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren 3 aylık süre içerisinde açılmalıdır. süre hak düşürücü olup resen dikkate alınmalıdır.<br>Huzurdaki dava, ... İnşaat ve Tüketim Maddeleri Tic. A.Ş.'nin 21.07.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan (...) nolu kararın yokluğunun veya butlanının tespiti  ya da iptali; ayrıca 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (şirket esassözleşmesinin 8,12,13,16,23,30 ve 33. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin) (...) nolu kararın butlan va iptali taleplidir.<br>Davacı vekili iki ayrı genel kurulda alınan kararların butlanı ile iptalini istemiş olup bu genel kurullarda alınan kararların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>Davalı şirketin 21/07/2022 tarihli genel kurulunda alınan ... nolu karar yönünden yapılan değerlendirme:<br>Somut uyuşmazlıkta Davalı Şirket esas sözleşmesinin 33. maddesinin “...Genel kurulun  toplanması için gereken nisap da yine şirket esas sermayesini oluşturan A,B,C,D gruplarından herhangi üçünü (3) temsil eden hissedarların genel kurulda bulunmasıyla mümkündür. /...) şirket ana mukavelesinin herhangi bir hükmünün değiştirilebilmesi için genel kurulun esas  sermayesini oluşturan A,B,C,D gruplarından herhangi üçünün aynı yönde karar almalarıyla mümkündür.” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir. Görüldüğü üzere Davalı Şirket esas sözleşmesinde, esas sözleşme değişiklikleri için özel(ağırlaştırılmış) bir nisap öngörülmüştür. Dosyaya mübrez 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (...) nolu kararın, esas sözleşmenin bazı maddelerinin tadiline ilişkin olduğu görülmektedir. Ancak bahse konu toplantı tutanağından, “Yapılan oylama sonucunda B grubu hissedarı ... 4.320 adet olumsuz oyuna karşılık A,C,D grubu hisseleri olan 10.080 adet kabul oyu ile oy çokluğu ile kabul edildiği” görülmektedir. Şu halde 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının (...) nolu kararının (ilgili nisaba aykırılıktan bahisle) hükümsüz olduğundan bahsetmek mümkün değildir.<br>Öte yandan Davacı vekili, çağrı şeklinin usulsüz olduğunu iddia etmektedir. Ancak Davacı vekili söz konusu usulsüzlüğün neden kaynakladığını belirtmediği gibi, dosya kapsamında (olağan ve/veya olağanüstü toplantıya) çağrının usulsüz olduğuna dair herhangi bir delile rastlanmamıştır.<br>Keza Davacı vekili, 08.11.2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan ....nolu kararın, TTK m 447/1-(c) maddesinde öngörülen, şirketin temel yapısı ve sermayenin korunması hükümlerine aykırı olduğunu, gerek esas sözleşmedeki hisselerin A,B,C,D gruplarına ayrılması ile  amaçlanan şirketin temel işleyiş yapısını bozduğunu, şirketin ana felsefesini yansıtan “hissedarların birbirine güven duymaması sebebiyle A,B,C,D grup hisseler” olarak ihdas ettiği temel yapının darmadağın edilmiş olduğunu iddia etmektedir. Ancak anonim şirketin temel yapısı, sermayesinin belirli ve paylara bölünmüş olması, pay sahiplerinin yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarından ve ancak şirkete karşı sorumlu olması (TTK m. 329), genel kurul ve yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkilerinin belirlenmiş olması gibi anonim şirketi diğer ticaret şirketlerinden ayrıran özelliklerdir. Şu halde örneğin pay sahiplerine sınırsız sorumluluk getirmeye yönelik genel kurul kararları, genel kurul yetkilerinin başka bir organa verilmesini öngören genel kurul kararları, ortaklığın zorunlu organlarından birinin kaldırılmasına yönelik genel kurul kararları, anonim ortaklık genel kurul ve yönetim kurulunun devredilmez görev ve yetkilerini sınırlandıran ya da kaldıran genel kurul kararları butlanla malul olacaktır. Somut uyuşmazlıkta ise esas sözleşme değişiklikleri öngören (...) nolu genel kurul kararı TTK m. 447/1-(c) anlamında anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan bir karar niteliğinde değildir. Dolayısıyla (...) nolu genel kurul kararının batıl olduğundan bahsetmek mümkün gözükmemektedir.<br>Şu halde dava konusu olağan ve olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar bakımından yokluk veya butlan sebebine rastlanmamıştır.Buna göre ilgili karar bakımından iptal edilebilirlik koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.Ancak alınan kararların iptal edilebilir olup olmadığının tartışılmasından önce davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının öncelikle tespit edilmesi gerekmektedir.<br>Davacı vekili,21/07/2022 tarihli genel kurulda alınan kararların batıl olduğunun olmadığı taktirde iptali istemi ile huzurdaki davayı açmış olup az yukarıda da açıklandığı üzere alınan kararlar bakımından yokluk veya butlan sebebi bulunmamakta olup iptal davasının 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmesine rağmen davacı vekilinin bu süre geçtikten sonra dava açtığı anlaşıldığından 21/07/2022 tarihli genel kurulda alınan ... nolu kararın iptali istemi ile açılan davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açılması nedeniyle reddine karar verilmelidir. <br>Davalı şirketin 08/11/2022 tarihli genel kurulunda alınan ... nolu karar yönünden yapılan değerlendirme:<br>Genel kurula katılan pay sahibinin karara karşı iptal davası açabilmesi için ayrıca karara karşı olumsuz oy kullanması ve muhalefet şerhini toplantı tutanağına işletmesi gerekmektedir.<br>Doktrinde ağırlıklı olarak bu iki şartın birlikte mevcut olması gerektiği ifade edilmekte olup (Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 180), yargı kararlarında bu iki şart dava şartı olarak değerlendirilmektedir.Huzurdaki davada, dosyaya mübrez 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantı tutanağından, Davacı'nın iptali talep edilen genel kurul kararı hakkında olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini tutanağa işlettiği görülmektedir. Bu sebeple, 08.11.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı bakımından iptali talep edilen (...) nolu genel kurul kararı bakımından dava şartının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.<br>Somut uyuşmazlığa konu 08/11/2022 tarihli genel kurulunda ... nolu gündem maddesi ile şirket esas sözleşmesinin bazı maddelerinin değiştirilmesine karar verilmiştir.<br>TTK.m.452 hükmü \"Genel kurul, aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde, kanunda öngörülen şartlara uyarak, esas sözleşmenin bütün hükümlerini değiştirebilir; müktesep ve vazgeçilmez haklar saklıdır.” şeklinde olup incelenecek kararların butlan yokluk veya iptal edilebilirliği de bu madde gözönünde bulundurulmalıdır.<br>1. Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesi<br><br>Davacı vekili, “Davalı şirket esas sözleşmesinin *Pay Senetlerinin Devri' başlıklı 8. Maddesine aykırı olarak, şirket ortaklarının kendi içerisinde ve/veya dışarıya hisse devrinde hissedarlara ve somut olayda davacıya rüçhan hakkı kullandırılmadığını, maddenin eski şekline göre müvekkilinin ve şirket içi hissedarların, dışarıdan 3. şahıs hissedara satışlar bakımından rüçhan hakkı var iken; müvekkili bu satılan hisselere ilişkin olarak rüçhan hakkını kullanabilecek iken mevcut hali ile; hisse devrinin şirket yönetim kurulunun muvafakatına bağlı hale getirilmesinin, yani diğer hissedar hakim ortak ...'in inisiyatifine verilmesinin, mülkiyet hakkının özüne, ana sözleşmeye, TTK'nın amir hükümlerine aykırı hale geldiğini” iddia etmektedir.<br>Esas sözleşmenin 8. maddesinin eski şeklinin “Hisse senetlerinin devri ancak yönetim kurulunun muvafakati ile yapılabilir. Sahibi olduğu hisse senetlerini devretmek isteyen hissedar öncelikle kendi grubunda hissedar olan kişilere satabilir. Kendi grubundaki diğer hissedarların hisseleri oranında rüçhan hakları vardır. Kendi grubundaki diğer hissedarlara hisse satışı yönetim kurulunun izniyle gerçekleşir. Mevcut kendi grubundaki hissedarlardan alıcı çıkmaz veya rüçhan haklarını kullanan olmazsa hisse sahibi hisselerini diğer hisse grubu şahıslara da satabilir. Hissenin diğer hisse grubu şahıslara satışı da yönetim kurulunun izniyle gerçekleşir. Mevcut diğer hisse grubu hissedarlarından da alıcı çıkmaz veya rüçhan haklarını kullanan olmazsa veya yönetim kurulu hissesinin devir talebine bir ay içerisinde cevap verilmezse, hisse sahibi hissesini, şirket ortağı olmayan üçüncü şahıslara da satabilir. Hissenin üçüncü şahıslara satışı da yönetim kurulunun izni ile gerçekleşir. Hisse senetlerinin devir ve  ferağının kendi grubu haricindeki, diğer gruplar ve 3. şahıslar açısından hüküm ifade etmesi, devir keyfiyetinin şirket yönetim kurulunca tasdik edilmesi ve ortaklar pay defterine kaydedilmiş olması şartına bağlıdır. Hissedarlardan herhangi birinin sahibi olduğu şirket  hissesini diğer grup ve üçüncü kişilere devir edebilmesi için hissedarların A,B,C,D gruplarından herhangi üçünün olumlu karar alması gerekir” şeklinde kaleme alındığı görülmekte olup, söz konusu maddede düzenlenen hak rüçhan hakkı değil, kanunda düzenlenmemiş olan öncelik hakkıdır. Bu iki hak pek çok noktada birbirinden ayrılmaktadır. Örneğin, rüçhan hakkı kanundan, öncelik hakkı ise ise sözleşmeden doğmaktadır. Rüçhan hakkı yalnızca şirkete karşı ileri sürülebilen nispi bir hak iken, öncelik hakkı yalnızca sözleşenleri arasında ileri sürülebilen nispi bir haktır.<br>Öncelik hakkı (Vorhandsrecht) aracılığıyla, paylarını devretmek isteyen pay sahibi payları devretme hakkından mahrum olmamakla birlikte ortaklığa diğer pay sahiplerinin istemediği kişilerin girişi önlenerek, pay sahipleri çevresi bileşiminin korunması sağlanmaktadır Öncelik sözleşmesinde, taraflardan biri, ileride kurulacak sözleşmede önceliği karşı tarafa vereceğini taahhüt etmektedir.<br>Öncelik hakkının değişik türleri mevcuttur. Buna göre, hakkın kullanılmasına yol açan olguya göre öncelik hakkı; yükümlünün üçüncü kişilerle malın devrine ilişkin bir görüşme yapmadığı, salt malını devretme arzusu taşıdığı dönem için öngörülebileceği gibi (right of first offer), hakka konu edilen mala üçüncü kişilerden bir teklif gelmesi koşuluna bağlı olarak da tanınabilir(right of first refusal). Öte yandan hakkın içeriğine göre öncelik hakkı; teklifte öncelik, icapta öncelik, kabulde öncelik ve yenilik doğurucu hakla iktisapta öncelik hakkı şeklinde türlere ayrılmaktadır.  Öncelik hakkında devralma mekanizması, üçüncü kişi ile somut bir devir sözleşmesinin kurulması ile değil,yükümlünün payları devretme niyeti ile tetiklenir ki ön alım hakkından temel fark bu noktadadır .<br>Öncelik hakkı sözleşmeden doğan nispi etkili bir haktır . Gerçekten de esas sözleşme ile belli pay sahipleri lehine öncelik hakkının korporatif etki doğuracak şekilde tanınması mümkün olmadığından, öncelik hakkı şirketsel (korporatif) değil, yalnızca borçlar hukuku anlamında sözleşmesel bir nitelik taşır.<br>Görüldüğü üzere esas sözleşme ile belli pay sahipleri lehine öncelik hakkı maddi/gerçek etki doğuracak şekilde, tanınamayacağından, öncelik hakkı tanıyan esas sözleşme hükmü sicile tescil ve ilan edilmiş olsa dahi, şirketi bağlamaz ve üçüncü kişilere karşı veya üçüncü kişilerce ileri sürülemez.Bunun gerekçesi, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği ilkesi (TTK m.490) ile bu ilkenin istisnasıdır (TTK m. 493). Gerçekten de TTK m. 493 hükmünde belirtilenler dışında başka bir yolla veya nedenle devrin sınırlandırılması, dolayısıyla esas sözleşme ile belli pay sahipleri lehine öncelik hakkının gerçek/ maddi etki doğuracak şekilde tanınması mümkün değildir . Dolayısıyla öncelik hakkına riayet edilmeden payını üçüncü bir kişiye devreden pay sahibi, öncelik hakkı sahibine tazminat ödemek zorunda kalmaktadır.<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Davalı Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin eski şeklinde yer alan hakkın öncelik hakkı niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır.<br>Öncelik hakkı “imtiyaz” değildir. Kaldı ki Davalı Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin eski şeklinde yer alan hak TTK m. 478 anlamında “imtiyaz” niteliğinde olsaydı dahi esas sözleşme değişikliği yoluyla ortadan kaldırılabilirdi. Şüphesiz söz konusu esas sözleşme değişikliği kararı imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte sayılacak, dolayısıyla TTK m. 454/1 uyarınca esas sözleşme değişikliği kararı, anılan pay sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda alacakları bir kararla onanmadıkça uygulanamayacaktı.<br>Öncelik hakkı “esas sözleşmesel bağlam” da değildir. Kaldı ki Davalı Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin eski şeklinde yer alan hak TTK m. 492/1 anlamında “esas sözleşmesel bağlam” niteliğinde olsaydı dahi esas sözleşme değişikliği yoluyla ortadan kaldırılabilirdi. Şüphesiz  bağlamın kaldırılması için TTK m. 421/1 hükmündeki özel(ağırlaştırılmış) nisaba uyulması gerekecekti. Ancak esas sözleşmesel bağlamın kaldırılması için bu koşul dışında bir koşul bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere pay sahiplerine, esas sözleşmesel bağlamın devamına ilişkin bir hak tanınmamıştır. Zira anonim şirketin temel yapısı, pay devrinin sınırlandırılmasına değil, aksine serbest pay devri sistemine uygundur.<br>Öncelik hakkının “esas sözleşmesel müktesep hak” niteliğinde olup olmadığına gelince; Yargıtay, ön alım hakkı ile ilgili verdiği bir kararda, “Davalı şirket anasözleşmesinin 10.maddesinde öngörülen ve pay devri halinde diğer ortakların önalım hakkı bulunduğuna ilişkin hüküm; T.T.K.nun 385/2. maddesinde tanımlanan ve örnekleri sayılan kazanılmış (müktesep) hak niteliğinde değildir. Sözleşmenin anılan hükmünün yakın akrabalar yönünden değiştirilmesinin, ortak çıkarlara zarar verdiği öne sürülemeyeceği gibi; hakkın kötüye kullanılması ya da objektif iyiniyet- dürüstlük kurallarına aykırılığı da söz konusu edilemez. Anonim ortaklık sözleşmesinin hangi hükümlerinin değiştirilebileceği sorunu; o hükmün niteliğine, onunla güdülen amaç ve korunan çıkara  göre çözümlenmelidir. Ayrıca, bu konuda Ticaret Yasasının 381. ve Medeni Yasanın 2. Maddelerinde öngörülen objektif iyiniyet ve dürüstlük kuralları da gözetilmelidir. Bilimsel öğretinin yaklaşımı da bu doğrultudadır. Dava konusu  değişikliğin, objektif ölçü ve nedenlere dayalı olduğu ve haklı nitelik taşıdığı da açıktır.” şeklinde <br>Yukarıdaki açıklamalarışığında, Davalı Şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin eski şeklinde yer alan “öncelik hakkı” TTK m. 421/1 hükmündeki nisaba uymak suretiyle ortadan aldırılabilir. Dolayısıyla bahse konu esas sözleşme değişikliğinde kanuna aykırı bir yön  bulunmamaktadır.<br>2. Şirket esas sözleşmesinin 12. maddesi<br>Davacı vekili, Davalı Şirket esas sözleşmesinin 12. maddesinin eski şeklinde her hisse grubunun bir oy hakkı varken; yeni şeklinde ise bu gruplar ve pay haklarının by pas edilmiş olduğunu ve müvekkili bakımından sermayesini koruyamaz bir düzenleme getirildiğini, hakim ortağın haksız, kötü niyetli oylaması ve baskınlığı ile müvekkilinin acze düşürüldüğünü, bunun ise şirket sermaye yapısını koruyucu amir hükümlere, azınlık hissedarları koruyucu amir nitelikteki TTK hükümlerine ve daha da önemlisi Anayasa ile korunan temel insan hakkı olan mülkiyet hakkının özüne dokunucu hukuka aykırı ve haksız bir düzenleme olduğunu iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 12. maddesinin “Her hisse grubunun (A,B,C,D Hisse grupları) bir oy hakkı vardır. Toplamda genel kurulda dört oy vardır. Her grup oy hakkının kullanılması için kendi içinden pay sahibi olan bir vekili oy çokluğu ile seçerek tevdi edecektir. Her hisse, sahibine kendi grubu içerisinde bir oy hakkı verir. Bu oy hakkı o senede zilyet bulunan kimse tarafından kullanılır. Hamiline yazılı bir hisse senedinden doğan oy hakkı o grubun içinden genel kurul vekili ve idari meclis üyesinin seçimi için kullanılır” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Maddenin yeni şeklinde kanuna,esas sözleşmeye ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı ve TTK m.421/1 hükümndeki nisaba uygun olarak değiştirildiğinden bu maddeye ilişkin iptal talebinin reddi gerekmektedir.<br>3. Şirket esas sözleşmesinin 13. maddesi<br>Davacı vekili, eski hali ile A,B,C ve D grubunu öngörerek, kendi içerisinde hissedarları ve hisse gruplarını önceleyen bir emniyet ve güvenlik mekanizması öngörülmüşken; yeni halinde ise toplantı ve karar nisabında TTK'nın genel hükümlerine atıf yapmak suretiyle; hissedarların şirket ana sözleşmesi ile belirledikleri; hisse gruplarının ve haliyle azınlık hissedarların haklarını teminat altına alan emniyet ve kontrol mekanizmasını ortadan kaldırarak, şirket kuruluş ana felsefesi ve hisse ve sermaye yapısını koruyan hükümlere aykırılık teşkil ettiğini iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 13. maddesinin “Genel kurulun toplanması için gereken oy nisabı şirket esas sermayesini oluşturan A,B,C,D gruplarından herhangi üçünü (3) temsil eden hissedarların genel kurulda bulunmasıyla mümkündür. Genel kurulun karar nisabı da esas sermayesini oluşturan A,B.C,D gruplarından herhangi üçünü (3) temsil eden hissedarların aynı yönde karar almalarıyla mümkündür” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Yukarıda belirtildiği üzere, TTK m. 452 hükmü uyarınca “Genel kurul, aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde, kanunda öngörülen şartlara uyarak, esas sözleşmenin bütün hükümlerini değiştirebilir; müktesep ve vazgeçilmez haklar saklıdır.” Görüldüğü üzere kural olarak esas sözleşmenin tüm hükümleri değiştirilebilir. Burada cevaplanması gereken husus, esas sözleşmede yer alan ağırlaştırılmış yetersayı hükümlerinin vazgeçilmez ya da müktesep hak niteliğini haiz olup olmadığıdır. Hemen belirtmek gerekir ki esas sözleşmede yer alan ağırlaştırılmış yetersayı hükümlerinin vazgeçilmez hak niteliğinde olduğunu savunmak mümkün değildir. <br>Doktrinde bir görüş , esas sözleşme ile nisapların ağırlaştırıldığı durumlarda bir (olumsuz) azlık hakkından bahsetmekte, bir diğer görüş bunun teknik anlamda bir azınlık hakkı niteliği  taşımadığı, bu hâlin yeter sayıları ilgilendiren bir sorun olduğunu, bir diğer görüş ise esas sözleşmedeki ağırlaştırılmış yeter sayı hükümlerinin pay sahiplerine esas sözleşmesel bir müktesep hak bahşettiği yönündedir. Ancak bu konuda hangi görüş kabul edilirse edilsin, esas sözleşmedeki yeter sayıların hafifletilmesi yönündeki bir değişiklik ancak ilgili esas sözleşme hükmünde belirtilen çoğunlukta olumlu oyla yapılabilir. Örneğin kanuna göre mutlak çoğunlukla alınabilen bir karar, esas sözleşme ile %80 sermaye çoğunluğuna tabi kılınmışsa, bu nisabın daha aşağıdaki bir orana çekilmesine yönelik esas sözleşme değişikliği önerisinin olumlu bir karara bağlanabilmesi için sermayenin en az %80'ini temsil eden pay sahiplerinin teklife kabul oyu vermeleri gerekir. Nitekim yerleşik Yargıtay kararları da bu yöndedir. Bu meyanda örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.10.2015 tarih, E. 2014/13505, K. 2015/10256 sayılı kararı<br>“Dairemizin yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere anasözleşmede ağırlaştırılmış bir nisabın öngörüldüğü hallerde anasözleşmenin ilgili hükmünün değiştirilmesi mümkündür,ancak bu değişiklik için de en az anasözleşme hükmünde öngörülen ağırlaştırılmış nisapta sermayeyi temsil eden çoğunluğun olumlu oyunun aranması gerekmektedir. Başka bir deyişle anasözleşmenin ağırlaştırılmış nisap öngören hükmü ancak yine o hükümde gösterilen nisaplara uyularak değiştirilebilir..” Somut uyuşmazlıkta Davalı Şirket esas sözleşmesinin 13. maddesiyle ilgili değişikliğin, ilgili esas sözleşme hükmünde belirtilen çoğunlukta olumlu oyla  yapıldığı, dolayısıyla söz konusu değişiklikte kanuna aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından bu yöne ilişkin iptal talebinin reddine karar verilmelidir.<br>4. Şirket esas sözleşmesinin 16. maddesi<br>Davacı vekili, maddenin eski şekline göre, her grup kendi içerisinde çoğunluk kararı alarak kendi içerisinden birini yönetim kuruluna atayabilecekken; yeni hali ile, “her grup üyenin kendisi veya önereceği birisi yönetim kurulu üyesi olarak atanacaktır” denmek suretiyle, aile şirketi olan davalı şirket yönetim kuruluna, dışarıdan bir üyenin de atanabilmesinin önü açılmakla, azınlık hakları ve dolayısıyla müvekkilinin haklarının, dışarıdan atanacak yönetim kurulu üyesi suretiyle korunmasını güçleştirecek, şirket ana sözleşmesi ile belirlenen temel prensiplerden sapma teşkil ederek, bu gibi işlemler ile müvekkilinin haklarının korunmasız kalmış olacağını iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 16. maddesinin “Şirketin işleri ve idaresi 4 (dört) kişiden oluşan yönetim kurulu tarafından yürütülecektir. Yönetim kurulunun 4 (dört) üyesinden 1(bir)'i A Grubu, 1 (bir)'i B Grubu, 1 (bir)'i C Grubu ve | (bir)'i D Grubu paydaştan oluşmaktadır. Her grup kendi içinde çoğunluk kararı alarak kendi grubu içinde hissedar olan birini yönetim kurulu üyesi olarak atayacaktır” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Maddenin yeni şeklinde “her grup üyenin kendisi veya önereceği birisi yönetim kurulu üyesi olarak atanacaktır” denilmiş olmasının kanuna aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından bu maddeye ilişkin iptal talebi reddedilmelidir.5. Şirket esas sözleşmesinin 23. maddesi<br>Davacı vekili, maddenin eski şekline göre yine yönetim kurulunu oluşturan A,B,C,D grubu hissedar yönetim kurulu üyelerinin ve dolayısıyla her bir hisse grubunun imza yetkisi bakımından katılımı ve yetkileri açıkça belirtilmiş ve dolayısıyla hisse gruplarının temsile katılması sağlanmış ve öncelenmiş iken; yeni şeklinde ise A grubuna münferiden ve/veya diğer gruplar ile üstün ve kabul edilemez yetkiler verildiğini, bunun şirket sermaye yapısını koruyan,azınlık haklarını koruyan TTK'nın amir hükümlerine, dürüstlük ve iyi niyet kuralına aykırılık teşkil eden, azınlık hak ve hisse sahibi müvekkilinin haklarını koruyabilmesini imkansız hale getiren bir düzenleme olmakla batıl ve iptale tabi bir karar olduğunu, üstelik müvekkiline ait B grubu hisseler dışındaki hisselerin sahibi ve/veya fiili olarak tek yetkilisi olan hakim ortak ...'in, kendi hissesi ve hakim olduğu hisse grubu bakımından mutlak yetkiyi,müvekkilinin grubu bakımından ise kendisine bağlı yetkiyi içermekle; eşitlik prensibi ve sermayenin korunması ilkelerine aykırı bir düzenleme olup, temel hukuk prensiplerine de aykırı olduğunu iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 23. maddesinin “Şirketin yönetimi ve dışarıya karşı temsili yönetim kuruluna aittir. Şirket tarafından verilecek bütün vesikaların ve yapılacak mukavelelerin geçerli olabilmesi için şirket kaşesi veya resmi unvanı altına konulmuş şirketin 4 kişiden oluşan yönetim kurulu üyelerini oluşturan A,B,C,D gruplarından herhangi üçünün (3) müşterek imzasını taşıması gereklidir. Ayrıca şirketi temsil ve ilzama yetkili olanlar ve 'kilerinin sınırı, umumi meclisince tespit edilip, usulen tescil ve ilan olunur. Yönetim kurulu, idare ve temsil işlerini üyeleri arasında taksim edebileceği gibi, temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını, yönetim kurulu üyeleri olan murahhas aza veya azalara, hissedar olmayan genel müdüre, yardımcılarına ve müdürlere veya uygun göreceği diğer görevlilere bırakabilir, imzaya yetkili olanlar ve dereceleri ile şirketi ne şekilde temsil edecekleri yönetim kurulu kararı ile tespit edilerek tescil ve ilan olunur.” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Maddenin yeni şeklinde kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Zira Davalı Şirket'im temsil ve ilzama yetkili kişilerin kim/kimler olacağını (çoğunluk ilkesi uyarınca) pay sahipleri kararlaştırabilir.<br>.... Şirket esas sözleşmesinin 30. maddesi<br>Davacı vekili, maddenin eski şeklinin, hisse grupları göz önüne alınarak, “hisse gruplarından A.B.C.D gruplarından herhangi 3'ünün oyu ile bu hususta karar alınır” şeklinde düzenlenmişken; yeni şeklinde TTK'nın ilgili hükümlerine atıf yapılmasının hisse gruplarının ve dolayısıyla müvekkiline ait B grubu azınlık hisselerin korunması bakımından aleyhe ve kötü niyetli bir düzenleme olduğunu iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 30. maddesinin “Herhangi bir nedenle şirketin fesih ve tasfiyesi gerektiğinde genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılarak ve şirketin esas sermayesini oluşturan A,B,C.D gruplarından herhangi üçünü temsil eden grupların oyuyla bu hususta bir karar alınır. Fesih kararından sonra izlenecek merasim ve yöntem TTK imlerine tabidir.” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Bu konuda yukarıda Şirket esas sözleşmesinin 13. maddesine ilişkin açıklamalara yapılması yeterli olup somut uyuşmazlıkta Davalı Şirket esas sözleşmesinin 30. maddesiyle ilgili değişikliğin, ilgili esas sözleşme hükmünde belirtilen çoğunlukta olumlu oyla  yapıldığı, dolayısıyla söz konusu değişiklikte kanuna aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından bu yöne ilişkin iptal talebinin reddine karar verilmelidir. <br>7. Şirket esas sözleşmesinin 33. maddesi<br>Davacı vekili, maddenin eski şekli ile hisse grupları göz önüne alınarak; genel kurulun toplantı nisabı göz önüne alınarak, hisse gruplarından A.B.C.D gruplarından herhangi 3'ünün genel kurulda bulunması ve aynı yönde olumlu oyu ile bu hususta karar alınır şeklinde düzenlenmişken; yeni şeklinde TTK'nın ilgili hükümlerine atıf yapılmasının yine hisse gruplarının ve dolayısıyla müvekkiline ait B grubu azınlık hisselerin korunması bakımından aleyhe ve kötü niyetli bir düzenleme olarak butlana tabi olduğunu, gerçekten de diğer A,C ve D grubu hisseleri elinde toplayan ve ekonomik olarak da güçlü ortak olan ...'in; sermaye artırımı ve fesih dahil her türlü hukuki argümanı ve şirket ile ilgili tüm yetkileri elinde toplayarak; azınlık haklarını yok sayan hemen her kararı alabilecek olduğunu, örneğin; sermaye artırım kararı alarak müvekkilinin hisselerini deyim yerinde ise kuşa çevirebileceğini,istediği şirket değerleri üzerinde istediği şekilde hüküm ve tasarrufta bulunabileceğini, oysa tarafların şirket ana sözleşmesi ile kararlaştırdıkları temel ve esas iradelerinin asla bunu amaçlamamakta olduğunu iddia etmektedir.<br>Davalı Şirket esas sözleşmesinin 33. maddesinin “Bu husustaki değişiklikler usulüne uygun olarak tasdik ve ticaret siciline tescil edildikleri tarihten itibaren muteber olurlar. Genel kurulun toplanması için gereken nisap da yine şirket esas sermayesini oluşturan A,B,C,D gruplarından herhangi üçünü (3) temsil eden hissedarların genel kurulda bulunmasıyla mümkündür. Şirket esas sermayesinin arttırılması dahil olmak üzere şirket ana mukavelesinin herhangi bir hükmünün değiştirilebilmesi için genel kurulun esas sermayesini oluşturan A,B.C,D gruplarından herhangi üçünün aynı yönde karar almalarıyla mümkündür.” şeklinde kaleme alınmış olduğu görülmektedir.<br>Maddenin yeni şeklinde TTK'nın ilgili hükümlerine atıf yapılmasında kanuna aykırı bir yön bulunmadığı,kararın yeterli olumlu oy çoğunluğu ile alındığı anlaşıldığından bu yöne ilişkin iptal talebinin reddine karar verilmelidir.<br>Davacı vekilinin sair iddiaları<br>Her ne kadar Davacı vekili, ...'in hakim ortak konumunu kullanarak müvekkilinin haklarını eriten tasarrufi işlemler yaptığını, Esenyurt ve Eyüpsultan Tapu Sicil Müdürlüğünde şirket adına kayıtlı bu günkü piyasa değeri yaklaşık 370.000.000 TL olan gayrimenkulleri neredeyse 1/10 değerinde göstererek sattığını; bu satışların bir kısmını da kendi oğullarına yapmak suretiyle şirketin içerisini önemli ölçüde boşalttığını iddia etmek etmekteyse de söz konusu iddialar huzurdaki davanın konusu olmayıp (şüphesiz şartları varsa) ancak sorumluluk davasına konu edilebilir.<br>Keza her ne kadar Davacı vekili, ...'in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu (dava dışı) ... Holding A.Ş. tarafından Davalı Şirket aleyhine 43.864.823,00 TL tutarında icra takibi başlatıldığını, ve Davalı Şirket'in sahip olduğu tüm taşınmazlara ihtiyati haciz konulmasının talep edildiğini, ...'in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu ... Holding A.Ş. tarafından başlatılan icra takibinin hangi işlemden kaynaklanan alacağa dayandığı belirli olmadığı gibi, ... Holding A.Ş. ile Davalı Şirket arasında bu büyüklükte bir alacak verecek ilişkisinin oluşmasına yol açabilecek bir hukuki ilişkinin de mevcut olmadığını,söz konusu icra takibinin,...'in davalı şirket kaynaklarını  kendi lehine kullanmasından başka bir anlam taşımadığını iddia etmekteyse de söz konusu iddialar da huzurdaki davanın konusu olmayıp (şüphesiz şartları varsa) ancak sorumluluk davasına konu edilebileceği anlaşıldığından,davacı vekilinin davalı şirketin 08/11/2022 tarihli genel kurulda ... nolu gündem maddesi ile alınan ve esas sözleşmenin bazı maddelerinin değiştirilmesini öngören maddenin yokluk veya butlan olmadığı taktirde iptal istemi ile açtığı davanın da esastan reddine  karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.<br><br>HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacının, davalı şirketin 21/07/2022 tarihli genel kurulunda gündemin .... Maddesi ile alınan karar bakımından yokluk veya butlan sebebi bu7lunmadğı anlaşıldığından ve davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı belirlendiğinden davacının anılan genel kurulda alınan ... nolu kararın iptali istemi ile açtığı davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmaması nedeniyle REDDİNE , <br>2- Davacının, davalı şirketin 08/11/2022 tarihli genel kurulunda gündemin .... Maddesi ile alınan karar bakımından yokluk veya butlan yahut iptal sebepleri bulunmadığı anlaşıldığından davacının anılan genel kurulda alınan ... nolu kararın iptali istemi ile açtığı davanın esastan REDDİNE ,<br>3-Alınması gereken 427,60.-TL karar ve ilam harcının peşin yatırılan 80,70 TL  harçtan mahsubu ile bakiye  346,90 TL harcın davacıdan alınarak hazineye İRAT KAYDINA,<br>4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, <br>5-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan  AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile  davalı  VERİLMESİNE, <br>...-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafından peşin olarak yatırılan 550,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde  davacıya İADESİNE,<br>5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve ... tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve ... sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun  341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile  kararın tebliğinden itibaren iki hafta  içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye  vereceği cevap dilekçesi ile  iki hafta  içerisinde  İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekillerinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda oybirliği ile  verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.<br>11/01/2024<br><br><br><br>Başkan ...<br> ☪e-imzalıdır.☪ <br>Üye ...<br> ☪e-imzalıdır.☪ <br>Üye ...<br> ☪e-imzalıdır.☪ <br>Katip ...<br>☪e-imzalıdır.☪  <br> <br>İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR.\"  <br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ac24a80f1ec9a7fb","SID":"e23c78b8f4ebba72"}}