{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/524 Esas<br>KARAR NO: 2024/581<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 23/02/2021<br>NUMARASI: 2018/510 E - 2021/44 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/03/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ev bakım, temizlik kağıtları ve hijyen kategorisi olmak üzere hızlı tüketim sektöründe faaliyet gösterdiğini, 1997 yılından bu yana Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli \"...\" ibareli markaları bulunduğunu, \"...\" ibaresini 2007 yılında ... sayılı ile tanınmış marka olarak tescil ettirdiğini, \"...\" ibaresiyle biten seri markalarının bulunduğunu, davalıya ait \"...\" markasının, müvekkili adına tescilli ve tanınmış \"...\" markası ile gerek görsel, gerekse işitsel olarak ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, davaya konu markanın müvekkiline ait \"...\" esas unsurlu markalar ile aynı mal ve hizmet sınıfında tescilli olmasının tüketiciler nezdinde iltibas yaratacağını, davalının \"...\" ibaresinin iyi yararlı, \"...\" ibaresinin ise düzeltmek anlamına geldiğini belirterek markayı bölmesinin ve bu doğrultuda değerlendirme yapmasının doğru olmadığını, zira tüketicilerin markayı Türkçe’de hiçbir anlam ifade etmeyecek \"...\" şeklinde bir bütün olarak algılayacaklarını, dava konusu markalar arasında iki harf farklılığının mevcut olduğunu, her iki markanın da ikinci harfi olan “O” ibaresinin fonetik vurguyu üzerinde topladığını ve her iki markanın da \"...\" ibaresiyle bittiğini, bu durumun markaların ağızdan çıktığı anda karıştırılmasına sebebiyet vereceğini, tüketicilerin şekil unsurundan ziyade kelime unsuruna odaklanacaklarını ve markaların birebir aynı ve ilintili sınıflarda tescilli olmasının markaların halk tarafından karıştırılması sonucunu doğuracağını ve davalı markası ile müvekkiline ait markalı ürünlerin aynı/benzer yerlerde satılmasının orta düzeydeki tüketici nezdinde markaların karıştırılmasına neden olacağını, davalı adına ... sayı ile tescilli markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; \"...\" markası için 14.06.2013 tarihinde başvuruda bulunulduğunu, bu tarihten itibaren müvekkiline ait markanın koruma altında bulunduğunu, söz konusu markanın 24.07.2014 tarihinde sicile tescil edildiğini, dolayısıyla 5 yıllık süre içerisinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, davacının kötüye niyete yönelik iddiasının gerçek dışı olduğunu, ... markasının tescili esnasında herhangi bir itiraz bulunmadığını, kullanımının usulüne uygun olduğunu, müvekkilinin ... markası ile yıllardır yurt dışı pazarında ihracat yaptığını, yurt içinde satışın söz konusu olmadığını, müvekkilinin sadece bebek bezi değil ayrıca ıslak mendil ve medikal ürünler de ihraç ettiğini, bu kapsamda kendi nam ve ürünleri ile dünya çapında tanınmaya başladığını, ... ibaresinin Türkçe karşılığının iyi, yararlı olan \"...\" kelimesi ile düzeltmek, onarmak anlamına gelen \"...\" ibaresinden oluştuğunu, yine müvekkiline ait ... ibareli tescilli başka markası da bulunduğunu, Kurum nezdinde içerisinde ... ibaresi geçen aynı sınıf ve aynı ürünler için tescil edilmiş onlarca marka bulunduğunu, bu nedenle davalının ... ibaresi üzerinde tekel hakkı bulunmadığı gibi, ibarenin kullanımının yalnızca kendi markasını çağrıştırdığı iddiasının isabetsiz olduğunu, ... markasında yer alan ibarelerin bir bütün olarak göz önüne alınması halinde davacı markaları ile görsel veya işitsel benzerlik bulunmadığını, davacının markalarında yer alan şekil unsurunun esaslı unsur olduğunu, oysa müvekkilinin markasının kelimeden oluştuğunu, davacının iddialarının aksine marka kullanımının herhangi bir benzerliğe ve karışıklığa yol açmasının mümkün olmadığını, söz konusu ticari alanın hedef aldığı tüketicilerin anneler olması ve annelerin markalara göre tercihte bulunabilmesi nedeniyle tüketicilerin bilinçli olduğunu, davacının müvekkiline ait ... markasına itiraz ettiğini ve bu itirazın yerinde görülmeyerek reddedildiğini, müvekkili şirkete ait marka ile davacının markası karşılaştırıldığında logo, ambalaj, paketleme ve içerik itibarıyla herhangi bir benzerliğin bulunmadığını, müvekkili şirketin 2014 yılından bu yana markasını kullanarak meşhur ve maruf hale getirdiğini ve davacının markasının tanınmış olduğundan bahsetmesinin tek başına yeterli olmadığını, bu iddiasını ispatla mükellef olduğunu, bir markanın birden çok ülkede tescilli olmasının o markanın tanınmış marka olduğu anlamına gelmeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; \"Davacının davasının reddine, \" karar verilmiştir.  İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu markalar ... ve ... arasında yalnızca iki harf farklılığının bulunduğunu, her iki marka da iki heceden oluşan ve ilk hecelerindeki sesli harfi aynı,ikinci heceleri ise birebir aynı olan markalar olduğunu, iki markanın da ilk hecesindeki sesli harfi olan “O” fonetik vurguyu üzerinde toplamakta ve her iki marka da ... ibaresi ile bitmekte olduğunu, bu durumun, markaların daha ağızdan çıktıkları anda karıştırılmasına sebebiyet verecek nitelikte görüldüğünü, müvekkilin markalarının tanınmışlığı nedeniyle de müvekkil markasının bıraktığı hatıra ile sunulan mala yönelen tüketicinin, markaları karıştırmasının kaçınılmaz olacağını, markaların gerek fonetik gerekse görsel olarak ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve tüketici tarafından karıştırılacağını, karıştırılma ihtimalinin varlığı için, tüketicinin iki marka arasında herhangi bir şekilde bağlantı kuruyor olmasının  yeterli kabul edildiğini, Diğer yandan, davalı şirkete ait hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ettikleri “...” markasının  05. Sınıfta yer alan mallar için tescil ettirildiğini, müvekkil şirketin “...” esas unsurlu markalarının da 05. Sınıfta yer alan malları kapsamakta olduğunu, bilirkişi raporunda da markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu açıkça belirtildiğini , aksi yöndeki kararın  hukuka aykırı olduğunu, markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer ve aynı mal ve hizmet sınıfları için tescilli olduğunu  hükümsüzlük koşullarının bulunduğunu  yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne ... numara ile tescilli “...” markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İstinafa Cevap: Davalı vekili  istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır. Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava,  \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir. Davacı vekili,  davalıya ait \"...\" markasının, davacı  adına tescilli ve tanınmış \"...\" markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu,  aynı mal ve hizmet sınıfında tescilli olmasının tüketiciler nezdinde iltibas yaratacağını beyanla eldeki davayı açmıştır.  Davalı vekili ise,  markanın 24.07.2014 tarihinde sicile tescil edildiğini,5 yıllık süre içerisinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, içerisinde ... ibaresi geçen aynı sınıf ve aynı ürünler için tescil edilmiş onlarca marka bulunduğunu,  ... markası bütün olarak göz önüne alındığında davacı markaları ile benzerlik bulunmadığını savunmuştur. ... sayılı \"...\" ibareli markanın, 05. Sınıfta 14/06/2013 tarihinden itibaren davalı adına tescilli olduğu,  \"...\" esas unsurlu ilki 1997 tarihli olmak üzere  eski tarihli  birçok markanın ise davacı adına tescilli olduğu, davacıya ait ... sayılı  ... markasının 05. Sınıfta davalı markasının tescilli olduğu tüm emtialarda tescilli olduğu, davacı ... markasının 28.05.2008 tarihli ... no. ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğu  anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış, ibraz olunan  30/03/2020 havale tarihli bilirkişi raporunda;  davacının ... markasının (özellikle çocuk bezi emtiası yönünden) tanınmış marka olduğu, ... ibareli markaların 1997 yılından itibaren tescilli oldukları,  TPMK nezdinde ... no. ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğu (28.05.2008), davalı markasının koruma tarihi öncesine ait işbu raporda listelenen deliller dışında bir delil bilgi sunulmadığı,   hükümsüzlüğü ve sicilden terkini talep edilen ... tescil nolu ... lafzi markasının 24.07.2014 tarihinde tescil edildiğini, bu halde, davanın ikame edildiği tarihte markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre henüz dolmadığı , davacının ... markası, gerekse davalının ... markasının, tescilli olduğu 5. sınıf emtialar yönünden ayırt ediciliği haiz olduğunu, aynı sınıfta (aynı/aynı tür emtialarda) tescilli davalı markası, davacı markası gibi bir lafzi marka olup, yine davacı markası gibi kelimede ikinci hece olarak aynı işareti (...) ihtiva ettiğini, böyle olunca davalının ... tescil nolu ... markasının, davacının ... markalarından ayırt edilmeyi sağlayacak şekilde oluşturulmadığı, görsel ve işitsel benzerliğe sebep olduğu, taraf markaları arasında iltibasa sebep olacak bir benzerliğin bulunduğu, dava konusu 5. sınıf ürünlerin ortalama tüketici kitlesinin iki farklı marka karşısında bulunduğunu bilemeyebileceği ve markaların sahipleri arasında (işletme düzeyinde) ekonomik, ticari bir bağlantı bulunduğu izlenimine de kapılabileceği, olayda davacının markası aynı sınıfta (aynı/aynı tür emtialarda) tescilli olduğundan, esasen tanınmış marka olgusunun irdelenmesine gerek bulunmadığını, önceki markanın ayırt edicilik kapasitesi, bu bağlamda markanın güçlü hale gelmiş olması, hele de tanınmış marka statüsüne erişmiş olması, sonraki benzer markaların o marka ile iltibasa sebep olma ihtimalini o oranda artırabileceğini, markanın ayırt ediciliği, bilinirlik-tanınmışlık düzeyi karıştırılma ihtimalini aynı oranda artıran bir husus olarak değerlendirildiğini, ... markasının davalı markasından çok daha önceden beri tescilli ve kullanılmakta oluşu ve dosyaya tanınmış marka olduğunu ispat zımnında sunulan deliller (başka davalarda alınan bilirkişi raporları ve verilen yargı kararları, TPMK’nın tanınmış marka kararı) çerçevesinde Mahkemece davacı markasının güçlü bir marka olduğu, giderek tanınmış marka niteliğine kavuşmuş olduğu yönünde karar tesis ederse, bu durumun somut olayda var olan karıştırılma ihtimalini daha da güçlendireceği belirtmiştir.SMK'nın  25/1 maddesine göre ;  5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.Markalar arasında halk tarafından karıştırılma ihtimâlinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. Ancak  farklı mal ve hizmetlerde tescilli olmakla birlikte, SMK 6/5 maddesi hükmüne göre; tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.  Zira tanınmış niteliği haiz bir markanın farklı mal veya hizmetlerde kullanımı hâlinde, o markanın tüketicileri çoğu zaman tanınmış marka sahibinin faaliyet alanını genişlettiğine inanarak mal veya hizmet tercihlerini değiştirebilirler. Böyle bir durumda tanınmış marka ile işletme arasındaki bağ, marka hakkı sahibinin arzusu dışında zayıflayarak markanın itibarında  zedelenme  ya da ayırt edici karakterini kaybetme,  tescil ettirenin  haksız yarar sağlaması gibi  sonuçlar doğurabilmektedir. SMK 25/6 maddesine göre, Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.Dosya kapsamı, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davalı markasının 24.07.2014 tarihinde tescil edildiği , davanın açıldığı  tarihte markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre henüz dolmadığından sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu değildir. Davacının  markalarının asıl unsuru “...” ibaresidir. Davalı markasının asıl unsuru ise \"...\" ibaresidir.  Markaların benzerlik yönünden bir bütün halinde değerlendirilmesi esas olduğundan, markanın esas unsurunu oluşturan ibarenin hecelere ayrılarak  benzerlik karşılaştırması yapılması yerinde değildir. Davaya konu olan markaların bütün olarak  bakıldığında  görsel ve işitsel  olarak  benzer olduğu   markaların 05. Sınıfta aynı emtia grubunda tescilli olduğu, bu durumda  ürünleri  kullanan ortalama tüketiciler nezdinde işletmeler arasında  ekonomik, ticari bir bağlantı  kurma dahil ilişkilendirilme ihtimalini içerecek şekilde iltibas tehlikesi bulunduğunun kabulü gerektiği, diğer yandan, davacının “...” ibareli markasının sektörel  tanınmış marka niteliğinde olduğu  bu durumun mahkemece de kabul edildiği ve tanınmışlığın karıştırılma ihtimalini daha da güçlendireceği,  davalı markasının tescilli olduğu 05. Sınıfta  aynı ve benzer emtialar yönünden   tanınmışlıktan haksız yararlanmaya yol açacağının kabulü gerektiği, mahkemece davanın reddine dayanak gösterilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  2016/843 Esas 2017/3609 Karar sayılı ilamında, karıştırılma ihtimalinin tespitinde markaların başlangıç kısımlarının daha etkili olduğu belirtilmekle birlikte \" ...\" ibareli marka başvurusu ile  davacının itiraza mesnet ''... '' VE \"...'' ibareli markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek düzeyde benzerlik olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir. Yine 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/8411 -2021/6931 sayılı kararında da   “...” markası ile “...” markası arasında her iki taraf markalarının başlangıç ile sonuç kısımlarının aynı olduğu, markaların tescil kapsamlarının da aynı tür emtiaları kapsaması nedeniyle karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde benzerlik bulunduğuna, aynı şekilde  2017/4904 - 2019/1459 sayılı  kararda “...” ibaresi ile, 2010/5669 -2011/16432 sayılı kararda  \"...\" ibaresi ile “...” ibaresi arasında  ortalama tüketiciler nezdinde ilişkilendirilme ihtimalini içerecek şekilde iltibas tehlikesi bulunduğuna  hükmedilmiştir.Tüm bu nedenlerle taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin mevcut olduğu davanın reddi kararının dosya kapsamına ve hukuka  uygun olmadığı, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği  anlaşılmıştır. Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın kabulüne şeklinde karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf isteminin  KABULÜ ile,2-Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 23/02/2021 tarih, 2018/510 E., 2021/44 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-Davanın KABULÜNE,4-Davalı adına tescilli ... sayılı \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,-Kararın bir örneğinin TPMK'ya bildirilmesine , 5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile 368,3‬0 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 35,90 TL başvurma harcı, 35,90 peşin harç, 5,20 TL vekalet harcı, 2.000,00 TL bilirkişi ücreti, 200,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.241,69‬ TL'nin, davanın kabul edilmiş olması sebebiyle, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre marka hükümsüzlüğü yönünden 25.500,00 -TL davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;6/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,6/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 38,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 200,1‬0 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,6/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a Temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e16ba27fa61a2138","SID":"9a7013b64aea8163"}}