{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1564 <br>KARAR NO: 2024/208<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET  MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 29/04/2021<br>NUMARASI: 2019/320 Esas -  2021/360 Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Yönetim Kurulu Kararının Butlanı)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:14/02/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkillerinin ... A.Ş.'nin paydaşları olduğunu, müvekkili ... ıskat kararı öncesi şirketteki payının 146.331.972 paya isabet eden toplam itibari değerinin 1.463.320,00 TL olduğunu, ıskat sonrası payının ise 915.200 paya isabet eden toplam itibari değerinin 9.152,00 TL olduğunu, müvekkili ... ıskat kararı öncesi şirketteki payının 127,913 paya isabet eden toplam itibari değerinin 1.279,13 TL olduğunu, ıskat sonrası payının ise 800 paya isabet eden toplam itibari değerinin 8,00 TL olduğunu, müvekkili ... ıskat kararı öncesi şirketteki payının 127.913 paya isabet eden toplam itibari değerinin 1.279,13 TL olduğunu, ıskat sonrası payının ise 800 paya isabet eden toplam itibari değerinin 8,00 TL olduğunu, davalı şirketin 10.02.2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunda sermaye artırımına karar verilerek, davalı şirketin sermayesinin 10.650.000,00 TL'ye yükseltilmesine, arttırılan sermayenin %25'lik kısmının peşin ödenmesine karar verildiğini, müvekkillerinin de paylarına düşen % 25 'lik ödemeyi gerçekleştirdiklerini, davalı şirketin 19.02.2019 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında alınan karar uyarınca, 20.03.2019 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul toplantısının yapılmasına karar verildiğini, 20.03.2019 tarihli toplantıya davacılardan ... adına vekaleten Av. ... ve davacılardan ... ve  ... adına Av.... katıldığını, ıskata ilişkin Yönetim Kurulu Kararına ilişkin; 20.03.2019 Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında da belirttikleri üzere, müvekkillerine gönderildiği iddia edilen ıskat hükümlerinin uygulanacağına ilişkin Yönetim Kurulu Bildiriminin tebliğ edilmediğini, söz konusu bildirimin, yasa gereği yapılması gereken zorunlu bir bildirim olup, müvekkillerine yapılan tebligatlar usulsüz olduğundan, Yönetim Kurulu'nca alınan ıskat kararlarının da hükümsüz olduğunu, gerek içerik ve gerek dayanakları açısında usule aykırı olan ıskata ilişkin Yönetim Kurulu kararının butlanına ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini, ıskata ilişkin 14/02/2019 tarih ve 2019/4 sayılı Yönetim Kurulu Kararı'nın uygulamasının durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı şirket üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davacıların taleplerinin hukuki niteliği ve sebebinin izaha muhtaç olduğunu, davacı tarafın sunduğu delilerin hangi vakıayı kanıtladığını ve öne sürdükleri iddiaların hukuki dayanağının açıklamakla yükümlü olduğunu, davacı tarafların daha önce de Genel Kurul ve yönetim Kurulu kararlarının iptali ile ilgili davalar açtıklarının, yerel mahkemelerce reddedildiğini, davanın açılmasındaki hukuki yararın açıklanması gerektiğini, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacıların açmış olduğu iş bu davada müvekkili sigorta şirketi ve ortaklarına telafisi güç zararlar vereceğinden 1.000.000 TL teminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından sermaye artırım sürecinin sigorta mevzuatına ve TTK'ya, ilgili ikincil mevzuata ,şirket ana sözleşmesine ve teammüllere uygun şekilde yürütüldüğünü, davacı tarafın iddia ve taleplerinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Iskata dair Yönetim Kurulu Kararına kadar ki sürecin şu şekilde özetlenebileceğini; müvekkili şirketin 10.02.2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısında toplantıya katılan ortakların oy birliği ile sermaye artırım kararı aldığını, davacıların toplantı bildirimi yapılmış olmasına karşılık katılmadıklarını, 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde hiçbir ortak tarafından iptal davası açılmadığını ve ticaret sicilde tescil ve ilan edildiğini, davacı tarafların, karar sonucu pay sahiplerine TTK 461 uyarınca yapılan davete katılarak rüçhan hakkının kullanılacağının bildirildiğini, daha sonra yine Esas Sözleşmede belirlendiği üzere sermaye artırımında paylarına düşen tutarlarının %25'ini nakden ödeyerek kararın gereğinin yerine getirdiklerini, 10.02.2018 Genel kurulda alınan karar gereği esas sözleşmenin sermaye başlığı altında yapılan değişiklik ile sermayenin % 75 'lik kısmının ne zaman ödeneceğinin belirlenmesine ilişkin yetkinin Yönetim Kurulu'na bırakıldığını,  Yönetim Kurulu'nun Esas Sözleşmede ve TTK 481 md. çerçevesinde kendisine verilen yetki doğrultusunda ortaklara bakiye sermaye taahhütleri için ... nolu 16.11.2018 tarihli kararı ile ödeme çağrısı yaparak sermaye borçlarının 28.12.2018 tarihine kadar banka hesabına ödemeleri gerektiğinin şirket internet sitesinden duyurduğunu ve ticaret sicilde ilan edildiğini, Bu çağrı üzerine müvekkili ortaklarının çoğunluğunun anılan tarihten önce taahhütlerinin ifa ettiğini, davacı tarafların da içinde bulunduğu ve birlikte hareket eden bir kısım ortakların, bakiye sermaye borcunun yerine getirmemiş ve ek süre talebinde bulunduklarını, ek süre talebi Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek 21.12.2018 tarih ve 2018/34 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile ek getirilmezse ıskat hükümlerinin uygulanacağını hususunun pay sahiplerine bildirildiğini, ek süre verilmemesinin gerekçelerinin, sigorta mevzuatı gereğince bu tutarın gecikmesizin ödenmesi ve tamamlanması gereken Asgari ödenmiş sermaye tutarı olduğunu, sermaye artırım kararı neticesinde artırılan tutarın, şirket kaynaklarına en kısa zamanda intikali kaçınılmaz olup, şirketin mali ve sermaye yeterliliği bakımından zorunlu olduğunu, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 5 (3) maddesi ve ikincil mevzuatlar kapsamında acilen ulaşılması gereken asgari tutarının, Maliye Bakanlığı görüş ve onayı ile 10.583.392,00 TL olduğunu, sermaye yeterliliğine ilişkin, hesaplanan öz sermaye tutarının gerekli öz sermaye tutarının altına düştüğünü, sermaye yeterliliğinin karşılanmaması durumunda 5684 s. Sigortacılık Kanunu md.20 kapsamında yaptırımlar olduğunu, davacıların olumlu katkı vermek bir yana olumsuz yaklaşımlar sergilediklerini, ayrıca ortaklar arasında eşitsizlik kuralı gereği süre verilmediğini, Yönetim Kurulu tarafından bu taahhüt ihlalleri ve buna karşılık, finansal yılın sona ermesinin karşısında derhal toplanarak 31.12.2018 tarih ve 2018/35 sayılı Yönetim Kurulu kararı ile sermaye ödeme borcunun yerine getirmemiş pay sahipleri için 11.02.2019 tarihine kadar ek bir ödeme süresi verildiğini ve bu tarihe kadar ödeme yapılmaması halinde ıskat işleminin uygulanacağına karar verildiğini, pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektup gönderilmek ve şirketin kurumsal internet sitesinde yayınlanmak suretiyle bildirildiğini, davacı tarafların sermaye ödeme borcunun yerine getirmediğini, sermaye borcunun yerine getirmeyen pay sahipleri hakkında 14.02.2019 tarih ve 2019/4 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile ıskat kararının verildiğini, ıskat kararının pay sahiplerine iadeli taahhütlü olarak bildirildiğini, müvekkili şirket tarafından yürütülen tüm sürecin yasa ve mevzuat ile Yargıtay kararlarına uygun olduğunu, şirketin Yönetim Kurulu tarafından ıskat işlemi ve sonuçları hakkında bilgi vermek için yasal olarak böyle bir gereklilik olmamasına rağmen 20.03.2019 tarihinde Olağanüstü Genel kurul toplantısı yapma kararı aldığını, ıskat kararının alındığı Yönetim Kurulu Kararı da, 20.03.2019 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı Davetiyesi de davacı tarafların uzun zamandır müvekkili şirkette kayıtlı ve daha önceki işlemlerde kendilerine müteaddit defalar ulaşmış aynı adreslerine gönderildiğini, Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na davacıların vekillerinin katıldığını, toplantı tebligatının yanlış adrese ve usulsüz yapıldığına dair bir iddia da olmadığını, genel kurul toplantısı sona erdikten sonra, tutanağın yazımı ve kontroller sırasında davacı tarafların vekilleri söz alarak itirazları ve Genel Müdür cevabı ile davacı tarafların adreslerine tebliğ yapıldığına dair tebliğ zarflarının bakanlık temsilcisine teslim edildiğini, davacı tarafların şirket esas sözleşmesinde de yazan adreslerine gönderilen ve teslim edildiği hususunda PTT kaydına rağmen gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarını, davacıların TTK md 483 \"e göre verilmiş ek süreye ilişkin tebligatın kendilerine ulaşmadığını dair iddiasının kabul anlamına gelmemek ile birlikte, her halükarda 20.03.2019 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısına katılmak ile süreçten haberdar olduklarını, ancak yine de hiçbir şekilde sermaye borcu ödeme iradesi göstermediklerini, aksine genel kurul kararının iptalinin istenebileceği 3 aylık hak düşürücü sürenin 1 gün kala huzurdaki davayı ve Genel Kurulun iptali davası açtıklarını, tebligatların ellerine geçmediğinden öteye başka sav ortaya koyulmadığını, bildirerek, davanın usulden reddini, teminat gösterilmesine karar verilmesini, davanın maddi hukuka ilişkin şartının yokluğu nedeniyle esastan reddini, davacıların disiplin para cezasına mahkum edilmesini, yargılama ve vekalet giderlerinin davacılara yüklenmesini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...İadeli taahhütlü mektubun davacıların şirkette kayıtlı adreslerine gönderilmiş olması ve aynı adrese gönderilen 20/03/2019 tarihli genel kurul toplantısına vekilleri aracılığıyla katılmış olmaları nedeniyle bakiye sermaye borcunun ödenmesine ilişkin mektubun kendilerine ulaşmadığı yönündeki iddianın hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığı, ...'e gönderilen mektubun posta gönderi teslim içeriğinde teslim tarihi yazmasa 20/03/2019 tarihli genel kurulda teslim alma tarihinin 02/01/2019 olarak tutanağa geçmesi ve  ... vekili tarafından genel kurulda tebligatın usulsüz olduğu yönünde muhalefet şerhi konulmuş ise de teslim alma tarihine ilişkin muhalefet şerhi konulmamış olması nedeniyle teslim tarihinin 02/01/2019 olarak kabul edilmesi gerektiği, yine davacı ...  yönünden de mektubun gönderildiği adresin şirkette kayıtlı adresi olması nedeniyle mektubun eline ulaşmadığı iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığı, bu nedenlerle ıskat kararının usulüne uygun olduğu sonuç ve  vicdani kanaatine(Ay. m.138) varılarak davanın reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; karara esas taraflı bilirkişi raporunun usulüne ve bilirkişilik görev sınırlarına aykırı inceleme, hatalı tahliller ve eksiklikler sebebiyle yok hükmünde olduğunu, karara dayanak oluşturulan gerekçeler ve tespitlerin bütünüyle hatalı olduğunu, vekalet ücretlerine ilişkin hükümlerin usul ve Kanun'a aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin esas olarak incelemesi gereken tebligatların usulsüzlüğü hususuna dair tespitlerin bütünüyle eksik araştırma, hatalı ve taraflı yorum arz ettiğini, iddialarının ve talep dayanaklarının tartışma konusu yapılmadığını, eksik araştırma ile tanzim edilmiş olan bilirkişi raporlarına dayanarak verilmiş olan kararın bozulması gerektiğini, yerel mahkemenin usulsüz tebligata ilişkin incelemesi gönderilen adresin doğru olup olmadığı ile alakalı olmasından ibaret olduğunu, Kanun ve yönetmelik gereğince tebligatın usulsüzlüğüne dair incelemenin eksik yapıldığını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı davacıların taleplerinin haksız olduğunun 3 farklı heyetten alınan 3 farklı bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, davacıların vekalet ücretine ilişkin taleplerinin de haksız olduğunu, davacıların kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, belirtilen sebepler neticesinde davacıların istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini, davacıların 6100 sayılı HMK 329. maddesi gereğince disiplin para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; davalı Anonim şirketin 14/02/2016 tarihli 2019/4 sayılı  yönetim kurulu kararının butlanının tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine  karar verilmiş,  karara karşı davacılar vekillerince    istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesine konu uyuşmazlık temelde; sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen davacılara  TTK 483 maddesi gereği gönderilen ödeme ihtarının usulüne uygun olup olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yeterli olup olmadığı, mahkeme kararın gerekçe ve tespit kısımlarının hatalı olup olmadığı ve davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin mevzuata uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Davalı şirketin 10/02/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında sermayenin 66.608,00 TL'den 10.650.000,00 TL'ye yükseltilmesine ve arttırılan sermayenin % 25'inin peşin ödenmesine karar verildiği, kalan %75'lik kısmın ne zaman talep edileceğine ilişkin yetkinin yönetim kuruluna bırakıldığı, davacıların 08/03/2018 tarihinde arttırılan sermayenin paylarına düşen kısmını iştirak taahhütnamesi ile ödeme taahhüdünde bulundukları ve aynı gün % 25'lik kısmını ödedikleri, kalan kısmın ödenmesi için yönetim kurulu tarafından 16/11/2018 tarihli 2018/32 sayılı karar alındığı, ortaklara kalan sermaye borçlarını ödemeleri için 28/12/2018 tarihine kadar süre verildiği, bu çağrının şirketin internet sitesinde duyulduğu ve ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği ayrıca davacılar nama yazılı pay sahipleri olduğundan kayıtlı adreslerine sermaye borçlarının ödenmesi için ihtar gönderildiği anlaşılmaktadır. Davacılar davalı şirkete 17/12/2018 tarihinde başvurarak bakiye sermaye borcunun ödenmesi için kendilerine iki ay ek süre verilmesini talep etmişler, şirket yönetim kurulu 21/12/2018 tarih ve 2018/34 sayılı karar ile ek mehil verilmesi talebini reddederek 28/12/2018 tarihine kadar sermaye koyma borcunu yerine getirilmesi aksi takdirde TTK 483 maddesi gereği ıskat işlemlerinin uygulanacağına dair ihtarnameyi davalıların sermaye taahhütlerinde ve şirket kayıtlarında bulunan adreslerine Yasa'da belirtildiği şekilde iadeli taahhütlü olarak tebliğe çıkarmış, ihtarnameler davacılardan ... 27/12/2018, ...'e 28/12/2018 tarihinde ulaşmıştır. Yönetim kurulu 31/12/2018 tarih, 2018/35 karar numaralı kararı ile sermaye borcunu yerine getirmeyen ortakları tespit etmiş ve bu kararında sermaye borcunun yerine getirilmesi için 11/02/2019, saat 17:00'ye kadar süre verilmiş, süresinde taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde ıskat kararı verileceği kararlaştırılmış, bahsi geçen karar gereği hazırlanan ihtarname ...  ve ...  adresine 02/11/2019 tarihinde ulaşmış, ...  gönderilen gönderinin ulaştığı tarih ise evrak üzerinde yazılmamış, alıcı olarak ... olduğu düşünülen zor okunan bir kayıt bulunduğu görülmüştür. Davacılara gönderilen bu tebligatların 21 Aralık tarihli yönetim kurulu kararı gereği ödeme ihtarını içeren tebligatların gönderildiği ve davacılarca herhangi bir itiraza uğramayan aynı adrese tebliğe çıkarıldığı görülmektedir. Davalı şirket yönetim kurulunca 14/02/2019 tarihinde alınan ve dava konusu edilen 2019/4 karar numarası ile kararın alındığı tarih itibariyle sermaye taahhüdünü ödemeyen ortaklar belirlenmiş ve davacıların ve başkaca ortakların ıskatına karar verilmiştir. Bilahare şirketin ıskat konularını konuşulmak üzere olağanüstü toplantıya çağrılmış, 20/03/2019 tarihli olağanüstü genel kurulda ıskat işlemleri konuşularak karara bağlanmıştır. Pay sahibinin ortaklık hak ve sıfatının elinden alınması sonucunu doğuran ıskat kararının alınmasında kanunda belirtilen şartların yerine getirilmesi gerekir. Iskatın uygulanmasına ilişkin kanunda belirtilen şartlar, emredici niteliktedir. Bu şartlardan bir veya bir kaçının esas sözleşmeyle kaldırılması veya değiştirilmesi mümkün değildir. Iskat, TTK. m. 482-483 hükümlerinde temerrüdün sonuçlarından biri olarak düzenlendiğinden, ortağın ıskat edilebilmesinin ön şartı, bakiye sermaye borcunu ödemede temerrüde düşmesidir. Pay sahibi usulüne uygun olarak temerrüte düşürülmeden TTK. m. 483'de öngörülen ıskat ihtarı gönderilemez. Eğer anonim ortaklık sözleşmesinde açıkça sermaye borcunun ödeneceği tarih saptanmamışsa esas sözleşmede öngörülen usul ile yapılacak ilanda belirtilen sürenin geçmesi ile borçlu temerrüte düşer. Bu durumda temerrüdün söz konusu olabilmesi için, öncelikle bakiye sermaye borcunun ödenmesi konusunda yetkili organın bir karar alması ve bu kararı esas sözleşmede öngörülen usul ve şekilde talep etmesi gerekir. TTK. m. 481/1 maddesi : “Payların bedelleri, yönetim kurulu tarafından, esas sözleşmede başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, pay sahiplerinden ilan yoluyla istenir. İlanda, ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağı açıkça belirtilir.\" düzenlemesini içermektedir.Şirket yönetim kurulunun temerrüte düşen pay sahiplerini ortaklıktan ıskat edebilmesi için diğer bir şart da, bu kişilerin TTK. m. 483'te öngörülen usul çerçevesinde bir ay içerisinde ödemeye davet olunması ve bu süre içerisinde de borçlarını ödemedikleri takdirde haklarından mahrum kılınarak ortaklıktan ıskat edileceklerinin kendilerine ihtar edilmesidir. Yönetim kurulu tarafından yapılacak ödemeye davette ihtarın şekli, TTK m. 483'te düzenlenmiştir. TTK m. 483 hükmüne göre, ödemeye davet ve ihtarın, TTK m, 35'te yazılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ortaklık esas sözleşmesinin öngördüğü şekilde ilân edilmek suretiyle yapılması şarttır. TTK m. 483/2 uyarınca da, nama yazılı pay senedi sahiplerine ödemeye davet ve ihtarın taahhütlü mektupla yapılması gerekir. Bir aylık süre, mektubun alındığı tarihten başlar.Eldeki uyuşmazlıkta davacıların sermaye taahhüdünün yerine getirmedikleri sabittir. Davalı şirketçe TTK hükümlerince sermaye borcunun yerine getirilmesine ilişkin ilan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde yayınlandığı uyuşmazlık konusu değildir. TTK 483 maddesindeki ilanların ve nama yazılı pay sahiplerine ayrıca iadeli taahhütlü ödeme ihtarı gönderilmesinin amacı pay sahibinin ortaklık haklarının korunması olduğunda duraksama yoktur. Maddenin 1. fıkrası gereği pay sahiplerini koruma amaçlı olarak Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ilan yayınladığı, kanunun nama yazılı pay sahipleri için hamile yazılı pay sahiplerine tanımadığı bir ayrıcalığı getirerek ayrıca birde iadeli taahhütlü bildirim öngörmüştür. Davacıların sermaye taahhüdünde bulundukları, taahhüdün 1/4'ünü yerine getirdikleri, davalı şirketçe 16/11/2018 tarihinde alınan sermaye taahhüdünü yerine getirme çağrısına ilişkin taahhütlü çağrısının kendilerine ulaşması üzerine 17/12/2018 tarihinde ek süre talep ettikleri, şirketçe 21/12/2018 tarihli kararla talebin reddedilerek 28/12/2018 tarihine kadar ödeme yapılması gerektiğine ilişkin karar verildiği, bu kararın davacılara 27 Aralık ve 28 Aralık tarihlerinde tebliğ edildiği, şirketin bilahare 31/12/2018 tarihinde aldığı kararla ödeme için 11/02/2019 günü saat 17:00'yi son tarih olarak belirlediği, bu tarihinde davacılara iadeli taahhütlü gönderildiği sabittir. Davacılar ödeme yapacakları son günü yapılan ilanlar, kendilerine yapılan tebligatlar ile öğrendiklerinde duraksama yoktur. Davacılar kendilerine verilen son gün ödemeyi yapmadıkları gibi haklarındaki ıskat kararının alındığı 14/02/2019 tarihi itibariyle de sermaye koyma borcunu yerine getirmedikleri de anlaşılmaktadır. Bu durumda davacılara iki defa ayrı ayrı gönderilen ıskata ilişkin ihtarın tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde sermaye ödeme borcunu yerine getirmedikleri, herhangi bir ortaklık hakkını ihlal eden durumun bulunmadığı, somut dosyadaki veriler dikkate alındığında davacıların kendilerine gönderilen ihtarı öğrenmediklerine ilişkin iddialarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, dosyaya alınan bilirkişi raporlarının da dosya içeriğine uygun, denetime elverişli olduğu, raporun taraflı hazırlandığına dair herhangi bir emare bulunmadığı gibi bilimsel olduğu, mahkeme kararının gerekçeli ve vakıalar, deliller ve bunlardan çıkarılan sonuçların hükme derc edildiği, uyuşmazlıkta mecburi dava arkadaşı olmayan 3 ayrı davacının birbirinden bağımsız 3 ayrı talebi bulunduğundan davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinde de bir isabetsizlik bulunmadığından davacıların istinaf sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı istinafa cevap dilekçesinde davalının HMK 329/2 maddesi uyarınca kötüniyetli olarak istinaf yoluna başvurduğu iddiasıyla davalının disiplin para cezasına mahkûm edilmesini talep etmiş ise de istinaf yoluna başvuran davalının kötüniyetli  olduğu ispatlanmadığından HMK351.maddesindeki atıf uyarınca HMK 329/2.maddesi uyarınca davalı aleyhine disiplin para cezasına hükmedilmesine ilişkin davacı vekilinin talebi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"42d358d710d094fe","SID":"661a0b4f39eadeea"}}