{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2020/1164 <br>KARAR NO\t\t: 2024/655<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br> <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/03/2020<br>NUMARASI\t\t: 2016/1249 Esas  2020/218 Karar <br>DAVA\t\t: TAZMİNAT <br>KARAR TARİHİ\t: 21/03/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   \t: 21/03/2024<br> <br>İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1249 Esas ve 2020/218 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 23.02.2015 tarihinde 2015 model ... model otobüsü 230,000 Euro bedelle ... A.Ş. bayiinden satın aldığını, bu otobüse ... plaka takılarak ... isimli yolcu taşıma firması ile anlaşma sağladıktan kısa bir süre sonra arıza işaret lambasının yandığını, ilgili araca ait firmanın yetkili servisi ... – ... olmak üzere ... servisine en az 20 kez arızanın giderilmesi için başvuruda bulunduğu, arızanın bir türlü giderilemediğini, ilgili servislerde adblue arızası şeklinde kayıt oluşturulduğunu ve sorunun giderildiğine dair bilgi verildikten sonra müvekkiline teslim edildiğini, ancak servisten çıkar çıkmaz aynı arızanın tekrarlaması ve uyarı lambasının yanmasının devam ettiğini,<br>Kazanç kaybı ve alacak talebi için ikinci dava dosyasının açılmasından sonra davalı şirketin müvekkilinin aracını İstanbul Esenyurt’ta bulunan ... merkez servisine çağırdıklarını, burada yapılan detaylı inceleme neticesinde “araçta montaj hatası olduğu, otobüsün elektrik tesisat kablolarının bulunduğu yaklaşık 250 adet kablonun işlem gördüğü kutunun yanlış takılmasından dolayı kabloların tutucu tabir edilen parçaya sürtmesinden dolayı hasar gördüğü ve bu yüzden kısa devre yaptığı, zaman zaman sisteme hata mesajı verdiği” belirtilerek tamir işlemine tabii tutulduktan sonra, araçtaki şikayetlerin tamamen giderildiği, müvekkilinin bu gizli ayıbın giderilmesi için servislere başvurusunda haksız yere ödeme yapmak zorunda kaldığını, aracın montaj hatasından kaynaklanan gizli ayıbı ile defalarca servise gitmesi nedeni ile müvekkilinin çalışmış olduğu firmadan alması gereken sefer hakkını ve ücretlerini alamadığını ve aracın serviste kaldığı süre içerisinde müvekkilinin aracın sefere çıkaramadığı için kazanç kaybına maruz kaldığını, mal sahibinin aracının genellikle Ankara – İzmir arasında yolcu taşıma yapmakta olduğunu, işyeri uygulamasına istinaden günde İki kez sefer yapıldığını, sefer başına da müvekkili davacının kazancının 1.500 – 2.000 TL olduğunu, otobüs alım satımlarında alacak olan kişilerin ilk önce yetkili servislerden aracın servis geçmişini sorguladıklarını ve araç üzerinde hasar ve arıza kayıt iş emirlerinin çok fazla olması durumunda, otobüsün 2. El piyasa rayiç değerinde düşüş olabileceğini, kendi aracındaki bu arıza şikayetlerinin 20 den fazla olması sebebi ile araçtaki değerin piyasa rayiç bedelini düşürdüğünü, bu nedenle müvekkili aracının montaj hatası nedeni ile meydana gelen arıza kayıtlarına istinaden ödenen fazla servis ücretleri, serviste kaldığı sürelerde oluşan kazanç kaybı ile serviste birden fazla arıza kaydı oluşmasından dolayı değer kaybının tazmini için mahkemeye başvurmak zorunda kaldıklarını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, davacıya ait aracın tamir süresince oluşan kazanç kaybı yönünden şimdilik 3.000,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davacıya ait araçtaki gizli ayıbın giderilmesi için yetkili servislere ödenen ücretler neden ile şimdilik 1.000,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin, söz konusu otobüsün, yaklaşık 20 kez arıza vermekle birlikte, arızalarının giderilmediğini ifade ettiğini, İzmir 5. Tüketici Mahkemesi dosyası içerisinde, davacı, kendi iradesi ile yazmış olduğu dilekçede bu arıza ile 45.000 km’den itibaren karşılaştığını ifade ettiğini, servis kayıtları incelendiğinde, 06.04.2015 tarihli 45.000 km bakımında, bu yönde bir şikâyet ve yapılan bir işlem olmadığını, davacının şikâyetinin servis kayıtlarına ilk kez, davacının yetkili servise 9. girişi olan 21.08.2015 tarihinde 175.068 km.de geçtiğini, davacının bu servis girişinden sonraki süreçte yazılı ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ve davacının araçta gizli ayıplı olsa bile ayıbı kabul etmiş olması nedeniyle reddini talep ettiklerini, dava konusu arıza ile ilgili yapılan incelemeler sonucunda, motor üzerinde bulunan tesisat kısmında kabloda yırtılma (kopma) görüldüğünü, tesisatın garanti kapsamında onarıldığını, onarım sonrasında cihaz ile yapılan kontrollerde aracın şikâyetlerinin giderildiği ve adblue tükettiği görüldüğü, aracın sorunsuz bir şekilde davacıya teslim edildiğini, davacının yasal garanti kapsamındaki haklarından ücretsiz onarım hakkını kullandığını, otobüs üzerinde halen bu arıza ya da ayıp bulunmadığını, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, davacının zarar talebinin niteliksiz olduğundan,  bu nedenle özellikle davacının ticari defter ve kayıtlarına da dayandıklarını, özellikle davacının elde etmekten geri kaldığı gelir yönünden ticari belgelerinin incelenmesini talep ettiklerini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.<br>Dava; davacı tarafından , davalı taraftan alınan ... plakalı otobüste sürekli arızanın meydana geldiğinden bahisle 3.000,00 TL kazanç 1.000,00 TL servis ücreti 3.000,00 TL değer kaybı olmak üzere fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydı ile dava tarihiden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili amacıyla açılmış maddi tazminat davasıdır. <br>... plakalı otobüse ilişkin kalite rapor belgeleri, faturalar, görevsizlikle gelen İzmir 5.Tüketici Mahkemesi'nin 2015/2320 esas sayılı dosyası getirtilmiş, mahkememizce önce 2 makine bilirkişiden taraf iddia ve savunmaları doğrultusunda  rapor alınmış, heyete, taraf itirazları da dikkate alınarak aracın işlem gördüğü ... A.Ş., ... A.Ş.'den faturalar istenilmiş, ayrıca ... firması ile davacının sözleşmesi bulunduğundan ... A.Ş. İsimli firmadan ... plaka sayılı otobüsün arızalı veya servis bakımında olması nedeniyle çalışamadığı günlerin bildirilmesi istenilmiş, kayıtlar geldikten sonra bilirkişi heyetine muhasebeci bilirkişi de dahil edilerek yeniden rapor alınmış, tarafların itirazları doğrultusunda aralarında otomotiv konusunda uzman 2 bilirkişi ve SMM bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetinden ikinci heyet raporu alınmış, taraf itirazları doğrultusunda İstanbul Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak İTÜ Otomotiv Bölümü Kürsüsünden oluşacak bilirkişi heyetinden, taraf itirazları, önceki raporlar, keşif, davacı tarafın sunduğu CD değerlendirilmek suretiyle, söz konusu araçtaki arızanın niteliği, gizli ayıp olup olmadığı, ayıbın kullanımdan mı, üretimden mi kaynaklı olduğu, varsa kazanç kaybı, değer kaybı ve servis ücretlerinin ayrı ayrı belirlenmesi amacıyla rapor alınması için talimat yazılmış ve İTÜ bilirkişi heyetinden, karar vermemize dayanak teşkil eden, tüm dosya içeriği ile örtüşen 06/01/2020 tarihli rapor alınmış, <br>Bu rapor doğrultusunda; dava konusu aracın ... plakalı, 2015 Model, 811.992 km de olduğu, aracın arıza kayıtları incelendiğinde, araçtaki kablo demeti arızasının imalat hatasından kaynaklandığı yönünde herhangi bir bulguya rastlanmadığı, kablo demetinin orjinal yapısının, yetkili servis harici müdahale gördüğü ve dolayısıyla meydana gelen arızanın motor kabloları bölgesine yetkili servis dışında harici müdahaleden kaynaklandığı, 12/05/2017 tarihine kadar geçen 2,5 yıllık sürede, 811.992 km kat eden araçtan faydalanamama halinin, süreklilik kazanmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sürekli arıza çıkaran bir aracın bu derece yüksek bir kilometre seviyesinde yol kat etmesinin mümkün olmayacağı, ayrıca araçtaki bagaj kapakları kapanması, sağ kapının değişimi, ön camın değişimi, ventil ayarı, vites geçiş zorlanmaları, turbo üzerinde yağlanma, akülerde zayıf gösterme, silecek fıskiyelerinin çalışmaması, sol ön taraftan rüzgar sesi gelmesi, sol şoför camının takılması, sağ ayna motor yerinin sallanması, bagaj kapak dillerinin karşılamaması, depo kapak kilitlerinin arızalı olması, motorda yağ kaçağı, FVS ikazlarının sürekli yanması, arızalarının diğer bakım-onarım işlemlerinin, tamamen yoğun kullanımdan kaynaklandığı, karar vermemize dayanak teşkil eden, alınan, en son 3. Bilirkişi heyet raporu doğrultusunda, dava konusu araçta gizli veya açık imalat hatasının olmadığı, araçtaki arızaların harici müdahale ile yoğun ve özensiz kullanımdan kaynaklandığı...'' gerekçesi ile; Davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu aracın 17 ayrı  şikayet-arıza kaydı ile tamir gördüğünü, davalı şirket sorunun çözümü için müvekkilin aracını merkez atölye tabir edilen Esenyurt ... servisine çağırdığını ve arızanın \"araçta mevcut montaj hatasından kaynaklandığı, otobüsün bütün kablolarının yer aldığı yaklaşık 250 adet kablonun geçtiği kutunun yanlış takılmasından kaynaklı olarak kabloların tutucu tabir edilen kısma sürtmesinden hasar gördüğü ve bu yüzden kısa devre yaptığı, sisteme hata mesajı verdiği\" belirtilerek tamir işleminin yapıldığını, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere yukarıda yazılı hususların, aracın üretim ve imalatından kaynaklı olduğunu, satın alma sırasında anlaşılabilir bir ayıp olmamakla, gizli ayıp niteliğinde olduğunu, son alınan bilirkişi raporunda aracın tesliminden itibaren defalarca davalı firmanın yetkili servisine götürülmesine, harici müdahalede bulunulmamasına rağmen aracın yolcu otobüsü olarak kullanılmasından dolayı yoğun kullanıma dayalı rapor verilmesinin açıkça hakkaniyete ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, son raporun, yetkili servisin ikrarı ve önceki raporlarda yapılan teknik değerlendirmeler dikkate alınmadan, eksik ve yetersiz inceleme yapılarak düzenlendiğini ve hükme esas alınamayacağını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, ticari satıma konu aracın TBK m. 219 ve devamına göre aracın ayıp nedeniyle  değer kaybının, araç tamiri için ödenen bedelin ve araçla çalışılamamasından doğan zararın tahsili istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. <br>TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.<br>Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:<br>a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır<br> Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.<br>b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.<br>Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.<br>c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.<br>Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.<br>Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.<br>d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır<br>e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır<br>f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır<br>Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.<br> Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü .maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. <br>Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.<br>Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;<br>-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)<br>Satım sözleşmesine konu aracın ayıplı olup olmadığı ve ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.<br>İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.<br>İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre<br>“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.<br>Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, satıma konu aracın üretimden kaynaklı ayıplı olduğunun davacı tarafından kesin delillerle ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/03/2020 tarih ve 2016/1249 Esas 2020/218 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2bc96d93ea588d9d","SID":"c3a32b6867ed74a2"}}