{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2020/1163 <br>KARAR NO\t\t: 2024/654<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 06/02/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/130 Esas  2020/95 Karar <br>DAVA\t\t: SÖZLEŞMENİN FESHİ VE İSTİRDAT<br>KARAR TARİHİ\t: 21/03/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 21/03/2024 <br> <br>İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/130 Esas ve 2020/95 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili 15/09/2014 tevzi tarihli dava dilekçesi ile ve özetle: Müvekkil şirketin davalıdan 02/12/2011 tarihli sözleşme ile 8 adet yay sarma  makinesi ve 1 adet pres aldığını, bunlara karşılık 31/06/2012 vade tarihli 60.000,00 TL değerinde  senet düzenleyip verdiğini, satın alınan makinelerin  eksik parçaları ve ayıpları bilirkişi ... tarafından tespit edildiğini, müvekkilin defalarca davalı şirketi aradığını ancak bir sonuç alamadığını, ihtarname çekildiğini,  davalı tarafın ihtarnamelere rağmen icra dosyası ile senedi işleme koyduğunu takibin kesinleştiğini ve İzmir 3. İcra Müdürlüğünün 2012/3784 Talimat dosyası ile haciz işlemi gerçekleştiğini, müvekkil şirketin davalı tarafından almış olduğu makineleri ayıplı olduğu için kullanamadığını beyanla sözleşmenin iptaline, ödenen 81.000,00 TL ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi  ile birlikte davalıdan tahsiline ve davacıya verilmesine, yargılama gideri ve  vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>SAVUNMA: Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.<br>DELİLLER:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde ;sözleşme, ihtarnameler, bilirkişi raporu, İstanbul 9. İcra Müdürlüğünün 2012/13985 Esas sayılı dosyası, İzmir 3. İcra Müdürlüğünün 2012/3784 Esas sayılı dosyası, ödeme dekontları, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi ve yemin olarak delillerini sunmuştur. <br>İNCELEME VE GEREKÇE :   <br>Delillerin toplanmasından sonra mahkememizin 02/03/2017 tarihli  tarihli oturumunda  keşif ve bilirkişi incelemesi kararı verilmiş,  bilirkişiler ibraz ettikleri  17/08/2017 havale tarihli raporunda dosya kapsamı hakkında beyanda bulunduktan sonra sonuç olarak ; Davanın, taraflar arasındaki 02/12/2011 tarihli satış sözleşmesi gereğince davalı satıcı tarafından davacı alıcıya satışı yapılarak teslim edilen 8 adet makinenin karşılığında satıcıya verilen  senedin makinelerdeki parçaların eksikliği ve çalışmaz durumda olduğu iddialarıyla vadesinde ödenmemesi üzerine satıcı tarafça açılan icra takibi sonucunda ödenmek  zorunda kalınan tutarın satıcı davalıdan iadesi ile ilgili bir istirdat davası olduğu, davacının 02/12/2011 tarihinde teslim aldığı makinelerle ilgili olarak muayene ve ihbar yükümlülüğünü yasal süresinde yerine getirmediği, İzmir 20. Noterliğinin 03/04/2012 tarihli  5964 yevmiye nolu ihtarnameyle yapılan ihbarın süresinde olamayacağı, dava konusu edilen  ve davalı tarafından davacıya makinelerin teslim  alındığı tarih itibariyle hangi durumda olduğu hususunda dosyada yeterli bilgi ve delilin ve mahkemece yapılmış herhangi tespitin bulunmadığı, ayıplı olarak teslim edildiği iddia edilen yay sarma makinelerinin eksik parçalarının temini için (yeniden imalatı için ) gerekli olan maliyetin piyasa rayiçlerine göre 22.000,00 TL 'lik bir harcamayı gerektirebileceği hususu bildirilmiştir.<br>Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyanlarını ve itirazlarını bildirmiştir.<br>Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmuştur.<br>Dosya kapsamı itibariyle alınan bilirkişi raporu ve okunan deliller yeterli olduğundan  yeni bilirkişi raporu alınmasına gerek duyulmamıştır.<br>Dava; sözleşmenin iptali ve sözleşme gereğince ödenen bedelin iadesi için açılan istirdat davasıdır.              <br>Mahkememizin 30.11.2017 tarih, 2016/933 Esas - 2017/1217 sayılı gerekçeli kararı ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince istinaf edilmekle Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 29.03.2019 tarih, 2018/300 Esas - 2019/759 Karar sayılı ilamı ile ''...Dava 15.03.2016 tarihinde tüketici mahkemesinde açılmış, tüketici mahkemesince aralarındaki ilişkinin ticari ilişki olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, davacı alacaklı tarafından 26.04.2016 tarihli ve havale tarihli dilekçe ile dosyanın görevli İzmir Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine süresinde gönderme talep edildiği görüldü. Ticaret Mahkemesince işin esası incelenerek karar verilmiş ve ticaret mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmiş ise de; dava şartı yönünden mahkemenin kanaatinin incelenmesi için dosya incelendiğinde, gerçek kişi davalının TTK 11. Maddesi anlamında ticari işletme sahibi olduğuna dair resen araştırması gereken hiçbir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı, bu yönden denetleme yapılamadığı anlaşılmış olmakla ve de dosyada kamu hukukuna göre sonucuna gidilmeyip taraflar arasındaki mal alım satımı ile ilgili sözleşmenin iptali gerekip gerekmediği yönünde işin esası da incelenmiş olduğundan ve bu davanın mutlak ticari dava olmadığı gibi nispi ticari dava olduğuna dair de delil bulunmadığı görülmekle, noksan incelemeye dayalı kararın kaldırılarak mahkemesince davalının ticari işletme sahibi olup olmadığı hususlarında deliller toplanmak üzere dosyanın HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince geri çevrilmesine.'' gerekçesi ile mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmekle dosya yeniden mahkememiz esasına kayıt edilmiş, istinaf dairesinin kararı kapsamında davacının tacir olup olmadığı hususu ilgili vergi dairelerinden, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odasından, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünden sorulmuş alınan cevaplara göre vergi dairesinden alınan 29/11/2019 tarihli cevapta davacının birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasına tabi defter tutmakla yükümlü olduğunun bildirilmiş olduğu, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünden alınan 23/09/2019 tarihli cevaba göre davalının ticaret sicile kayıtlı olduğunu, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odasından alınan cevapta esnaf kaydının kapatılmış olduğunun bildirildiği, Vergi Dairesinden ve Ticaret Sicilden alınan cevaplara göre davalının tacir olduğu, davanın tarafların ticari işletmesi ile ilgili olduğu, nispi ticari dava niteliğinde bulunduğu ve mahkememizin görevli olduğu anlaşılmıştır. <br>Toplanan deliller, bütün dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporu ve istinaf kararına göre; taraflar arasında 02/12/2012 tarihli 8 adet makina satışı konusunda sözleşme yapıldığı, sözleşme bedelinin 60.000,00 TL olarak belirlendiği, ödeme amacıyla senet  düzenlendiği,davacı vekili  makinaların parçaları eksik olarak  gönderildiğini, makinaların ayıplı olduğunu bu sebeple makinaların kullanılamadığını belirtmiş olup rapor ve sözleşme kapsamına göre satışa konu makinaları cins ve mahiyetlerinin ve resimli olarak ayrıntılı olarak gösterilmediği, sadece 8 adet makine ifadesinin yer aldığı bu durum itibariyle ne tür ve  hangi marka makinanın alındığının açıkça belli olmadığı, davacı ve davalının aynı iş kolunda tecrübeli tacir vasfında olmalarına göre açık ayıp olması halinde TTK'nun 23. maddesine göre iki gün içinde ihbarda bulunulmasının gerektiği, süresi içinde beyanda bulunulmadığından 02/12/2011 satım tarihinden itibaren 4 ay sonra süresinden sonra ihbarın yapıldığı ve satılan malın sözleşmede ve ihtarlarda ayırt edici özelliklerinin belirtilmediği bu sebeple keşifte görülen yay sarma makinelerinin ve satıma konu makineler olup olmadığının da açıkça belli olmadığı'...' gerekçesi ile; Subut bulmayan davanın reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemece, keşifte incelenen makinelerin davalı tarafça müvekkili şirkete satılan makineler olup olmadığının açıkça anlaşılmadığı belirtilmişse de, taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlığın bulunmadığını, keşifte incelenen makinelerin, davalı tarafın müvekkilene sattığı makineler olduğunu, süresi içinde ayıp ihbarında bulunulduğunu, dava konusu makinelerde bulunan ayıpların, yedek parçalarının eksik olması ve belirtilen mm’de yay sarımı yapamaması olduğunu, makineler çalıştırılıp faaliyete alınmadan yedek parçaların eksik olduğunun ve 5 mm'ye kadar yay sarımı yapıp yapmadığının tespitinin mümkün olmadığını, makinelerdeki ayıbın açık ayıp olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkilinin ayıbı fark eder fark etmez hemen davalıya sözlü olarak ve telefonla söylemesi üzerine davalı tarafın yedek parçaları 1 ay içinde teslim edeceğini söylediğini ancak teslim etmeyip sürekli oyaladığını ve sonrasında da müvekkilinin yazılı ihtarname gönderdiğini, ayıp ihbarının herhangi bir geçerlilik şekline tabi olmadığı hususunun mahkemece gözden kaçırıldığını, taraflarınca sözlü olarak ve telefonla ayıp ihbarında bulunulduğunun davalı tarafça inkar edilmediğini, dava konusu makinelerin ayıplı olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, ticari satıma konu makinenin TBK m. 219 ve devamına göre ayıplı olması nedeniyle sözleşmenin feshi ve ödenen bedelin istirdadı istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. <br>TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.<br>Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:<br>a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır<br> Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.<br>b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.<br>Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.<br>c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.<br>Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.<br>Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.<br>d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır<br>e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır<br>f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır<br>Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.<br> Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü .maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. <br>Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.<br>Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;<br>-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)<br>Bu açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, makinelerdeki ayıbın açık ayıp niteliği taşımasına, davacı tarafından gerekli kontrollerin ve ayıp ihbar yükümlülüğünün yasal süresi içinde yerine getirilmemesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/02/2020 tarih ve 2019/130 Esas 2020/95 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5bcabec5f868b0f4","SID":"e140193af28a31f2"}}