{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1983 Esas<br>KARAR NO: 2024/448 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/1155 Esas - 2021/513 Karar<br>TARİHİ: 22/06/2021 <br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 07/03/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonuc  yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalının müvekkilinin ... sayılı cari hesap alacağından kaynaklanan borçlarını ödemekte gecikmeye ve dahi ödememeye başladığını, müvekkili davacı şirket yetkililerince defalarca kere ihtar edilmesine rağmen davalının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, dilekçe ekinde yer alan faturalar ve cari hesap incelendiğinde davacının alacaklı tutarının net bir şekilde ortaya çıkacağını beyanla davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı icra dosyasına vaki itirazlarının iptali ile fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla takip tarihi itibariyle 22.030,29 TL alacak için takibin devamına, davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmolunmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.Davalı vekili 28/07/2020 tarihli beyan dilekçesi ile; davacının temerrüt faizi talep ettiğini ancak davalının ödeme gecikmesi olmadığını, buna rağmen takibe dayandırılan faturaların vade farkı faturası olarak tanzim edildiğini, fatura içeriği alacaklı yönünden tanzimle 8 gün içinde itiraza uğramaması halinde de borçlu yönünden bağlayıcı olduğunu beyanla dayanaksız davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 22/06/2021 tarih ve  2019/1155 Esas - 2021/513 Karar  sayılı kararında; \"Dava; faturadan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>.... Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; taraflar arasında direkt satış LPG ve Tüplü Tesisat Teslim Sözleşmesi düzenlendiği,  söz konusu sözleşmenin her iki yanın da kabulünde olduğu ve taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının faturaya dayalı alacağının  tahsili istemiyle icra dosyasında takip yaptığı, davalının yasal süresi içerisinde yaptığı itiraz üzerine takibin durmasına karar verildiği,  davacının  ve davalının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacı defterinde kayıtlı olan 24/04/2018 tarihli 4.720,00 bedelli, 22/06/2018 460,20 TL bedelli, 26/12/2018 tarihli 845,32 TL bedelli, 31/12/2018 tarihli 703,94 TL bedelli ve 31/03/2018 tarihli 3.212,82 TL bedelli olmak üzere toplam 9.942,28 TL bedelli faturaların vade farkından kaynaklı olduğu,  somut olayda, taraflar arasında yapılan sözleşmede vade farkından dolayı alacak istenebileceğine dair hüküm bulunmadığı gibi bu yönde bir uygulamada yapılmadığı, sözleşmedeki düzenlemenin temerrüt faizine ilişkin düzenleme olduğu bu nedenle vade farkı faturalarından kaynaklı davalı tarafından yapılan itirazın haklı olduğu, Mahkememizce alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğu, ticari defterlerde bulunan faturaların ayrıntılı olarak gösterildiği, vade farkı dışında cari hesabı oluşturan faturaların e fatura olduğu, davalı tarafa tebliğ edildiği ancak itirazın bulunmadığı, bu nedenle fatura içeriğinin davalı tarafça kabul edildiği ve borcunun bulunmadığı yönünde yazılı bir delilin davalı tarafça sunulmadığı anlaşılmakla;  davacı yanın davalı yandan takip tarihi (08.01.2019) itibariyle (22.030,29 TL – 9.942,28 TL Vade Farkı faturaları Toplamı=) 12.088,01 TL alacak talebinde bulunabileceği Mahkememizce kabul edilerek davacı tarafça açılan davanın kısmen kabulü  ile; davacı tarafın başlattığı İstanbul 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasında borçlu davalı tarafından 12.088,01 TL alacağa yönelik yapılan itirazın iptaline, takibin  takip talebindeki şartlarla kaldığı yerden devamına,  fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacak likit olmakla hükmolunan asıl alacağın %20'si(2.417,60-TL) oranında icra inkar tazminatının borçlu davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine dair oluşan vicdani kanıya göre aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\" gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece, usul ve yasaya aykırı bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabul/kısmen reddine karar verildiğini, dosyada mübrez 23.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu icra takibinde talep edilen 22.030,29 TL alacak içerisindeki 9.942,28 TL'nin vade farkı faturalarından kaynaklı olduğu, bu faturaların davalı borçluya tebliğ edilmiş olduğunun anlaşıldığı ancak sözleşmenin 7. maddesinde faturaların vadesinde ödenmemesi halinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un 51. maddesindeki aylık temerrüt faizi oranının iki puan üzeri temerrüt faizi uygulanır hükmü bulunmakla birlikte vade farkı uygulanacağına dair bir hükmün mevcut olmadığının zikredildiğini;Vade farkı ve temerrüt faizinin oransal olarak belirlenmeleri ve süreye bağlı olarak işlemeleri açısından benzerlik gösterdiklerini, buna karşın huzurdaki davaya konu fatura edilen ve karşı tarafça itiraz edilmemiş bedellerin, her ne kadar vade farkı adı altında dahi olsa, süresinde ödenmemiş ve temerrüde düşülmüş olmasının bir sonucu olarak işletilen temerrüt faizi niteliğinde olduğunu, karşı taraf ile müvekkilinin arasında anlaştığını, fatura bedellerine uygulanan bir kesin vadenin söz konusu olduğunu, kesin vadede borcunu ödemeyen borçlunun temerrüde düşeceğinin TBK hükümleri uyarınca sabit olduğunu, her ikisinin de alacaklının geç ifa nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini amaçladığını ve ne vade farkının ne de temerrüt faizinin talep edilebilmesi için bir zararın meydana gelmesi ve bu zararın ispatının gerekmeyeceğini, her ikisinin de paradan mahrum kalmanın karşılığı niteliğinde olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede vade farkı uygulanacağına ilişkin bir hüküm bulunmaması, hatta taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması ve taraflar arasındaki ticari ilişkiden böyle bir uygulamanın varlığının tespit edilememesi halinde de sektörel uygulamalara dikkat edileceğini, bu kapsamda ürün satış fiyatlarının vadeye göre değiştiğinin, vade arttıkça ürün satış fiyatının da arttığı özellikle dava konusu Direkt Satış LPG ve Tüplü Tesisat Teslim sözleşmesine konu LPG enerji sektöründe, vadesinde tahsil edilemeyen alacaklardan vade farkı alınmasının sektörel bir uygulama olduğunun açık olduğunu, bu nedenle vade farkının uygulanmasının uygun olduğunu, bilirkişi raporundaki kanunun açık hükmüne aykırı bu kanaate binaen kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup mezkur karara karşı istinaf yoluna gitmek zaruretinin hasıl olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak dosyanın HMK 353/1-6 gereği ilk derece mahkemesine gönderilmesine, gönderilmeyecekse bu defa yeniden yargılama yapılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece verilen kısmi kabule dair karar hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde alınan bilirkişi raporlarında her iki bilirkişinin de davacının takibe dayandırdığı faturaların vade farkından kaynaklandığı belirttiğini, davacının ticari defterinde inceleme yapan bilirkişi davacının toplamda 9.942,28 TL vade farkı faturası düzenlendiğini belirlemişken (23.09.2021 tarihli bilirkişi raporu) müvekkili şirket ticari defterlerini inceleyen bilirkişinin dava konusu 22.030,29 TL alacağın tamamının davacı tarafından düzenlenen vade farkı faturalarından oluştuğunu bildirdiğini, (22.03.2021 tarihli bilirkişi raporu) her iki rapor da aynı hususu ifade ettiği halde Mahkemece aradaki çelişki giderilmeksizin ve sebep gösterilmeden ilk rapordaki 12.088,01 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin eksik ve hatalı değerlendirmeye dayalı olup, bu kısmın kaldırılması gerektiğini, yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin Mahkemece verilen kısmi kabule dair hükmün kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini; Açılan davada davacının takibe dayandırdığı tüm faturaların vade farkı faturası olarak tanzim edildiğini, vade farkının temerrüt faizi olmadığını, vade farkının taraflar arasındaki sözleşmede yazılı olması halinde uygulanacağını, aksi halde istenemeyeceğini, davacının ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede bilirkişi tarafından da aynı hususun tespit edildiğini ve yukarıda sunulan nedenle davacının davasının haksız olduğunun bildirildiğini beyanla Yerel mahkemece davanın kısmi kabulüne ilişkin verilen kararın kaldırılmasına ve davacının temelsiz istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye hesap alacağının tahsili talebi ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, davalıdan açık hesap bakiyesi nedeniyle alacaklı olduğunu, davalının ödemelerini yapmaması sebebiyle hakkında icra takibi başlatıldığını, takibe yapılan itirazın haksız olduğunu beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.<br>Dosya kapsamından; davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası ile başlatılan icra takibinde, 08.01.2019 tarihindeki 22.030,29 TL hesap bakiyesinin talep edildiği, takip talebine herhangi bir faturanın eklenmediği, dava dilekçesi ekinde ise vade farkı açıklaması ile düzenlenmiş 5 adet fatura ile 2 adet satış faturasının ibraz edildiği, Mahkemece davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporunda; davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 22.030,29 TL bakiye hesap alacağının bulunduğu ve taraflar arasındaki ihtilafın vade farkı faturalarından kaynaklandığının beyan edildiği, öte yandan davacı tarafından sunulan vade farkı faturaları ile satış faturalarının alacağın dayanağı olarak incelendiği ve Mahkemece vade farkı faturalarının kabul edilmemesi halinde davacının, 2 adet satış faturası nedeniyle 12.088,01 TL alacaklı, vade farkı faturalarının da kabul edilmesi halinde ise 22.030,29 TL alacaklı olduğunun tespit ve beyan edildiği, davalı tarafın ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle düzenlenen mali bilirkişi raporunda ise; davacının davalı adına 2018 yılı Ocak ayı içerisinde 4 adet satış faturası düzenlediği, devreden bakiye ile birlikte davacının 09.01.2018 tarihinde davalıdan 129.121,82 TL alacağının bulunduğu ve davalının bu tarihte yapmış olduğu aynı tutardaki ödeme ile hesabın sıfırlandığı, bundan sonra taraflar arasında mal ve hizmet satışı olmadığı, davacının davalıya farklı tarihlerde vade farkı açıklaması ile fatura düzenlediği, bu faturaların toplamının 22.030,29 TL olduğu, davalının bu faturaları defterlerine kaydetmekle birlikte iade faturaları düzenlediği ve takip tarihi itibariyle davacıya borçlu olmadığının tespit edildiği, raporda davalının muavin hesap kayıtlarının bulunmadığı, davacının defterlerine göre düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan hesap kayıtlarına göre ise, davalının davacıya 19.04.2018 tarihinde 129.121,82 TL ödeme yaptığı, bu ödemeden hemen önce davacı tarafından ilk vade farkı faturası olan 3.212,82 TL tutarlı faturanın kayıtlara alındığı ve ödeme tarihi itibariyle davacının alacağının 144.422,65 TL olduğu, ödemenin mahsubu ile 15.300,83 TL alacağın kaldığı, bundan sonra davacı tarafından davalı adına 4 adet daha vade farkı faturası düzenlendiği, satış faturası düzenlenmediği, hesaba davalı tarafından düzenlenmiş iade faturalarının da alındığı ve netice olarak takip tarihindeki alacağın 22.030,29 TL olduğu, buna göre vade farkı faturaları dışında da davacının kendi defterlerine göre 12.088,01 TL alacağının bulunduğu ancak davalının ticari defterlerinde davacının alacaklı olmadığı anlaşılmıştır.Bu tespitlere göre her ne kadar davacı taraf alacağına dayanak olarak vade farkı faturaları dışında 10.959,30 TL bedelli ve 09.01.2018 tarihli fatura ile 2.237,40 TL bedelli ve 08.01.2018 tarihli faturayı ibraz etmiş ve bu faturaların davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu anlaılmış ise de; talimat ile alınan bilirkişi raporunda bu faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığının, tarafların kayıtları arasında vade farkı faturaları dışında da bir fark varken, bu farkın neden kaynaklandığının tespit edilmediği, aksine raporda ilk alınan rapordan farklı olarak tüm alacağın vade farkı faturalarından kaynaklandığının beyan edildiği, bu fatura tutarlarının ise gösterilmediği, bu şekilde iki rapor arasında çelişki olduğu ve davalının ticari defterlerine göre düzenlenen raporun denetime açık olmadığı, Mahkemece HMK'nın 281/2. maddesi uyarınca davalının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle davacının alacağının dayanağı olarak sunduğu tüm faturaların defterlerde kayıtlı olup olmadığının, kayıtlı ise karşılığında ödeme yapılıp yapılmadığı veya iade faturası düzenlenip düzenlenmediğinin, kayıtlar arasındaki farkın neden kaynaklandığının, aralarında vade farkına ilişkin bir uygulama olup olmadığının tespiti konusunda, muavin hesap kayıtlarını da içerir şekilde denetime açık bir bilirkişi raporu alınmadan ve raporlar arasındaki çelişkinin neden kaynaklandığı tespit edilerek bu çelişki giderilmeden, davacının ticari defterlerine göre düzenlenen bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmış, davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/06/2021 tarih ve 2019/1155 Esas - 2021/513 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Davacının istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,4-Davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"95da4a65848c805e","SID":"5d9e53e0d3a9f6c3"}}