{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1724 <br>KARAR NO: 2024/466<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 16.06.2022<br>NUMARASI: 2019/421 Esas - 2022/616 Karar <br>DAVA: Şirketin  Feshi<br>BİRLEŞEN 2019/601 ESAS SAYILI DOSYASINDA<br>DAVA: Ortaklık Sözleşmesi uyarınca bedeli ödenmeyen şirket hisselerinin iadesi<br>Taraflar arasındaki  ticari şirket davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne  dair verilen karara karşı, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin ... ailesi ile birlikte, Mısırda denim kumaşı üretmek ve global pazara satış yapmak amacıyla ortaklık yapmaya karar verdiklerini,  30.06.2009 tarihinde taraflar arasında ortaklığın koşullarının yer aldığı \"...  Ortaklığı Genel Prensipleri\" adlı sözleşme akdedildiğini, işbu yatırım için Mısırda ve Türkiyede kurulacak şirketlerin %85inin ..., %15inin ...  ait olacağının kararlaştırıldığını,  bu kapsamda Türkiyede ... Anonim Şirketi ve Mısırda ... Şirketi kurduklarını, Müvekkili ...  % 14 oranında davalı şirketin hissedarlarından olduğunu, müvekkili ... taraflar arasında akdedilen “ ... /  ... Ortaklığı Genel Prensipleri “ sözleşmesine uygun olarak Türkiye’de kurulan ... A.Ş.’nin % 14 oranında, Mısır’da kurulan ... şirketinin ise % 1 oranında hissedarı olduğunu, Türkiye’de kurulan ...A.Ş.’nin esas olarak arge , satış, pazarlama ve idari işlerini  yürütürken Mısır’da kurulan şirketin ise iplik, dokuma, boya ve terbiye tesisleri ile üretim faaliyetlerini yürüttüğünü, Ayrıca Türkiye kurulan şirketin Mısır’daki kurulan şirketin % 95 hissedarı olduğunu, müvekkili ...’un her iki şirketteki hisselerine karşılık sermaye tutarlarının ... Ortaklığı Genel Prensipleri uyarınca ... tarafından ödendiğini, bunu karşılığında taraflar arasında akdedilen 05.04.2010 tarihli Hisse rehni sözleşmesi ile ...’un davalı şirketteki hisseleri üzerine ...  lehine rehin konulduğunu, ... Ortaklığı Genel Prensipleri uyarınca da müvekkili ...’un şirkette yönetim kurulu üyesi seçildiğini, ve aynı zamanda CEO olarak görevlendirildiğini, 19.10.2009 tarihli 7420 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edilen Genel Kurul Kararı ile ...’nun yönetim kurulu üyesi seçildiklerini, ...’nun Yönetim Kurulu Başkanı, müvekkili ...’un ise Yönetim kurulu Başkan Yardımcısı olarak atandığını,  davalı şirketin gerek Türkiye piyasasındaki gerekse Mısır piyasasındaki konumuna ve mali gücüne özellikle müvekkili ...  yıllar içerisinde sarf ettiği emekleri ile eriştiğini, ancak ilerleyen dönemde çoğunluk pay sahibi ... ailesinin bu gücünü kullanarak müvekkili ... davalı şirketten fiilen uzaklaştırması ile davalı şirketin, ... ailesi tarafından kontrol edilen ve ... ailesinin çıkarlarına hizmet eden bir şirket haline geldiğini, 26.02.2014 tarihli 8516 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen Genel Kurul Kararı ile müvekkil ...’un yönetim kurulu üyeliğinin aniden sona erdirildiğini, yönetim kurulu üyeliğine ... A.Ş., ...’nun seçildiğini, ayrıca müvekkili ... üç yıl süre ile yürüttüğü CEO’luk görevinin de sona erdirilerek, iş akdinin davalı şirket tarafından haklı neden olmaksızın 30.09.2012 tarihinde feshedildiğini,  davalı şirketin kuruluşundan bu zamana dek asıl emeği sarf eden müvekkili ..., iyi niyet kurallarına aykırı olarak sistematik bir şekilde şirket içerisinde etkisiz hale getirilmekte olduğunu, davalı şirket iyi yönetilmediğini şirket malvarlığını azaltıcı işlemler yapılarak şirketin durumunun giderek kötüleştiğini, halihazırda davalı şirketin hissedarlarından olan müvekkilinin, yönetimin keyfi idaresinden doğan zararlara katlanmak zorunda kaldığını, şirketin malvarlığını azaltıcı işlemler nedeniyle uğramış olduğu zararlardan payı oranında etkilendiğini, süreklilik kazanan bu durumun, şirketin yıkımına sebep olacak şekilde devam etmekte olduğunu, ... ailesi karşısında şirket yönetiminde söz sahibi olması engellenen müvekkiline hiçbir zaman kar payı ödenmediğini, kar payı hakları ile sınırlandırıldığını, söz konusu sebeplerle, gelinen aşamada müvekkili açısından şirket ortaklığının çekilmez bir hale geldiğini beyan ederek  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531. maddesinde yer alan koşulların gerçekleşmiş olduğu gözetilerek; davalı Şirketin öncelikle şirketi borçlandırıcı ve malvarlığını azaltıcı işlem yapmasının tedbiren durdurulmasına, Davalı Şirkete HMK m.389 ve TMK m.427 uyarınca \"ihtiyati tedbir yoluyla yönetim kayyımı atanmasına\", TTK m.531 uyarınca \"davalı Şirketin haklı nedenle feshine\", bu taleplerin kabul edilmemesi halinde ise davacı müvekkilinin \"davalı Şirkette sahip olduğu payların karar tarihine yakın tarihteki gerçek değerinin tespit edilerek müvekkiline ödenmesine ve davacı müvekkilinin bu yolla ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, asıl davada savunmasında özetle; müvekkili şirketin, kumaş üretim ve pazarlamasında uzman ve deneyimli olan davacı ile anlaştıklarını, bu doğrultuda ...  ve davacı arasında 30.06.2009 tarihli “... Ortaklığı Genel Prensipleri” bir sözleşme imzaladıklarını, tarafların ayrıca Ortaklık sözleşmesi çerçevesinde bir de 5.4.2010 tarihli “Hisse Rehni Sözleşmesi” imzaladıklarını, Söz konusu sözleşmeler ve protokol hükümleri incelendiğinde, ...  yatırımcı olduğunu, görevinin sadece sermaye koymaktan ibaret olacağını, davacının ise emek, deneyim uzmanlığını koyan taraf olduğunu, davacının her iki şirkete olan sermaye borcunun tamamının  ...  tarafından ödendiğini, Mısır'da kurulacak fabrikanın (...'ta) inşaat işlerine başlanıldığını, ancak davacının yetersizliği nedeniyle inşaatın zamanında bitirilemediğini, davacının “şirketin kötü yönetilmesi, davacının etkisiz hale getirilmesi, davacının kar payı haklarının kısıtlanması, şirket bilgilerinin verilmemesi” gibi iddialarının tamamı gerçek dışı olduğunu, müvekkili şirketin çoğunluğunu oluşturan pay sahiplerinin halen şirkette fiilen çalıştığını, yapılan yatırımların miktarı, şirketin faaliyetlerine devam ettiği başka bir deyişle faal olduğu, Mısır'da kurulan şirketin hisselerinin büyük çoğunluğuna sahip olması ve o şirketi yönettiği, Mısır'da yapılan milyonlarca dolarlık sözleşmelerin halen devam ettiği, Mısır'daki şirketin faal olduğu, şirketin elinde bulundurduğu malvarlığıyla şirket ana sözleşmesinde yer alan amaçları gerçekleştirebilecek durumda olduğu hususları göz önünde tutulduğunda somut olayda şirketin feshine karar verilmesinin mümkün olmayacağı bu durumun tüm hissedarları mağdur edeceği açık olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili, birleşen davada dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... adı altında konfeksiyon üretim ve perakende satışı ile ... gibi markalara fason üretim yapan hazır giyim firması olduğunu, daha önceleri kumaş üretimi işi yapmadıklarını, bu işi en iyi şekilde yerine getirecek kişi olduklarına inandıkları ... adlı bir şirketin genel müdürlüğünü yapan davalı ile anlaştıklarını, bu konuda ortaklık sözleşmesi ve hisse rehni sözleşmesi imzaladıklarını, davalının ise yatırım anlaşmasına emek, deneyim ve uzmanlığını koyarak fabrikayı kurup kâra geçireceğini taahhüt ettiğini, yapılan sözleşmede gerek Mısır'da gerekse Türkiye'de kurulacak şirketlerin %15 hissesinin davalı ... ait olacağının kararlaştırıldığını, aynı sözleşmede nihai masraf tutarından dış kaynaklardan temin edilen kredi düşüldükten sonra ... yapmış olduğu harcama tutarının davalının hissesine (%15) karşılık gelen kısmının davalının borcu olacağının, davalının bu borcu şirketteki hissesine düşecek kâr paylarından en geç 01/01/2015 tarihine kadar ödeyeceğinin, ancak borcun bu tarihte ödenmemesi halinde ödenmeyen kısma denk gelen hisselerinin tamamının davalı tarafından bila bedel olarak davacıya devredileceğinin açık ve net olarak kararlaştırıldığını, kararlaştırıldığı gibi Türkiye ve Mısır’da kurulan şirketlerde davalıya toplam %15 oranında hisse verildiğini, her iki şirkete ait sermaye borcunun tamamının ise müvekkilince ödendiğini, ancak davalının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle kurulan şirketlerin zarara uğradığını, şirketler kâr elde etmediği için kar payı dağıtılamadığını ve davalının 2015 yılına kadar ortaklık sözleşmesinde kararlaştırılan borcunu ödemediğini, davalın hissesine (%15) karşılık gelen miktarın 6.883.029 USD olduğunu, bu nedenle hisselerinin tamamını bedelsiz olarak müvekkiline devretmekle yükümlü olduğunu, ayrıca ortaklık sözleşmesinde  davalının borcunu ödeyene kadar şirket hisselerini 3.şahıslara devredemeyeceğinin/satamayacağının kararlaştırıldığını, devir halinde müvekkilinin telafisi imkansız zararlarının doğacağını ileri sürerek davalının sahip olduğu hisselerin üçüncü kişilere devredilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bu hisselerin bila bedel müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.  Davalı vekili, birleşen davada savunmasında özetle;  davacının hiçbir iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, huzurdaki davanın öncelikle zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan usulden reddine, aksi halde ise taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesi davacı tarafından hiçbir haklı bir sebep olmaksızın sona erdirilmiş olduğundan ve müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığından esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; taraflar arasında “... Ortaklığı Genel Prensipleri” isimli sözleşmenin imzalandığı, bu sözleşmede, fabrikanın Eylül 2010 yılında üretime başlayacağı, yıllık 24.000.000 mt kapasiteye sahip olacak şekilde yatırım yapılacağı, söz konusu yatırımın tahmini bedelinin 10.000.000-USD’si işletme sermayesi, 10.000.000-USD’si inşaat işleri ve 50.000.000-USD’sinin ise makine yatırımı olmak üzere toplam 70.000.000-USD olacağı, bu yatırım için gerek Mısır’da gerekse Türkiye’de kurulacak şirketlerin %85’inin ... grubuna, %15’inin ...’a ait olacağı, yatırımın 50.000.000 USD’sinin dış kaynaklardan, 20.000.000 USD’sinin ise ... tarafından karşılanacağı, üretime başlanması planlanan tarihte yatırım için yapılan nihai masraf tutarından dış kaynaklardan temin edilen kredi düşüldükten sonra ... ’nun yapmış olduğu harcama tutarının davacı  ...’un hissesine (%15) karşılık gelen kısmının davacının borcu olacağı, davacının bu borcu şirketteki hissesine düşecek kar paylarından en geç 01.01.2015 tarihine kadar ödeyeceği, ancak borcun bu tarihe kadar ödenmemesi halinde davacı ...’un, ödenmeyen kısma denk gelen hisselerinin tamamını bila bedel ... ’na devredeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Asıl davada davacı her ne kadar, haklı nedenlerle şirketin feshini, olmadığı takdirde davacı ortağa ortaklık payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortaklıktan çıkarılmasına ya da duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilmesini talep etmiş ise de;  davalı şirketin grup şirketlerinden sağlamış olduğu finansman desteğine karşılık herhangi bir finansman maliyetine katlanmadığı, grup şirketlerinden yansıtılan vade farkı gelir ve giderlerini Mısır’da bulunan iştirakine yansıttığı, Mısır’daki şirketin (bağımsız denetim raporları üzerinden) finansman maliyetleri değerlendirildiğinde, şirketin gruptan elde etmiş finansmana ilişkin olağanın üzerinde bir maliyete katlanmadığı, davalı şirketin ticari defterlerinde usulsüz işlemlere rastlanılmadığı, Taraflar arasındaki protokolde (...  Ortaklığı Genel Prensipleri) her ne kadar firmanın (Mısırdaki fabrika) 2010 yılı Eylül ayında faaliyete başladığı öngörülmüş olsa da 2011 yılı sonunda faaliyete henüz başlamadığı, kurulan şirketlerde, davacıya isabet eden sermayenin, ... tarafından ödendiği, davacı ...'un 30/06/2009 tarihli sözleşmeye uygun davranmadığı ve sözleşmede öngörülen (01.01.2015) tarihe kadar borcunu ödemediği, .... A.Ş.’nin finansman giderlerinin kullanmış olduğu kredilere oranı 2011 yılı haricinde her yıl %1’in altında olduğu, Kredi maliyetlerinin kar zarar durumuna göre maliyetlere yansıtılıp yansıtılmadığı noktasında finansman giderlerinde yıllar itibariyle herhangi bir dalgalanma olmadığı, finansman giderlerinin muhasebe ilkeleri doğrultusunda mali tablolara yansıtıldığı, şirketin finansman giderleri ile yıllar itibariyle oluşan kar ve zararlar arasında bir bağın olmadığı, yüksek kar durumunda yüksek finansman gideri, düşük kar veya zarar durumunda düşük finansman gideri gibi bir tablonun oluşmadığı mahkememizce itibar edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun mali incelemesinde tespit edilmiştir. Bu haliyle davacı ...’un  ... ile yaptığı sözleşme hükümlerine de aykırı davrandığı ve borcunu ödemediğinin sabit olduğu anlaşılmakla asıl davada davacının iddialarını ispatlayamadığı, taraflar arasında bir diğer ihtilaf olan şirket hisselerinin bila bedel iade şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu olup, ...Ortaklığı Genel Prensipleri” isimli sözleşmede, davacı  ...’un hissesine (%15) karşılık gelen kısmının davacının borcu olacağı, davacının bu borcu şirketteki hissesine düşecek kar paylarından en geç 01.01.2015 tarihine kadar ödeyeceği, ancak borcun bu tarihe kadar ödenmemesi halinde davacı ... ’un, ödenmeyen kısma denk gelen hisselerinin tamamını bila bedel ...’na devredeceğinin kararlaştırıldığı, taraflar arasında düzenlenen protokolde, Türkiye’de kurulan  ... Tic. A.ş.’nin 15.000.000 ( onbeşmilyon) TL bedelli sermayesinin ... hissesine düşen % 14’lük kısmı olan 2.100.000 ( ikimilyonyüzbin) TL'nin ... adına ...  tarafından ödendiğinin belirtildiği, taraflar arasındaki 30.06.2009 tarihli “... Ortaklığı Genel Prensipleri” isimli sözleşmeden sonra Türkiye'de ... A.Ş.'yi Mısır'da ise ... isimli şirketin kurulduğu, davalının ... A.Ş.'deki hissesinin % 14, ...  hissesinin ise %1 olmak üzere (sözleşmede öngörüldüğü gibi) toplam %15 hisseye sahibi olduğu, bu hisselere karşılık gelen sermayenin birleşen dosyada davacı ... tarafından ödendiğinin yapılan ticaret sicil ilanları, sermaye arttırım kararı ve taraflar arasında düzenlenen protokol ile sabit olduğu, davacının sözleşmede öngörülen 01.01.2015 tarihine kadar borcu ödediğine dair bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmakla davalının Türkiye'de mukim ... Tic. A.Ş'deki %14 hissesinin bila bedel davacı ... devredilmesine, davalının Mısır'da mukim ... şirketindeki  %1 hissesinin davacı ... devredilmesi...\" gerekçesiyle, asıl davanın reddine,  birleşen 2019/601 esas sayılı dosyasının kabulü ile davalının Türkiye'de mukim ... Tic. A.Ş'deki %14 hissesinin bila bedel davacı ... oğlu'na devredilmesine, şirketin ticaret sicil kayıtlarında ...  adına tesciline, bu hususun ticaret sicil müdürlüğüne bildirilmesine,  davalının Mısır'da mukim D... şirketindeki  %1 hissesinin davacı ...  devredilmesine,  karar  verilmiştir. Bu karara karşı,  asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl davada davacı birleşen davada davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Tarafların ortaklık süreci ile ilgili bilgi verdikten sonra,Asıl ve birleşen davaların konularının ve taraflarının farklı olması nedeniyle, davaların birleştirilerek görülmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin bu nedenle sağlıklı tahkikat yapamadığından kararın kaldırılması gerektiğini,Müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, zira mahkemece 11.01.2022 tarihli bilirkişi raporuna atıf yapılarak hüküm kurulduğunu, oysa bilirkişi raporunun eksik inceleme ile düzenlendiğini, bilirkişi kurulunan dosyayı aldıktan sonra yaklaşık bir yıl geçtikten sonra rapor düzenlediğini, davanın 2019 yılında açıldığını, üç yıl sürdüğünü, bunun bir yılının bilirkişide hiçbir işlem yapılmaksızın geçirildiğini, bilirkişi raporunda asıl ve birleşen davalara konu uyuşmazlığın çözümünde tatmin edici tespitlere yer verilmediğini, iddia ve savunmanın yeterince karşılanmadığını, mahkemenin kendisini teknik bilirkişi yerine koyarak hüküm veremeyeceğini, raporda teknik konularda yeterli açıklama bulunmadığını, raporun denetime elverişli olmadığını, müvekkilinin rapora yönelik itirazlarının ek rapor ile değerlendirilmeden karar verildiğini, bu durumun yerleşik yargıtay içtihatlarına da aykırı olduğunu, Asıl dava bakımından ilk derece mahkemesince 25.03.2016  tarihli genel kurulda seçilen yönetim kurulunun esas sözleşmeye aykırı olduğunu, ana sözleşmeye aykırı olarak  ...' na münferit temsil yetkisi verildiğini, ana sözleşmenin 7. Maddesine göre yönetim kurulunun dört kişiden oluşması gerektiğini, temsil ve ilzamın 8. Maddede düzenlenmiş olup, çift imza kuralı getirildiğini, buna rağmen 19.04.2016 tarihli TSG de yayınlanan 2014 yılı olağan genel kurul toplantısında üç kişiden oluşturulan bir yönetim oluşturulduğunu, aynı kararda çift imza kuralının da ihlal edilerek ... ' na münferit imza ile şirketi temsil ve imza yetkisi verildiğini, bu şekilde ana sözleşmeye aykırı oluşturulan yönetim ile şirkete zarar verildiğini, kötü yönetildiğini, bilirkişilerin bu hususu dikkate almadan rapor düzenlediklerini, Asıl dava davalısı şirketin ana sözleşmeye aykırı olarak kuruluşundan bu yana münferiden ...  tarafından kötü yönetildiğini, kuruluştan bu yana şirketin kar payı dağıtmadığını, bu durumun şirketin ... ailesinin amaç ve çıkarları doğrultusunda yönetildiğinin açık bir göstergesi olduğunu, mahkemenin bu hususu dikkate almadan asıl davayı reddettiğini, dosyaya sunulan pek çok beyan ve delillerinde açıklandığı üzere şirketi zarara sokan bir çok işlem yapıldığını, bu zarar verici eylemlerin ... tarafından yapıldığını, bu durumun müvekkili tarafından haklı sebeple şirketin feshini talep etmesi gerektiğinin gerekçesini oluşturduğunu, mahkemenini bu hususları dikkate almadan karar verdiğini, asıl  davadaki taleplerinin TTK 531 maddesi uyarınca haklı nedenle şirketin feshine, olmadığı takdirde çıkma ya da diğer tedbirlerin verilmesine ilişkin olduğunu, davadaki haklı sebep iddialarının ise, davalı şirketin kuruluşundan bu yana kişisel emek sarf eden müvekkilinin iyi niyet kurallarına aykırı olarak sistematik bir şekilde şirket içinde etkisiz hale getirildiği; davalı şirketin süreklilik arz eder şekilde kötü yönetildiği ve mal varlığını azaltıcı işlemler yapıldığı; yönetimin keyfi işlemlerinden doğan zararlarına müvekkillinin payı oranında katlanmak zorunda kaldığı; müvekkiline hiçbir zaman kar payı ödenmediği; müvekkilinin bilgi alma hakkının sınırlandırıldığı ve bu nedenlerle ortaklığın sürdürülmesinin müvekkili açısından çekilmez hale geldiği şeklinde olduğu, mahkemece alınan raporda ve karar gerekçesinde bu iddiaların aydınlığı kavuşturulması için gerekli incelemelerin yapılmadığını, şirket  yönetiminin ana sözleşmeye aykırı olarak oluşturulmasının etkisi üzerinde durulmadığını, zarar iddiaları bakımından raporda yapılan değerlendirmelerin yetersiz olduğunu, grup işi şirketlerle ve bağlı ortaklıklarla yapılan kredi ve ticaret ilişkilerinin yeterince açıklığı kavuşturulmadığını, Bu nedenlerle ana dava bakımından verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu ve kararın kaldırılması gerektiğini,Birleşen dava bakımından ise;Birleşen davadaki talebin zaman aşımına uğradığını, zira TBK 147/4 te öngörülen 5 yıllık zaman aşımının geçmiş olduğunu, birleşen davanın bu nedenle reddi gerektiğini, İlk derce mahkemesince birleşen davada sermaye payı borcunun 01.01.2015 tarihine kadar ödenmediği gerekçesiyle müvekkiline ait hisselerin birleşen davanını davacısı adına devir ve tesciline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin taraflar arasındaki protokol hükümlerini hatalı değerlendirdiğini, bu konudaki bilirkişi değerlendirmesinin de hatalı olduğunu, şöyle ki; taraflar arasında imzalanan .../ ... Ortaklığı Genel Prensipleri isimli belgede, müvekkilinin sermaye payı borcunu kar payından ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu hükümden hareketle müvekkilinin sermaye borcunun ödenmesinin şirketin kar payı dağıtması şartına bağlanmış olduğunun anlaşılması gerektiğini, şirketin bu günü kadar kar payı dağıtmamış olması nedeniyle borcun ödenmesinin mümkün olmadığını ve ayrıca müvekkilinin hiçbir kar payı alamadan şirketle olan iş akdinin haksız şekilde fesh edildiğini, anılan prensip anlaşması uyarınca müvekkilinin payına düşün sermaye borcunu ödeyememesinin kar payı dağıtılmamasından kaynaklı olup, buna bizzat ...'nun sebebiyet verdiğini, müvekkilinin şirketteki çalışmasına engel olunduğunu, TBK 175/2 maddesi uyarınca şartın gerçekleşmesine engel olan birleşen dosya davacısının birleşen davadaki talebinin dinlenemeyeceğini, prensip anlaşması uyarınca ...'na olan borcunu ödeyene kadar şirket ortaklığının herhangi bir şekilde sona ermesi halinde ... ödediği tutar kadar şirkette hisse sahibi olacağı ve ödenmeyen kısma ilişkin hisseler üzerindeki hak sahipliğini bila bedel ... devredeceğinin ve ...'nun herhangi bir haklı sebep olmaksızın ortaklığı sona erdrmesi halinde bu madde hükmünün uygulanmayacağının kararlaştırıldığını, buna karşın müvekkilinin hiç bir sebep gösterilmeksizin şirketteki görevinin sona erdirilmesi nedeniyle hisseleri talep hakkının ortadan kalktığını, Müvekkilinin Mısır' da kurulacak fabrikanın yıllık kapasitesi hakkında herhangi bir taahhüdünün bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin bu konuda araştırma yapmadığını, buna rağmen hisselerin iadesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, şirketin tüm faaliyetlerinin yönetim kurulu onayı ile yürütüldüğünü, bu konuda müvekkilinin ihlal ettiği bir yükümlülük bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin oy birliği ile ibra edildiğini, Birleşen davada davacı tarafından dayanaksız ve gerçek dışı bir takım iddialar ileri sürüldüğünü, bunun amacının asıl davadaki fesih talebini geciktirmek olduğunu, buna ilişkin belgelerin sunulduğunu ancak mahkemece dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, müvekkilinin iş akdinin haksız olarak fesh edildiğini, müvekkilinin yatırım aşamasında sarf ettiği emekleri alacağı bir dönemde istifa etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesince birleşen davada Mısır da kurulu şirketteki müvekkiline ait hissenin birleşen davanın davacısı adına bila bedel devrine karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, zira 5718 sy MÖHUK 47 maddesi uyarınca akdedilmiş bir yetki anlaşması bulunmadığı, bu konuda Mısır mahkemeleri yetkili olup, Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığını, bu nedenle kararın usule aykırı olduğunu, Hisse devrine ilişkin kararların şahsın hukukuna ilişkin olup, kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardan olmasına rağmen bu hususun kararda belirtilmemesinin usule aykırı olduğunu ve müvekkili bakımından telafisi imkansız zararlar doğuracak nitelikte olduğunu,Müvekkili tarafından özel denetçi atanması talebi ile İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/542 E sayılı dosyasında özel denetçi atanması kararı alındığını, bu durumun dahi  ...' nun şirketi kötü yönettiği iddialarını destekler nitelikte olduğunu,Müvekkili tarafından DNM Tekstil... Şirketi aleyhine iş akdinin haksız feshi nedeniyle işçilik alacaklarının tahsili için Bakırköy 16. İş Mahkemesinin 2020/77 E sayılı davasını açtığını, anılan dosyada alınan bilirkişi kök ve ek raporları ile işçilik alacaklarının hesaplandığını, dosyanın karar aşamasında olup, haksız fesih iddialarının o dosyada haklı bulunduğunu,Bu nedenle ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davada  istinafa konu kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararların kaldırılmasına ve müvekkili lehine asıl davanın kabulüne birleşen davanın reddine  karar verilmesini talep etmiştir.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili dairemize hitaben düzenlediği 16.02.2023 tarihi dilekçe ekinde uzman görüşü sunmuştur. Uzman görüşü dairemizce incelenmiş ve değerlendirilmiştir.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili, karşı tarafın istinaf başvurusuna cevaplarını içeren dilekçesinde özetle;Davaların birleştirilerek görülmesinin davalar arasında bağlantı bulunması nedeniyle HMK 166 maddesine uygun olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair istinaf nedenin haksız olduğunu, beş kişilik bilirkişi kurulunun yaklaşık on yıllık döneme ilişkin altı şirketin defterlerini incelediğini, inceleme ve yargılamanın makul sürede tamamlandığını, bilirkişi raporunun kapsamlı ve hüküm vermeye elverişli olup, HMK 282/2 maddesi uyarınca ek rapor alınma zorunluluğu bulunmadığını, asıl davada davacının ileri sürdüğü 19.04.2016 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kuruluna üç kişinin seçilmesine dair alınan kararın oy birliği ile alındığını, davacınını da olumlu oy verdiğini, bu seçimden sonra yönetim kurulunun 28.03.2016 tarihli kararı ile  ... 'nu temsil ve ilzama yetkili kişi olarak seçmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gibi bu hususların tek başına fesih nedeni olamayacağını, şirketin ... ailesinin şahsi çıkarlarına hizmet eder şekilde yönetildiği iddialarının haksız olduğunu, ilk derece mahkemesince alınan raporda bu hususların değerlendirildiğini, hükme esas alınan yüz sayfalık bilirkişi raporunda şirketin kötü yönetildiğine dair bir tespitin yer almadığını, grup şirketleri lehine haksız bir işleme rastlanmadığının tespit edildiğini, şirketin kar etmemesi nedeniyle kar dağıtımı yapılmadığının tespit edildiğini, ayrıca davalının ödenmemiş sermaye borcunun 2011 yılında 7.012.805 USD 2012 yılında ise 6.779.239 USD olduğunun tespit edildiğini, defterlerde hiçbir usulsüzlük olmadığının belirlendiğini, ayrıca asıl davanın davacısının Ceo luk görevinin sona ermesinden sonra yeni yönetim tarafından yaptırılan arıtma tesisine binlerce dolar harcandığının tespit edildiğini, eksik incelemenin söz konusu olmadığını, şirketin kuruluşundan bu yana münferiden  ... 'na verilmesinin karara bir etkisi olmayacağına, kaldı ki dava dilekçesinde böyle bir fesih nedenine yer verilmediğini, karın dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararlarına asıl davanın davacısının da olumlu oy kullandığını, bu nedenle karın dağıtılmamasının haklı sebep oluşturmayacağını, asıl dava bakımından şirketin feshini gerektirecek bir sebebin bulunmadığını, birleşen davada zaman aşımının doğmadığını, alacağın 01.01.2015 tarihinde muaccel olduğunu ve 5 yıllık süre içinde davanını açıldığını, taraflar arasında şirket kurulmadan önce 30.06.2009 tarihli sözleşmede birleşen davada davalının 01.01.2015 tarihine kadar sermaye borcunu ödemeyi taahhüt ettiğini, bu hususun herhangi bir şarta bağlı olmadığını, şirketin kar elde etmemesinin borcun ödenmemesini gerektirmeyeceğini, kesin vade kararlaştırılmış olduğunu, ortaklık sözleşmesinin haksız olarak sona erdirilmesinin söz konusu olmadığını, zira ortaklığın devam ettiğini, birleşen dosya davalısının yönetim kurulu üyeliğinin aniden sona erdirilmesinin gerçek dışı olduğunu, kendisinin iki kez yönetim kuruluna seçildiğini, son olarak 25.12.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kuruluna aday dahi olmayan davalının yönetim kuruluna tekrar seçilmediğini, bu kararın oy birliği ile alındığını, Mısır daki şirket hissesinin devri konusunda Türkiye de dava açılmasının mümkün olduğunu, yetki itirazının haksız olduğunu, hisse devrine ilişkin kararların kesinleşmeden icra edilemeyeceği konusunun kararın icrası ile ilgili olup, icra hukuku çerçevesinde çözülmesi gereken bir husus olup, icra mahkemesinde şikayet olarak değerlendirildiğini, birleşen dava davalısının özel denetçi tayini talebi üzerine mahkemece verilen kararın 2019-2020 yıllarına ilişkin dönemle ilgili olup, özel denetçinin düzenlediği raporda hiçbir usulsüzlük bulunmadığının tespit edildiğini, raporun ekte olduğunu, birleşen dava davalısının işçilik alacakları ile ilgili açtığı davanın eldeki dava ile ilgisinin olmadığını belirterek, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.  <br>İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca  haklı nedenle feshi, kabul görülmediği takdirde davacının hisse değerinin tespiti ile tahsili ve ortaklıktan çıkma talebine; birleşen dava ise  ortaklık sözleşmesine istinaden davalının sahip olduğu şirket  hisselerin bila bedel  davacı adına devri ve tesciline ilişkindir.  İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili   tarafından, yasal süre   içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin asıl ve  birleşen davada verilen kararlara karşı istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Asıl davada şirket ortağı davacı tarafından  şirketin feshi istemli dava açıldığı, birleşen davada ise asıl davada davacının şirketteki hisselerinin sözleşme ve  protokol hükümleri uyarınca birleşen dava davacısına devri ve tescili istemine ilişkin olmakla, davalardaki talepler de dikkate alındığında ve asıl davada davacı birleşen davada davalının her iki davada da taraf durumunda olduğu, her iki davanın aynı şirket ortaklığına ilişkin olduğu, davalardan biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkiyecek nitelikte olup, HMK'nın 166. maddesi anlamında davalar arasında bağlantı bulunduğu  gözetildiğinde, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin davaların birleştirilerek görülmesinin yasa ve usule aykırı olduğu yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir. Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili yeterli bilirkişi incelemesi yapılmadığı, davanın yeterince aydınlatılmadığı, dosyanın uzun süre bilirkişide beklediği, bu nedenlerle müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve rapora itirazlarının karşılanmadığı, denetime elverişli olmayan raporun hükme esas alındığı yönündeki istinaf nedeninin incelenmesinde;  HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece  diğer delillerle birlikte serbestçe hükme esas alınır. Mahkemece tarafların sundukları deliller, sözleşme ve protokol hükümleri ile yapılan yargılama aşamasında konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulan bilirkişi kurulundan alınan rapor içeriğindeki tespitler dikkate alınarak ve sunulu deliller değerlendirilip, gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmakla, asıl davada davacı birleşen davada  davalı  vekilinin hükme esas alınan  bilirkişi raporuna yönelik ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik  istinaf nedenleri  yerinde görülmemiştir. Yine mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde davalı şirketin ve grup şirketlerin kayıtları incelenmek suretiyle oldukça kapsamlı rapor tanzim edildiği dikkate alındığında, raporun uzun sürede düzenlenmiş olmasının da tek başına adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez. Bilirkişi raporu oldukça kapsamlı olup, hukuki nitelikteki itirazlar mahkemece değerlendirilebilir. Mahkemenin ek rapor alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bilirkişi raporunda dava sebepleri ayrıntılı olarak değerlendirildiğinden, itirazların karşılanması bakımından ek rapor alınmaması da adil yargılanma hakkını ihlal eden bir durum olarak değerlendirilmemiş, aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. İstinaf eden vekili şirket yönetim kurulunun ana sözleşmeye aykırı olarak üç kişiden oluşturulduğunu ve birleşen davanın davacısı ...  münferit temsil yetkisi verildiğini, oysa yönetim kurulunun dört kişiden oluşması gerektiğini ve çift imza ile temsilin ana sözleşmede kararlaştırılmış olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir. Ana sözleşmede yönetim kurulunun dört kişiden oluşacağına ve çift imza ile şirketin temsil edileceğine dair kurala aykırı olarak genel kurulda alınan karara karşı asıl davada davacı tarafından muhalefet edilmediği gibi bu karara karşı bir iptal davası da açılmadığı anlaşılmaktadır. Salt yönetim kurulunun üç kişiden oluşması ve bir ortağa münferit temsil yetkisi verilmesi şirketin kötü yönetildiği ve zarara uğratıldığı anlamına gelmeyeceğinden ve bu kararlara karşı yasal süre içinde iptal yoluna başvurulmadığından aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. İstinaf eden vekili, asıl davada davalı şirketin ana sözleşmeye aykırı olarak oluşturulan yönetim kurulu ile ve yine ana sözlemeye aykırı olarak verilen münferit temsil ve ilzam yetkisi ile  ... tarafından şirkete zarar verildini, şirketin kötü yönetildiğini, kötü yönetime dair iddiaların dava dilekçesinde gösterildiğini, şirketin ... ailesinin çıkarlarına hizmet eder duruma getirildiğini, bu konulardaki haklı sebep iddialarının yeterince değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürmüştür. Bu istinaf sebebi bağlamında, asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili, istinaf dilekçesinde de belirttiği üzere,  davadaki haklı sebep iddialarının, davalı şirketin kuruluşundan bu yana kişisel emek sarf eden müvekkilinin iyi niyet kurallarına aykırı olarak sistematik bir şekilde şirket içinde etkisiz hale getirildiği; davalı şirketin süreklilik arz eder şekilde kötü yönetildiği ve mal varlığını azaltıcı işlemler yapıldığı; yönetimin keyfi işlemlerinden doğan zararlarına müvekkillinin payı oranında katlanmak zorunda kaldığı; müvekkiline hiçbir zaman kar payı ödenmediği; müvekkilinin bilgi alma hakkının sınırlandırıldığı ve bu nedenlerle ortaklığın sürdürülmesinin müvekkili açısından çekilmez hale geldiği şeklinde olduğu, mahkemece alınan raporda ve karar gerekçesinde bu iddiaların aydınlığı kavuşturulması için gerekli incelemelerin yapılmadığını, şirket  yönetiminin ana sözleşmeye aykırı olarak oluşturulmasının etkisi üzerinde durulmadığını, zarar iddiaları bakımından raporda yapılan değerlendirmelerin yetersiz olduğunu, grup işi şirketlerle ve bağlı ortaklıklarla yapılan kredi ve ticaret ilişkilerinin yeterince açıklığı kavuşturulmadığını ileri sürmüştür.Öncelikle davacının şirket yönetiminden süreç içinde dışlandığına dair iddiası bakımından yapılan değerlendirmede yönetim kuruluna seçilmemesine dair genel kurulda olumlu oy kullandığı, bu konudaki genel kurul kararının iptali için bir talepte bulunmadığı anlaşılmaktadır. Asıl davada davaca vekili müvekkiline bu güne kadar kar payı ödenmemesini haklı sebep olarak ileri sürmüşse de, karın ödenip ödenmeyeceğine karar verme yetkisi münhasıran  şirket genel kuruluna aittir. Şirket genel kurulunda karın dağıtılmamasına ilişkin alınan kararlara karşı davacı tarafından açılmış bir iptal davası bulunmamaktadır. Bu nedenle salt karın dağıtılmamış olması haklı nedenle şirketin feshi sonucunu doğurmayacağı gibi alınan bilirkişi heyet raporunda da ayrıntılı gösterildiği üzere, kar dağıtmamanın şirketin kar elde etmemesinden kaynaklandığı, kar elde etmemenin şirketin kötü yönetilmesinden kaynaklandığına dair bir tespitin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.İstinaf eden vekili asıl davada davalı şirketin müvekkiline bilgi alma hakkını kullandırmadığını ileri sürmüş ve bunun haklı sebep olduğunu belirtmiş ise de; TTK 392 maddesi uyarınca bilgi alma hakkının ve aynı kanunun 437 maddesi uyarınca ortağın bilgi alma ve inceleme hakkının mevcut olduğu dikkate alındığında, asıl davada davacının bilgi alma ve inceleme hakkı konusunda kanundaki prosedürleri çalıştırdığına dair bir kayıt bulunmamakta olup, bu hususun tek başına haklı nedenle fesih nedeni oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır.İstinaf eden vekili,  davalı şirketin süreklilik arz eder şekilde kötü yönetildiği ve mal varlığını azaltıcı işlemler yapıldığı; yönetimin keyfi işlemlerinden doğan zararlarına müvekkillinin payı oranında katlanmak zorunda kaldığını, böylece fesih için haklı sebepler oluştuğunu ileri sürmüştür. Mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunun 65 ve devamı sayfalarında bilirkişi kurulunca yanıtlanması istenen hususlar değerlendirilmiştir. Raporda belirtildiği üzere, şirketten alınan veya şirkete verilen borçların şirketi zarar ettirmeye yönelik ve kar payı dağıtılmasının önüne geçmek amacıyla yapıldığına dair bir emarenin bulunmadığı, davalı şirketin grup şirketleri ile olan finansman ilişkileri ile ilgili yapılan değerlendirmede davalı şirket aleyhine zarar verecek şekilde grup şirketleri lehine herhangi bir işlemin tespit edilmediği, yine davalı şirketin grup şirketleri ile olan ticari ilişkilerinde grup şirketler lehine davalı şirket aleyhine bir işlem tespit edilmediği, kullandırılan krediler bakımından bir usulsüzlük tespit edilmediği, ... holding bünyesindeki şirketler arasında olağanın üzerinde bir maliyet kaydına rastlanmadığı yani Mısır da bulunan şirkete ait bilançolar ve gelir tabloları ile şirketin bağımsız denetim raporları üzerinden finansman maliyetleri değerlendirildiğinde, şirketin gruptan elde etmiş olduğu finansmana ilişkin olarak bir usulsüzlüğün tespit edilmediği, davalı şirketin mal varlığına dair bir usulsüzlüğün tespit edilmediği belirtilmiştir. Bilirkişi raporundaki bu tespitler dikkate alındığında şirketin mal varlığına zarar verildiği, grup şirketler lehine işlemler yapıldığı, davalı şirketin ... ailesi menfaatine faaliyette bulunduğu gibi haklı sebep iddialarının kanıtlanmadığı sonucuna ulaşılmış, aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm istinaf nedenleri yerinde görülmemiş, asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.Birleşen dava bakımından yapılan istinaf incelemesinde;Birleşen davada davalı vekilince, birleşen davadaki talebin zaman aşımına uğradığı iddiasında bulunulmuştur. Zaman aşımı süresi TBK nun 149 maddesi uyarınca alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlar. Taraflar arasında imzalandığı ihtilafsız olan 30.06.2009 tarihli genel prensip anlaşmasında birleşen davada davalınını sermaye borcunu ödemesi gereken son tarih olarak 01.01.2015 tarihi belirlenmiş olup, alacağın bu tarihte muaccel olduğunun kabulü gerekir.  TBK 147/4 maddesi uyarınca zaman aşımı süresi 5 yıl olup, bu beş yıllık süre içinde birleşen davanın açıldığı anlaşıldığından, zaman aşımı define yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.İstinaf eden vekili, İlk derce mahkemesince birleşen davada sermaye payı borcunun 01.01.2015 tarihine kadar ödenmediği gerekçesiyle müvekkiline ait hisselerin birleşen davanını davacısı adına devir ve tesciline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin taraflar arasındaki protokol hükümlerini hatalı değerlendirdiğini, bu konudaki bilirkişi değerlendirmesinin de hatalı olduğunu, şöyle ki; taraflar arasında imzalanan .../ ... Ortaklığı Genel Prensipleri isimli belgede, müvekkilinin sermaye payı borcunu kar payından ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu hükümden hareketle müvekkilinin sermaye borcunun ödenmesinin şirketin kar payı dağıtması şartına bağlanmış olduğunun anlaşılması gerektiğini, şirketin bu güne kadar kar payı dağıtmamış olması nedeniyle borcun ödenmesinin mümkün olmadığını ve ayrıca müvekkilinin hiçbir kar payı alamadan şirketle olan iş akdinin haksız şekilde fesh edildiğini, şirketin kar payı dağıtmamasının şirketi fiilen yöneten ... ' nun kötü yönetiminden kaynaklandığını, müvekkilinin sermaye payı ödem borcunun şarta bağlı olup, şirketin kar etmesine ilişkin şartın da gerçekleşmediğinden, birleşen davanın reddi gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere, şirketin kar elde etmemiş olması nedeniyle şirket genel kurullarında karın dağıtılmaması yönünde kararlar alındığı, birleşen davada davalının da bu kararlara karşı herhangi bir iptal davası açmadığı anlaşılmıştır. Yine şirketin kar etmemesinin ... ' nun yada diğer yöneticilerin kötü yönetiminden veya şirkete zarar verici herhangi bir eylemden kaynaklandığına dair bir tespit mevcut değildir.Taraflar arasında imzalandığı ihtilafsız olan ve niteliği itibariyle hissedarlar sözleşmesi vasfında olan 30.06.2009 tarihli sözleşmede birleşen davada davalı ... ' un sermaye borcunu ödemesine ilişkin düzenlemede \" ... ' un ...' na borcun ödenmesi; ...  söz konusu borcu şirketteki hissesine düşecek kar paylarından ödeyecek ve olan borç tamamen ödeninceye kadar  .... şirketten kar payı alamayacaktır. Ancak ...  01.01.2015 tarihine kadar ...' na olan borcunu tamamen ödeyememesi halinde, ödenmeyen kısma denk gelen şirket hisselerini bila bedel ...' na devredecektir. Örneğin ...' nun harcamasının 20.000.000 USD olması halinde, ...  %15 hissesi için toplamda ...' na 3.000.000 USD ödemesi halinde şirketin %15 hissesinin tamamı ...a ait olacak, ancak 3.000.000 USD ödemesi gerekirken 01.01.2015 tarihine kadar 2.000.000 USD ödemesi halinde;  ... şirketin %10 hissesinin sahibi olacak ve %5 hisseyi de ...' na bila bedel devredecektir.\" hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmedeki bu düzenlemeye göre, şirketin kuruluşunda davalıya ait %15 lik  sermaye payının tamamının birleşen davada davacı ...  tarafından ödendiği, anılan düzenleme ile ...'un bu sermaye payını birleşen davada davacıya ne şekilde ödeyeceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır. Sözleşmeye göre ...  sermeye borcunu davacıya şirket karından ödeyecek olup, ödemenin 01.01.2015 tarihine kadar tamamlanması gerekir. Bu tarih itibariyle sermaye borcunun hiç ödenmemesi halinde davalı ... uhdesindeki %15 hissenin tamamını  ...' na bila bedel iade edecektir. Sözleşmede bunun için herhangi bir şart bulunmamaktadır. Yani şirketin hiç kar etmemesi halinde davalının davacıya borcunu  dair bir kayıt bulunmadığı gibi sermaye borcunun ödenmesi bakımından şirketin kar etmesi gibi bir şart da öngörülmemiştir. Bu nedenlerle birleşen davada davalı vekilinin borcun şarta bağlı olduğuna ve şirketin kar etmemesi nedeniyle şartın gerçekleşmediğine dair istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Bilirkişi raporunda davalının sermaye borcunun hesabı yapılmıştır. Davalının da kabulünde olduğu üzere, sermaye borcundan davacıya hiçbir ödeme yapılmamıştır. Dolayısıyla hissedarlar sözleşmesindeki kesin vade dolmuş olmasına rağmen sermaye payının ödenmemiş olması nedeniyle davalı ... ' a ait % 15 şirket hissesinin tamamının davacı  ...' na bila bedel devri için koşullar gerçekleşmiştir. Bu nedenle birleşen davada davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Birleşen davada davalı vekili, müvekkilinin Mısır' da kurulacak fabrikanın yıllık kapasitesi hakkında herhangi bir taahhüdünün bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin bu konuda araştırma yapmadığını, buna rağmen hisselerin iadesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, şirketin tüm faaliyetlerinin yönetim kurulu onayı ile yürütüldüğünü, bu konuda müvekkilinin ihlal ettiği bir yükümlülük bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin oy birliği ile ibra edildiğini ileri sürerek birleşen davada verilen kararı istinaf etmiştir. Davadaki talepler ve varılan sonuç itibariyle, birleşen davada davalının böyle bir taahhütte bulunup bulunmadığının sonucu bir etkisi yoktur. Varılan sonuç hissedarlar sözleşmesindeki kesin vadeye bağlanmış sermaye borcu ödemesinin yerine getirilmemesine dayalıdır. Birleşen davada davalı vekilince, müvekkili tarafından özel denetçi atanması talebi ile yaptığı başvuru neticesinde,  İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/542 E sayılı dosyasında özel denetçi atanması kararı alındığını, bu durumun dahi  ...' nun şirketi kötü yönettiği iddialarını destekler nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Dosyaya örneği sunulan denetçi atanması kararının 2019-2020 dönemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Salt özel denetçi aanmasına karar verilmiş olması şirket kayıtlarında usulsüzlük yapıldığına delil olmayacağı gibi denetçi raporunda da tespit edilen bir usulsüzlük bulunmadığı dikkate alındığında bu konudaki istinaf nedeninin de reddi gerekmiştir.Birleşen davada davalı vekili, müvekkili tarafından ... Şirketi aleyhine iş akdinin haksız feshi nedeniyle işçilik alacaklarının tahsili için Bakırköy 16. İş Mahkemesinin 2020/77 E sayılı davasını açtığını, anılan dosyada alınan bilirkişi kök ve ek raporları ile işçilik alacaklarının hesaplandığını, dosyanın karar aşamasında olup, haksız fesih iddialarının o dosyada haklı bulunduğunu ileri sürmüş ise de, o dava işçilik haklarına ilişkin olup, ortaklık ilişkisini doğrudan etkileyen bir sebep olarak değerlendirilmemiştir. İlk derece mahkemesince birleşen davada Mısır da kurulu şirketteki müvekkiline ait hissenin birleşen davanın davacısı adına bila bedel devrine karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, zira 5718 sy MÖHUK 47 maddesi uyarınca akdedilmiş bir yetki anlaşması bulunmadığı, bu konuda Mısır mahkemeleri yetkili olup, Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığını, bu nedenle kararın usule aykırı olduğunu ileri sürerek karar istinaf edilmiştir. İlk derece mahkemesinin istinafa konu kararında birleşen davada davalının Mısır da mukim  ....Şirketindeki % 1 hissesinin davacı ...  na devredilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Yetki itirazı bu karara yöneliktir.Türk Mahkemelerinin milletler arası yetkisini içi hukuk kuralları belirler.( MÖHUK m. 40) HMK nun 14  maddesi uyarınca şirket ortaklığından kaynaklanan davalarda yetkili mahkeme şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir ve bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralıdır. Somut olayda hissesi hakkında karar verilen şirketin Mısır da yerleşik olduğu anlaşıldığından Türk Mahkemelerinin uluslar arası yetkisi mevcut değildir. HMK 114/1.a maddesi uyarınca Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunması dava şartı olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince Mısırdaki şirketin hissene ilişkin olarak açılan dava bakımından HMK nun 115/2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken bu talebin de kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuş, birleşen davada davalı vekilinin bu konudaki istinaf başvurusunun kabulü ile birleşen davada verilen hükmün HMK 353/1.b.2 maddesi uyarınca düzeltilmesine karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilinin  asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun  kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, karar bütünlüğünün sağlanması bakımından asıl ve  birleşen davalar hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  Asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilinin  asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun  kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, karar bütünlüğünün sağlanması bakımından asıl ve  birleşen davalar hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda;1-Asıl davanın reddine, 2-Birleşen davanın kısmen kabulü ile birleşen davada davalının ...AŞ'deki %14 hissesinin bila bedel ......'na devredilmesine, ticaret sicil kayıtlarında bu payın ... adına tesciline, karar kesinleştiğinde bu hususun tescil için Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesine, 3-Mısırda Mukim ... şirketindeki % 1 payın davacıya bila bedel devredilmesine dair talep bakımından davanın HMK'nın 114/1.a ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddine,4- Asıl dava yönünden:a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 80,70 TL harçtan peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile eksik 36,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,b-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, c-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, d-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 5.100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,e-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine, f-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5- Birleşen dava yönünden:a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 143.826,02 TL harçtan peşin alınan 35.956,51 TL harcın mahsubu ile eksik 107.869,51 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,  b-Davacı tarafından yapılan 12.650,00 TL posta masrafı ile toplam harç gideri 36.007,31 TL ki toplam 48.657,31 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, c-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, d-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 101.723,82 TL avukatlıkücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, e-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine,6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: a-Asıl davada davacı- birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl davada davacı- birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, istinaf peşin karar harçlarının iadesine, b-Asıl davada davacı- birleşen davada davalı tarafından sarf edilen kanun yolu giderlerinin, kararımızın mahiyetine göre, kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  21.03.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"57c0871700240255","SID":"c9b97c51ee886e7f"}}