{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ERZURUM<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2022/329 <br>KARAR NO\t: 2024/283<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02/12/2021 (Karar)<br>NUMARASI\t: 2020/38 Esas,  2021/456 Karar<br>DAVA\t\t: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br>DAVA; <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı aralarında bir iş kurmak amacı ile 2017 yılının Kasım ayı içerisinde davalı ... ile görüştüklerini ve davalı kendisinin işten ayrıldığını sermayesi olduğunu iş yapmak istediğini, müvekkilinin esnaf olduğu için bu işlerden anladığını söyleyerek yardımcı olacağını, ortak arkadaşları olan ..., ..., ...ve ...ile istişare ettikten sonra bir işyeri açmaya karar verdiklerini, davalı sermaye olarak da müvekkiline kişi başı 75 bin TL olarak belirlendiğini, toplamda 150 bin TL sermaye ile nakit olarak ürün alıp satışı yapmak üzere ortaklık kararı aldıklarını, iş yeri olarak da müvekkilinin iş yerine yakın ve aktif olan şubeye karar verdiklerini, bu yer belediyenin yıkıp yeniden yapma ihtarnamesi göndermesi üzerine taraflar bu dükkanların akıbeti belli olana kadar aktif olarak çalıştırıp iş yerine bakması için de ...'yi sorumlu yapıp asgari ücret karşılığında çalıştırma kararı aldıklarını, müvekkilinin işyerinin hazırlıklarını yaparken davalı müvekkiline 23/.../2017 tarihinde açıklama kısmında da \"sermaye\" olarak belirttiği 15.000,00-TL yi gönderdiğini, daha sonra 04/12/2017 tarihinde 15.000,00-TL daha gönderdiğini ve toplamda 30 bin TL sermaye koyduğunu, bir süre sonra davalı araç alacağını söyleyerek ve yine toplam ürünlerin gelmediğini bahane ederek müvekkilinden 15 TL para istemiş ve müvekkilinin de biri 15/12/2017 tarihinde 7.000,00-TL diğeri ise 02/01/2018 tarihinde 4.700,00-TL olmak üzere toplam ....700,00-TL EFT yaptığını, ve akabinde yine kısmi ödemeler yapılmış toplamda müvekkilde kalan sermayesi 20 bin TL olduğunu, ilk etapta 75.000,00-TL sermaye koymak planlanmış ama davalı tarafından 20 bin TL ödeme yapılmış, toplamda 110.000,00-TL sermaye açığı varken sermaye toplamı kadar mal siparişi verilmiş ve müvekkilinin eldeki peşinatları vermek, kalan kısmı vadeli olarak almak zorunda kaldığını, bu süreçte davalı ... sorumluluk almak istemediğini, herhangi bir çek ya da senet ödeme günü geldiğinde ilgilenmeyeceğini ve sadece verdiği meblağ kadar mal alacağını beyan ettiğini, davacı da aldığı ürünleri iade etmek ticari itibarını sarsacağını düşünerek vadeli olarak aldığını, Büyükşehir Belediyesinin dükkanları boşaltma ihbarnamesi gelince mecburen dükkan kapatılmış ortaklıklığında başlamadan bittiğini, davalı ödemiş olduğu 20 bin TL sermayeyi iade istediğini, müvekkilinin ise bu parayı taksitlerle ödeyeceğini beyan ettiğini,  02.01.2018 ile 15.05.2018 tarihleri arasında  müvekkilinin davalının  hesabına toplamda 10.065,00-TL EFT yaptığını, ancak davalı kendine göre bir hesap yaparak müvekkiline 16 bin TL borc çıkartığını, müvekkilinin de kabul ettiğini,  31.10.2018 tarihinde 5.000-TL,  30...2018 tarihinde 5 bin TL ve 31.12.2018 tarihine de 6 bin olmak üzere toplamı 16.000-TL olan 3 adet senet verdiğini, yani  müvekkili tarafından 10.065,00 +16.000,00 olmak üzere 26.065,00-TL ödeme yapıldığını,  31.10.2018 tarihli senet bedeli vade günü davalıya ödendiğini ve davalı seneti bir hafta sonra elden teslim ettiğini, diğer senedin günü gelince müvekkilinin davalıdan 15 günlük bir süre istediğini ve 12.12.2018 tarihinde senet bedeli olan 5.000 TL'yi  ödediğini, ancak davalı kendisinin işlerinin yoğun olduğunu bahane göstererek diğer senetin günü gelene kadar 30/.../2018 vade tarihli senedi müvekkiline teslim etmediğini, müvekkilinin davalıdan 31/12/2018 vade tarihli son seneti işlerin durgun olduğu için ve aynı dönemde başka ödemeleri olduğu için bir ay ertelemesini istemiş ancak davalı bu senet için de  fark almak kaydıyla süre vereceğini beyan ettiğini, müvekkilinin 3.000-TL ödemeyi kalan 3.000-TL yi ise bir hafta içinde ödemeyi teklif etmiş  davalı ise tamamen kötü niyetli olarak müvekkilin ödeme girişimlerini karşılıksız bırakmış ve 30/.../2018 vade tarihli ödenmiş senet ile 31/12/2018 vade tarihli ödenmemiş iki senedi de icra takibine konu etmiş ve her iki senedinde tahisili yoluna gittiğini,  müvekkili  tarafından Erzurum .... İcra Dairesinin 2019/... Esas sayılı dosyasındaki takibe her ne kadar kısmi itirazda bulunmuş ise de Erzurum İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/...Esas sayılı dosyasında yapılan ödemeye ilişkin bir açıklama bulunmadığından bahisle itiraz reddedilmiştir. Bunun üzerine müvekkillinin borcu olmadığı, bedeli kendi tarafından ödenmiş bir senete dair cebri icra tehtidi altında yeniden ödeme yaptığını, müvekkilinin haksız olarak ödenmiş paranın iadesi için dava açtıklarını müvekkilinin borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında Erzurum ... İcra Dairesinin 2019/... Esas sayılı dosyasına ödemek zorunda kaldığı 30/.../2018 vade tarihli senede dayalı 5.000 TL asıl alacağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  davalıdan istirdadına, bu alacağın tahsili sırasında 30/.../2018 vade tarihli senet açısından icra dairesince tahsil edilen harç ve masrafların  ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  davalıdan istirdadına ve %20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekilinin 09/07/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile  dava değerini toplam 6.480,59‬-TL  olarak ıslah ettiği anlaşılmıştır.<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf iş kurmak için kendisinin esnaf olduğunu, müvekkiline yardımcı olacağını ve ortak iş kuracağını belirttiğini,  23...2017 tarihinde 15.000,00-TL daha sonra da 04.12.2018 tarihinde 15.000,00-TL  daha müvekkilinin davacıya para gönderdiğini, davacı taraf daha iş kurulmadan esnaf olduğunu işlerin durgun olduğunu ve babasının ilaç paralarını ödeyemediği için müvekkilinden 2 günlüğüne 07.12.2017 tarihinde 12.000,00-TL para borç almış ve 15.12.2017 tarihinde elden aldığı bu borcun 7.000,00-TL'sini müvekkilinin hesabına yatırmış kalan tutarında 4.700,00-TL'sini 02.01.2018 tarihinde yine müvekkilinin  hesabına yatırdığını, sonrasında acil para lazım olduğunu ve sicilinin bozuk olduğunu belirterek müvekkilinden kendisine kredi kartından 9 ay taksitli kredi çekerek 7.000,00-TL elden para verdiğini ve taksit taksit ödeyeceğini davalı tarafa beyan ettiğini, müvekkilinin davacının maddi durumunun iyi olmadığını fark ettiği için vermiş olduğu bütün paraları iade etmesini talep ettiğini, Haziran 2018 yılında ödeme sözü aldığını ancak davacının hiçbir şekilde sözünü tutmadığını, müvekkilinin borcuna karşılık senet aldığını, borcunu ödemediğinden senetleri icraya koyduğunu, davacının açmış olduğu davanın reddine karar verilerek %20'den aşağı olmamak üzere davacının tazminata hükmedilmesine, yargılama harç ve masrafların davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur. <br>YEREL MAHKEME KARARI; <br>Mahkemece, \"... Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; dava, Erzurum .... İcra Müdürlüğü 2019/... Esas sayılı dosyasında takibe konu edilerek ödenen 30...2018 tarihli 5.000 TL bedelli senede ilişkin borçlu olunmadığının tespiti ile ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle bilikte tahsili taleplidir. <br>Erzurum ... İcra Müdürlüğü 2019/... Esas sayılı dosyası incelenmiş, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, alacaklısının ... borçlunun ... Ticaret ve ... olduğu, 30...2018 vade tarihli 5.000TL bedelli ve 31.12.2018 vade tarihli 6.000TL bedelli senetlerin takip konusu edildiği 19.07.2019 tarihinde dosyaya 12.730,07 TL ödendiği anlaşılmıştır. <br>Dosyada bulunan banka dekontlarının incelenmesinden davacının 12.12.2018 tarihinde davalının banka hesabına ödediği 5.000TL'ye ilişkin dekont içeriğinde herhangi bir açıklama yer almasa da, 31.10.2018 vade tarihli 5.000TL bedelli senedin ödenmesine ilişkin banka dekontunda da açıklama bulunmamakla birlikte davalı tarafından bu tutar 31.10.2018 tarihli senet bedeli karşılığı ödendiği kabul edilmiş, davacı talebinin toplam ödediği tutarlarla ve taraf beyanlarıyla da örtüşdüğü anlaşılmış,  mahkemece 31...2018 tarihli senet bedelinin ödendiği kanaatine varılmış, alınan bilirkişi raporunda istirdatı talep edilen tutarın ödeme tarihinden itibaren faiz hesabı yapılmış, hüküm kurmaya elverişli bulunan rapor esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.\"  gerekçesiyle \"Davanın KABULÜ ile, Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2019/... nolu Esas sayılı takip dosyasından 30/.../2018  vade, 25.07.2018 düzenleme tarihli, 5.000,00-TL tutarlı senet nedeniyle davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE,\" şeklinde  karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF İTİRAZLARI: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının iş kuracağını beyan ederek müvekkilinden nakdi sermaye aldığını, bunun haricinde acil para lazım olduğu belirterek müvekkiline kredi çektirdiğini, kredinin bir kısım taksitlerini ödediğini, kalan 5.000,00-TL'yi ödemediğini, müvekkilinin davacıya vermiş olduğu para karşılığında 3 adet senet aldığını, bu senetlerin müvekkilinin davacıdan alamadığı paraya karşılık olduğunu, davacının senetlerden 31/10/2018 tarihli ilk senedi vade tarihinde ödediğini ve ödeme nedeniyle senet aslının davacıya iade edildiğini, ödemesini kabul ettikleri senetlerin zaten teslim edilen senetler olduğunu, sonrasında davacının müvekkiline elden almış olduğu taksitlerini ödemeyi tamamlamadığı krediye ilişkin 5.000,00-TL ödeme yaptığını, yapılan ödemenin 2. senedin vade tarihi olan 30/.../2021 tarihinden sonra olduğunu, yani söz konusu ödemenin senede ilişkin bir ödeme olmadığını, gönderim açıklamasında da buna ilişkin herhangi bir kayıt düşülmediğini, davacının kötü niyetli olarak ilk senede ilişkin yaptığı ödemede de herhangi bir açıklama yazmamış olmasının ve bunu kabul etmiş olmalarının arkasına sığınıp da senedin ödeme tarihine yakın bir gün belirleyerek elden aldığı ve hanüz ödemesini yapmadığı krediye ilişkin yaptığı ödemeyi senede ilişkin yapmış gibi göstererek işbu davayı ikame ettiğini, müvekkilinin iyi niyetinin suistimal edildiğini, mahkemece iddialarına ilişkin bilgi ve belgelerin temin edilmeden karar verildiğini, senedin sebepten mücerret olduğunu, yazılı delille ispatlanması gerektiğini, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, müvekkili tarafından tahsil edilen senedin davacının asıl borçlu konumunda olduğu senetler olduğunu, bu sebeple de izah edildiği üzere mahkemenin gerekçeli kararda belirttiği ve bir kısım ödemede müvekkili tarafından kabul edilen senetlerin zaten davacıya teslim edildiğini, bu nedenle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,  tüm bu nedenlerle öncelikle tehir-i icra taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. <br>UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;<br>Dava, Menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde  davacının davalıya olan borçlarına karşılık davalıya 31.10.2018 tarihinde 5.000-TL,  30...2018 tarihinde 5 bin TL ve 31.12.2018 tarihine de 6 bin olmak üzere toplamı 16.000-TL olan 3 adet senet verdiğini, 31.10.2018 tarihli senet bedeli vade günü davalıya ödendiğini ve davalı seneti bir hafta sonra elden teslim ettiğini, diğer senedin günü gelince müvekkilinin davalıdan 15 günlük bir süre istediğini ve 12.12.2018 tarihinde senet bedeli olan 5.000 TL'yi  ödediğini, ancak davalı kendisinin işlerinin yoğun olduğunu bahane göstererek diğer senetin günü gelene kadar 30/.../2018 vade tarihli senedi müvekkiline teslim etmediğini, müvekkili  tarafından Erzurum ... İcra Dairesinin 2019/... Esas sayılı dosyasındaki takibe her ne kadar kısmi itirazda bulunmuş ise de Erzurum İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/...Esas sayılı dosyasında yapılan ödemeye ilişkin bir açıklama bulunmadığından bahisle itiraz reddedildiğini, bunun üzerine müvekkillinin borcu olmadığı, bedeli kendi tarafından ödenmiş bir senete dair cebri icra tehtidi altında yeniden ödeme yaptığını iddia ederek 30/.../2018 vade tarihli senede dayalı 5.000 TL asıl alacağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte  davalıdan istirdadını talep ettiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde 23...2017 tarihinde 15.000,00-TL daha sonra da 04.12.2018 tarihinde 15.000,00-TL  daha müvekkilinin davacıya para gönderdiğini, davacı taraf daha iş kurulmadan esnaf olduğunu işlerin durgun olduğunu ve babasının ilaç paralarını ödeyemediği için müvekkilinden 2 günlüğüne 07.12.2017 tarihinde 12.000,00-TL para borç almış ve 15.12.2017 tarihinde elden aldığı bu borcun 7.000,00-TL'sini müvekkilinin hesabına yatırmış kalan tutarında 4.700,00-TL'sini 02.01.2018 tarihinde yine müvekkilinin  hesabına yatırdığını, sonrasında acil para lazım olduğunu ve sicilinin bozuk olduğunu belirterek müvekkilinden kendisine kredi kartından 9 ay taksitli kredi çekerek 7.000,00-TL elden para verdiğini ve taksit taksit ödeyeceğini davalı tarafa beyan ettiğini, müvekkilinin davacının maddi durumunun iyi olmadığını fark ettiği için vermiş olduğu bütün paraları iade etmesini talep ettiğini, Haziran 2018 yılında ödeme sözü aldığını ancak davacının hiçbir şekilde sözünü tutmadığını, müvekkilinin borcuna karşılık senet aldığını, borcunu ödemediğinden senetleri icraya koyduğunu ileri sürerek davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.<br> 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinin birinci fıkrası “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” düzenlemesini içerir.<br>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.\" hükmüne yer vermiştir.<br>HMK.nun 188.madde de; taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için, Bkz: Prof. Dr. ..., Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt: 2, Ankara 2001, sayfa: 2037 ve devamı; Prof. Dr. ..., Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1–2, 3. Bası, ... Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa: 549 ve devamı; Prof. Dr. ...., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, .... Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. ..., Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).<br>İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. <br>Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir. <br>Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. <br>Vasıflı ikrarda, (gerekçeli inkârda) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir.<br>Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. <br>Yukarıda da değinildiği üzere, öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar  edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.<br>T.C. Yargıtay 3. HD'sinin 2018/646 E. 2018/12316 K. 2017/1264 E. 2018/11620 K. Sayılı içtihatlarında belirtildiği üzere \"Davalı tarafın ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.<br>Vasıflı ikrarda, karşı tarafın ileri sürdüğü  vakıanın doğru olduğu bildirilir; fakat, bunun hukuki niteliğinin (vasfının) iddia edildiğinden başka olduğu bildirilir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği,bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir. Vasıflı ikrarda ispat yükü (6100 sayılı HMK md.190-TMK md. 6 ) vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafta değildir.\"<br>Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde: davacı tarafça davalıya borçlarına karşılık 3 adet bono verildiği, birinci bononun gününde ödenerek bono aslının davacıya iade edildiği, 30...2018 vadi tarihli  bononun ise davacı tarafından vade tarihinden sonra 12.12.2018 tarihinde banka havalesiyle davalıya ödendiğinin iddia edildiği, davalı taraf ise davacının kendisinden acil para lazım olduğunu ve sicilinin bozuk olduğunu belirterek davalının kendi kredi kartından 9 ay taksitli kredi çekerek davalıya 7.000,00-TL elden para verdiğini ve taksit taksit ödeyeceğini davacı tarafa beyan ettiğini, davalının bütün paraları iade etmesini talep ettiğinde davacının söz verdiği Haziran 2018 yılında sözünü tutmadığını, davacının borcuna karşılık senet aldığını, borcunu ödemediğinden senetleri icraya koyduğunu savunduğu, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı, davaya dayanak yapılan dekontun açıklama kısmında “5.000,00 TL borç kaydedilmiştir” yazılı olduğu, dekontun açıklama kısmında takip dayanağı senede herhangi bir atıf bulunmadığı görülmektedir. Bu şekilde, davalıya gönderilen dekontta “icra takibine konu senede” ilişkin olduğuna dair ibare bulunmamaktadır. <br>Davalı tarafça davaya konu edilen bedelin davacı ile aralarındaki başka bir ilişki için gönderildiği belirtilmekle, somut olayda vasıflı ikrarın bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda ispat yükünün davalıdan aldığı borç karşılığı davacıya verilen bononun karşılığı olarak gönderildiğini iddia eden davacıda olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece ispat yükünün ters çevrilerek davacının 12.12.2018 tarihinde davalının banka hesabına ödediği 5.000,00 TL'ye ilişkin dekont içeriğinde herhangi bir açıklama yer almasa da, 31.10.2018 vade tarihli 5.000,00 TL bedelli senedin ödenmesine ilişkin banka dekontunda da açıklama bulunmamakla birlikte davalı tarafından bu tutarın 31.10.2018 tarihli senet bedeli karşılığı ödendiğinin kabulü ile davacı talebinin toplam ödediği tutarlarla ve taraf beyanlarıyla da örtüştüğü gerekçesiyle 30...2018 tarihli senet bedelinin ödendiğinin kabulü yerinde görülmemiştir. <br>O halde; mahkemece; dava konusu banka dekontundaki miktarın “30...2018 tarihli bonoya ilişkin ” olduğuna dair ispat yükünün davacıda olduğu ve yasal delillerle davacının bu iddiasını ispat edemediği dikkate alınarak, davacının dava dilekçesinde deliller kısmında açıkça yemin deliline dayandığı görülmekle davacıya yemin deliline başvurup başvurmayacağı hatırlatılarak yemin deliline başvurulmaması halinde ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi, davacı tarafça yemin deliline başvurulması halinde ise yemin metninin ve yemin metnini havi davetiyenin 6100 sayılı HMK'nın 229. Maddesine uygun şekilde ihtarat içeren davetiyenin ve yemin metninin davalı asile tebliğ edilerek yargılama devam edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. <br>HMK.'nun 353/1-a-6. maddesinde \"...Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması\" bölge adliye mahkemesince başvuruya konu kararın esası incelemeden kaldırılmasına karar verilmesi gereken haller arasında sayılmıştır. Somut olayda;  yukarıda ayrıntılı  biçimde izah edilen yargılamadaki eksiklikler uyuşmazlığın esasının çözümü için olmazsa olmaz niteliktedir.<br>Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK 353/(1).a.6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi uyarınca  KALDIRILMASINA,<br>2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında alınan peşin harçların yatıran tarafa iadesine, <br>4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesinde verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,<br>5-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,<br>6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliğiyle HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere .... tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c8a81cee10398161","SID":"43d0ac010a8a4f61"}}