{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2015 Esas <br>KARAR NO: 2024/496 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2016/1092 Esas - 2021/124 Karar <br>TARİHİ: 11/02/2021<br>DAVA: Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin)<br>KARAR TARİHİ: 14/03/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, vekiledeni ile davalının, ... İnşaat ve Ticaret Adi Komandit Şirketi'nin komanditer ortakları olduğunu, vekiledeni ile davalının şirket adına imza yetkisine sahip olduklarını, ancak vekiledeninin hissedarı olduğu komandit şirketine ait taşınmazların 3.kişilere satıldığını ve alınan paranın da şirket defter ve kayıtlarında yer almadığının taraflarınca tespit edildiğini, yapılan işlemin kötü niyetli ve vekiledenini zarara sokmak amacı ile yapıldığını, ...'ın haksız kazanç elde etme amacına yönelik tasarrufta olduğunu beyanla; TTK 257 madde uyarınca ...'ın komandit şirket ortaklığından azline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı ile kendisinin ortak sıfatına sahip oldukları ... Adi Komandit Şirketi'nin yıllardan beri hiçbir ticari faaliyeti bulunmadığını, hiçbir kazanç elde etmediğini, davacının olumsuz tutum ve tavırları nedeni ile tasfiyeye sokulmadığından her yıl muhasebe, beyanname v.s. Nedenlerle gereksiz maliyetler ödendiğini, ortaklığın devamında taraflar açısından bir menfaat bulunmadığını, TTK 257.maddesi uyarınca şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini kabul ettiğini, şirketin amacına ulaşmasını engelleyecek ya da tehlikeye sokacak herhangi bir eylemde bulunmadığını beyanla, ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/02/2021 tarih 2016/1092 Esas - 2021/124 Karar sayılı kararında; \"Dava;  haklı nedene dayalı olarak, davalı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi talebinden ibarettir. Ticaret Sicil kaydına göre ... Adi Komandit Şirketi'ninde davacının komandite, davalının ise komanditer  ortak olduğu, ortaklıktan çıkma ve tasfiye bakımından TTK.m.257 kapsamında kollektif şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümlere tabi olduğu anlaşılmaktadır. TTK. 257/1.maddesine göre; \"Yalnız iki kişiden oluşan bir kollektif şirkette, ortaklardan birinin şirketten çıkarılmasını gerektiren haklı sebepler varsa, diğer ortağın istemi üzerine mahkeme fesih ve tasfiyeye karar vermeksizin şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve diğer ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilir. Bu hâlde, çıkarılan ortak hakkında 262 nci madde hükmü uygulanır.\" Davalının cevap dilekçesi ile davayı ve ortaklıktan çıkarılmayı kabul ettiği, bilahare bu beyanından döndüğü anlaşılmaktadır. HMK.m.308 ve devamı maddelerine göre; Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Davalının irade bozukluğuna ilişkin bir iddiasının bulunmadığı anlaşıldığından kabul beyanı nedeni ile tasfiyeye gerek olmaksızın davanın kabulüne, davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla...\"gerekçesi ile, \"Davalının kabul beyanı nedeni ile davanın KABULÜNE, Davalı ... (T.C.No:...)'ın, ... ADİ KOMANDİT ŞİRKETİ ... VE ORTAĞI (Sicil No:...) şirketinin ortaklığından çıkarılmasına,\" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkeme olan İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi yapmış olduğu incelemede davacı tarafından açılan davanın, vekil eden tarafından davanın kabul edildiği gerekçesi ile kabulüne karar verdiğini; yerel mahkemenin kararı hukuka ve yasaya aykırılık teşkil ettiğinden kararı istinaf ettiklerini, Davacı tarafın, dava dilekçesinde güven ortamının derinden sarsıldığı ve şirketin devamının imkânsız kıldığından bahisle şirketin kuruluş amacının gerçekleşmesinin imkânsız olduğununu iddia ettiğini; davacı taraf aynı zamanda müvekkilleri ile ortağı oldukları şirkete ait taşınmazların 3. kişilere satıldığını iddia ederek müvekkillerinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, 16/01/2017 tarihinde dosyaya sunduğu dilekçesinde \"şirketin bütün iş ve işlemleri varlıkları, alacakları ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve ortaklıktan çıkmama karar verilmesini kabul ederim\" dediğini; müvekkilinin bu beyanı  davanın kabulü anlamına gelmediğini, Müvekkilinin ortaklıktan çıkartılmasını talep ederken davacı tarafından  İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/12 Esas sayılı dosyası ile aleyhine dava açıldığını bilmediğini; müvekkili ...'ın, davaya cevap dilekçesi ibraz ettikten sonra aleyhine dava  açıldığını öğrendiğini; bahsi geçen davanın dava dilekçesinin müvekkile  24.Ocak.2017 tarihinde tebliğ edildiğini; davacının kötüniyetinin de burada ortaya çıktığını; şirkette ortaklık ilişkisinin devamını istemeyen müvekkilinin bu isteğini bilen davacının önce ortaklıktan çıkma davası açarak şirketin tek sahibi olmayı hedefleyip, daha sonra açtığı tapu iptal davası ile de satış işlemlerini iptal ettirip tüm gayrimenkullere tek başına sahip olma düşüncesinde olduğunu; bu durumda müvekkilinin cevap dilekçesinde gündeme getirdiği ortaklıktan çıkma talebinin, bu dilekçesinden sonra açılan ve yeni bir talep içeren Tapu İptal davası sebebi ile geçerliliğini yitirdiğini, Bir an olsun müvekkilinin dosyaya kabul beyanı verdiği düşünülse bile HMK m.311 hükmünde irade bozukluğu halinde kabulün iptalinin istenebileceğinin açıkça belirtildiğini; dava dosyasına sundukları dilekçelerde davaya cevap verildiğinde şirketin hali hazırdaki durumu sebebiyle cevap dilekçesinin sunulduğu, şirketin pasif mal varlıklarının şirkete geri dönmesi için dava açıldığından vekil edenin haberinin olmadığını belirttiklerini; tanık anlatımları ile de sabit olduğu üzere şirketin sahip olduğu taşınmazların satıldığını, taşınmaz bedellerinin ortaklar arasında paylaştırıldırıldığını; bu durumda şirketin herhangi bir mal varlığı kalmadığını; ancak İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptal ve tescil davası eğer kabul edilir ise şirketin sahip olduğu taşınmazların şirketin aktifine dönecek, ödenen paraların iadesinin söz konusu olabileceğini; bu durumda şirketin durumunun da değişeceğini; bu durumu bilmeyen vekil edenin cevap dilekçesinde ortaklıktan çıkmayı kabul etmesi ile, açılan tapu iptal davasını öğrenmesi neticesinde iradesinin sakatlandığını; bu halde verilen kabul beyanının geçerli olmadığını; dava dosyasına tüm bu hususları ve talepleri içeren dilekçeler sunmalarına rağmen Yerel Mahkeme'nin kabul beyanını ve geçilen aşamalarda kabul beyanının iptal olduğunu göz ardı ederek davayı kabul ettiklerini; müvekkilinin dava açıldığı tarihteki şirketin mevcut hali ile ortaklıktan çıkmayı kabul etmiş olup, taşınmazın tapularının iptali halinde şirket malvarlığının değişmesi durumunda ortaklıktan çıkmayı kabul etmediklerini, Müvekkilinin ortağı olduğu şirketin gayri faal olup yıllardan beri hiçbir ticari faaliyette bulunmamakta ve hiçbir kazanç elde etmemekte olduğunu; her yıl muhasebe, beyanname gibi fahiş maliyetler ortaya çıkmakta ve ekonomik olarak müvekkillerini zarara uğratmakta olduğunu; müvekkilinin, ortaklıktan çıkmak isteme sebebinin tamamen bu hususlar ile alakalı olduğunu; dolayısıyla müvekkillerinin, davacının iddia ettiği sebeplere dayanılarak ortaklıktan çıkarılmasını kabul etmediği gibi bu sebeple müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olacağını; davacı tarafın iddia ettiği hususların da gerçekleşmediğinden (tüm bu hususların yargılama sırasında tespit olduğunu) ve dolayısıyla ispat edilmediğinden davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel Mahkemede görülmekte olan 2016/1092 E. sayılı dosyaya müvekkilleri tarafından 16/01/2017 tarihinde cevap dilekçesinin süresi içinde ibraz edildiğini ancak gelişen olaylar ve davacı tarafın müvekkiline açmış olduğu başkaca davalar neticesinde karşı tarafın kötü niyetli hareket ettiği ve davayı bu sebeple ikame ettiği ortaya çıkmış olup dilekçelerinde detaylı olarak açıklanan davacının kendisine haksız çıkar sağlayıp müvekkilini zarara uğratma niyetinin açıkça ortada olduğunu, \"Feragate ilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığının bildirilmesi halinde, bu halin ya aynı dava içerisinde HMK'nin 163. maddesine göre ön sorun ( hadise ) şeklinde ya da ayrı bir dava olarak incelenmesi olanaklı ve gereklidir. Somut olaya gelince, davacı ..., davadan feragat beyanının, temlikname ve sulh sözleşmesinin irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek bu hususta açtığı iptal davasının bekletici mesele yapılmasını istemiş; ancak mahkemece, bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Hal böyle olunca, öncelikle davacının davadan feragat beyanının irade sakatlığı sonucu gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklığa kavuşturulması bakımından davacı tarafça bu yönde açılan davanın incelenip sonucunun beklenilmesi gerekirken, değinilen husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.\" (T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2019/3350 K. 2020/6739 T. 15.12.2020) Bahsi geçen Yargıtay kararında da anlaşılacağını, kabul/feragat hallerinde Yerel Mahkemenin öncelikle bu konuyu ön sorun şeklinde incelemesi gerektiğini ve bu hususta bir karar vermesi gerektiğini ancak yerel mahkemenin bu hususta bir inceleme veya karar vermeden esas hakkında araştırma yaptığını daha sonra ise davacı lehine tek bir delil dahi olmadan davayı kabul ettiğini, Davacının, müvekkillerinin ortaklıktan çıkarılmasını istemesinin nedeni iddia ettiği gerçeğe aykırı hususların tamamının gerçek dışı  olduğunun yapılan yargılama ile sabit olduğunu; mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda da davalı tarafın, TTK 257. Madde gereğince ortaklıktan çıkarılmasını gerektiren haklı bir sebep bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğini; İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/ 12 E. Sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde gerek yapılan satışların tamamen gerçek olduğu, gerekse satış bedellerinin ortaklar arasında paylaşıldığının  ispat olunduğunu; bu halde Yerel Mahkeme'nin davanın kabulü yönünde verdiği kararın hukuki dayanağı olmadığını, Davacının, müvekkillerini ortaklıktan çıkarılmasını istemesinin nedeni iddia ettiği gerçeğe aykırı hususların değil kendisine bir takım haksız yararlar sağlamak istemesi olduğunu; bu hususun müvekkillerinin cevap dilekçesini mahkemeye sunduktan sonra vekil edene dava dilekçesi tebliğ edilen  İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/12 E.  sayılı dosya -Tapu İptal ve Tescil davası- ile de sabit olduğunu; Davacı tarafın tek amacının müvekkilimizi ortaklıktan çıkararak ortaklığa ait mallar üzerinde tek başına tasarruf yetkisine sahip olmak olduğunu; bu doğrultuda davacının, geçmiş dönemlerde ortaklar olarak vermiş oldukları kararlara istinaden yapılan ve parası da ortaklar arasında paylaştırılan tasarruf işlemlerini iptal ettirerek ve müvekkillerini de ortaklıktan çıkartarak gayrimenkuller üzerinde tek başına hak sahibi olmak istediğini; davacının ikame etmiş olduğu bu davaların kendisine haksız menfaat sağlamaya yönelik olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 309/4' de Feragat ve kabulün, kayıtsız ve şartsız olması gerektiğinin düzenlendiğini, Nitekim Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/7825 K. 2017/982 sayılı ve  14.2.2017 tarihli; 2. HUKUK DAİRESİ'nin  E. 2016/13671 K. 2016/12346 sayılı ve  27.6.2016 tarihli; 1. HUKUK DAİRESİ'nin  E. 2013/1214 K. 2013/5190 sayılı ve 9.4.2013 tarihli kararlarında kabulün kayıtsız ve şartsız olması gerektiğine değinildiğini, vekil edenin 12.01.2017 tarihli kabul beyanının koşula bağlı olduğunu; bu koşulun da  şirketin bütün iş ve işlemleri varlıkları, alacakları ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılması karşılığında ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmesi şeklinde olduğunu; bu gerekçe ile de vekil edenin beyanı geçerli bir kabul olarak değerlendirilemeyeceğini; koşulun da gerçekleşmediğini, İleri sürerek, arz edilen ve dairemiz tarafından re’sen dikkate alınacak diğer gerekçelerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine  karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; 6102 Sayılı TTK'nun 328/1 fıkrası atfı ile aynı Kanunun 257 maddesine dayalı olarak açılmış olup davalının, tarafların ortağı oldukları dava dışı ... Adi Komandit Şirketi ortaklığından çıkarılması istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı yan dava dilekçesi ile; tarafların ... Adi Komandit Şirketi'nin komanditer ortakları olduklarını, davalının şirkete ait taşınmazları davacının bilgisi olmaksızın üçüncü kişilere sattığını ve alınan parayı şirket defterlerine kaydetmeyip şirket hesaplarına aktarmadığını, davacıyı zarara sokmak için gerçekleştirilen bu tasarruflar nedeniyle ortaklıkta güvenin ortadan kalktığını ve ortaklığın devamının fiilen imkansız hale geldiğini ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı yan 16/01/2017 havale tarihli cevap dilekçesi ile; aleyhine olan hiçbir hususu kabul etmediğini, davacı ile birlikte ortak oldukları şirketin yıllardan beri hiçbir ticari faaliyette bulunmadığını, hiçbir kazanç elde etmediğini, davacının olumsuz tutum ve tavırları nedeni ile tasfiyeye de sokulamadığını, her yıl muhasebe, beyanname v.s. nedenlerle gereksiz maliyetler ödendiğini, ortaklığın devamında taraflar açısından bir menfaat bulunmadığını, TTK'nun 257 maddesi uyarınca,  şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini kabul ettiğini, davacının iddiasının aksine tarafınca şirketin amacına ulaşmasını engelleyecek ya da tehlikeye sokacak herhangi bir eylem de bulunulmadığını, davacının, davalı tarafından satıldığı iddia edilen taşınmaza ait bilgileri dahi mahkeme ile paylaşmadığını, aksini iddia eden davacının bu hususu ispatla yükümlü olduğunu,  bu aşamadan sonra davacının iddialarını genişletmesine ve yeni delil sunmasına muvafakat etmediğini savunarak, ortaklıktan çıkartılmasına,  yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraf delilleri toplanmış, dava dışı şirketin sicil kayıtları, İstanbul 8 Asliye Ticaret  Mahkemesi'nin 2017/12 esas sayılı dosyası, tapu kayıtları dosya arasına alınmış, bildirilen tanıklar dinlenilmiş, mali bilirkişiden kök ve ek bilirkişi raporları alınmış ve davanın HMK'nun 308 maddesi uyarınca  Kabul nedeniyle kabulüne karar verilmiştir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi;  cevap dilekçesi ile ileri sürülen beyanın kayıtsız şartsız bir kabul beyanı olmadığı,  bir an için böyle olduğu kabul edilse dahi, davalının cevap dilekçesini dosyaya sunduktan sonra davacı tarafından İstanbul 8 Asliye Hukuk Mahkemesi'nde muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açıldığını öğrendiği, oysa şirketin sahip olduğu taşınmazların satılarak bedelinin ortaklar arasında paylaştırıldığı, davalının da şirketin başkaca bir mal varlığı olmaması ve şirketin uzun süredir gayrı faal olması nedeniyle  ortaklıktan çıkmayı kabul ettiği; ancak davacının cevap dilekçesinin sunulmasından sonra davalının bilgisi olmaksızın açtığı dava ile  taşınmazları şirkete geri döndürmeyi amaçladığı, davacının kötü niyetli olduğu, davanın kabul edilmesi halinde taşınmazların şirketin aktifine döneceği, ödenen paraların iadesinin söz konusu olabileceği; bu durumda şirketin durumunun da değişeceği; cevap dilekçesi verdiği sırada bu davayı bilmeyen davalının iradesinin sakatlandığı ve HMK'nun 311 maddesi uyarınca bu hususun mahkemece ön sorun olarak değerlendirilmesi gerektiği, ancak mahkemenin irade sakatlığı iddiası olmadığı gerekçesiyle davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verdiği yönündedir. İstanbul 8 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/12 esas sayılı dosyası kapsamından, davacılar ... ve ... Adi Komandit Şirketi-... ve Ortağı tarafından, davalılar ..., ... ve  ... aleyhine 10/01/2017 tarihinde muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açıldığı, dava dilekçesinin ...'a 24/01/2017 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Davalı vekilinin dosyaya sunduğu, 30/03/2017 tarihli dilekçesi ile; \"Müvekkilimiz, davacı taraf ile ortaklık ilişkisinin devam etmesini istememekle birlikte bu beyanımız davanın kabulü anlamına gelmemektedir. Müvekkilim ... huzurdaki dava açıldıktan sonra İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/12 Esas sayılı dosyası ile tapu iptal davası açıldığını öğrenmiştir. Bahsi geçen davanın dava dilekçesi müvekkile huzurdaki davaya cevap verdikten sonra gelmiştir. Zaten davacının kötüniyeti de burada ortaya çıkmaktadır. Şirkette ortaklık ilişkisinin devamını istemeyen müvekkilimin bu isteğini bilen davacı önce ortaklıktan çıkma davası açarak şirketin tek sahibi olmayı hedefleyip, daha sonra açtığı tapu iptal davası ile de satış işlemlerini iptal ettirip tüm gayrimenkullere tek başına sahip olma düşüncesindedir. Bu durumda müvekkilimin cevap dilekçesinde gündeme getirdiği ortaklıktan çıkma talebi, bu dilekçesinden sonra açılan ve yeni bir talep içeren Tapu İptal davası sebebi ile geçerliliğini yitirmiştir. Müvekkilim dava açıldığı tarihteki şirketin mevcut hali ile ortaklıktan çıkmayı kabul etmiş olup, taşınmazın tapularının iptali halinde şirket malvarlığının değişmesi durumunda ortaklıktan çıkmayı kabul etmemektedir.\"  beyanında bulunmuştur. Komandit şirketlerde ortaklıktan çıkarma talepleri bakımından, TTK'nun  328/1 fıkrası  aynı Kanunun kollektif şirketlere ilişkin 257 maddesine atıf yapmış olup anılan maddede; \"yalnız iki kişiden oluşan bir kollektif şirkette, ortaklardan birinin şirketten çıkarılmasını gerektiren  haklı sebepler varsa, diğer ortağın istemi üzerine mahkeme fesih ve tasfiyeye karar vermeksizin şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve diğer ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilir. Bu hâlde, çıkarılan ortak hakkında 262 nci madde hükmü uygulanır\" düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafından da davalının anılan hüküm çerçevesinde dava dışı komandit şirket ortaklığından çıkartılması talepli dava ikame edilmiş, davalı cevap dilekçesinde açıkça; TTK'nun 257 maddesi uyarınca,  şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini kabul ettiğini beyan etmiş olup, bu beyan 6100 Sayılı  HMK'nun 308 maddesi uyarınca, talep sonucunun kabulü mahiyetindedir. Davalı vekilinin,  ortaklıktan çıkma talebinin, tüm borç ve alacakların davacı ortağa bırakılması şartıyla kabul edilmiş olması nedeniyle, kayıtsız şartsız kabulden bahsedilemeyeceğine yönelik istinaf sebebi bu nedenle yerinde görülmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nun 309 maddesi ile kabulün hüküm ifade etmesinin mahkemenin yahut karşı tarafın muvafakatine bağlı olmadığı, aynı Kanunun 311 maddesinde, kabulün kesin hüküm gibi sonuç doğurduğu düzenlenmiş olup, kural olarak kabul beyanının geri  alınması mümkün değildir. Ne varki HMK'nun 311/1 maddesinin ikinci cümlesinde irade sakatlığı halinde kabulün iptalinin istenebileceği düzenlenmiştir. Davalı yanın, 30/03/2017 tarihli dilekçesinde  irade sakatlığı sonucunda kabul beyanında bulunulduğu ileri sürülmemiş, sonradan değişen koşullar nedeniyle kabul beyanından vazgeçildiği belirtilmiştir. Nitekim ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama boyunca da, irade sakatlığı iddiası ileri sürülmüş değildir. HMK'nun 357/1 maddesi uyarınca ilk derece yargılamasında ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün de bulunmadığından, mahkemece davalı yanın kabul beyanına yönelik bir irade sakatlığı iddiası bulunmadığı gerekçesi ile, davanın kabul nedeniyle kabulüne karar vermesinde isabetsizlik yoktur. Favalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 14/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0ed60f26e01b9856","SID":"08837b8f4e950daa"}}