{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>                    T.C.<br>                SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/2639 <br>KARAR NO\t: 2024/298<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t: ...         (...)<br>ÜYE\t: ...         (...)<br>ÜYE\t: ...         (...)<br>KATİP\t: ...         (...)<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 20/10/2022<br>NUMARASI\t: 2021/939 Esas - 2022/771 Karar<br><br>DAVACI\t: ... - ... - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVALI\t: HALİL YILMAZ MAKİNA SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali<br>DAVA TARİHİ\t: 21/12/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 19/02/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t: 18/03/2024<br><br>\tİstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın, davalı şirketin %17,5 hissedarı olduğunu, söz konusu hissenin müvekkiline merhum eşi  ...'dan miras olarak intikal ettiğini, davalı şirketin beyan etmiş olduğu emtiaların karşılıklarını ortaklarından bir kısmına vergisiz şekilde uzun bir müddet dağıttığını, müvekkiline 22.03.2021 tarihinde yapılan 150.000,00.-TL ödeme haricinde hiçbir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin alacağının davalı şirketin 2018 yılı muavin kayıtlarında 331 kodlu \"Ortaklara Borçlar\" hesabı altında yer alan 331.60 kodlu hesapta görüldüğünü, 2018 yılındaki şirket defter ve kayıtlarına göre müvekkilinin davalı şirketten alacağının 3.108.249,97.-TL olup, davalı şirket tarafından müvekkiline 22.03.2021 tarihinde alacağının 150.000,-TL olan kısmının ödendiğini, müvekkilinin 2.958.249,97.-TL alacağının ise ödenmemiş olduğundan taraflarınca davalı şirkete karşı Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/21669 Esas  sayılı dosyası nezdinde icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin alacağının ticari alacak olması sebebiyle taraflarınca arabuluculuğa başvurulmuş olup, ekte yer alan 26.11.2021 tarihli son tutanakta da (Arabuluculuk dosya no: 2021/123746) görüleceği üzere anlaşmaya varılamadığını bu sebeple; davalarının kabulüne, davalı-borçlu tarafın haksız ve yersiz olan, borca, faize ve ferilerine ilişkin  Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/21669 Esas  sayılı dosyasına yapılan itirazlarının iptaline ve icra takibinin takipteki şartlarla devamına, davalı-borçlunun kötü niyetli olduğu ve alacak likit bulunduğundan takip konusu miktarın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ki beyanlarını kabul etmediklerini, her ne kadar müvekkili şirket kayıtlarında bu tutarın, davacının da aralarında bulunduğu  tüm ortakları kapsamakta ise de, davacı ve diğer ortaklara müteaddit defalar açıklandığı üzere, söz konusu rakamın, Vergi Usul Kanunu’nun 6736 ve 7143 sayılı Kanunlar’ın gereği olarak hesaplara geçirilen, ancak kâr dağıtımı kararıyla pay sahiplerine dağıtılabilen, sermaye artırımında kullanılabilen ya da tasfiye bakiyesi olarak ortaklara dağıtılabilen bir tutar olduğunu, somut olayda bu kanunun sınırlı olarak imkan verdiği olgulardan hiçbirisinin, söz konusu olmadığını, genel kurul kar dağıtımına sermaye artırımına veya azaltımına ya da tasfiyeye karar verilmediğini, alacağın niteliği ve işlemin özü gereği, bu tutarın, şirketten icra ya da dava yolu ile talep edilebilecek bir tutar olmadığını, davacı ve küçük oğlu olan ortaklarının, şirkete bir çok dava açarak şirketi zarara uğratmak gayreti içerisine girdiklerini, davacının dilekçesinde belirttiği 22.03.2021 tarihli 150.000,00.-TL bedelli ödemenin, davacının dava dilekçesinde belirttiği taşınmazının kentsel dönüşüme girmesi neticesinde müteahhit firmaya ödemek zorunda kaldığı bedelin yaşlı ve ortakların annesi olması hasebiyle ortaklardan alacaklar hesabına kaydedilen; kar payı amacı gütmeyen bir ödeme olduğunu, mahkemece atanacak uzman bilirkişi kurulunda, muhasebeci bilirkişinin yanısıra, hesap uzmanlığı kökenli bir yeminli mali müşavirin görevlendirilmesi halinde, davacı tarafın hiçbir alacağının bulunmadığı, söz konusu kaydın muhasebe standartlarının bir gereği olarak kayıtlara yansıtıldığının tespit edileceğini bu sebeple; huzurdaki davanın Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/137 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, davacının müvekkili şirketten alacaklı olmadığının tespitine, bilançoda ve ticari defterlerde vergi yeniden yapılandırma yasası uyarınca şirket kayıtlarında  yer alan tutarların gerçek alacak miktarlarını temsil etmediği gözetilerek haksız olan davanın reddine, temerrüd ve ödeme şartları oluşmadığından faiz talebinin reddine, alacağın likit olmaması ve bu anlamda takibe itirazın haksız olmaması nedeniyle icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... Davanın KABULÜNE, Davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/21669 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline ve  takibin devamına, takip konusu asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmesine, Davacının icra inkar tazminatı isteminin reddine  ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; \"Yerel Mahkeme, alacak miktarının alınan bilirkişi raporu ile belirlendiğinden bahisle likit olarak değerlendirilmeyeceğini belirtmiş ve icra inkar tazminatı istemimizin reddine karar vermiştir ancak müvekkilimizin davalı şirketten olan alacağı belirlenebilir durumda olup, muhasebe kayıtları ile müvekkilimizin alacağı ortadadır. Müvekkilimizin alacak miktarı açıkça belli olduğundan tarafımızca davalı şirkete karşı belirlenmiş alacak yönünden icra takibi yapılmıştır. Eğer alacak belirlenebilir olmasa idi, tarafımızca belirsiz alacak davası açılır ve bilirkişi raporu neticesinde talep artırılırdı. ancak somut durumda likit alacak bulunduğundan, tarafımızca tam miktar yönünden icra takibi yapılmış ve davamızın yerel mahkemece kabulüne (kısmen kabulü değil) karar verilmiştir. Davalı şirket de kendi kayıtlarında müvekkilimizin takip tutarı kadar alacaklı göründüğü sabit olmasına rağmen kötü niyetli şekilde takibe itiraz etmiştir. Bu nedenle davalı şirketin takip tutarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesi gerekmekte iken icra inkar talebimizin reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır\" beyanı ile yerel mahkeme kararının yalnızca \"icra inkar tazminatı isteminin reddine\" ilişkin kısmının ortadan kaldırılmasına, davalı şirketin  takip tutarının %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; \"Huzurdaki dava, davacının şirketten alacaklı olduğundan bahisle ikame edilen icra takibine müvekkil şirket tarafından yapılan itirazın iptalidir. İcra takibine konu edilmiş alacak cevap dilekçemizde ve 2. Cevap dilekçemizde defalarca izah ettiğimiz üzere, 6736 Sayılı Kanun 6/1-b maddesi ile 7143 Sayılı Kanun'u kapsamında stok affından kaynaklanan ve ortağa doğrudan bir alacak hakkı bahşetmeyen bir kayıttır. Söz konusu rakam, Vergi Usul Kanunu’nun ve 6736 ve 7143 sayılı Kanunlar’ın gereği olarak hesaplara geçirilen, ancak kâr dağıtımı kararıyla pay sahiplerine dağıtılabilen, sermaye artırımında kullanılabilen ya da tasfiye bakiyesi olarak ortaklara dağıtılabilen bir tutardır. Bu alacak, Bilanço Hukuku’nun gereği olarak bilançoya yansıtılan ve ortaklara kâr payı alacağının doğması dışında doğrudan bir talep hakkı bahşetmeyen bir likit olmayan kalemdir. Ayrıca, mahkeme ilamına esas alınan bilirkişi raporu eksik inceleme ürünü olup itirazlarımız kapsamında da değerlendirilmediğinden bozma talebimize konu edilmiştir\" beyanı ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.<br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; \"davalı şirket, ısrarla tüm dilekçelerinde şirketin ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde tespit edilen borcun gözüken borç olduğunu iddia etmişse de yıllarca davalı şirkette bu hesapların çalıştığı, borcun gözüken değil gerçek borç olduğu, bazı ortaklara sürekli olarak ödemelerin yapıldığı  dosyada alınan bilirkişi raporu ile sabit olmuştur. HMK m. 222'ye göre ticari defterlerin kesin delil teşkil ettiği açıkça ortadadır. Davalı şirketin defterlerinin incelenmesinde de müvekkilimizin takipte belirtilen tutarda alacaklı olduğu ortaya çıkmıştır. Davalı şirket, bilirkişi heyetinin 2016 ve 2017 dönem envanter defterlerinin ibraz edilmediği tespitinde bulunduğunu, bu eksikliğin usul hukuku kuralları kapsamında ön raporla bildirilmesi halinde bu eksikliğin kendileri tarafından tamamlanabileceğini, ancak eksiklik giderilmeden ve ek rapor alınmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Buna karşın söz konusu envanter kayıtlarının bulunmamasının dosyadaki tespitlere herhangi bir etkisi bulunmayacağı, mevcut deliller ile müvekkilimizin alacağı bulunduğunun sabit olduğu açıkça ortadadır. Ayrıca ticari defterlerini eksik sunan davalının istinaf sebebi olarak bu durumu öne sürmesi mümkün değildir\" beyanı ile davalının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; \"Huzurdaki dava, müvekkil şirketin stok affı ile kayıtlarında yer alan tutarın bilanço hukukunun yansıması nedeni ile kaydedilen hesabın ortak tarafından istemine ilişkindir. Yapılan işlemde de hiçbir usulsüzlük bulunmamaktadır. Yerel mahkeme kararında alacağın likit olmadığı ve müvekkil şirketin itirazının haksız olmaması nedeni ile verdiği karar bu yönü ile hukuka ve kanuna uygundur. Davacının icra inkar tazminatı isteminin reddine dair verilen ve bu yönü ile usul ve esasa uygundur\" beyanı ile mahkeme kararının onanmasını ve davacının itirazlarının/istinaf sebeplerinin reddini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/10/2022 tarih, 2021/939 Esas - 2022/771 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; şirket ortaklığından kaynaklı alacak nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelemesinde; davacı ...'ın, davalı şirketin %17,5 hissedarı olduğu, söz konusu hissenin müvekkiline merhum eşi ...'dan miras olarak intikal ettiği, davalı şirketin  22.03.2021 tarihinde davacıya 150.000,00.-TL ödeme yaptığı, bunun haricinde davacıya hiçbir ödeme yapılmadığı, davacının, davalı şirketin 2018 yılı muavin kayıtlarında 331 kodlu \"Ortaklara Borçlar\" hesabı altında yer alan hesapta görüldüğü üzere davalı şirketten 3.108.249,97.-TL  alacaklı olduğu bu alacağın davalı şirket tarafından ödenmemesi üzerine davacı tarafından davalı aleyhine  Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/21669 Esas  sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı, başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiği, itiraz üzerine duran takibin devamı için eldeki davanın açıldığı, ilk derece mahkemesince açılan davanın kabulüne karar verildiği, verilen karara karşı davacı ve davalı vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>Dosya arasına alınan  Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/21669 Esas sayılı icra dosyasının  incelemesinde; davacının davalı aleyhine, 2.958.249,97.-TL asıl alacak için ilamsız icra takibi yaptığı, ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine davalı borçlu vekilinin süresinde borcun tamamına ve ferilerine itiraz ettiği, itiraz üzerine Gebze İcra Müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.<br>Dosya arasına alınan 26/08/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davaya konu alacağın tespitinde taraflarınca incelenen davalı şirket 2016 - 2017 - 2018 - 2019 - 2020 ve 2021 yılları defter tasdik yönünden; 2016 ve 2017 dönem envanter deftererinin ibraz edilmediğini ve 2021 envanter defterinin ise geç (süresi dolduktan sonra) tasdik edildiğini, dolayısıyla defter tasdik konusunda ilgili dönemler yönünden eksiklikler tespit edilmiş olup defterlerin delil kudretinin takdirinin mahkemeye ait olduğunu, davacı yanın esas davaya konu alacağının kamuoyunda bilinen adıyla yapılandırmada 6736 ve 7143 sayılı kanunlar ile kendisine tanınan hak ile stok beyanında bulunduğunu ve davacı ortağın hissesine düşen tutar olarak öncelikle 331 Ortaklara Borçlar hesabına kaydedildiğini akabinde  ise hesabın hareket görmemesi nezdinde maddi tutar 321 Borç Senetleri hesabına 3.108.249,97.-TL virmanlandığını, alacağın bu hesap yönünden dava tarihine kadar devredildiğini, şirket ortağı davacıya yapılan 150.000,00.-TL tutarın 131.10.01 ... hesabına kayıt edildiğini, eşit işlem ilkesi limited şirketlerde her ne kadar TK 627'de müdürlerin işlemleri için düzenlenmişse de, anonim şirketlerde olduğu gibi, bütün iş ve işlemlerde uygulanması gereken genel bir kural olduğunu, olayda diğer ortaklara çeşitli ödemeler yapılmış olup davacıya da aynı minval üzerine ödemelerin yapılması gerektiği yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.<br> Eldeki davada, ilk derece mahkemesince; davalı şirketin 6736 ve 7143 sayılı kanunlar ile kendisine tanınan haklardan faydalandığı, stok beyanında bulunduğu, davacı ortağın hissesine düşen tutar olarak öncelikle 331 nolu \"Ortaklara Borçlar\" hesabına kaydedildiği, hesabın hareket görmediği, ilgili tutarın 321 nolu \"Borç Senetleri\" hesabına virmanlandığı, alacağın bu hesap yönünden dava tarihine kadar devredildiği, şirket ortağı davacıya 150.000,00.-TL ödeme yapılarak ödemenin 131.10.01 ... hesabına kaydedildiği, tüm bu hususların alınan bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacının takip ve dava konusu tutar kadar alacaklı olduğu, netice olarak davacının davasını ispat ettiği anlaşılmakla; davanın kabulüne şeklinde karar verilmişse de verilen kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı yanılgılı kanaatle karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Kâr payı ortağın en önemli mali hakkıdır. Kar payının hukuki niteliğinin belirlenmesi, şirket açısından bu payın hesap dönemi sonunda dağıtılmasının bir zorunluluk olup olmadığını tespit etmek açısından önemlidir. ETK 385 hükmünde müktesep haklar arasında yer alan kar payı alma hakkına, Yeni Ticaret Kanununun 452. maddesinde yer verilmemiş, ilgili maddede müktesep ve vazgeçilmez haklar saklı tutulmuştur. Kanun koyucu, müktesep hak kavramını tanımakla birlikte, kapsamı ve türlerine ilişkin bir düzenleme yapmamıştır. Müktesep hak ve vazgeçilmez hak kavramlarının içine hangi hakların dahil olduğunu belirlemek öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Öğretide Tekinalp, ortağın kar payı alma hakkının iki cephesi olduğunu, ilkinin şirketin kar elde etmek ve paylaşmak amacını izlemesi zorunluluğundan doğan vazgeçilmez hakkı olduğunu belirtmekte, bu hakkın ETK zamanında güçsüz ve müktesep bir hak olarak nitelendirildiğini, ancak TK'ya göre bu hakkın müktesep niteliğinin olmadığını belirtmektedir (Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin; Ortaklıklar Hukuku 1, Yeniden Yazılmış 13. Bası, İstanbul 2014, N. 898, 899). Pulaşlı, kar payı alma hakkını hem vazgeçilmez bir pay sahipliği hakkı olarak nitelendirmekte (Pulaşlı, Hasan; Şirketler Hukuku Şerhi, C. II, Tıpkı 2. Baskı, Ankara 2015, 39, N. 13), hem de kar payının nisbi müktesep bir hak olduğunu ifade etmektedir (Pulaşlı, 37, N. 35). Gürbüz Usluel'e göre, kar payı alma hakkı kanundan doğan müktesep bir hak değildir (Gürbüz Usluel, Aslı E., Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Kar Payı Alma Hakkı, Ankara 2016, s. 105). Kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun İçin ayrılmış yedek akçelerden veya serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Net dönem kârı, yıllık bilançoya göre belirlenen yıllık kârdan, geçmiş yıllara ait zararların ve şirketin ödemekle yükümlü olduğu matrahı yıllık olan vergilerle, mali yükümlülüklerin düşülmesinden sonra kalan tutardır. Kâr dağıtımı için ayrılmış yedek akçelerden kasıt da, önceki dönemlerin kârı aracılığıyla oluşturulan özel yedek akçelerdir. Bu tür yedek akçeler, yıllık kâr dalgalanmalarına karşı, ortaklara her yıl miktar olarak eşit bir kâr payı dağıtılmasını mümkün kılmak için ayrılırlar. Bu yedek akçeler yanında, Daşka amaçlar için ayrılmış yedek akçelerden veya serbest yedek akçelerden de kâr payı dağıtılabilir. Başka amaçlar için ayrılmış yedek akçelerden kâr payı dağıtılabilmesi için, öncelikle genel kurul tarafından bunların çözülerek serbest yedek akçe haline getirilmeleri gerekir. Kâr payı dağıtımına ancak, ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir. Limited şirkette de anonim şirkette olduğu gibi, üç tür yedek akçe vardır (TK 610, 519). Bunlar, kanuni yedek akçe, şirket sözleşmesiyle ayrılan yedek akçe ve genel kurul kararıyla (olağanüstü) ayrılan yedek akçedir. Anonim ve limited şirketlerde ortaklara kar payı dağıtma yükümlülüğünü düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda tartışma TK 519/2-c bendinde yapılan düzenleme ile gündeme gelmiştir. TK 519 yedek akçelere ilişkin bir maddedir ve TK 610 affı dolayısıyla limited şirketlere de uygulanır. 6102 sayılı Kanun ile TK 519/2-c hükmünde ikinci yedek akçe ayrılmasına ilişkin bir değişiklik yapılarak, \"pay sahiplerine yüzde beş oranında kar payı ödendikten sonra, kardan pay alacak kişilere toplam tutarın yüzde onu\"nun genel kanuni yedek akçe olarak ekleneceği düzenlenmiştir. ETK 466/II-3'de % 5 kar payının ayrılmasından bahsedilirken, yeni kanunda kar payının ödenmesinden bahsedilmektedir. Eski ve yeni kanun arasındaki bu farklılık, yeni TK çerçevesinde ortağa her sene şirket tarafından % 5'lik bir kar payı ödenmesinin zorunlu olup olmadığı meselesini ortaya çıkarmıştır.<br>6102 sayılı TK 519/2-c hükmünde geçen \"kar payı ödendikten sonra\" ifadesinden hareket ederek öğretide Tekinalp, pay sahiplerinin yıllarca kar payından yoksun bırakılamayacağını, % 5 kar dağıtımının zorunlu hale geldiğini, artık her AŞ'nin her yıl en az % 5 oranında kar dağıtmak zorunda olduğunu, böylece değil yıllarca, bir yıl bile kar dağıtmama yoluna gidilemeyeceğini belirtmektedir (Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu, N. 898). Buna karşın diğer görüş, TK 519/2-c hükmünün, yedek akçe ayrılmasına ilişkin bir hüküm olduğunu, eğer ikinci yedek akçe ayrılmasını gerektiren bir durum söz konusuysa, 5'lik birinci kar dağıtımı yapılması gerektiğinin anlaşıldığını, ikinci yedek akçe ayrılması gerekli değilse, bu durumda her halükarda kar dağıtımı yapılacağı sonucuna varılamayacağını ileri sürmektedir (Yanlı, Veliye; Anonim Şirketlerde Kar Dağıtımı, Batider 2014, C. XXX, S.1, s. 20; Gürbüz Usluel, s. 94). Bu görüş, Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari Içeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinde, yıllık faaliyet raporunda şirketin finansal durumuna ilişkin yer alması gereken unsurların düzenlendiğini, bu maddenin d bendinde, yıllık faaliyet raporunda kar payı dağıtım politikasına ilişkin bilgilerin ve kar dağıtımı yapılmayacaksa gerekçesi ile dağıtılmayan karın nasıl kullanılacağına ilişkin önerinin yer alacağım öngörüldüğünü, dolayısıyla yönetmelik hükmünde de kar dağıtımı yapmama ihtimalinin düzenlendiğini de belirtmektedir.<br>Yargıtay içtihatlarında kâr payı hakkı lehine çeşitli ölçütler öngörülmüş ve bu ölçütler çerçevesinde karın dağıtılıp dağıtılmayacağına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ölçütler: 1. ETK 469/II'ye (TK 523/II) göre yedek akçe ayırabilmek için \"duyarlı dengenin\" zorunlu koşulu, kar dağıtmamaya yönelik genel kurul kararının yalnızca şirketin sürekli gelişimi hedefine ve paysahiplerine düzenli biçimde kar dağıtma amacına yönelik olmasıdır. 2. Kar payının gereken biçimde dağıtılmaması AO'lara karşı güven ve ilgiyi sarsabileceğinden kararın nesnel (objektif) ölçülere aykırı olmaması kuralının da özenle gözetilmesi icap eder. 3. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılması Şarttır (11. HD. E. 1982/3556, K. 1982/2887, T. 14.10.1982; 11.HD.,E. 1982/487, K. 1982/479, T. 09.02.1982).Kanaatimizce de TK 519/2-c ve yönetmelik hükmü dikkate alındığında anonim ve limited şirketin her yıl kar dağıtma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, genel kurulun kar dağıtımı. konusunda keyfi karar vermemesi, ortakları haklı bir neden olmaksızın kar payından mahrum bırakmaması veya kar payı dağıtımını düşük oranda yapmaması gerekir (Bu yönde Gürbüz Üsluel, s. 95). Yargıtay'a göre de, Şirket ortaklar kurulu TTK.nın bu konudaki düzenlemeleri ile bağlı olup, tahakkuk eden kazanç üzerinde dilediği gibi tasarruf yetkisine sahip değildir. Ortaklar kurulu bilançoya göre ortaya çıkan kazancı dağıtmaktan keyfi bir şekilde sarfınazar edemez (11. HD. E. 2002/13209, K. 2003/5053, T. 16.05.2003; 11. HD.E. 2016/10594, K. 2018/4304, T. 9.6.2018; 11. HD. E. 2019/1317 K. 2019/8061, T.11.12.2019).<br> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 616 ncı maddesinin birinci fıkrasında genel kurulun devredilemez yetkileri sayılmış olup, maddenin (e) bendine göre yıl sonu finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporunun onaylanması, kâr payı hakkında karar verilmesi, kazanç paylarının belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğu, genel kurulun, kâr dağıtımının ne zaman yapılacağı ve dağıtım şekli konusunda karar vermeye yetkili tek organ olduğu, kâr payı dağıtılabilmesi için ortaklar genel kurulu kararı alınması gerektiğinin düzenlendiği görülmüştür.<br>Eldeki davada; davacı şirket hissedarı tarafından davalı şirkete  karşı iş bu davanın açıldığı ve açılan davada davalı şirketin tarafına 22.03.2021 tarihinde yaptığı 150.000,00.-TL ödeme haricinde herhangi bir ödemede bulunmadığı, kendisinin  şirketten daha fazla miktarda alacaklı olduğu, alacaklı olduğu miktarınn 2.958.249,97.-TL olduğu  bu alacağın kendisine ödenmesinin talep edildiği görülmüşse de, davacının alacak talebinin kar payı dağıtımına ilişkin bir talep olduğu, mahkemece, davacının kâr payı dağıtımına ilişkin olan davasında gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmadan ve dosya arasına alınan deliller tam değerlendirilmeden sonuca gidildiği varılan sonucun da doğru olmadığı anlaşılmıştır.<br>Bu aşamada mahkemece; davacının talebinin kâr payı dağıtımına ilişkin olduğu kanaatiyle yargılama yapılmalı bu minvalde davalı şirket tarafından kâr payı dağıtımına ilişkin genel kurul veya ortaklar kurulu kararı alınıp alınmadığı araştırılmalı, bunun yanı sıra kâr payı dağıtımı için genel kurul toplantısı yapılmış ise davacının bu toplantıya katılıp katılmadığının tespiti sağlanmalı, gerektiğinde yeniden konusunda uzman bilirkişiden rapor aldırılması ve nihayetinde tüm dosya kapsamı değerlendirilip dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermekten ibaret olmalıdır.<br>Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Tarafların İlk derece mahkemesinin kararına ilişkin İstinaf Başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,<br>\ta-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/10/2022 tarih, 2021/939 Esas - 2022/771 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\tb-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>2-İstinaf Karar Harcının, talebi halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,<br>3-İstinaf edenler tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine,<br>4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-İİK'nın 36-(5) maddesi gereğince Gebze İcra Dairesi 11/11/2022 Tarih, 2021/21669 Esas  sayılı dosyasına sunulan teminatın (teminat mektubu) yatırana iadesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/02/2024<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır <br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4226227559202778","SID":"180de4423046948c"}}