{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2020/1379 <br>KARAR NO\t\t: 2024/613<br>KARAR TARİHİ\t: 14/03/2024<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/03/2020<br>NUMARASI\t\t: 2017/64 Esas 2020/213 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 14/03/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14/03/2024<br><br>Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 28.11.2014 tarihinde davalılardan ...  yetkili satıcısı... Otomotiv’den ... plakalı, ... marka, ... tipi, 2014 model aracı 177.356.74 TL.bedel ödeyerek satın aldığını, davalılardan ...   A.Ş.’nin aracın imalatçı/ithalatçı firması olduğunu, ancak satın alındığı günden bu yana araçta çeşitli arızalar meydana geldiğini fakat bu zamana kadar arızaların kaynağının tespit edilemediğini, araçta meydana gelen 1. Arızanın;  Aracın 28.11.2014 tarihinde satın alındıktan sonra henüz 5 bin km. de iken 31.08.2015 tarihinde arıza meydana geldiğini, aracın çalışmaması üzerine kurtarıcı servis çağırılması suretiyle aracın servise çekildiğini, 20150000013763 servis iş kabul kaydı oluşturulduğunu ve kayda göre, alternatör değiştirilerek akü 12 saat şarj edildiğini, şarj dinamosu değiştirildiğini ve araçtaki arıza kayıtlarının silindiğini, 2.Arızanın ;  10.06.2016 tarihinde start-stop mekanizmasının çalışmaması, arada bir bagajın kumandadan açılmaması nedeni ile aracın  müvekkil tarafından ikinci defa servise götürüldüğünü, bu seferde KCBNAR271AB-KİT değiştirildiğini ve akünün şarj edildiğini (20160000009229 numaralı iş kabul kaydı), 3.Arızanın;  08.07.2016 Tarihli,(20160000010685 kabul kayıtlı) arızada; sürüş sırasında aracın klimalarının sıcaklığı kendiliğinden yükseliyor, start-stop mekanizması çalışmıyor, araç stop etmesine rağmen iç aydınlatma lambaları sönmüyor, şikayetleri dile getirildiğini, yol yardımı çağırılarak aracın arıza tespit cihazına bağlandığını, 4. Arızanın; 29.07.2016 tarihinde (20160000012006 numaralı iş kabul kaydı) klimaların sıcaklığının tekrar kendiliğinden yükselmeye başlaması, aracın kilitlenmesine rağmen iç aydınlatmanın açık kalması nedeni ile araç yine servise bırakıldığını, arıza nedeniyle bu defa da alternatör değiştirildiğini, 5. Arızanın; 01.08.2016 tarihinde (20160000012142 numaralı iş kabul kaydı) aracın klimalarında aynı arıza, yani sıcaklığın kendiliğinden yükselmesi arızasını tekrarladığını tekrar kayıt oluşturulduğunu, 6.Arızanın;  12.11.2016 tarihinde (20160000018221 numaralı iş kabul kaydı)araç 22.156 km de iken yine çalıştırılamayarak yolda kaldığını, tekrar kurtarıcı ile servise çekildiğini, bu esnada müvekkili tarafından, araç çalışmıyor,start-stop ara sıra çalışmıyor, klima sağ taraf ara sıra kendiliğinden sıcak konuma geçiyor,klima kendiliğinden en yüksek sıcak konuma geçiyor şeklindeki arızaların tekrarladığı iletildiğini, servis tarafından yapılan incelemelerde, araç serviste tam 17 gün kalmasına rağmen var olan arızaların sebebinin tespit edilemediğini, diğer bir deyimle,araçtaki arızaların kaynağının net olarak belirlenemediğinin kabul ve ikrar edildiğini, 7. Arızanın; 30.11.2016 tarihinde (20160000019385 numaralı iş kabul kaydı) yani aracın 6.arıza sebebiyle 17 gün boyunca serviste kalmasından 1 gün sonra, sağ dış ayna kapağının boyasının soyulması nedeni ile araç servise bırakıldığını, bakım sonrası müvekkil aracı teslim almaya geldiğinde ise aracın servis çalışanları tarafından dahi çalıştırılamadığını, konu ile ilgili servis çalışanları servis iş kabul kartına “Araçtaki şu anki arıza akü olarak görünmektedir (Aracın önceden beri süregelen çalışmama problemi) Müşteriye araç yeni akü ile çalıştırılarak teslim edilmiştir. Aracın çalışamama ve klima problemi ile ilgili konular servis tarafından takip altına alınmıştır” şeklinde not düşüldüğünü, tüm bu arızalara esas servis tarafından düzenlenen iş kabul kayıtları dilekçelerinin ekinde sunulduğunu maalesef bu ve benzeri şikayetlerin halen daha devam ettiğini, bu şekilde  müteaddit defalar arıza vererek kurtarıcı ile servise götürülmek durumunda kalan, serviste kalıp teknik yardım alınmasına rağmen aylardır arızası dahi tespit edilemeyen aracın gizli ayıplı olduğu hususunda bir süre sonra taraflarından kanaat oluştuğunu ve ...’den Teknik Uzman görüşü alındığını, 17.12.2016 tarihli raporunda özetle: “Servis kayıtları incelendiğinde; aracın periyodik bakımlarını öngörülen sürelerde, düzenli olarak ve yetkili serviste yaptırıldığı, araç sahibinin aracın bakımları ile ilgili sorumluluklarını yerine getirdiği, aracın aksamasına ve arızaların meydana gelmesine sebebiyet verecek bir kusurunun görülmediği, bununla birlikte dosya kapsamına sunulu iş emirleri veya servis kayıtlarında; arızalar nedeniyle servis istasyonuna gidildiğinde, arızanın kullanım hatasından kaynaklandığına dair düzenlenen herhangi bir rapor veya belgenin bulunmadığı, yetkili servislerde araçta ortaya çıkan arızaların garanti kapsamında işleme tabi tutulduğu ve kullanıcı hatasına bağlı olarak bu arızaların oluşmadığı, Araca, orijinalinin dışında akım çekebilecek ilave herhangi bir aksesuar veya alıcının takılmadığı, Servis formlarına ve iş emirlerine yansıyan bilgilere göre; araç sahibinin “0” km olarak satın aldığı ve henüz 5.817 km.de arızaların ortaya çıktığı ve giderilemediği, servisin araçtaki arızanın nedenini tespit edemeyerek araç üzerinde deneme yanılma metodu ile birçok işlemler yaparak arızayı çözmeye çalıştığı, ancak mevcut olan arızaların nedenini teknik olarak tespit edemediği, arızaların yapılan testlerde de tekrar görülmesi nedeniyle arızaların çözülemediği, araçta oluşan arızanın sürücüden kaynaklanmadığı, araçtaki imalat hatası nedeniyle meydana geldiği, bu imalat hatasının normal bir kullanıcı tarafından aracın satın alınması aşamasında fark edilmesinin mümkün olmadığı, arızaların servis tarafından garanti kapsamında giderilmeye çalışıldığı, arızanın niteliği nedeniyle araçtan faydalanamamanın süreklilik arz ettiği ve sonuç olarak aracın imalattan gizli ayıplı olduğu” kanaatine varıldığını, ayıplı mal tanımı göz önüne alındığında, aracın sahip olması gereken özellikleri tanımadığını, beklenen faydayı sağlamadığını, misli değişimi için ihtar çekildiğini belirterek; müvekkili ... Şti. Tarafından 28/11/2014 tarihinde 5077661 seri nolu fatura ile 177.356,74 TL bedel karşılığında satın alınan ... ... marka, 2014 model ... Motor, ... şase numaralı gri renkli ... plakalı binek aracın öncelikle ayıpsız bir misli ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde aracın müvekkilden geri alınarak 5077661 seri nolu fatura ile ödenen  177.356,74 TL satış bedelinin ihtarnamenin davalılara tebliğ tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte müvekkiline iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br><br>CEVAP: Davalı... . AŞ vekili cevap dilekçesi ile özetle; açılan davanın haklı olmadığını, davacı tarafın iddiasını, özel olarak sağladığı teknik uzman raporuna dayandığını, bu usule uygun olmadığını, ilke olarak yargı işlemlerinin her iki tarafın huzuruyla yapılması gerektiğini, raporun da yeterli bir rapor olmadığını ve iddiayı kanıtlamadığını, bir şeyin neden kaynaklandığı bilinmeden kullanım veya imalat kaynaklı olduğunun söylenebilmesi mümkün olmadığını, davacı yanın ihtarına verdikleri cevapta, belirttikleri üzere bu araçların elektrik donanımlı olduğunu, devamlı da kullanılmadığının anlaşıldığını, elektronik donanımlı araçlarda araç uyku modunda iken akü ile üniteler arası iletişim devam ettiğinden bir miktar akım çekme durumu her zaman söz konusu olduğunu, nitekim bu sebeple daha öncede aküsünün şarj edilmesi gereği doğduğunu, bu akım kullanımı, araç kaçağı olarak nitelendirilemeyeceğini, açıklanan nedenle uzman görüşü esas itibariyle de doğru olmadığını, davacı tarafın şikayetleri  incelendiğinde bunların genellikle uzun süre çalıştırılmayan araçta akü boşalmasına ilişkin tezahürler olduğunu, kaldı ki arıza diye bildirilen şikayetlerin bir kısmının da yapılan incelemede gerçek olmadığının saptandığını, örneğin (08.07.2016 tarihinde-29.07.2016 tarihinde 12.11.2016 tarihinde araç şikayetlerle getirildiği halde yapılan kontroller de herhangi bir probleme rastlanmadığını,  aracın 01.08.2016 tarihli kaydında 22.145 km.de olduğu,12.11.2016 tarihli kaydında 22.200 km.de olduğu, yani 3 aylık sürede 55 km. yol yaptığı görüldüğünü, yukarıda da arz edildiği üzere aracın yol yapmaması, akünün yeterli şarja ulaşmaması haliyle zaman içerisinde müşterinin akü ile ilgili problem yaşamasına sebebiyet verebildiğini, gerçekte davacının aracında oluşmuş veya devam eden herhangi bir arıza mevcut olmadığını, kaldı ki davacının şikayetleri de imalata bağlı değil elektronik donanımlı aracın yeterli biçimde kullanılmamasına, kullanım hatasına ilişkin şikayetler olduğunu, bu bakımdan dava esas itibariyle haklı olmadığını, belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br><br><br>Davalı ...  A.Ş. vekili  cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, gıyaplarında da yapılan tespite itirazlarının bulunduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanununda ihtilaf konusu üzerinde bir tespitin icrası gerçekleştirilirken her iki tarafında hazır bulunması öngörüldüğünü, HMK’nın 402/3. Maddesi uyarınca işbu davaya dayanak gösterilen rapor ilgili madde nezdinde değerlendirildiğinde; araç üzerinde yapılacak incelemenin nasıl ve hangi tarihte yapılacağı ve tespitin icrası sırasında hazır bulunabileceklerinin hususu davacı tarafından bildirilmediğini, dolayısıyla taraflarına tespitin yapılmasına itiraz etme ve ilave soru sorma haklarının da ortadan kaldırıldığını, bu nedenle usulüne uygun olmayan bu tespitin kabulünün mümkün olmadığını, bu bilirkişi raporundaki görüş ve kanaatlere itibar edilmemesi gerektiğini, davaya konu araç ayıplı mal niteliğinde olmadığını, TBK’nun 219/1. maddesinde belirtildiği üzere ayıplı maldan bahsedebilmek için, maldan beklenen faydanın, kullanım amacı bakımından azalması gerektiğini veya malın niteliğine ya da niteliğini etkileyen niceliğine aykırı olan bir hususun varlığının arandığını, ancak somut olayda araçta şikayet konusu yapılan arızalar yetkili servis tarafından onarıldığını, aracın kullanımına engel teşkil edecek bir husus bulunmadığını, 31.08.2015 tarihinde,  aracın alternatörünün şarj etmemesi sebebiyle alternatör değiştirildiğini, akünün 12 saat şarj edildiğini ve sistemde oluşan arıza kayıtları sorunun giderilmesini müteakiben silindiğini, 5.817 km’deyken alternatör değiştirilerek bahse konu problemin yetkili servis tarafından garanti kapsamında giderildiğini, 10.06.2016 tarihinde start-stop mekanizmasının çalışmaması ve bagajın kumandadan açılmaması şikayetleri ile servise getirildiğini, yapılan incelemelerde arızaya sebep olan alternatörün 10.06.2016 tarihinde sipariş verildiğini, bunun yanında yetkili servisin yaptığı incelemede, bagaj kapağının kumandadan açılmadığına dair husus incelendiğinde hiçbir sorun bulunmadığını, bahse konu şikayetin giderildiğini, 28.11.2014 tarihinde satın alındığını ancak 10.06.2016 tarihinde 15.000 km. bakımının yaptırıldığı hususu incelendiğinde, davacı tarafın periyodik bakımlarının zamanında yaptırılmadığı açıkça anlaşılmakta olduğunu, bu nedenle araçta meydana gelen arızalar bakımından aracın bakımının zamanında yapılmadığı durumunun etkisi olduğunu, 08.07.2016 tarihinde aracın stop ettiği, iç aydınlatma lambalarının sönmediği ve klima derecesinin kendiliğinden yükseldiği şikayetleriyle servise getirildiğini, yapılan incelemeler neticesinde ve aracın cihaza bağlanarak yapılan incelemesinde herhangi bir hata yada arıza kaydına da rastlanmadığını, dolayısıyla 08.07.2016 tarihli servis girişinde herhangi bir arızanın bulunmadığını, 01.08.2016 tarihinde aracın klimalarındaki aynı arıza şikayeti ile servis girişinin olduğunu,  klima problemine ilişkin şikayet bakımından yapılan incelemeler neticesinde herhangi bir arızaya rastlanmadığını, dolayısıyla 01.08.2016 tarihli servis girişinde de üretimden kaynaklanan herhangi bir arızanın ve ayıbın varlığı mevcut olmadığını, 12.11.2016 tarihli servis girişi ile aracın çalışmaması ve klima problemi ile ilgili şikayetler yetkili servis tarafından incelendiğini, yapılan kontrollerde herhangi bir arıza görülmediğini, aracın aküsünün zayıflaması sebebiyle aracın çalışmadığının tespit edildiğini, bunun üzerine yetkili servis tarafından akünün şarj edildiğini, 12.11.2016 tarihli servis girişinde ise araç 22.000 km. de olduğu dikkate alındığında aracın 3 ay içerisinde 55 km. yol yaptığı, aracın neredeyse hiç kullanılmadığı, dolayısıyla aracın yol yapmamış olması, akünün yeterli şarja ulaşmaması ve 12.11.2016 tarihinde akünün şarj edilmesine rağmen alternatörün aküyü yeteri kadar doldurmamasından kaynaklandığını, bunun üzerine müşteri memnuniyeti çerçevesinde garanti kapsamında araca yeni akü takıldığını, gıyaplarında tanzim edilen raporda ” akım kaçağının bulunduğu”  araç yetkili servise getirildiğinde her zaman yapılan ilk işlem olduğunu, Servis tarafından yapılan ölçümlerde herhangi bir akım kaçağına rastlanmadığını, bahse konu akım kaçağının ne zaman oluştuğu veya sonradan mı ortaya çıktığının  söz konusu rapordan anlaşılmadığını, akım kaçağı kontrolünün belli bir prosedüre göre yapılması gerektiğinden farklı bir noktada ölçümün tekrarlanmasının gerekli olduğunu, izah edilen nedenlerden anlaşıldığı üzere araçta üretimden kaynaklı hiçbir sorun bulunmadığını, aracın kullanımını ve faydalanmasını engelleyen bir durum da söz konusu olmadığını, davaya konu aracın yaklaşık 2.5 yıldır kullanılmakta olduğunu, aracın periyodik bakımlarının zamanında yaptırılmamış olduğunu, aracın ticari araç niteliğine sahip olduğunu, davacı tarafından yapılan tüm işlemlere onay verildiğini ve aracın sorunsuz olarak kullanılmakta olduğu dikkate alındığında davacı tarafından huzurdaki işbu davanın ikame edilmesi haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin üzerine düşen tüm işlemleri gereği gibi yerine getirerek aracı sorunsuz olarak davacıya teslim ettiğini, üretim kaynaklı herhangi bir ayıbın söz konusu olmamasına rağmen davacının huzurdaki davayı ikame ederek misli değişim veya bedel iadesi taleplerinde bulunması haksız ve kötü niyetli olduğunu ve açıklanan nedenlerle davanın reddini  talep ve beyan etmiştir.<br>MAHKEMECE: \"...Dava, davalıdan satın alınan sıfır araçtaki ayıp iddiasına dayalı olarak aracın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesi veya mümkün olmaması halinde bedel iadesi istemine ilişkindir.<br>Davaya konu aracın davacı şirket adına kayıtlı olması nedeniyle, olayda TBK nun ayıba karşı tekeffül  hükümlerinin uygulanması gerektiği, TBK 227 maddesine göre,  Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme ve imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarına sahiptir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.<br>Dava zamanaşımı, TBK'nun 231. Maddesinde düzenlendiği, buna göre satıcının daha uzun bir süre için üstlenmediği sürece satılanın ayıbından doğan sorumluluğuna ilişkin her türlü davanını, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile satılanın devrinden başlayarak 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, satıcının, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurulu ise 2 yıllık zamanaşımı süresinden faydalanamayacağı norm altına alınmıştır. Davalılar zamanaşımı savunmasında bulunmuş iseler de; teknik bilirkişi heyeti tarafından yapılan inceleme neticesinde davalıların ağır kusurlu olduğu tespit edildiğinden TBK'nun 213/2. Fıkrası uyarınca zamanaşımı süresinden faydalanamayacakları kanaatine varılarak zamanaşımı savunmaları yerinde görülmemiştir. <br>Somut olayda; davacının 28.11.2014 tarihinde davalıdan  ... plakalı, ... ... marka, 2014 Model sıfır aracı 177.356,74 TL karşılığında satın aldığı, aracın tesliminden 9 ay sonra aracın çalışmayarak servisi çekildiği ve bu tarihten dava açılıncaya kadar farklı tarihlerde 6 kez daha arıza vererek servise götürüldüğü, davacının temel şikayetlerinin çalışmama, start-stop özelliğinin devreye girmemesi, klimada dengesizlikler, bagaj kumandasının ara sıra çalışmaması, motor stop edildiğinde iç aydınlatma lambasının açık kalması, kendiliğinden sönmemesi, aracın belli dönemlerinde aracın stop haldeyken  aküsünün boşalması, motor ikaz lambasının yanması gibi şikayetler olduğu, mahkememizce otomotiv uzmanı ve makine mühendisi bilirkişiler ile araç üzerinde keşif ve test sürüşü yapılarak, teknik inceleme sonucunda düzenlenen 18/05/2018 tarihli ilk heyet raporu ile arızaların özelliği ve niteliğine göre sonradan ortaya çıktığı, kullanım kaynaklı olmadığı, araçtaki imalat hatası nedeniyle meydana geldiği, imalattan gizli ayıplı olduğu, zamanında giderilemediği, süreklilik arz ettiği, beklenen faydayı sağlamadığı, start stop arızasının hala hazırda devem ettiği, araçta mevcut imalat hatası kaynaklı arızaların, normal bir kullanıcı tarafından aracın satın alınması aşamasında fark edilmesinin mümkün olmadığı, satın almadan sonra yapılacak kontrolle de tespitin mümkün olmadığı, araçta oluşan ve hali hazırda devam eden arıza ve arızaların, teknik özellik ve nitelikleri ile serviste yapılan işlemler bakımından (teknik olarak) değerlendirildiğinde; davaya konu aracın satıcı tarafından yasanın belirttiği “ satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu” olduğu görüş ve kanaatinin bildirildiği, davalı tarafların itirazı üzerine istinabe yoluyla dosya üzerinden İTÜ'den seçilen 3 kişilik makine mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 15/04/2019 tarihli raporda ise; araçta aracın değişimini veya bedel iadesini gerektirecek üretim hatası ve gizli ayıp bulunmadığı, Start-Stop Özelliği olduğu beyan edilerek satılmış olmasına rağmen bu özelliğin çalışmaması, onarımının yapılamamış olması ve çok sayıda servise giren aracın bazı elemanlarının değiştirilmesi nedeni ile araçta 4.000,00 TL değer kaybı olduğu görüşünün bildirildiği, her iki teknik bilirkişi heyet raporunun çelişmesi karşısında, çelişkinin giderilmesi için istinabe yoluyla ODTÜ'den seçilen 3 kişilik makine mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 15/04/2019 tarihli raporda ise dosya içeriğinde mevcut iş emirlerinin analizi sonucunda, dava konusu araçta ilk arızanın araç 5817 km. iken ortaya çıktığı ve aracın şarj dinamosunun değiştirildiği, ardından araç 22200 km ye gelinceye kadar belirgin olarak start-stop sisteminin  çalışmaması, aracın belirli süreler çalıştırılmadıktan sonra ilk çalıştırılmaya çalışıldığında çalışmaması ve de klima sisteminin soğuk ayarda olmasına rağmen birden sıcak hava üflemeye başlaması şeklindeki şikayetlerin çözülmesi için alternatörün ikinci kez değiştirildiği, 22156 km ve 22200 km lerde aracın aküsünün 2 kez değiştirildiğinin anlaşıldığı, aracın uzun süre çalışmaması durumunda akünün boşalabileceğinin  bilindiği, ancak dosya kapsamındaki araç probleminde aracın hareket ederken yolda kalması, servise çalışır durumda geldiği halde servisteki işlemlerin ardından teslim esnasında çalıştırılamaması akünün kendisinde olan bir problem değil akünün şart edilememesine işaret eden bir problem olduğunu, öte yandan akünün şarj edilmesi alternatör yardımıyla aracın elektronik beyninin kumanda etmesi sayesinde gerçekleştiğini, sözkonusu aracın alternatörüde ilk 22200 km de iki kez değiştiği halde akünün beslemediği bu durumunda alternatör kaynaklı olmayıp, elektronik sistemden kaynaklı arıza nedeniyle ortaya çıktığı, bu noktada heyetlerinin klima sisteminin çalışmasında sözü edilen anormalliklerin ve de start stop sisteminin çalışmaması problemlerinin sözü edilen elektronik beyin kaynaklı olduğunun değerlendirildiği, dosyadaki mevcut belgeler dikkate alındığında aracın çok düşük kilometrelerde  sık ve aynı tür şikayetler ile arızalandığı, bu arızaların periyodik bakımların içerikleri ile bağlantılı olmayıp elektronik sistem kaynaklı olduğu, bu noktada araç çok az kullanılsa da arızaların gerçekleşme şekilleri ve serviste iken bile gözlemlenmeleri sebebiyle sözkonusu arızaların kullanıcı hatası kaynaklı olamayacağı, servisin arızanın temelini anlama konusunda yetersiz kalarak alternatör ve akü değişimlerini birden çok kez gerçekleştirmek yoluyla problemi gidermeye çalıştığı, bu kapsamda heyet olarak dosyada mevcut 18/05/2018 tarihli bilirkişi heyetinin raporundaki teknik tespitlerin yerinde olduğunu, ilgili rapordaki görüşe iştirak ettiklerini, 15/04/2019 tarihli bilirkişi heyetinin aracın start stop problemi hariç diğer problemlerin giderildiği yönündeki görüşüne dosyada mevcut 2017 v 2018 yıllarına ait iş emirlerindeki şikayetler ve yapılan işlemler dikkate alındığında katılamadıklarını, dava konusu araçta yukarıda teknik çerçevesi açıklanmış görüşleri ışığında aracın alımı esnasında gözle görülüp tespit edilemeyecek şekilde, yazılımsal ve donanımsal boyutlu elektronik sistem kaynaklı gizli ayıp bulunduğunu, aracın alternatör, akü, yağ müşiri, şanzıman tesisatı vb sistemlerin  değiştirilmesine rağmen problemin giderilemediği dikkate alındığında bu ayıp nedeniyle araçtan beklenen faydanın sağlanamadığı, problemin çözümü için bu aşamadan sonra yapılacak müdahalelerin araçtaki sorunu gideremeyebileceği zira sorunun tam olarak tespitinin servis tarafından dahi gerçekleştirilemediği, sözkonusu ayıp nedeniyle arızanın giderilip giderilemeyeceğinin net olmadığı, bu noktada kullanıcının araçtan güvenli şekilde faydalanmasının teknik olarak, aracın değişimi ile mümkün olabileceği yönünde görüş bildirdikleri, buradan hareketle ilk bilirkişi heyetinin raporu ile üçüncü bilirkişi heyetinin raporunun  dosya kapsamındaki servis raporları ile tespit edilen arızaların kaynağına teknik ve bilimsel açıdan yeterli ve hüküm kurmaya elverişli tespitleri içerdiği, davaya konu otomobilin üretim hatasından kaynaklanan gizli ayıplı olduğu, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı ve yaklaşık bir yıllık süre içerisinde 7 ayrı kez yetkili servise aynı arıza nedeni ile başvurulmasına rağmen, ayıbın halen davalının organik bağ içerisinde bulunduğu yetkili servisçe giderilmediği, davalı...  A.Ş.'nin satıcı sıfatıyla, davalı üretici ...  A.Ş.'nin ise garanti veren olarak satılanın ayıbından sorumlu  oldukları, araç üzerinde birçok parça değişikliği yapılmasına rağmen arızanın giderilememiş olması karşısında davacı kullanıcının araçtan güvenli şekilde faydalanmasının teknik olarak mümkün olmadığından davacının sözleşmeden dönme talebinde haklı olduğu, 2014 model olan otomobilin ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün olmadığından davacının bedel iadesi talebi kabul edilerek, aracın halen davacıda olması nedeniyle aracın teslimi karşılığında bedel iadesine ve teslim tarihinden itibaren avans faizine işletilmesine karar vermek gerekmiş,\" gerekçesi ile, \" Davacının davasının kabulü ile 177.356,74 TL satış bedelinin, ... plakalı, ... ... marka, 2014 Model, ... motor numaralı, ... şasi numaralı aracın davacı tarafından davalılara teslimi karşılığında, teslim tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine,\" şeklinde karar verilmiştir,<br>Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın terditli dava olarak açıldığını ve öncelikle misli ile değişim, mümkün olmaz ise aracın iadesi ile ödenen bedelin tahsilinin talep edildiğini,  burada terditli davada “mümkün olmaz ise” şeklindeki ikinci tercihlerinin  geçiş yapılmasını talep eden ibaresinin mahkemece yanlış değerlendirildiğini, mahkeme haklı davalarında aracın ayıplı olduğunun belirlendiğini fakat ayıptan kaynaklanan müvekkilinin tercih hakkına ise haksız müdahalede bulunduğunu, mahkeme eğer davalarında haklı olduklarına karar vermiş ise aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi konusundaki 1.tercihleri yolunda hüküm kurmalı iken bunu yapmayarak müvekkilini korkunç derecede mağdur ettiğini, davalıyı ise adeta zenginleştirdiğini, mahkemenin icra müdürlüğü yerine geçerek aracın misli yokmuş dolayısı ile ben bedel iadesine karar verdim demesinin kendi içerisinde çelişik olduğu gibi müvekkilini de korkunç derecede mağdur ettiğini, davalıları ise adeta mutlu kıldığını, zira; her iki bakış açısı arasında müvekkili aleyhine korkunç dengesizlik mevcut olduğunu, mahkemece yapılması gereken hususun aracın ayıpsız misli ile değişimine karar verilmesinden veya mislini kendisinin Yargıtay kararları ile belirlenmiş yöntemlerle bilirkişi marifetiyle belirlenmesinin temin edilmesi ve bu bedelin tahsiline karar verilmesinden ibaret olması gerektiğini, bunun yanında ise gerekçeli karara bakıldığında kararın lafzından, otomobilin ayıpsız misli ile değiştirilmesinin mümkün olmamasının gerekçesinin otomobilin 2014 model oluşu olduğunun anlaşıldığını, ancak 2014 model o km aracın yani mislinin o an için mevcut olmamasının 2. tercihe geçiş yapma imkanı sağlayacak bir husus olmadığını, davalı tarafın eğer misli eşyayı temin edemiyor ise o halde bu misli eşyanın yani 2014 model 0 km aracın değerinin belirlenerek misli taleplerinin karşılanmasına devam edilmesi gerektiğini, diğer bir önemli hususun ise yerel mahkemece yargılama aşamasında araçta ayıp tespit edildikten sonra aracın aynen misli ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine ulaşılır ise öncelikle bu hususun da gerekçeli şekilde tespitinin yapılmasının gerektiğini, anlatılanlara rağmen yerel mahkemece verilen hukuka aykırı kararın müvekkili açısından büyük bir hakkaniyetsizlik ve ekonomik kayıp yarattığını, zira dava konusu aracın ayıpsız ve 0 km mislinin değerinin yaklaşık 800 bin TL iken,  ikince el değerinin bile 400-500.000,00-TL civarında iken mahkemenin vermiş olduğu karar ile satış bedeli olan 177.356,74 – TL’nin iadesine hükmettiğini, yerel mahkemece her ne kadar davaları kabul edilmişse de sonucu itibariyle 1. seçenek taleplerinin gerekçesiz ve hukuka aykırı şekilde kabul edilmemesi ve bu durumun yarattığı hakkaniyetsizliğin kabul edilebilir olmayıp, yalnızca –bedel iadesi- kararı yönünden karara karşı istinaf yoluna başvurmaları zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, 1. tercihleri olan aracın ayıpsız misli ile değişimi talepleri yönünde karar tesis edilmesine ve aracın misli ile değişimine, aracın misli yok ise 2014 model aracın, mevcut donanımında 0 km ayıpsız misli, bugün üretilse değerinin ne olacağının Ticaret odasından sorularak bilirkişi marifetiyle belirlenerek bu değerin davalıdan tahsiline karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>Davalı ...  Fabrikası A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu aracın 28.11.2014 tarihinde satın alınmış olup Türk Borçlar Kanunun 208/1.maddesi uyarınca yarar ve hasarın bu tarihten itibaren alıcıya geçtiğini, bu nedenle gerek müvekkili şirketin davacı tarafa vermiş olduğu garanti süresi, gerek TBK'nun 231.maddesinde belirtilen iki yıllık zamanaşımı süresinin 28.11.2014 tarihinden itibaren işlemeye başladığını ve 28.11.2016 tarihinde ise sona erdiğini, dolayısıyla 18.01.2017 tarihinde açılan işbu davanın esasa girilmeden evvel zamanaşımı süresi yönünden reddinin gerektiğini, davacı tarafından ayıp ihbar yükümlülüğü yerine getirilmediğini, her halükarda bir aracın 2014 yılından beri kullanılıp üzerinden ticari kazanç elde edildikten sonra ayıpsız misli değişim veya bedele iadesi talebi ile davaya konu edilmesinin iyiniyetli olmayıp, işbu taleplerin hukuki himaye görmesinin mümkün olmadığını, davaya konu araçta üretim kaynaklı herhangi bir ayıp bulunmadığını, tüm dilekçelerinde ve duruşmalarda özellikle bilirkişi raporundaki görüşlerin hatalı olduğu, davaya konu şikayetlerin sebebinin aydınlatılmadığı ve itirazlarının değerlendirilmediğinin beyan edilmesine rağmen, yerel mahkeme tarafından işbu itirazlarının kabul edilmeyerek davanın kabulüne karar verildiğini, ancak dosya muhtevasında bulunan bilirkişi raporlarının nitelikleri ve inceleme şekilleri incelendiğinde huzurda ikame olunan davaya konu teknik ihtilafı tam ve yetkin bir şekilde aydınlatılan bilirkişi raporunun bulunmadığının açık olduğunu beyanla usule ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br> Davalı... . AŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya verilen cevapta öz olarak olayda zamanaşımı söz konusu olduğu, araçta herhangi bir arıza bulunmadığı, davada 3.kez bilirkişi raporu alındığını, bilirkişi raporlarında dikkat çeken husus, netice ile sebebinin karıştırılmış olması olduğunu, neticeye göre ayıp var denildiğini, ama bu ayıbın ne olduğunun, diğer bir anlatımla bu neticelerin neden kaynaklandığının teknik sebebinin belirtilmediğini, Türk Borçlar Kanununun 227.maddesine göre alıcının sözleşmeden dönmeyi ve satış bedelini isteyebilmesi ya da satılan ayıpsız misli ile değiştirilmesini isteyebilmesi için ayıp sebebiyle satılan değerindeki eksikliğin satış bedeline çok yakın olmasının gerektiğini, halbuki yapılan bilirkişi incelemelerinde 177.356,74 TL'ye satın alınan araçta bildirilen ayıplar sebebiyle değer kaybının 4.000,00 TL olduğunun bildirildiğini, böyle olunca diğer savunmaları yanında her halükarda bu nisbetsizlik nedeniyle de aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi ya da satış bedelinin iadesi istemlerinin reddi gerekirken davanın kabulü yolunda karar kurulmasının hatalı olduğunu,  Türk Borçlar Kanununun 231.maddesine göre \"Satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar...\" dava konusu olayda bu sürenin geçtiğini, aracın 28.11.2014 tarihinde devir ve teslim edildiğini, iki yıllık zamanaşımı süresinin 28.11.2016 da dolduğunu,  davanın ise 18.01.2017 de yani zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, mahkeme kararında \"...ayıp ihbarının süresinde yapıldığı...\" denildiğini, oysa davacının müvekkiline sadece zamanaşımı süresi dolduktan sonra İzmir 27.noterliği aracılığı ile ekinde özel bir uzman görüşü bulunan 27904 sayılı ihtarnameyi göndererek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini istediğini, zamanaşımı süresinin 28.11.2016 tarihinde dolduğunu, bu ihtarnamenin ise 27.12.2016 tarihinde, yani zamanaşımı süresi dolduktan sonra gönderildiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava,  ayıplı araç iddiasına dayalı misli ile değişim, aksi halde bedel iadesi istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Davacı taraf,  28.11.2014 tarihinde davalılardan ... yetkili satıcısı... Otomotiv’den  ... marka, ... tipi, 2014 model aracı 177.356.74 TL.bedel ödeyerek satın aldığını, davalılardan ...  A.Ş.’nin aracın imalatçı/ithalatçı firması olduğunu, ancak satın alındığı günden bu yana araçta çeşitli arızalar meydana geldiğini fakat bu zamana kadar  arızaların kaynağının tespit edilemediğini, iddiasıyla davalılar hakkında  aracın öncelikle ayıpsız bir misli ile değiştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde aracın müvekkilden geri alınarak  ödenen  177.356,74 TL satış bedelinin  iadesi talebi ile dava açmış;  davalılar  davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda  2014 model olan otomobilin ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün olmadığından davacının bedel iadesi talebinin kabulüne karar verilmiştir. <br>Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. <br>TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.<br>Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:<br>a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır<br> Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.<br>b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.<br>Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.<br>c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.<br>Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.<br>Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.<br>d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır<br>e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır<br>f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır<br>Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.<br> Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir. <br>Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.<br>Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;<br>-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)<br>\t Buna göre dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu aracın üretim hatasından kaynaklanan gizli ayıplı olduğu, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı ve yaklaşık bir yıllık süre içerisinde 7 ayrı kez yetkili servise aynı arıza nedeni ile başvurulmasına rağmen, ayıbın giderilemediği, arızanın aracın kullanımından kaynaklanmadığı, süresi içerisinde ayıp ihbarının yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalılar vekillerinin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.<br>Ancak davacının talebi öncelikle ayıpsız misli ile değişim olup mahkemece misli ile değişim kararı yerine ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün olmaz ise İcra İflas Kanununun 24. maddesine göre işlem yapılması imkanı olduğu halde  \"2014 model olan otomobilin ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün olmadığından\" gerekçesi ile bedel iadesine karar verilmesi doğru olmamıştır.<br><br> HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği belirtilmiş olup, anılan yasal düzenleme ve yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının kabulü ile mahkemece verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:  Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>A-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/03/2020 tarih, 2017/64 Esas ve 2020/213 Karar sayılı kararına karşı davalılar vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>1-İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar tarafından alınması gereken 12.115,24 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 3.083,21 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye kalan 9.032,03 TL harcın davalılardan (davalı...  A.Ş.'nin 9.086,43 TL'sinden, diğer davalı ... .A.Ş.12.060,84 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla) alınarak hazineye gelir kaydına,<br>2-Davalılar tarafından yapılan istinaf masraflarının üzerlerinde  bırakılmasına,<br>3-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,<br>4-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>B-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜNE,<br>1-Davacı vekilinin yatırmış olduğu 54,40 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine ödenmesine, <br>2-Davacı vekilinin yatırdığı 148,60 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, <br>3-Davacı tarafından yapılan 62,50 TL istinaf yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>B-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/03/2020 tarih, 2017/64 Esas ve 2020/213 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;<br>1-Davanın KABULÜNE,<br>Dava konusu  ... plakalı, ... ... marka, 2014 Model, ... motor numaralı, ... şasi numaralı aracın davacı tarafından  takyidatlardan ari bir şekilde davalılara teslimi karşılığında ayıpsız misli ile değiştirilmesine,<br> İnfaz sırasında aynı marka, model ve özellikte ayıpsız misli ile değiştirilmesi mümkün olmaz ise İİK'nın 24. maddesi gereğince işlem yapılmasına,<br>2-Alınması gereken 12.115,24 TL karar ve ilam harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 3.028,81 TL'nin mahsubu ile bakiye 9.086,43 TL'nin davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yatırılan 3.028,81 TL peşin harç ile 31,40 TL başvurma harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>4-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihi itibariyle  yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesaplanan 28.377,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, <br>5-Davacı tarafça yapılan 3.782,80 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>6-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,<br>7-Yatırılan giden avansının varsa kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinden yatırana iadesine,<br>8-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 14/03/2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7f6ba0fd6837fcc1","SID":"3b24fcd7bb442eb2"}}