{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/145 <br>KARAR NO: 2024/334<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 10/09/2020<br>NUMARASI: 2017/436 E. - 2020/253 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/02/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin \"...\" ibareli markasını 1980'li yıllarından başından beri PVC, PU ve PU koagüle esaslı suni deri üretimi, 2000'li yılların başından beri de Flok kaplamalı kumaş üretimi yapmakta olan, sektörün öncü kuruluşlarından olduğunu, davalı adına tescilli olan ... nolu \"Suni süet üretiminde katlı ve desenli flok yapıştırma tekniği\" başlıklı patenti adına tescil ettirmiş olduğunu, hukuka aykırı patent tescili akabinde müvekkili şirkete ihtarname gönderilerek patent konusu teknik ile yapılan üretim ve satışın durdurulmasının ihtar edildiğini, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/29865 hazırlık no ile müvekkili aleyhine soruşturma başlatıldığını, Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/546 Müt sayılı kararı gereğince müvekkili ürünleri hakkında arama ve el koyma kararı verildiğini, karar gereğince 05/09/2007 tarihinde müvekkili şirketin fabrikasında bulunan 807 top mamul kumaş ve 55 top yarı mamul muhtelif kumaşa el konularak yeddiemin olarak davalı şirkete bırakıldığını, müvekkilinin yaptığı itiraz üzerine Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/09/2007 tarih, 2007/116 D.iş sayılı kararı ile ürünlerinin müvekkili şirkete yeddiemin olarak teslim edildiğini, ancak mahkeme kararı gereğince müvekkili şirketin üretim ve satışını durdurmak zorunda kalındığını, oysa patente konu buluşun davalının patent tescilinden uzun yıllar önce birçok firma tarafından yurt içinde ve yurt dışında birçok ülkede üretilerek kamuya arz edildiği için yenilik ve tekniğin bilinen durumunu aşma vasıflarını taşımadığını, İstanbul 1. FSHHM'nin 2007/87 esas sayılı dosyası ile 2003/01860 nolu patentin hükümsüzlüğünü talep ettiklerini, hükümsüzlük davasında yargılama devam ederken dava dışı ... Tic. Ltd. Şti tarafından ... nolu patentin hükümsüzlüğünün talep edilmiş olduğunu ve Bakırköy 1. FSHHM'nin 2008/81 esas 2013/360 karar sayılı dosyası kapsamında, dava konusu patentin tekniğin bilinen durumdan aşikar bir şekilde çıkarılabildiği ve buluş basamağı aşılmadığı gerekçesiyle, 17/09/2013 tarihli karar ile patentin hükümsüzlüğüne karar verilmiş olduğunu, mahkeme kararının 28/04/2015 tarihinde kesinleşmiş olduğunu, bu nedenle, aynı konuda müvekkilinin açmış olduğu davada davanın konusuz kalması nedeniyle hüküm kurulmasına yer olmadığı kararı verildiğini, hükümsüzlük kararı gereğince, davalı adına olan patent tescilinin terkin edildiğini, davalının haksız ve hukuka aykırı patent tescili yaptırmış olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş olduğunu, davalının hükümsüz kılınan kötüniyetli patent tesciline dayanarak yapmış olduğu eylemler nedeniyle müvekkilinin ticari faaliyetinin durduğunu, müvekkilinin maddi zarara uğradığını, davalı tarafından kötüniyetli, haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan ve kesinleşmiş mahkeme kararıyla hükümsüzlüğüne karar verilen patent tescili dolayısıyla patent konusu teknikle ilgili müvekkilinin uğramış olduğu zararların bu aşamada 1.000 TL olmak ve bilirkişi raporuna göre harcın yükseltilmesi ile net şekilde belirlenmek üzere davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 1980 yılından beri flok tekniği ile süet ve suni deri üretimi yapan alanında dünyaca ünlü bir şirket olduğunu, davalının ürettği ürünlerin dünyanın pek çok ülkesine ihraç edildiğini, müvekkili şirketin çok büyük Ar-Ge bütçesini yeni buluşlar yapmak için harcayan bir şirket olduğunu, Ar-Ge çalışması neticesinde ortaya çıkan buluşların yasal olarak korunmasını talep etmenin en doğal hakkı olduğunu, müvekkili şirketin patent hakkını tescil ettirmede kötü niyetli olmadığını, müvekkili şirketin 30/10/2003 tarihinde TPMK tarafından incelemeli patent hakkına dayanarak ve haklı olarak patent konusu buluşu kullanan üçüncü kişilere karşı mevzuattan kaynaklanan haklarını kullanmış olduğunu, müvekkili adına tescilli olan patentin hükümsüzlüğüne karar verilmiş olduğunu ve kararın Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, patentin müvekkili şirket adına TPMK tarafından tescil edilmiş olmasının müvekkilini kötü niyetli olarak göstermeyeceğini, aksine incelemeli patentin otoritelerce incelendiğini, gösterdiğini, SMK'nın 139/F/2/A maddesi uyarınca müvekkilinden tazminat talep edilemeyeceğini, hükümsüzlüğüne karar verilen patentin kötü niyetli olarak tescil edildiğini kabul etmenin hakkaniyete uygun olmayacağını, müvekkili şirketin kusuru ve kötü niyeti bulunmadığından ve davacının tazmin edilmesi gereken bir zararı olmadığından somut olayda tazminat şartlarının bulunmadığını, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre tescilli olduğu sürece patentin kullanılmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceği ve tazminat yükümlülüğü doğmayacağını, aksini kabul etmenin hukuk güvenliğini zedeleyeceğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince toplanan delillere ve yapılan yargılamaya göre davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; incelemeli patent başvurusu yapılması nedeniyle doğrudan doğruya kötü niyet olmadığı sonucuna varılayamacağı gibi somut uyuşmazlığın şartları incelenmeden kötü niyet konusunda değerlendirmede bulunulamayacağını,Gerek Patent KHK'sının 131 numaralı maddesi gerekse de Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 139 numaralı maddesinde patentin hükümsüz hale gelmesinden ötürü başlangıçta tescil edilmemesi gereken bir patentin tescilinden kaynaklı bir biçimde zarara uğrayan kimselerin patent sahibinin tescil kapsamında ağır ihmali olması veya kötü niyetli olması durumunda bu zararlarının giderilmesini isteme hakkı tanındığını, kötüniyetin belirlenmesinde somut olayın koşullarına bakılması gerektiğini, incelemeli patentin kötüniyeti ortadan kaldırmadığını, Yargıtay'ın incelemeli patente tereddütle yaklaştığını,Bu hususların yanı sıra ilk derece mahkemesinin kötü niyet ve kusur kavramlarını da karıştırdığını, nitekim SMK madde 139/2'de zararın tazmini şartı olarak haksız bir biçimde bir patenti tescil ettiren kişinin ağır ihmali bulunması veya kötü niyetli olması gerektiğinin ifade edildiğini, görüldüğü üzere patentin hükümsüzlüğüne dair bir karar verildiği takdirde başvuru sahibinin üçüncü kişilerin zararlarını tazmin etmesi için Kanun'un ifadesi gereği ya tescilde ağır ihmalinin bulunması ya da kötü niyetinin bulunması gerekeceğini, o halde ilk derece mahkemesinin iki unsurun bir arada bulunmasını zararın giderimi şartı olarak değerlendirmesinin hatalı olduğunu,Uyuşmazlık konusu patentin \"yenilik\" ve \"tekniğin bilinen durumundan türetilememe\" unsurlarını sağlamadığını davalı şirketin bildiği veya bilebilecek durumda olduğunu, Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2008/81 E. Sayılı dosyasında buluş basamağının, tekniğin bilinen halinden çıkartılamama unsuru nedeniyle aşılamadığının tespit edildiğini, karara dayanak teşkil eden 20/06/2013 tarihli bilirkişi raporunda, raporu tanzim eden bilirkişilerce ... Derneği'ne gönderilen e-postaya cevaben yazılan e-postada ilgili tekniğin en az 1981 yılından beri Amerika'da kullanılmakta olduğunun ifade edildiğini, aynı raporda US Patent ...- desenli floklama yöntemi- isimli Amerika'da 1991 yılında alınmış olan patentin somut uyuşmazlıktaki teknikle aynı olduğunun da ifade edildiğini, keza Flok tekniği konusunda uzman bilirkişi olan Prof. Dr. ... tarafından İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2007/87 E. Sayılı dosyasına sunmuş olduğu 25/03/2010 tarihli raporunda uyuşmazlık konusu patentin detaylı referanslarla niçin \"yenilik\" ve \"tekniğin bilinen durumunun aşılması\" unsurlarını sağlamadığının açıklandığını, anılan raporda özetle; patent konusu buluşa patent başvurusundan çok önce çeşitli literatürlerde yer verildiği, 1974 yılında basılan bir kitapta patent konusu buluşun açıklanmış olduğu hususlarının ifade edildiğini, hükümsüzlük davası kapsamında alınan bir diğer rapor olan 04/07/2011 tarihli raporda ise, dört farklı literatürün incelendiğini, ..., ... Textiles, ..., 15. Uluslararası Sempozyum'da ifade edilmiş olan tekniğin, patent konusu teknik ile benzeştiğine ve hukuki ifade ile tekniğin bilinen durumuna dahil olduğuna, yenilik içermediğine kanaat getirildiğini, görüldüğü üzere uyuşmazlık konusu patentin \"yenilik\" ve \"tekniğin bilinen durumundan çıkarılamama\" niteliklerine haiz olmadığını bununla birlikte davalı yanın incelemeli patent başvurusunda bulunduğunu,Patentlenmek istenilen tekniğin yurt içi pazarda veya işlem yapılan yurt dışı pazarlarda harc-ı alem bir biçimde kullanılmadığının tespitinin yapılması gerektiğini, eğer patentlenmek istenilen teknik bu iki pazardan birinde yaygın bir biçimde kullanılıyorsa tacirin bunu bilmemesinin düşünülemeyeceğini, görüldüğü üzere esasında yenilik unsurunun yaygın kullanımı ifade eden harc-ı alem ile de oldukça yakından bağlantılı olduğunu ve yeniliğin bu çerçevede de değerlendirilmesi gerektiğini, o halde yenilik unsuru açısından tacirin patentin hükümsüzlüğünden dolayı sorumluluğunu doğurabilecek tek durum tacirin işlem yaptığı pazarlarda bu tekniğin başkaca rakip üreticiler tarafından kullanılıyor olması olduğunu, nitekim innovasyonu teşvik adı altında yeni olmayan, yani anonim ve ya yaygın olarak bilinen ve uygulanan, buluş iddiaları ile rakiplerin engellenmesi hukuk düzenini arzu edeceği ve himayesine alacağı bir sonuç olmadığını,tekniğin bilinen durumdan türetilmesi ise bilgi sahibi olma noktasında tacire yükletilebilecek ve ondan katlanması beklenebilecek maliyetleri doğurduğunu,Dava kapsamında dinlenilen tanıkların ifadelerinden anlaşılacağı üzere uyuşmazlık konusu tekniğin gerek yerel gerekse de global düzlemde uzun zamandan beri bilindiği ve uygulandığının yanında mevcut flok tekniği baz alınarak kullanıldığını, nitekim tanık ifadeleri incelendiği zaman beyanların tescile konu patentin \"yenilik\" ve \"tekniğin bilinen durumundan türetilememe\" unsurları noktasında davalı yanın kötü niyetle hareket ettiğine işaret ettiğini, nitekim yenilik unsuru bir kenara tekniğin bilinen durumundan türetilememe unsurunun ilgili patentin sağlamadığı daha tekniğin adından dahi anlaşılıyorken davalı yanın bu iki unsurun yokluğunu bilmediği veya bilebilecek durumda olmadığının iddia edilemeyeceğini, Davalı yanın kötü niyetine işaret eden bir başka hususun ise, ilgili patent başvurusunu alması akabinde piyasadaki neredeyse bütün üreticileri saf dışı bırakarak, piyasadaki arzın kısılmasına neden olması ve ilgili tekniği kullanarak üretilen ürünlerde monopol haline gelerek market payını artırması olduğunu, nitekim davalı yanın piyasaya yönelik agresif eylemleri bu tür bir stratejinin varlığı iddiasını güçlendirdiğini, İlgili tekniğin Yargıtay'ın deyimiyle harcıalem olarak piyasada bulunduğunu, hatta yurt dışında da bilinerek yaygın bir kullanımı olduğunu, bu durumların ilgili tekniğe dayalı olarak yapılan patentin hükümsüzlüğü kapsamında görülen davada bilirkişi raporlarında tespit edildiğini, bu tekniğin yaygın bir biçimde lokal ve global pazarlarda kullanıldığını davalı yanın bildiğini, bilgi maliyetleri kapsamında davalı yanın bilmediği takdir edilse dahi bilebilecek durumda olduğu (bu durumu öğrenmenin maliyetlerini karşılayabileceği), tescile konu tekniğin bariz bir biçimde mevcut floklama tekniğinden türetildiği ve bu hususun davalı tarafından bilindiği ve fakat bilinmediğine dair bir kanaat oluşsa bile davalının gerçekleştirdiği arge çalışmalarında objektif olarak tespit edilebileceğini,Davalı yanın faaliyet gösterdiği piyasadaki 12 farklı aktör tarafından açılan davaların oldukça önemli bir duruma işaret ettiğini, her şeyden önce bu durumun davalının tescile konu ettiği tekniğin yerel piyasalarda yaygın bir biçimde uzun süreden beri üretim aşamasında kullanıldığını gösterdiğini, Türkiye'deki tekstil piyasasının oligopol bir yapıda olduğu göz önüne alındığı zaman, bu 12 adet davanın pazar payı açısından azımsanamayacak aktörlerce ikame edildiğinin anlaşılacağını, bu durumun ise davalı yanın stratejik bir davranışta bulunarak ilgili tescili gerçekleştirdiği savını kuvvetlendirdiğini, pek tabi akıllara bu stratejik davranışın huzurdaki uyuşmazlık kapsamında ne anlam ifade ettiği sorusunun gelebileceğini, davalı yanın bu stratejik davranışının bizatihi kötü niyetini ortaya koyan bir başka vakıa olduğunu, davalının tekelleime stratejisi yürüttüğünü, 2007-2014 yılları arasında yaşanan piyasa dalgalanmalarının davalı lehine olmasının ilgili stratejiyi gösteren bir diğer veri olduğunu, Yapılan analizlerin nicel ve nitel olarak eksik olduğunu, nicel olarak; incelenmesi gereken yılların (özellikle yoğunlaşılması gereken 2007-2014 arası) incelenmediğini, nitel olarak ise ;kar kaybı noktasında net satış artış hızı gibi mukayeseli olarak zararın belirlenmesinde incelenmesi gereken hususların incelenmediğini, müvekkillinin hem kâr kaybı bulunduğu hem de fiili zararı bulunduğu tespit edilmesine rağmen bu zararların belirlenmesinde eksik inceleme yapıldığını beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; 2020 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. Kısım 2. Bölümünde yer alan 11. Maddede Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde takip edilen davalar için 4.910,00 TL olacağı düzenlendiğini, bu nedenle karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret tarifesi gereğince 4.910,00 TL vekalet ücretinin takdiri gerekirken hata ile 1000,00 TL vekalet ücretine takdir edilmesinin  usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmiştir.<br>GEREKÇE  İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekilinin istinaf başvurusu incelendiğinde;Davacı, davalının dava konusu patenti kötüniyetli olarak tescil ettirdiğini, daha sonra patentin hükümsüz kılındığını belirterek, davacının başvuruları nedeniyle gerçekleştirilen el koyma işlemleri neticesinde uğradığı maddi zararının tazminini talep etmiştir.Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları incelendiğinde; ... tescil nolu, 21/03/2007 tescil tarihli, \"Suni süet üretiminde katlı ve desenli flok yapıştırma tekniği\" buluş başlıklı patentin ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2008/81 esas, 2013/360 karar sayılı dava dosyası incelendiğinde; dava konusunun eldeki dava konusu patent tescili ile aynı olduğu, ... nolu \"Suni süet üretiminde katlı ve desenli flok yapıştırma tekniği\" isimli patent tescilinin yapılan yargılama sonucunda hükümsüz kılındığı, kararın Yargıtay 11. HD'nin 2014/9985 esas, ... karar sayılı ilamı ile hükümsüzlük kararının onandığı, davalı tarafından karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine 28/04/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Davalının ... nolu dava konusu patenti incelemeli olarak almış olduğu, bu çerçevede araştırma raporunun Danimarka Patent Ofisince düzenlendiği ve olumlu sonuç alındığı, yayınlanan araştırma raporuna davacı dahil on üç şirket tarafından itirazda bulunulduğu, itiraz sahiplerinin incelemenin Avusturya Patent Ofisince yapılmasını talep ettiği, başvuru sahibi/davalının istemlerinde değişiklik yapması üzerine, itiraz ve istem değişikliği ile birlikte incelemenin WİPO'nun 1997'den beri araştırma ve inceleme otoritesi olan Avusturya Patent Ofisi incelemenin yapılarak olumlu rapor verildiği, TPMK'nın da bu işlemler sonucunda 09/07/2007'de patent verilmesine yönelik olarak idari kararını verdiği, ayrıca davalı patent sahibinin Avusturya Patent Ofisi ve Almanya ve de Avusturya daki uzman kişilerden patentin hükümsüz olmadığına ilişkin görüş ve mütaalaların sunulduğu, patente ilişkin hükümsüzlük kararının ise, davalıya ait patentin tekniğin bilinen durumundan aşıkar bir şekilde çıkarılabileceği ve buluş basamağı olmaması nedeniyle verildiği, buluş basamağının patent başvurularında yenilikten farklı olarak tespiti daha zor bir kriter olduğu, davalı tacir sıfatına haiz olsa da bilirkişi raporunda da tespit olunduğu üzere patent vekilleri aracılığı ile ve uluslararası kuruluşlarca incelemeli patent almış olduğu dikkate alındığında, sonradan bu patentin hükümsüz kılınmasının kötüniyetli veya ağır ihmal ile davranmış olduğunun kabulünü gerektirmediği anlaşılmakla, davanın reddine yönelik olarak verilen kararda bir isabetszlik bulunmadığı anlaşılmış, bu itibarla davacı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığına kanaat getirilmiştir.Davalı vekilinin istinaf başvurusu incelendiğinde;Karar tarihi olan 2020 yılı avukatlık asgari ücret tarifesinin 2. kısım 2. bölümünün 11. maddesine göre, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde takip edilen davalar için maktu vekâlet ücretinin 4.910,00 TL olacağının düzenlendiği, ancak aynı tarifenin 13/2.maddesine göre, vekalet ücretinin reddedilen miktarı geçemeyeceğinin belirtildiği, somut davada davacı yanca 1.000 TL maddi zararın tahsili için talepte bulunulduğu ve Mahkemece davanın reddedildiği, buna göre reddedilen miktarı geçmeyecek şekilde 1.000 TL reddi vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf nedeninin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.Açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 10/09/2020 tarih ve 2017/436 E., 2020/253 K. sayılı kararına karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬ TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬ TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 22/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f0c8ef5fc618ef09","SID":"3dad8b48117b275d"}}