{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1150 <br>KARAR NO\t\t: 2024/314<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 17/05/2021 (Dava) -  16/03/2023 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2021/299 Esas - 2023/170 Karar <br>DAVA\t\t: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 22/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 22/02/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2023 tarihli 2021/299 Esas ve 2023/170 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının \"... Mah. .../... Sk. No:... D:... .../...\" adresinde bulunan tapuda \"... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel, ... no'lu\" bağımsız bölümün maliki olduğunu, İzmir ili, Seferihisar ilçesinde 30/10/2020 tarihinde meydana gelen 7.0 şiddetindeki deprem neticesinde davacının maliki olduğu bağımsız bölümün bulunduğu ana taşınmazın Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılan tespitlere göre  ağır hasar  aldığını, binanın ağır hasar alması nedeniyle, binaya girişlerin yasaklandığını ve yıkımına karar verildiğini, davacının maliki olduğu bağımsız bölümün hukuk bürosu olarak kullanıldığı için; ... Sigorta Şirketine 482463712 poliçe numaralı Kobi Paket Sigortası  ile ve 215299417 poliçe numaralı işyeri sigorta poliçesi ile  sigortalandığını, her iki poliçenin deprem rizikosuna karşı verdiği toplam teminatın 430.776,00-TL olduğunu,  davacının uğradığı zararın giderilmesi amacıyla sigorta şirketine başvuru yapıldığını, sigorta şirketince   97.105,63-TL ödeme yapılması teklifinde bulunularak ibraname istendiğini, ancak toplamda 430.776,00-TL teminat  limiti bulunan sigorta poliçelerine istinaden bu kadar düşük bir ödeme yapılmasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, binanın yeniden yapımı için çeşitli müteahhitler ve inşaat firmaları ile görüşülmekte olup yapım bedeli olarak (brüt) birim m2 bedeli 3.500 - 4.000 TL teklifler alınmakta olduğunu, davacıya ait dairenin brüt alanının 140 m2 olup bu durumda yeniden yapım maliyetinin riziko tarihi itibariyle en düşük 490.000,00-TL olduğunu, her ne kadar davalı sigorta şirketi DASK tarafından yapılan ödemenin kendi sigorta poliçesindeki teminat bedelinden düşümünün yapması gerektiğini belirtse de bu durumun herhangi bir yasal dayanağı mevcut  olmadığını,  DASK zorunlu olarak yapılması gereken bir deprem sigortası olup; davalı sigorta şirketi tarafından yapılan sigorta içerisinde deprem rizikosuna karşı teminat bulunan bir paket (Kobi Paket) sigorta olduğunu,  Dask tarafından yapılan ödemenin 135.945,60-TL olduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından limitin tamamı ödenecek olsa bile  davacının zararının karşılanmayacağını, davacının uzun çalışmaları sonucunda yaptığı birikim ve çektiği kredi ile dava konusu bağımsız bölümü satın aldığını, müvekkilin deprem nedeniyle uğradığı zararın binanın yeniden yapım maliyeti olduğunu, deprem öncesinde yaklaşık 750.000,00-TL'ye satılabilen taşınmazın şu an yalnızca arsa payının 300.000,00-TL civarına satılabildiğini, binanın yıkılması nedeniyle davacının uğradığı zararın en azından 450.000,00-TL olduğunu belirterek  davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan davacıya ait taşınmazın deprem nedeniyle ağır hasar görmesi ve akabinde yıkılmış olması nedeniyle davacının uğradığı zararın bilirkişi marifetiyle hesaplandıktan sonra HMK 107. Maddesine göre ileride artırım yapılmak üzere şimdilik 100.000,00-TL'nin riziko tarihi olan 30/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalı sigorta şirketinden alınarak  davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacı vekili 03/02/2023 tarihli dava değeri artırım dilekçesinde, dava değerini HMK 107/2. Maddesine göre arttırarak 337.728,38-TL'ye yükselttiklerini belirterek davanın kabulü ile 337.728,38-TL'nin riziko tarihi olan 30/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.<br>CEVAP :<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sigortalı taşınmaz üzerinde rehin bulunduğunu, davacının aktif husumet ehliyetinin olmadığını, davacının talebine dayanak gösterdiği 482463712 poliçe numaralı Kobi Paket Sigorta Poliçesinde de yer verildiği üzere  ...bank Türk Anonim Şirketi Manisa Çevreyolu Şubesinin rehinli alacaklı olduğunu, davacının bir diğer dayandığı poliçe olan 215299417 poliçe numaralı İşyeri Sigorta Poliçesi için de rehin alacaklısının ... Bankası olduğunu, davacının maliki olduğu davaya konu taşınmaz, davalı şirket nezdinde 482463712 poliçe numaralı 26.11.2019/2020 vadeli olarak Kobi Paket Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, yine aynı taşınmazın 215299417 poliçe numaralı 22.03.2020/2021 vadeli olarak İşyeri Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, İzmir ilinde 30.11.2021 tarihinde meydana gelen deprem neticesinde  davalı şirket nezdinde her iki sigorta kapsamında hasar dosyaları açıldığını ve eksper atandığını, davalı şirket tarafından henüz dosya araştırmaları devam ederken dava yoluna gidildiğini, yine 482463712 poliçe nolu Kobi Paket Sigorta Poliçesi kapsamında 482463170002 numaralı hasar dosyası açıldığını ve hasar dosyası kapsamında alınan eksper raporu neticesinde eşya hasarı için 11/01/2021 tarihinde ...'ün hesabına 34.637,76 TL ödeme yapıldığını, taşınmaz üzerinde çifte sigorta bulunduğunu, müvekkilinin DASK sigortasını aşan kısımdan sorumlu olduğunu, DASK poliçesi, kobi paket sigortası ve işyeri sigortasından hepsinden birden tazminat talep edilemeyeceğini, davacının ticari faiz talebinin hukuki dayanağı olmadığını, davacının tacir olmadığını ve  ticari işi ile ilgili bir durum da söz konusu  olmadığını, davalı şirketçe yapılan teklifin davacı tarafından reddedilmiş olması sebebiyle tazminat ödenmesi koşulları oluşmadığını, temerrüt gerçekleşmediğini, davacının bu talebinin de haksız ve hukuka aykırı olması sebebiyle reddi  gerektiğini, açılan davanın bilhassa dava şartı olarak belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar olmaması nedeni ile öncelikle usulden reddine, davanın hukuka aykırı, haksız ve kötüniyetli olarak açılması, ayrıntılı olarak açıklanan tüm itirazları doğrultusunda ve aktif husumet ehliyeti yokluğundan esastan reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''...usul ve yasaya uygun olan 07/07/2022 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere  dava konusu parsel üzerine, 30.10.2020 tarihinde geçerli olan kanun, yönetmelik ve sair şartlara göre ( yeni deprem yönetmeliği ve proje gereklerine göre) ve 2020 yılının gerektirdiği nitelikte malzemelerin kullanılması halinde ise, yeniden yapım rayiç değerinin; 140,00 m2 x 5.000,00-TL/m2 = 700.000,00-TL civarında olabileceği, tespit edilen zarar miktarının uygun olduğu...'' gerekçesiyle; ''...Davanın  KABULÜ İLE,337.728,38  TL tazminatın 11/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ... Sigorta Şirketi Anonim Şirketinden  tazmini ile davacıya verilmesine...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının aynı taşınmaz için yapılan hem kobi paket sigorta poliçesinden hem de işyeri sigorta poliçesinden talepte bulunduğunu, davayı her iki poliçe yönünden de ıslah ettiğini; mahkemenin de her iki poliçe yönünden hüküm kurduğunu ancak arabuluculuk görüşmelerinde yalnızca 482463712 numaralı kobi paket sigorta poliçesinden taleple bulunulduğunu, arabuluculuk müzakerelerinin bu poliçe yönünden devam edip sonuçlandırıldığını, arabuluculukta görüşülmeyen, dava şartı arabuluculuk görüşmesi yapılmayan 215299417 numaralı işyeri sigorta poliçesinden kaynaklı talepler yönünden usulden ret kararı verilmesi gerekirken davaya devam edildiğini ve kabul kararı verildiğini, davacı her iki poliçeden kaynaklı talebini tek bir dava dosyasından dava konusu ettiğinden HMK m.110'da düzenlenen davaların yığılması müessesesinin söz konusu olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında hiçbir gerekçe yazılmadığını, çifte sigorta itirazların değerlendirilmediğini, Türk Ticaret Kanunu çifte sigorta başlıklı 1467. Maddesindeki düzenlemeye göre, davacının aynı taşınmaz için DASK, kobi paket sigortası ve işyeri sigorta poliçelerindeki teminatların tümünü birbirinden bağımsız olarak talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir araç üzerinde 2 tane kasko sigortası yapılıp aynı kaza için iki kasko sigortasından da sigorta tazminatı alma talebinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağı gibi, olayda da davacının tüm teminatlardan aynı taşınmaz ve aynı hasar için birbirlerinden bağımsız olarak tazminat talebinde bulunmasına hukuk düzeninin imkan vermediğini, davacının talebini dayandırdığı sigorta poliçesinin bu nedenle geçersiz olduğunu, alınan bilirkişi raporunda; dava konusu poliçelerin aynı sigorta şirketi tarafından tanzim edilmiş olması gerekçesi ile çifte sigorta söz konusu olamayacağının tespit edildiğini, ancak varılan sonuç ve gerekçesinin hatalı olduğunu, çifte sigorta bulunup bulunmadığının tespitinde önemli olanın sigortaların aynı çıkara ilişkin bulunmaları ve aynı rizikoya karşı koruma sağlaması olduğunu, kanun maddesinin de bu yönde olduğunu, poliçelerin hangi sigortacı tarafından düzenlendiğinin bir önemi olmadığını, aksi durum çifte sigorta kurumunun ruhuna da aykırı olduğunu, dava konusu olayda düzenlenen poliçelerin aynı çıkarı koruduğunu ve aynı teminatları verdiğini, çifte sigortanın bulunması halinde, davacı sigortalının poliçe tarafı olduğu sigorta sözleşmesi sonraki sigorta olacağından geçersiz poliçeye dayalı davanın da reddi gerektiğini, \tgerekçeli kararda da çifte sigorta itirazlarının ne gerekçe ile kabul edilmediğinin dahi açıklanmadığını, gerekçeli karar incelendiğinde görüleceği üzere, yalnızca bilirkişi raporlarının alıntılanıp hükmün açıklandığını, bu yönden kararın hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarında iki farklı hesaplama yapıldığını, bilirkişinin uygun bulmadığını belirttiği hesaba itibar edilerek gerçek zararı aşan tutar üzerinden davanın kabul edildiğini, yeniden yapım maliyetinin 700.000 TL olarak kabul edilmesi ve bu şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bilirkişilerin de bu kanaatte olduğunu, ek raporda yapılan bu tespitin davacının talebi üzerine yapıldığını akabinde ''davacı vekilinin emsal olarak sunduğu teklifler,  gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat yapım teklifleri” üzerinden yapılmış olup, birebir bina yapım maliyetleri olmadığını, ayrıca teklifler ile yapılması planlanan yapı ile hali hazırda yıkılmış olan yapının niteliği arasında oldukça fark bulunduğunu, ayrıca teklif tarihi ile hasar tarihinin de farklı olduğunu, teklif tarihine dek ülkede konut sektöründe yaşanan maliyet artışlarından müvekkilinin sorumlu olmadığını, hasar tarihindeki yeniden yapım bedelinin kriter olduğunu, bu noktada da kararda ciddi hukuka aykırılık bulunduğunu, kaldı ki, müvekkilinin davacıya dairesini yenilenmiş şekilde karşılama yükümlülüğü bulunmadığını, sigortanın amacının bu olmadığını, müvekkilinin yükümlülüğünün sigortalının durumunu riziko öncesi duruma getirmek olduğunu, yenilenmiş bir eve kavuşturmanın sigortanın amacı olmadığını, gerçek zarardan fazlasına hükmedilmemesi gerekirken, 700.000,00 TL yeniden yapım bedelinin tümünün müvekkiline yüklenmesinin sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verdiğini, deprem yönetmeliğine uygun maliyetlerin göz önüne alınması olağansa da yepyeni bir ev yapılması için gereken maliyetlerin tümünün müvekkiline yüklenmesinin mümkün olmadığını, bilirkişilerin de bu nedenle ek raporundaki 700.000,00 TL tespite katılmadığını belirttiğini, bu nedenle hatalı tutar üzerinden karar verildiğini, ayrıca poliçedeki muafiyet indiriminin, belirlenen hasar tutarı üzerinden yapılması ve bu şekilde karar verilmesinin de hatalı olduğunu, sigorta sektöründe uygulama olarak, poliçelerde bulunan muafiyetlerin teminat tutarları üzerinden yapıldığını, hasar tutarı üzerinden uygulanmasının hatalı olduğunu, bu nedenle ekspertiz raporunda hesaplanan tutar ile bilirkişi raporundaki tutarın farklı olduğunu, poliçenin 5. sayfasında muafiyet bölümünde muafiyet hesabının  sigorta bedeli üzerinden hesaplanacağının özel şart olarak yazıldığını, davacının buna itirazı bulunmadığını, bu aşamada mahkeme tarafından da dikkate alınmasının zorunlu olduğunu belirterek haksız davanın reddine, kararın icrasının istinaf incelemesinin sonuna kadar geri bırakılmasına, İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2023/6860 E. Sayılı dosyasına, kararın tehiri icra talepli olarak istinaf edildiğine dair derkenar yazılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava,  30/10/2020 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle davacıya ait iş yerinin  kobi paket sigortası ve özel iş yeri paket sigorta poliçesi kapsamında zararlarının tazmini talebine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>T.C. Anayasa’sının 138 ve 141. maddeleri uyarınca, Hakimler, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. <br>Diğer taraftan 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde, hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen, adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. <br>HMK.’nun 297. maddesinde de, verilecek hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.<br>Somut uyuşmazlıkta; davalı cevap dilekçesinde, olay tarihinde taşınmaz üzerinde çifte sigorta bulunduğunu, müvekkilinin DASK sigortasını aşan kısımdan sorumlu olduğunu, DASK poliçesi, kobi paket sigortası ve işyeri sigortasından hepsinden birden tazminat talep edilemeyeceğini belirtmiş, yargılama aşamasındaki beyanlarında ve bilirkişi rapora itirazlarında da Türk Ticaret Kanunu çifte sigorta başlıklı 1467. Maddesindeki düzenlemeye göre, davacının aynı taşınmaz için DASK, kobi paket sigortası ve işyeri sigorta poliçelerindeki teminatların tümünü birbirinden bağımsız olarak talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu savunmuş;  bilirkişi raporunda dava konusu poliçelerin aynı sigorta şirketi tarafından tanzim edilmiş olması gerekçesi ile çifte sigorta söz konusu olamayacağının tespit edildiğini belirtmesi üzerine davalının süresinde rapora itiraz ederek  varılan sonuç ve gerekçesinin hatalı olduğunu, çifte sigorta bulunup bulunmadığının tespitinde önemli olanın sigortaların aynı çıkara ilişkin bulunmaları ve aynı rizikoya karşı koruma sağlaması olduğunu, kanun maddesinin de bu yönde olduğunu, poliçelerin hangi sigortacı tarafından düzenlendiğinin bir önemi olmadığını dava konusu olayda düzenlenen poliçelerin aynı çıkarı koruduğunu ve aynı teminatları verdiğini, çifte sigortanın bulunması halinde, davacı sigortalının poliçe tarafı olduğu sigorta sözleşmesi sonraki sigorta olacağından geçersiz poliçeye dayalı davanın da reddi gerektiğini ısrarlı olarak savunmasına rağmen, mahkemece davalının savunma ve itirazlarının değerlendirilmediği; bilirkişi raporunda çifte sigorta  yönünden yapılan değerlendirmelerin yerinde olup olmadığının değerlendirmediği, mahkemenin gerekçeli kararında, davacının yaptırdığı sigortalar ile taşınmazın sigortalanmasının çifte sigorta oluşturup oluşturmadığının değerlendirilip belirlenmesinden sonra oluşacak uygun sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Bu hususlar incelenmeden ve değerlendirilmeden karar verilmesi kararın kaldırılmasını gerektirmiştir. <br>Mahkemece gerekçede davanın ismi yazılmış, bilirkişi raporları ve davacının talep attırım dilekçesi özetlenmiş olup;<br>Gerekçe olarak da aynen;<br>\"Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; usul ve yasaya uygun olan 07/07/2022 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere  dava konusu parsel üzerine, 30.10.2020 tarihinde geçerli olan kanun, yönetmelik ve sair şartlara göre ( yeni deprem yönetmeliği ve proje gereklerine göre) ve 2020 yılının gerektirdiği nitelikte malzemelerin kullanılması halinde ise, yeniden yapım rayiç değerinin; 140,00 m2 x 5.000,00-TL/m2 = 700.000,00-TL civarında olabileceği, tespit edilen zarar miktarının uygun olduğu kanaatiyle  davanın kısmen kabulü ile;337.728,38  TL tazminatın 11/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ... Sigorta Şirketi Anonim Şirketinden  tazmini ile davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.\" şeklinde açıklama yapılmıştır. <br>Somut olayda;  ancak mahkeme kararında, tarafların  bu iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle kabulün gerekçesinin ne olduğunun yazılmadığı, hangi sebeplerin kabul, hangi sebeplerin reddedildiğinin belirtilmediği, sadece bilirkişi raporuna atıf yapıldığı ve bilirkişi raporundaki tespitin gerekçe olarak tekrarlandığı anlaşılmaktadır.<br>Hüküm kurulurken, tarafların iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle kabulün gerekçesinin ne olduğu yazılmadan, sadece bilirkişi raporuna atıf yapılması hatalıdır. Bilirkişi raporuna atıf yapmak gerekçe oluşturmak değildir.<br>Bu bağlamda; istinafa konu mahkeme hükmünün, yukarıda açıklanan nitelikte yasal gerekçe içermediği, bu haliyle de hem Anayasa'nın 141-(3) maddesine, hem de HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğu açıktır. <br>Hal böyle olunca; ortada Yasanın aradığı anlamda gerekçeli bir hükmün olmaması ve denetlenebilecek gerekçeli bir kararın bulunmaması nedeniyle, istinafa konu karar, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus kararın kaldırılmasını gerektirmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının ESASTAN KABULÜNE; İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2023 tarihli 2021/299 Esas ve 2023/170 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>3-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>4-İSTİNAF AŞAMASINDA; davalı tarafından yatırılan istinaf  karar harcının istek halinde kendilerine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>5-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince  kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 22/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c74ae50cdeb610f2","SID":"d476f8be261a4c21"}}