{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/469 Esas<br>KARAR NO: 2024/450<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/10/2019<br>NUMARASI: 2017/595 E. - 2019/917 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/03/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı alacaklının  kambiyo senetlerine özgü  haciz yoluyla icra takibi yaptığını, bu takibe İstanbul Anadolu 13.  İcra hukuk  mahkemesinin 2016/1275 esas sayılı dosyası ile itiraz edildiğini süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini, iş bu sebepten menfi tespit davasını açtıklarını, takibe konu yapılan bonodaki imzanın davacıya ait olmadığını, takip konusu bonodaki imzanın daha önce müvekkilinin atmış olduğu imzaların ve  mahkeme huzurunda oturarak ve ayakta atacağı imzaların bilirkişi marifetiyle tetkikiyle de davacıya ait olmadığının anlaşılacağını, takibe dayanak edilen 10/09/2015  keşide tarihli 52.000,00 TL bedelli bono altındaki imzanın davacıya ait olmadığını, tüm bu nedenlerle borçlu olmadığının tespiti ile davanın sonuna kadar icra takibinin tedbiren durdurulmasını talep etmiştir.       <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile, Davacının İstanbul Anadolu .... İcra müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına dayanak yapılan 10/09/2015 düzenlenme, 01/02/2016 vade tarihli,  52.000 TL bedelli, lehtarı davalı, kefili davacı olan, senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, Alacağın % 20 si oranında hesap edilen 10.400,00 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davaya konu tebligat bildirimlerinin usulüne uygun yapılmadığını, her ne kadar dosyaya Av. ...  aile vekalet belgesini dosyaya sunmuş ise de, söz konusu dosyada tebligatların yanlışlıkla, müvekkiliyle vekalet ilişkisi bulunmayan, dosya da yetki belgesi dahi bulunmayan Av. ...'ya yapıldığını, yanlışlıkla tebligat çıkarılan Av. ... tarafından, dosyada taraf olmadığını belirten dilekçe mahkeme kalemine sunulmuşsa da, tebligatların aynı avukata çıkmaya devam ettiğini, son olarak gerekçeli kararın da, yanlış avukata tebliğ olduğunu, söz konusu durumdan şifahen haberi olan müvekkilinin, durumu, yerel mahkemeye iletmesi üzerine 05/11/2020 tarihli ek karar ile, gerekçeli kararın yetkili avukata çıkarılması yönünde karar oluşturulduğunu, usulsüz tebligat nedeniyle istinaf süresinin iş bu tebligatın, tebliğ tarihi ile işler hale geldiğinden, süresi içerisinde, iş bu karar yönünden hem usule hem de esasa ilişkin itirazlarını sunduklarını,Vekil olarak kaydı bulunan Av. ...  yukarıda bahsedilen talihsizlik sebebiyle usulüne uygun tebligat yapılmadığını, müvekkilinin söz konusu dosyaya ilişkin cevap ve delil sunma imkanı olmadığını, bu durumun, açıkça müvekkilinin hukuki dinlenilme hakkının ihlali olduğunu, bu sebeple yapılan tüm işlemlerin yok sayılarak yeniden yargılama yapılması gerektiğini,Davacının İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı, Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile açılan takibe, yasal süresi içerisinde ne imzaya ne borca itiraz etmediğini, İş bu davanın da söz konusu icra takibi kesinleştikten çok sonra ikame edildiğini, davacı tarafın icra takibinde önce usulüne uygun tebligata rağmen bildirmediği itirazlarını bu süre zarfından sonra bildirdiğini, davacının kötü niyetli olarak iş bu davayı açtığını, senet üstündeki imza kendisine ait olduğunu,Söz konusu imza incelemesi için yeter sayıda örnek alınmadığını ve incelemeye elverişli olup olmamasının değerlendirme konusu yapılmadığını, yapılan incelemenin eksik ve hatalı olduğunu, söz konusu imza incelemesinin tek bir bilirkişiden görüş alınmak suretiyle yapıldığını ve söz konusu raporun nihai rapor olarak hükme esas alındığını, imza incelemesi yapılırken, sayısal yönden ne kadar fazla örnek alınırsa, söz konusu karşılaştırmanın başarılı olma ihtimalinin o kadar artacağını, ayrıca yine söz konusu inceleme yapılırken imzanın alternatiflerinin ve değişime neden olabilecek nedenler ile ruhsal etkenlerin dahi göz önüne alınması gerektiğini, Müvekkili ile davacı arasında bir işletmenin devrine ilişkin yapılmış sözleşme olduğunu, bu senedin o sözleşmeye istinaden alındığını, işbu senet üzerindeki imzanın bizzat davacı tarafından ve  diğer borçlu yanında atıldığını,Bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, yeniden rapor alınması gerektiğini beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE  İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Gerekçeli kararın dosyada davalı adına vekâletnamesi bulunmayan  Av. ... tebliğ edildiği ve hükmün istinaf yoluna başvurulmaksızın 06.03.2020 tarihinde kesinleştirildiği görülmüş ise de, daha sonra 05.01.2021 tarihli ek karar ile, tebligatın usulüne uygun olmadığı, dolayısıyla gerekçeli kararın henüz kesinleşmediği, kesinleşme şerhinin sehven yapıldığı gerekçesiyle 18/03/2020 tarihli kesinleşme şerhinin kaldırılmasına, Uyap sistemine davalının vekili olarak kaydedilen ancak dava dosyasında vekaletnamesi bulunmayan Avukat ...'nın uyap sisteminden vekil kaydının silinmesine karar verilmiş olup, ek kararla birlikte gerekçeli kararın davalı vekili Av. ...  20/01/2021 tarihinde tebliğ edildiği, tebliğden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde istinaf yoluna başvurulduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde incelemeye geçilmiştir.Davalı vekili aşamalardaki tebligatların yanlış vekile yapılarak savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmiştir.Dava dosyası bir bütün olarak incelendiğinde; dava dilekçesinin davalıya 04/07/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili Av. ... ait vekâletnamenin ise 28/02/2018 tarihinde dosyaya sunulduğu, davalı vekilinin ön inceleme duruşmasına katılarak beyanda bulunduğu, ancak takip eden aşamalarda yapılan tebligatların,  dava dosyasında vekaletnamesi veya yetki belgesi bulunmayan Avukat ...'ya yapıldığı görülmektedir.İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.Anılan maddenin birinci fıkrasında, davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra, maddenin ikinci fıkrasında, bu hakkın \"açıklama ve ispat hakkı\"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen, adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca, bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Eldeki uyuşmazlıkta; ilk derece mahkemesince ön inceleme duruşması yapıldıktan sonra, bilirkişi aşaması da dahil olmak üzere,  yapılan tebligatların,  dava dosyasında vekaletnamesi veya yetki belgesi bulunmayan Avukat ... yapıldığı görülmekte olup, bu suretle yukarıda açıklanan emredici hükümlere aykırı yargılama yapılması ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle kararın, başkaca istinaf sebepleri incelenmeksizin, kamu düzeni gereğince kaldırlmasına karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/10/2019 tarih, 2017/595 E. 2019/917 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 07/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b7382eda9f27a44e","SID":"8b9632c2854427f8"}}