{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS  NO\t\t: 2020/841 <br>KARAR NO\t\t: 2024/520<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br> <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 04/02/2020<br>NUMARASI\t\t: 2016/1462 Esas  2020/79 Karar <br>DAVA\t\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ\t: 07/03/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t : 07/03/2024<br> <br>İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1462 Esas ve 2020/79 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının gıda ve temizlik ürünleri sektöründe satış dağıtım ve pazarlama faaliyeti ile iştigal ettiğini, bu alanda birçok üretici ve tedarikçi firmanın bayiliğini yaptığını, davalı şirketin ise ... markalı süt ve süt ürünlerinin üreticisi olduğunu, taraflar arasında 25/03/2015 tarihinde imzalanan distribütörlük sözleşmesi imzalandığını ve borçlu davalı şirketin Ankara bölge bayiliğini üstlendiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeni ile 31.339,89 TL cari hesap alacağını İstanbul Anadolu 4. İcra Dairesi'nin 2016/9551 Esas sayılı dosyası ile 02/05/2016 tarihinde takibe konulduğunu, icra takibinin 15.727,35 TL'lik kısmınının davacı şirket hesabına yatırıldığını, icra dosyasına yapılan yetki itirazı ile dosyanın İzmir 9. İcra Dairesi'ne 2016/11209 Esas sayılı dosyasının numarasını aldığını, bu dosyadan çıkarılan ödeme emrine de süresinde itirazda bulunularak takibin ödenmemiş olan 15.612,53 TL yönünden durduğunu, itirazın iptali davasının bu nedenle açıldığını, bahse konu borcun 18/02/2016 tarihli 13.350,30 TL bedelli 7LG2016000001644 nolu fatura ve 25/02/2016 tarih 2.262,23 TL bedelli 7LG2016000001685 nolu toplam 15.612,53 TL'lik faturalardan kaynaklandığını, 25/03/2015 tarihinde imzalanan sözleşmeye dayanarak imzalanan protokol gereğince davacı şirketin ithilafa konu iki faturayı kesmekte haklı olduğunu, somut olaya göre davacının sektörde \"harcama\", \"geri dönüş\", \"gider yansıtma\", \"bütçe\", \"aktivite\" ve \"ciro primi\" gibi isimler ile anılan ve davalı hesabına onun ticari vekilinin talimatı doğrultusunda gerçekleştirilen faaliyetler nedeni ile ticari vekilin onayına göre fiyat farkı olarak fatura düzenlendiğini, onaya rağmen ithilafa konu faturalara itiraz edildiğini, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu, borcun ödenmemesi ve haksız itiraz nedeni ile davacı şirketin zarara uğradığını, davacının Üsküdar 9. Noterliği'nin 04/04/2016 tarih 10244 nolu ihtarnamesi ile alacağın ödenmesini istediğini, ihtarın 22/04/2016 tarihinde İzmir 21. Noterliği'nin 12139 nolu cevabı ihtarı ile cevaplandığını ve borcun ödenmeyeceği bildirildiğinden temerrüde düşürüldüğü, icra takibine vaki haksız itirazın 15.612,53 TL'lik kısım için iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili aracılığı ile sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında 25/03/2015 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davalının davacı firmanın anılı sözleşme gereğince Ankara bölge bayisi olarak görevlendirildiğini, iş bu ticari ilişkiden dolayı davacı şirketin davalı şirkete Üsküdar 9. Noterliği'nin 10244 nolu ihtarnamesini keşide ederek 31.339,89 TL sözde alacağını talep ettiğini, cevabı ihtarın İzmir 21. Noterliği'nin 12139 nolu ihtarı ile gönderildiğini, davacının gerçekte alacağının 15.727,35 TL olup ödendiğini, dava konusu bayilik sözleşmesine aykırı düzenlenen 18/02/2016 tarih 13.350,30 TL bedeli ve 25/02/2016 tarihli 2.262,23 TL bedelli faturaların ödenmeyeceğinin bildirildiğini, davacının düzenlediği faturaların usulüne uygun olmadığını, dava dilekçesinin bütününde kendi hayal dünyasında kurduladığı ticari teamül ve sistemden bahsedildiğini, sözleşmenin 5. maddesinin r bendine göre bayinin kendi uhtesinde fiyat değişikliği yapamayacağını, 6. maddesine göre üreticinin kendi başına fiyat tayininde yetkili olduğunu, hayali ücretler talep edilemeyeceğini, fiyat farkı adı altında düzenlenen faturanın davacı şirketin talimatının olmadığını, davalının ticari vekili olduğu ileri sürülen ... ve ...'nin davalının hiçbir dönemde ticari vekili ve sigortalı işçisi olmadığını, ...'nin ...'e atmış olduğu mailin davalıyı bağlayamacağını, verilmiş bir talimattan bahsedilemeyeceğini bildirmiş, davanın reddini talep etmiştir. <br>CEVABA CEVAP: Davacı vekili aracılığı ile sunduğu cevaba cevap dilekçesinde özetle; cevapları kabul etmediklerini, hizmet bedeli adı altında fatura kesilmesinin sözleşme ve protokole uymadığını, ...'ün davalı şirkette çalıştığını inkar etmekte ise de daha önce faturaların kabulünün neden yaptığını açıklayamadığını, tacirler arasında belli ilişkilerde uzun süren hal ve tutum doğrultusunda davranılması gerektiğini bildirmiş ve cevapların kabule şayan olmadığını bildirerek davanın kabulünü talep etmiştir. <br>İKİNCİ CEVAP: Davalı vekili aracılığı ile sunduğu ikinci cevap dilekçesinde özetle; davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği faturaların lojistik hizmetinden kaynaklanmadığını, cevaba cevap dilekçesinin 2. maddesinde mahkemenin yanıltılmaya çalışıldığını, bütçe kullanımı, aktivite bütçesi vs. adlar altında sözleşmeye göre ücret talep edilemeyeceğini, sözleşmenin 5. maddesinin d bendi gereğince düzenlenen faturaların hukuki dayanağının bulunmadığını bildirmiş ve cevaplarını tekrarlayarak davanın reddi ile %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLER VE GEREKÇE: Dava İİK 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasıdır. <br>İddia ve savunmalar, taraflar arasında düzenlenen ihtarname suretleri, faturalar, icra dosyası ve taraf defterleri incelenmiştir. <br>Celbedilen İzmir 9. İcra Dairesi'nin 2016/11209 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde alacaklının ... A.Ş., borçlusunun ... A.Ş. olduğu, 31.339,89 TL borç için İstanbul Anadolu 4. İcra Dairesi'nin 2016/9551 Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığı, borca ve yetkiye itiraz edilerek kısmı 15.727,35 TL'nin davacı banka hesabına yatırılarak ödendiği, yetki itirazı üzerine dosyanın İzmir 9. İcra Dairesi'ne gönderildiği, yukarıda belirtilen esası aldığı ve çıkarılan ödeme emrine süresinde itiraz edildiği, takibin durduğu ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. <br>Sunulan deliller çerçevesinde Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/45 Talimat sayılı dosyasından bilirkişi incelemesi yaptırılmış, her iki tarafın tacir olması nedeni ile işin ticari iş olduğu belirlenerek davacı taraf defterlerinin incelenmesinde yevmiye defteri ve büyük defterin elektronik ortamda tutulduğu, usulüne uygun düzenlendiği, davacı defter ve belgelerine göre davalının 2015 yılı hesaplarının iki ayrı hesapta tutulduğu, ay sonlarında virmanlar ile ana hesaba aktarım yapıldığı, 2016 yılında 38.849,13 TL davalı alacağının devredildiği, 2016 yılı hesaplarının belirlendiği, hesap hareketlerine göre davacı tarafın takip tarihi itibari ile 31.339,86 TL alacağının tespit edildiği, alacağa konu bütçe hizmet bedeli açıklamalı faturaların 18/02/2016 tarih 13.350,30 TL ve 25/02/2016 tarih 2.262,23 TL'lik faturalar olduğu, icra takibi sonrasında 15.727,35 TL ödemede bulunulduğu, bütçe hizmet bedeli açıklamalı fatura düzenlemesine ilişkin işlemlerde teamül bulunmadığı, faturaların kabul edilmemesi üzerine davanın reddi gerekeceği bildirilmiştir. <br>Davacı iş bu bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve hizmet bedeli bütçe faturalarının teamül oluşturacak sayılı nitelik ve tarih aralığını kapsadığını belirterek rapora itirazda bulunmuştur. <br>Bilirkişiden 26/04/2018 tarihli alınan ek raporda kök raporun yazımı sırasında ve öncesinde davalıya yapılan takip ile ilgili teamül oluşturucu belge sunulmadığı, sonrasında sunulan 13/04/2015 tarih 961,20 TL bedelli 16/06/2015 tarih 2.251,63 TL bedelli, 16/06/2015 tarih 1.921,32 TL bedelli, 24/08/2015 tarih 2.902,49 TL bedelli, 24/08/2015 tarih 1.201,69 TL bedelli, 20/10/2015 tarih 12.590,12 TL bedelli, 20/10/2015 tarih 4.735,58 TL bedelli, 20/10/2015 tarih 1.034,96 TL bedelli, 10/11/2015 tarih 1.237,79 TL bedelli, 10/11/2015 tarih 1.042,95 TL bedelli, 07/12/2015 tarih 431,00 TL bedelli, 31/12/2015 tarih 1.464,42 TL bedelli faturaların hizmet bütçe kaydı ile yapıldığı, söz konusu kayıtlarda teamülün oluşmuş olduğunu, bu çerçevede davacı talebinin kabulü ile itirazın iptali gerektiği bildirilmiştir. <br>Davalı tarafından alınan ek rapora itirazda bulunulmuş ve ek raporun kabul edilemez olduğu, ticari teamüle esas kabul edilen fatura içeriklerinin incelenmediği, fotokopilerde geçen açıklamalar ile ticari teamülden bahsedilemeyeceği bildirilmiştir. <br>Mahkememizin 05/03/2019 tarihli davalı defterleri üzerinde yaptırmış olduğu bilirkişi incelemesine göre davalının 2015 ve 2016 yılına ait ticari defterlerinin incelendiği, ticari defterlerin birbirini doğruladığı ve usulüne uygun tutulduğu, taraflar arasında sözleşmeden kaynaklanan ticari ilişki bulunduğu, davacının kayıtlarını almadığı, iade faturalarının itiraza ilişkin bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığını, iade faturaları nedeni ile davalı ticari defterlerinde takip tarihi itibari ile davacıya borcun bulunmadığı bildirilmiştir. <br>Söz konusu rapora davacı tarafından itiraz edilmiş ve bilirkişiden alınan ek raporda teamülün oluşmadığı, ancak takibe konu her iki faturanın davalı ticari defterlerine kaydedildiği, aynı tutarlı iade faturasının düzenlendiği, davacının bu faturaları ticari defterlerine kaydetmediği, Kep üzerinden iade ettiği, iade faturalarından dolayı davacıya borcu olmadığı, davacı defterlerinde ise davalının takibe konu faturalara karşılık düzenlediği iade ve fiyat farkı faturalarının kayıtlı olması nedeni ile takip tutarı kadar alacak olduğu bildirilmiştir. <br>Tüm dosyanın incelenmesinde anılan bilirkişi raporuna göre taraflar arasındaki ithilafın hizmet bedeli ve hizmet bütçe kayıtlı faturalardan kaynaklandığı, taraflar arasında teamül oluşup oluşmadığına dayandığı, talimat ile alınan bilirkişi ek raporunda incelenen bir dizi fatura ile teamül oluştuğunun saptandığı ve iade faturaları ile ispat yükünün davalıya ait olduğu, bu hususta ispata yarar delilin dosyada bulunmadığı, bu çerçevede incelenen raporlara göre davacı iddiasının sübut bulduğu anlaşıldığı ve bu kanaat üzerinden dava edilen harca esas değer de dikkate alındığı...'' gerekçesi ile; Davanın KABULÜNE, İzmir 9. İcra Dairesinin 2016/11209 Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptali ile takibin 15.612,53.TL için devamına, %20 icra inkar tazminatının bu miktar üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br> <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br><br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, verilen kararın gerekçesinin açık ve net olmadığını, gerekçe tanımını da karşılamadığını, dosyada bulunan bir kısım delillerin görmezden gelindiğini, gerekçenin eksik ve hatalı olduğunu, gerekçede dosyada tek bir bilirkişi raporu var gibi belirtildiğini ancak dosyada iki farklı görüş bildiren iki ayrı bilirkişi rapor ve ek raporun bulunduğunu,  taraflar arasında ihtilafa konu faturalar yönünden ticari teamülün olmadığını, taraflar arasında teamül olduğu yönünde ibraz edilen faturaların alt kısmında aralarındaki sözleşmeye uygun açıklamaların olduğunu ancak takibe dayanak iki faturanın alt kısmında açıklama olmadığını ayrıca taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini, sözleşme var olduğundan ticari teamülün varlığının söz konusu olamayacağını, takibe dayanak faturaların sözleşme hükümlerine açıkça aykırı olduğunu yine aralarında sözleşme  hükmü olmasa dahi faturaların 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesine açıkça aykırı olduğunu, davacı defterlerinin HMK anlamında kendi lehine delil teşkil edemeyeceğini, ispat yükünün davalıya geçtiği ve ispata yarar delil sunulamadığı gerekçesinin de hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br><br>Dava, faturalardan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;<br>i) İlamsız takip yapılmış olması,<br>ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,<br>İii) İtirazın  alacaklıya  (davacıya)  tebliğinden  itibaren  alacaklının,  bir  yıl  içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.<br>Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. <br>Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.<br>Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.<br>Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" hükmünü haizdir.<br>Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.<br>Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir\t<br>7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir. <br>Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)    <br>İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. <br> Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi ek raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından ticari defterinde de kayıtlı ve taraflar arasındaki sözleşme doğrultusunda ticari teamül oluşturan hususta kesilen faturalardan doğan davacı alacak miktarının ödendiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, takip konusu alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  <br><br>1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/02/2020 tarih ve 2016/1462 Esas  2020/79 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 1.066,49.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 267,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 799,49.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dc2ef4f25799896c","SID":"c880be2008344872"}}