{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/219 Esas<br>KARAR NO: 2024/298<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/04/2023<br>NUMARASI: 2019/140 Esas, 2023/213 Karar<br>DAVA: İFLAS (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177))<br>KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı dava dilekçesi ile; davalı şirkete 2017-2018 yıllarında toplam 5.106.434,00 TL tutarında mal vermişlerse de alacaklarının sadece 2.000.000,00 TL'lik kısmını tahsil edebildiklerini, bakiye alacaklarının senede bağlı olduğunu, alacaklarının tahsili için Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyalarında takip başlattıklarını, ancak sadece bir kısmını tahsil ettiklerini, davalının yüzlerce firmadan aldığı malları satmasına rağmen, kötü niyetli olarak borçlarını ödemediğini ve konkordatoya başvurmakla tehdit ettiğini, davalının durumunun, öncelikle ödemelerini tatil eylemiş hükmü olmak üzere İİK'nın  177 maddesi şartlarını taşıdığını belirterek davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevabında; İİK'nın 177. maddesi uyarınca doğduran iflas davasını, iflası istenen şirketin alacaklılarının açması gerektiğini, davacının müvekkili şirketten alacağı olmadığını, müvekkilinin yerleşim yerinin belli olup, ödemelerini tatil etmesi veya mal kaçırması yahut mallarını saklaması gibi bir durum sözkonusu olmadığını, bu nedenle müvekkilinin iflası için İİK'nın 177. maddesinde belirtilen şartların bulunmadığını, müvekkili şirketin 100 yılı aşan geçmişi olup İnci Markası ile dünyanın önde gelen firmaları arasında yer aldığını, davacının alacaklı olduğunu ileri sürdüğü meblağ 475.113,00 TL olup, müvekkilinin ticari hacmi dikkate alındığında bu miktarın çok cüzi kaldığını, ticari faaliyetlerini sürdüren ve malvarlıkları borçlarının çok üzerinde olan bir şirketin iflasının talep edilmesinin iyi niyetli olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece;  davacının en az gerçeğe yakınlık kriteri ölçüsünde davalıdan alacağı bulunduğunu ortaya koyduğu, ödemelerin tatil olması nedeniyle iflasa karar verilebilmesi için, borçlunun belirli bir süreklilik veya kararlılık arz edecek şekilde vadesi gelmiş olan ihtilafsız borçlarını ödeyememesi gerektiği, davalı borçlunun dava tarihi öncesi açık ve anlaşılabilir bir nakit sıkıntısını yaşadığı, nakit döngüsünün bozulduğu, hayatın olağan akışına uygun olmayacak derecede ve dava tarihi öncesi pek çok icra takibine maruz kaldığı, bu icra takiplerinin dava tarihi sonrası giderek yüksek boyutlara ulaştığı, bu durumun davalının ödemelerini tatil ettiğini gösterir haller olarak kabulü gerektiği, davalının 2019 yılını takip eden yıllarda faaliyetinin de durduğu, davalı şirket temsilcisinin duruşmaya davet edildiği halde duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle davalının iflasına karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacı ile müvekkili şirket arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, dava tarihi itibarıyla müvekkili şirketin davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, davacının alacaklı gözüktüğü Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasında davacının vekili olmadığını, buna rağmen rağmen kapak hesabında icra masrafının çok fazla gösterildiğini, yine davacının alacaklı gözüktüğü Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen müvekkilinin keşideci olduğu iki adet senedin, bu davanın açıldığı tarihten sonra ciro yolu ile davacıya intikal ettiğini, ancak ciro silsilesinin geçerli olmadığını, davacının yetkilisi olduğu şirketin kayıtlarının dosyaya getirtilmediğini, ayrıca gerekli inceleme yapılmadan müvekkili şirketin ödemeleri tatil ettiğine dair değerlendirme yapıldığını, müvekkili şirketin gerek borçlu olduğu dosyalarda, gerekse icra takibine konulmadan bir çok borcu kapattığını, davacı şirketin yetkilisi olduğu şirkete de haftalık ödeme yapılmasına rağmen kötü niyetli dava açıldığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 177/2. maddesine dayalı doğrudan iflas istemine ilişkindir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK'nın 177.maddesinde, \"...\" üst başlığı altında, \"Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi\" düzenlenmiştir. 177/1.fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir. Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla; 1- Borçlunun  malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla  yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3-308 inci maddede ki hal varsa; 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır. Mahkemece, iflas avansı ikmal edilerek, iflas talebi İİK'nın 166. maddesi uyarınca ilan edilmiş, yargılama sonucunda, davalının dava tarihi öncesi pek çok icra takibine maruz kaldığı, bu icra takiplerinin dava tarihi sonrası giderek yüksek boyutlara ulaştığı, bu durumun davalının ödemelerini tatil ettiğini gösterdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili hükmü istinaf etmiştir. İstinaf konusu edilen uyuşmazlık, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı ile davalı şirketin ödemelerini tatil edip etmediği hususlarında toplanmaktadır. İlk derece mahkemesinde alınan 06/01/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davacının ciro yoluyla kendisine intikal eden senetlerden dolayı davalıdan alacaklı bulunduğu, dosyaya sunulan 14 adet icra dosyasından sadece biri için ödeme yapıldığı, diğerleri için ödeme yapıldığına dair bilgi bulunmadığı, bunun dışında müdahillerin birçok icra dosyası bulunduğundan bahsettiği,  sunulan evraklardan davalıya ait araçlar üzerinde 60'tan fazla haciz bulunduğu,  borçluya karşı yapılan icra takiplerinin çoğalmasının, ödemelerin tatil edildiğinin göstergesi olduğu, kesin kanaate ulaşılabilmesi için davalı aleyhine yapılan takiplerin ve malları üzerindeki takyidatların dökümünün çıkartılması gerektiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinde ayrı bir heyetten alınan 13.02.2020 raporda ise; davalı şirket adına 2018 yılı sonu itibariyle yoğunlaşan bir takip sürecinin başladığı, bu takiplerin dosya mevcudu belgeleri incelendiğinde bir kısmının kapanmış, bir kısmının ise halen açık olduğu, şirketin 2018 yılı sonu 2019 yılı başı itibariyle ödeme kabiliyetini yitirdiği, bununla birlikte özellikle dava tarihinden sonraki dönem takip sayılarının arttığı ve bu takiplerinin açık olduğu bu bağlamda dava tarihi öncesinde de ödemelerin tatil edildiği sonucuna varılmasının heyetimize göre mümkün olduğu, zira dava tarihinden sonra icra takiplerinin artması ile ödeme yapılmamasının öncesinde dava tarihi öncesindeki tutumun da önem arz ettiği,2019 son çeyreği itibariyle şirketin faaliyetsiz döneminin başladığı ve son durumuna bakıldığında satışlarında ve mağazalarındaki azalış soncunda şirketin gayri faal olduğu belirtilmiştir. Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, müvekkilinden alacağı bulunmayan davacının müvekkilinin iflasını isteyemeyeceğini savunmuşsa da, davacının davalı aleyhine başlattığı takipler ve takip dayanağın senetler dikkate alındığında, davacının alacağı bulunduğunun gerçeğe yakın ortaya konulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının, davacının alacağı bulunmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde değildir. Ayrıca davalı vekili,  yeterli inceleme yapılmadan, müvekkili şirketin ödemelerini tatil ettiği kanaatine varıldığını savunmuştur. İcra ve İflâs Kanunu'nun  177/2.  hükmü uyarınca, borçlunun ödemelerini tatil ettiğinin kabulü için borçlunun ödeme güçlüğü hâlinde bulunması nedeniyle açık veya zımni iradesiyle genel ve sürekli nitelikte borcunu ödememe durumunda olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlarının sayı ve miktar itibarıyla genel olarak ödenmemesi ve bu durumun geçici veya arızi bir mali sıkıntıdan kaynaklanmaması hâlinde borçlunun ödemelerini tatil ettiği sonucuna ulaşılabilir (Yargıtay 19. HD'nin  27/05/2009 tarih, 3927/4944 sayılı kararı). Borçlu ödemelerini tatil ettiğini alacaklılara açıkça bildirebileceği gibi borçluya karşı çok sayıda icra takibi başlatılmışsa ve icra takiplerinde mallarının büyük çoğunluğu haczedilmişse, borçlu en küçük borçlarını bile ödeyemiyorsa, borçlunun ödemelerini tatil ettiği kabul edilir. Somut olayda, davalı şirket aleyhine 2018 yılı sonu itibariyle yoğunlaşan bir takip sürecinin başladığı, davalıya ait araçlar üzerinde 60'tan fazla haciz bulunduğu, şirketin 2018 yılı sonu 2019 yılı başı itibariyle ödeme kabiliyetini yitirdiği, bununla birlikte özellikle dava tarihinden sonraki dönemde takip sayılarının arttığı ve bu takiplerinin açık olduğu, dava tarihinden sonra icra takiplerinin artması ile ödeme yapılmamasının öncesinde, dava tarihi öncesindeki tutumun da önem arz ettiği, 2019 son çeyreği itibariyle şirketin faaliyetsiz döneminin başladığı ve son durumuna bakıldığında satışlarında ve mağazalarındaki azalış soncunda şirketin gayri faal olduğu anlaşıldığından mahkemece davalının ödemelerini tatil ettiği kabul edilerek iflasına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin  2019/140 Esas,  2023/213 Karar ve 03/04/2023 tarihli kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b/1. bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince  alınması gereken 427,60 TL harçtan davalı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,7‬0 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde  bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 2004 sayılı İİK'nun 293/son fıkrası yollaması ile İİK'nın 164. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu Açık olmak üzere  oybirliği ile karar verildi.29/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"98989f89a6f16b4a","SID":"3d23c7cbc991b480"}}