{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1565 Esas<br>KARAR NO: 2024/294<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/01/2023<br>NUMARASI: 2022/997 Esas, 2023/626 Karar<br>DAVA: İTİRAZIN İPTALİ (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BİRLEŞEN İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN <br>2023/59 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN<br>DAVA: ALACAK (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında 23/02/2022 tarihli \"Danışmanlık Hizmetleri Sözleşmesi\" ile 24/02/2022 tarihli \"Banka Garantisi ve Sigorta Sertifikası Düzenleme Sözleşmesi\" düzenlendiğini, tarafların bir araya gelmelerini sağlayan esas iradelerinin ortaya çıktığı ve taahhüt ve yükümlülüklerinin yer aldığı sözleşmenin, Banka Garantisi ve Sigorta Sertifikası Düzenleme Sözleşmesi olduğunu, Danışmanlık Hizmetleri Sözleşmesinin ise esas sözleşmenin bir unsuru ve ücret sözleşmesi niteliğinde olduğunu, Banka Garantisi ve Sigorta Sertifikası Düzenleme Sözleşmesi ile, davalı şirketin dava dışı ... Holding ile birlikte kuracakları şirketin öz sermayesine koyacağı payın müvekkili tarafından sağlanacak hizmet yardımıyla gerçekleşmesi için yapılacak işlerin düzenlendiğini, buna göre müvekkilinin davalı şirketin payına düşen öz sermayenin sağlanabilmesi için davalı lehine banka kredisi ve garantisi sağlayacağını, ancak davalı şirketin ücret sözleşmesine aykırı davrandığını, davalı şirketin müvekkili şirketten danışmanlık hizmeti alması için aracılık ettiği şirketlere danışmanlık hizmeti verdiklerini, sözleşme gereği konaklama, seyahat gibi masrafların davalı tarafından ödeneceğini, ayrıca sözleşmeye konu hizmetler için toplam yıllık 120.000,00 Euro ödeneceğini, İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas, ... Esas, ... Esas, ... Esas ve... Esas sayılı dosyalarında bu alacakları için davalı aleyhine takip başlattıklarını, davalının takiplere haksız itiraz ettiğini ileri sürerek takiplere itirazın iptali ile takibin devamına, % 20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>BİRLEŞEN DAVA Davacı vekili birleşen dosyadaki dava dilekçesi ile; Banka Garantisi ve Sigorta Sertifikası Düzenleme Sözleşmesi gereği davalı şirketin .. ba.sayan bir sigorta sertifikası düzenlemek, bu sözleşmeye ekli faturaya göre 300,000,00 Euro tutarındaki sertifika değerini oluşturmak, müvekkili şirketçe ilgili bankalara sunmak üzere istenecek teminat ve proje bilgilerini vermekle yükümlü olduğunu, ancak davalının sigorta poliçesi düzenletemediği gibi bankalara teminat ya da esaslı bir ticari kazanç getirecek proje sunamadığını, davalının 300.000,00 Euro gönderdiğini ve yükümlülüğünde olmamasına rağmen söz konusu sertifikanın müvekkili tarafından düzenletilmesini istediğini, müvekkili şirketin söz konusu ek işlemlerden dolayı davalı şirketten herhangi bir ek hizmet bedeli dahi talep etmediğini,  sertifikanın banka garantisi için kullanılması gerektiğini, ancak davalının, ilaç faturaları kapsamında olmak üzere akreditif acma işlemlerinde kullanılması talimatı verdiğini, ancak bu talimattan kaynaklı masrafların ödenmediğini, akreditif masrafların tazmini için İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında davalı şirket ile kurucusu davalı gerçek kişi aleyhine takip başlattıklarını, davalıların takibe haksız itiraz ettiğini ileri sürerek davalıların takiplere itirazın iptali ile takibin devamına, % 20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalılar vekili asıl ve birleşen davaya cevabında; tarafların davaya konu sözleşmelerden kaynaklanan doğmuş veya doğabilecek tüm uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesi konusunda anlaştığını, uyuşmazlığın tahkimde çözülmesi gerekirken açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak öncelikle davanın ve birleşen davanın usulden reddine, bu talebin kabul edilmemesi halinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece; davalının asıl ve birleşen dosyada tahkim ilk itirazında bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerin \"Anlaşmazlıklar ve Tahkim\" isimli 18. maddesinde;‘’... Karşılıklı istişare yoluyla dostane bir çözüme ulaşılması mümkün değilse konu, biri birinci tarafça, diğeri ikinci tarafça atanan üç hakemin başkanlığında tahkime götürülür. Hakemler üçüncü hakemin atanması konusunda hemfikirdir. Söz konusu hakemler üçüncü hakemin atanması konusunda anlaşamazlarsa, Türk hukukunda belirtilen uzlaştırma ve tahkim kuralları ile Türkiye'nin ilgili ve yetkili mahkemelerinin hükümlerine göre seçilir. Tahkim Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılacaktır. Tahkim kararı her iki taraf için de nihai ve bağlayıcı olacak ve her iki taraf da karara iyi niyetle uyacaklardır. Tahkim kararına ilişkin hüküm, davada oldugu gibi adli kabul veya icra emri için mahkemeye sunulabilir. Taraflardan her biri kendi seçeceği hakemin masraf ve hizmetlerini üstlenecek ve üçüncü hakemin masraflarını birlikte paylaşacaklardır. İşlemlerin tahkime konu olan kısımları dışında, kalan işlerin yapılmasına taraflar titizlikle devam edeceklerdir.’’ hükmünün yer aldığı, buna göre tarafların  davaya konu sözleşmelerden kaynaklanan aralarında mevcut bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülmesi konusunda anlaştığı gerekçesiyle davalı tarafın tahkim ilk itirazının kabulü ile asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı usulden reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; sözleşmelerde yer alan tahkim şartında tahkimin nerede ve hangi tahkim merkezinde yapılacağının belirsiz olduğunu,  Türkiye'de bir çok tahkim merkezi olup, tahkim şartında ilgili tahkim merkezinin açık ve anlaşılır şekilde yazılması gerektiğini, davaya konu sözleşmelerde yer alan tahkim şartında, hakemlerin hangi tahkim merkezine bağlı olacaklarının belli olmadığını, hakem veya hakem heyeti belirlenebilir değilse tahkim şartının geçerli olmayacağını, tahkim şartında uyuşmazlığın esasına ve usulüne uygulanacak hukukun belli olmadığını, tahkim yolunda hangi dilin kullanılacağının da belirlenmediğini, buna göre davaya konu sözleşmede yer alan tahkim şartının hem hükümsüz hem de uygulanmasının imkansız olduğunu, kaldı ki tarafların aynı sözleşmeye dayalı alacak talepleri için karşılıklı takip başlattıklarını ve takibe itiraz üzerine itirazın iptali davası açılmadan önce arabulucuya başvurduklarını, davalının arabuluculuk tutanağında, itirazın iptali davası açılması için arabulucuya başvurulduğu beyan ettiğine göre tarafların tahkim iradesinin ortadan kalktığını ve genel mahkemelerde dava açılması yönünden yeni bir irade ortaya koyduklarını belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava, davalının icra takiplerine yaptığı itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiğine yönelik ilk itirazın kabulü ile davanın ve birleşen davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 116.maddesinde ilk itirazlar düzenlenmiştir. 116/1-b bendinde uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı, ilk itirazlar arasında sayılmıştır. Davalı, yasal süre içerisinde asıl ve birleşen dosyada tahkim ilk itirazında bulunmuştur. Tahkim sözleşme tarihi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun onbirinci kısmında 407 vd maddelerinde düzenlenmiştir. Bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan iki tarafın anlaşarak, bu uyuşmazlığın çözümlenmesini özel kişi veya kişilere bırakmalarına ve uyuşmazlığın bu özel kişi veya kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasına tahkim denir. Burada söz konusu olan ihtiyari tahkim, yani tarafların rızaları ile başvurabilecekleri tahkim yoludur. Tahkim sözleşmesinin tanımı ve şekli HMK 412. maddede düzenlenmiş, yasa da tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşma olarak ifade edilmiştir. İkinci fıkrada, tahkim sözleşmesinin taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabileceğine yer verilmiştir. Tahkim itirazı ise aynı yasanın 413. maddesinde düzenlenmiş, tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa karşı tarafın ilk itirazda bulunabileceği ve tahkim sözleşmesi, hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkansız değilse mahkemenin tahkim itirazını kabul edeceği ve davayı usulden reddedeceği belirtilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmelerin \"Anlaşmazlıklar ve Tahkim\" isimli 18. maddesi;‘’... Karşılıklı istişare yoluyla dostane bir çözüme ulaşılması mümkün değilse konu, biri birinci tarafça, diğeri ikinci tarafça atanan üç hakemin başkanlığında tahkime götürülür. Hakemler üçüncü hakemin atanması konusunda hemfikirdir. Söz konusu hakemler üçüncü hakemin atanması konusunda anlaşamazlarsa, Türk hukukunda belirtilen uzlaştırma ve tahkim kuralları ile Türkiye'nin ilgili ve yetkili mahkemelerinin hükümlerine göre seçilir. Tahkim Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılacaktır. Tahkim kararı her iki taraf için de nihai ve bağlayıcı olacak ve her iki taraf da karara iyi niyetle uyacaklardır. Tahkim kararına ilişkin hüküm, davada oldugu gibi adli kabul veya icra emri için mahkemeye sunulabilir. Taraflardan her biri kendi seçeceği hakemin masraf ve hizmetlerini üstlenecek ve üçüncü hakemin masraflarını birlikte paylaşacaklardır. İşlemlerin tahkime konu olan kısımları dışında, kalan işlerin yapılmasına taraflar titizlikle devam edeceklerdir.’’ hükmünü düzenlemektedir. 1-Davacı vekili,  tahkim şartında, tahkimin nerede ve hangi tahkim merkezinde yapılacağının belli olmadığını, hakem veya hakem heyeti belirlenebilir değilse tahkim şartının geçerli olmayacağını ileri sürmüştür.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 407. maddesinde yer alan; \"Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.\" hükme gereğince yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Milletlerarası Tahkim Kanunu, yabancılık unsuru taşımayan uyuşmazlıklarda ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır. Davaya konu olayda hakem heyetinin seçimi tamamlandıktan sonra hakem heyeti uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıyıp taşımadığı hususunu öncelikle inceleyecek ve uygulanması gereken kanunu ve sonrasında tahkim yerini belirleyecektir. HMK'nın 425/1 fıkrası; \"Tahkim yeri, taraflarca veya onların seçtiği bir tahkim kurumunca serbestçe kararlaştırılır. Bu konuda bir anlaşma yoksa tahkim yeri, hakem veya hakem kurulunca olayın özelliklerine göre belirlenir.\" hükmünü düzenlemektedir. Milletlerarası Tahkim Kanununun 9/1 fıkrası da aynı düzenlemeyi içermektedir. Bu durumda hakem heyetinin seçilmesi tamamlandıktan sonra hakem kurulunun olayın özeliliğine göre tahkim yerini belirleyeceği anlaşıldığından, davacının tahkim yerinin belli olmadığına dair itirazı yerinde görülmemiştir.Bunun yanında tahkim şartında tahkim yargılamasının kurumsal tahkim merkezinde yapılması değil, tarafların kendi iradeleri ile seçtikleri hakemler vasıtası ile yapılması kararlaştırıldığından, davacının tahkim merkezinin belli olmadığı gerekçesiyle tahkim şartının geçersiz olduğuna yönelik itirazı yerinde değildir. Ayrıca HMK'nın 416. maddesi uyarınca taraflar, hakem veya hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmakta serbesttir. (Benzer şekilde Milletlerarası Tahkim Kanununun 7. maddesi)  Davayı konu tahkim şartında hakemlerin seçim usulü de belirlenmiş olup, davacının hakem heyetinin belli ya da belirlenebilir olmadığına dair itirazı da yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekili, tahkim şartında uyuşmazlığın esasına ve usulüne uygulanacak hukukun belli olmadığını, tahkim yolunda hangi dilin kullanılacağının da belirlenmediğini, bu nedenle tahkim şartının geçerli olmadığını ileri sürmüştür. HMK'nın 424. maddesi; \"Taraflar, hakem veya hakem kurulunun uygulayacağı yargılama usulüne ilişkin kuralları, bu Kısmın emredici hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbestçe kararlaştırabilir ya da tahkim kurallarına yollama yaparak belirleyebilirler. Taraflar arasında böyle bir sözleşme yoksa hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasını, bu Kısmın hükümlerini gözeterek uygun bulduğu bir şekilde yürütür\" hükmünü düzenlemektedir. Milletlerarası Tahkim Kanunun 8. maddesinde de; \"Taraflar, hakem veya hakem kurulunun uygulayacağı yargılama kurallarını, bu Kanunun emredici hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbestçe kararlaştırabilir ya da bir kanuna, milletlerarası veya kurumsal tahkim kurallarına yollama yaparak belirleyebilirler. Taraflar arasında böyle bir anlaşma yoksa hakem veya hakem kurulu, tahkim yargılamasını bu Kanun hükümlerine göre yürütür\" hükmü yer almaktadır. Aynı yasanın 12. maddesi ise; \"Tarafların uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuk kurallarını kararlaştırmamış olmaları hâlinde, hakem veya hakem kurulu, uyuşmazlık ile en yakın bağlantı içinde olduğu sonucuna vardığı devletin maddî hukuk kurallarına göre karar verir\"  hükmünü düzenlemektedir. Anılan hükümlere göre, tarafların,  hakem veya hakem kurulunun uygulayacağı yargılama usulüne ilişkin kurallar ile uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuk kurallarını kararlaştırmamaları, tahkim şartını geçersiz kılmamaktadır. Bunun yanında  Milletlerarası Tahkim Kanunun 10.C maddesinde yer alan \"Tahkim yargılaması, Türkçe veya Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan devletlerden birinin resmî dilinde yapılabilir. Yargılamada kullanılacak dil veya diller, taraflar arasında kararlaştırılmamışsa, hakem veya hakem kurulu tarafından belirlenir.\" hükmü gözetildiğinde tahkim yargılamasında hangi dilin kullanılacağının kararlaştırılmaması tahkim şartını geçersiz kılmamaktadır. 3-Davacı vekili ayrıca, davalının aynı sözleşmeden kaynaklı alacağın tahsili için icra takibi yaptığını ve takibe itiraz üzerine zorunlu arabulucuya başvurduğunu, arabuluculuk tutanağında, itirazın iptali davası açılması için arabulucuya başvurulduğu beyan ettiğinden tarafların uyuşmazlığın tahkim yolu çözülmesine yönelik iradesinin ortadan kalktığını ileri sürmüştür.  Davalının aynı sözleşmelerden kaynaklı alacağı için icra takibi başlatması, tahkim şartından vazgeçildiği olarak değerlendirilemez. Tahkim anlaşması alacaklının icra takibi başlatmasına engel değildir. Öte yandan zorunlu arabulucuk, uyuşmazlığın esasının çözülmesi için yapılan bir yargılama olmayıp, zorunlu arabulucuya başvurulması da tahkim iradesinde vazgeçilmesi ve  tahkim şartından vazgeçildiği olarak değerlendirilemeyeceğinden, davacının tarafların tahkim iradesinden vazgeçtiğine yönelik itirazının da reddi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle sözleşmede yer alan tahkim şartının açık ve kesin bir tahkim iradesini içerdiği, taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunduğu, bu nedenle mahkemece tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın ve birleşen davanın usulden reddine karar verilmesinden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin  2022/997 Esas,  2023/626 Karar sayılı ve  25/01/2023 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin asıl ve birleşen davada istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b-1 bendi gereğince ayrı ayrı esastan REDDİNE, 2-Asıl davada, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Birleşen davada, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanuna bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davacı tarafından yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,4-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 29/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"89018103d163313c","SID":"c9801a84deb9a864"}}