{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/129 <br>KARAR NO: 2024/210<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2017/609 Esas<br>KARAR NO: 2019/1215<br>KARAR TARİHİ: 04/12/2019<br>DAVA: Rücuen Alacak<br>KARAR TARİHİ: 14/02/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile;  müvekkili şirket ile davalı şirket arasında muhtelif tarihlerde Güvenlik Hizmetleri Sözleşmeleri imzalanmış olduğunu, iş bu sözleşme ile davalı şirketin müvekkili şirkete yönlendirdiği işçilerle güvenlik hizmeti sağlandığını, bunun karşılığında da müvekkili şirket tarafından davalıya, işçilerin ücretleri, kıdem tazminatları da dahil olmak üzere tüm özlük haklarının peşin olarak hizmet bedeli adı altında aydan aya ödendiğini, davalı şirket ile olan iş akdinin feshinden kısa bir süre sonra davalı şirket tarafından davalı bünyesinde çalışan işçilerin iş akitlerine son verildiğini ve davalı şirketin işçilerin kıdem tazminatlarını ödemediğini, işçiler tarafından aleyhlerine açılmış olan kıdem tazminatı talepli davalarla öğrenmiş bulunduklarını, şu ana kadar müvekkili şirket aleyhine 30’a yakın dava açıldığını, her geçen gün dava açanların sayısının arttığını, hizmet alım sözleşmesi kapsamında davalı şirkete kıdem tazminatı adı altında peşin ödeme yaptıklarını, ancak işçilerin tazminatlarının davalı şirket tarafından işçilere ödenmemesi nedeniyle müvekkili şirketin muhtemelen mükerrer ödeme yapmak zorunda kalacağını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100.000.00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren ticari avans failiyle tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı usulünce yapılan tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış, duruşmalara da katılmamıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, \" ..Davalının aralarındaki hizmet alım sözleşmesi kapsamında davacı işyerinde sözleşmeye uygun olarak güvenlik hizmetinin ifa edilmediği yönünde herhangi bir iddiası bulunmadığı gibi, hizmet alım sözleşmesinde de maliyet kalemi kapsamında ödenen kıdem payının işçilere kıdem tazminatı ödenmemiş olması halinde iadesini ön gören herhangi bir düzenleme yoktur. Bir başka deyişle, sözleşmeye göre götürü bedel olarak ödenmiş kıdem payının çıkan işçi sayısı nisbetinde artan kısmının iadesine ilişkin herhangi bir sözleşme hükmü bulunmadığından sebepsiz zenginleşmeye göre iadesi mümkün değildir. Kaldı ki, kıdem tazminatı hakkı ayrılan her işçiye değil kanunda ön görülen şartların gerçekleşmesi kaydı ile iş akdi sona eren işçiye tanınmış bir haktır. İş akdinin işçi tarafından istifa ya da işveren tarafından haklı nedenle fesih durumunda kıdem tazminatının ödenmesi söz konusu değildir. Davacı şirketin dava dışı işçiler tarafından açılan davalar nedeniyle ödemek zorunda kaldığı kıdem tazminatlarının, maliyet bedeli içerisinde götürü bedel olarak peşin ödediğinden TBK'nın 167. maddesine göre davacıya yöneltilen kıdem tazminatı talepleri davalıdan istenilebilir. Ne var ki, dava tarihi itibarıyla davacı tarafından ödenmiş ve muaccel olmuş herhangi bir tutar ortaya konulamamıştır. Bunun tespiti için davacıya ait 98 işçinin halen davalı işveren nezdinde çalışıp çalışmadığı, işten ayrılmış ise kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, kıdem tazminatının ödenip ödenmediğinin tespiti zorunludur. Salt davalı kayıtları incelenmek suretiyle söz konusu 98 işçiye kıdem tazminatı ödenip ödenmediğinin tespiti mümkün değildir. Bilindiği üzere davacı taraf ödeme yaptığı oranda rücu edebilecek ve alacaklının haklarına halef olabilcektir. Ancak bu 98 işçiye ödeme yapılıp yapılmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Davacı bu yöndeki ispat yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Zira rücu hakkı dava dışı alacaklıya ödemenin yapıldığı tarihten itibaren başlayacaktır. Ancak, davacı yana 04/07/2018 günlü ön inceleme celsesinin 2 nolu ara kararı uyarınca HMK'nın 140/5. maddesine göre delillerini sunması için kesin süre verilmiş ise de, uyuşmazlığın özünü oluşturan rücu ve halefiyete hak kazandığını gösterir herhangi bir bilgi ve belge sunulmuş değildir. Bu nedenle rücu ve halefiyet olgusu ispatlanamadığından \"  davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde;  söz konusu dava alacağımız rucu alacağına dayanmadığını, dava dilekçemizin konu kısmında ve içeriğinde de açıkça belirttiğimiz gibi, alacak talebimiz rucu alacağına değil, sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talebi olduğunu, işbu bu davanın açılma sebebi, dilekçemizde belirttiğimiz gibi, taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesi gereği davalıya tüm işçiler için ayrı ayrı ödemiş olduğumuz kıdem tazminatlarının iş akdi feshedilirken davalı tarafından işçilere ödenmesi gerekirken, davalı tarafından işbu kıdem tazminatlarının işçilere  ödenmemesi nedeniyle, davalı sebepsiz yere zenginleşerek müvekkil şirket aleyhine işçiler tarafından kıdem tazminatı talepli davaların açılmasına  sebep olduğunu, müvekkil şirket işbu davaların açılması nedeniyle mükerrer olarak kıdem tazminatı ödemek zorunda kaldığını ve halen de devam eden davalar nedeniyle ödeme yapacağını, işbu sebeple, tarafımızdan talep edilen davalıya yapmış olduğumuz kıdem tazminatı ödemeleri davalının sebepsiz zenginleşmesine neden olduğundan, davalıya ödemiş olduğumuz kıdem tazminatlarının tespiti ile tarafımıza iadesi talep edildiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, hizmet alım sözleşmesi kapsamında, dava dışı işçilere ödenecek kıdem tazminatlarının, maliyet bedeli içerisinde götürü bedel olarak davalıya peşin ödediği iddiası ile  sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle  dava dışı işçilere ödenmeyen kıdem tazminatları nedeniyle alacak istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmeleri uyarınca davalıdan güvenlik hizmeti aldığını, sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin, ücretleri, kıdem tazminatları da dahil olmak üzere tüm özlük hakları peşin olarak davalıya hizmet bedeli altında aydan aya peşin ödendiğini, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle önceden peşin ödenen kıdem tazminatların, dava dışı işçilere ödenmemesi nedeniyle muhtemel işçiler tarafından açılan ve açılacak davalar nedeniyle davacı şirketin mükerrer ödeme zorunda kalacağını iddia ederek sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı alacak isteminde bulunmuş ise de iddia olunduğu gibi sözleşme kapsamında peşin ödenen kıdem paylarının, davalıdan tahsilini talep edilebilmesi için ya sözleşmede bu konuda hüküm bulunması, diğer bir ifade ile mahkemenin gerekçesinde belirtildiği gibi  ödenen kıdem payının, işçilere kıdem tazminatı ödenmemiş olması halinde iadesini ön gören  bir düzenleme bulunması yahut dava dışı işçilere yapılmış bir ödeme olması gerekir. Ancak söz konusu sözleşmelerde buna dair herhangi bir hüküm bulunmadığından, davacı yan, dava dışı işçilere kıdem tazminatı adı altında ödeme yapmadan, sözleşme kapsamı uyarınca önceden ödendiği iddia olunan kıdem paylarının iadesini talep edemez. Davacı taraf, her ne kadar alacak istemini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandırmış ise de sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak talebinin; bir tarafın mal varlığında artma, diğer tarafın mal varlığında azalma ve mal varlığındaki azalma ile mal varlığındaki artış arasında illiyet bağının bulunması koşullarına bağlanmıştır. O halde, dava dışı işçilere ödeme yapılmadıkça bir tarafın mal varlığında artma, diğer tarafın mal varlığında artıştan söz edilemeyecektir.  Davacı yan, dava dışı işçilere kıdem tazminatı adı altında iddia olunduğu gibi   mükerrer ödeme yapması durumunda, sözleşmeden kaynaklı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacak talebinde bulunabilecektir. Esasen, sözleşme kapsamında dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarının, TBK 167. Maddesi uyarınca rücuen tazminat istemi, sözleşmeden kaynaklı sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanmaktadır. O halde, peşin ödendiği iddia olunan kıdem payların, davacıya iadesine ilişkin sözleşmede hüküm bulunmadığından davaya konu kıdem paylarının talep hakkı sadece dava dışı işçilere aittir. Davacının, dava dışı işçilere yapacağı ödeme ile birlikte davalıdan talep hakkı doğacağı, yalnızca zarar tehdidi nedeniyle bir borç ilişkisinden söz edilemeyeceğinden erken açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Her ne kadar mahkeme gerekçesi yerinde ise de gerekçeye göre erken açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken  rücu ve halefiyet olgusu ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. HMK'nin 353/(1)-b-2 maddesinde, \"Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında ...\" duruşma yapılmadan karar verileceği hükmü düzenlenmiştir. HMK'nın 353/1.b.2  bendi gereğince hükmün düzeltilmesi cihetine gidilmesi nedeniyle istinaf yasa yoluna başvuran davacı aleyhine takdir olunacak vekalet ücretinin, ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı tarih itibariyle mi yoksa hükmün yeniden tesis edildiği yeni karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca mı hesaplanacağı uygulamada tartışma konusu yapılmış ise de asıl hükümde yargılama gideri olarak hükme bağlanan vekalet ücreti , asıl hükme bağlı fer'i nitelikte bir karardır. Bu sebeple istinaf yasa yolu başvurulması sonucunda KALDIRILAN bir hükümde fer'i nitelikte olan vekalet ücreti usuli kazanılmış hak doğurmaz. Nitekim Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 19.07.2011, 2011/5512-9527 sayılı ilamında ''... mahkemece hükmün yedinci bendinde aynen ''bozmadan önce birinci kararla taraf vekilleri lehine vekalet ücreti takdir edilmediğinden bu konu da temyiz bulunmadığından ve taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğunda taraf vekilleri lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına aynı nedenle yargılama giderlerinin davacılar üzerine bırakılmasına ''denilmiştir. Dairemizce, mahkemenin ilk kararı üzerine belirlenen bozma nedenlerine göre yeni bir hüküm kurulması gerekeceğinden , bozma ilamı vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden taraflar lehine kazanılmış hak oluşturmamaktadır. Bu durumda, davaların kabul veya red durumuna göre taraflar lehine ve aleyhine olmak üzere vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken bu hususta yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir ...'' belirtilmektedir.  Yargılama gideri arasında, yer alan vekalet ücreti Avukatlık ücret tarifesine göre hesaplanır. Bu halde, vekil ile müvekkilin kendi aralarında düzenlenen yazılı ücret sözleşmesi uyarınca belirlenen ücret değil, davadaki sonuçlara göre hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmektedir. 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, Avukatlık Kanunun 168/3 maddesi şu şekilde düzenlenmiştir. ''Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.''  Dairemizce davacı vekilinin süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise, resen gözetilmek suretiyle yapılan inceleme sonucunda; mahkeme kararının KALDIRILMASINA, dairemizce ESAS HAKKINDA YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA karar verilmesi nedeniyle dairemizce oluşturulan karar tarihi nazara alınmak suretiyle vekalet ücretinin belirlenerek hüküm oluşturulmuştur. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulü ile, 6100 Sayılı HMK'nin 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, HMK 353/1.b.2 maddesi uyarınca İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/609 Esas, 2019/1215 Karar sayılı ve 04/12/2019 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 2-Erken açılan davanın HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE, a- Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 1.707,75 TL harcın mahsubu ile arta kalan 1.280,15 TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, b-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, c-)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği hesap olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, ç-HMK 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde artan gider avansının yatıranlara resen iadesine, <br>İstinaf Giderleri Yönünden; 3-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre başvurma harcının Hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre istinaf yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cd0a1ccea6e2924f","SID":"e554215e6e6185a4"}}