{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1649 <br>KARAR NO: 2024/125<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/05/2019<br>NUMARASI: 2014/818 Esas -  2019/401 Karar<br>DAVA: ALACAK<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/02/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı- karşı davalı ve davalılar -karşı davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle: Davalı şirket ile müvekkili arasında ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesinde kain, ... ada, ... parselde bulunan taşınmaz üzerindeki akaryakıt satış ve servis istasyonu için ilk olarak 27/10/2006 tarihinde protokol imzalandığını, bu protokol kapsamında ... davalı şirkete bayilik verdiğini ve bir kısım yatırımlar yaptığını, davalı şirketin de mülkiyetinde oian istasyon üzerinde ... lehine 27/10/2006 tarihinden itibaren 20 yıl süreli intifa hakkı tesis ettiğini ve yapılan bayilik sözleşmesi kapsamında istasyonu İşletmeye başladığını, İşbu protokol ile belirlenen yükümlülükler ve alınan yatırımlara karşılık bayinin, söz konusu akaryakıt İstasyonu üzerinde davacı lehine 1. ve 2. Dereceden toplam 3.500.000-TL ipotek hakkı tesis ettiğini, Protokolün imzalandığı ve istasyon üzerinde 20 yıllık intifa hakkının tesis edildiği tarihte Rekabet Kurumunun uzun süreli intifa haklarına yönelik şikâyetleri özet hukuk sorunu olarak gördüğünü ve reddettiğini, ancak bayilik sözleşmelerinin 5 yıldan uzun süreli yapılamayacağını ifade ettiğini, bu nedenle bayilik sözleşmesinin 5 yıl süreli olarak imzalandığını,  Davalı bayının vermiş olduğu taahhütname ile istasyonda beher yılda asgari 5,000 m3 beyaz ürünü ... alarak müşterilere satmayı kabul ve taahhüt ettiğini, dağıtım şirketlerinin bayilik hakkı tanıyacakları İstasyona yapılacak yatırımları ve ödeyecekleri bedelleri belirlerken bayinin satmayı taahhüt ettiği asgari ürün miktarını göz önüne aldıklarını, Diğer davalı ...'nun taraflar arasında imzalanan protokol ve akaryakıt bayilik sözleşmesini garantör sıfatıyla imzaladığını ve davalı bayinin borçlarına, protokol ve bayilik sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklere garantör olduğunu, ... lehine 20 yıl süreli intifa hakkı tesis edildikten 3 yıl sonra Rekabet Kurulu'nu akaryakıt sektöründe yaygın olan uzun süreli intifa ve kira sözleşmelerini özel hukuk sorunu olarak kabul eden yaklaşımını terk ettiğini ve bu tarihten sonra verdiği kararlarda rekabet yasağı süresini fiilen uzattığını, 12/03/2009 tarihli duyuru ile de sektörü bu hususta bilgilendirdiğini, Davalılar aleyhine daha önce İstanbul 11, Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/206 E. 2011/103 K. Sayılı dosyası ile ikame ettikleri sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasının taraflar arasındaki bayilik dikey ilişki ve intifa sözleşmesi devam ettiğinden reddedildiğini, Müvekkili şirketin, bayinin borçlarını ödememesi sebebiyle İntifa haklarını terkin etmekten İmtina ettiğini ancak Rekabet Kurulu'nun uyarısı sebebiyle ceza baskısı altında intifa haklarını süresinden önce terkin etmek zorunda kaldığını, Rekabet Kurulu'nun 18/09/2005 tarihinden önce yapılan ve 18/09/2005 tarihi itibariyle kalan süresi 5 yık aşan sözleşmelerin \"azami hadde indirgeme ilkesi\" gereğince 18/09/2010 tarihine kadar, 18/09/2005 tarihinden sonra kurulan sözleşmelerin ise akdedildikleri tarihten itibaren 5 yıl süre ile grup muafiyetinden yararlanacağını, bu tarihi aşan kısmının İse geçersiz olacağı sonucuna ulaştığını, Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 2007 yılında imzalandığını ancak Rekabet Kurumu'nun taraflar arasında imzalanan ilk sözleşme olan 27/10/2006 tarihli protokoiü esas aldığını, bu sebeple dikey İüşkİnin 27/10/2011 tarihine kadar grup muafiyetinden yararlanabildiğim, davalı bayinin de keşide etmiş olduğu ihtarname İle taraflar arasındaki bayilik dikey İlişkisinin 27/10/2011 tarihinde sona erdiğini ihtar ettiğini, Davalı bayinin 27/10/2011 tarihinden sonra davacı şirketten yeniden bayilik sözleşmesi imzalamak için ekstra taleplerde bulunduğunu; oysa davacı şirketin bayilik ilişkisinin başlangıcında yatırımlar gerçekleştirdiğini, istasyonun 20 yıllık İntifa hakkını aldığını, Rekabet Kurumu görüş değişikliğine girmeseydi 20 yıllık intifa hakkının geçerli kalacağını ve bayilik sözleşmesinin 30/04/2012 tarihinde sona ereceğini, beşinci yılın sonunda ise ... yeniden sözleşmek imzalayıp imzalamama konusunda söz sahibi olacağını, şayet davalının bayiliğinden ve satışlarından memnun ise yeniden sözleşme imzalayacağını, aksi halde intifa hakkı kendisinde, olan istasyonu, uygun göreceği başka bir bayi ile işletebileceğim, anılan Rekabet Kurumu kararıyla İplerin bayinin eline geçtiğini, intifanın terkini ite davalı bayinin başka bir dağıtım şirketiyle anlaştığını, 27/10/2006 tarihli protokol şartları gereği davacının istasyona toplam 1.476.998 USD tutarında yatırım gerçekleştirdiğini, bu bedellerin belirlenen İstasyonda 20 yıl süresince ... markası ve kurumsal kimliği altında taahhüt edilen miktarda benzin, motorin satışı yapılacağı inancıyla belirlenerek ödendiğini, belirlenen yatırımın davalının 20 yıl müddetle ve toplamda 100.000 m3 ürün satması İhtimaline göre hesaplandığını, oysaki davalı bayinin İlk ürünü sözleşmenin başladığı tarihten 1 yıl 3 ay 7 gün sonra aldığını ve toplamda 9.177 m3 ürün aldığını, Rekabet Kurumu kararı sonucu İntifa ilişkisinin muafiyet süresini aşan kısmının geçersiz olduğunu, bayilik ilişkisinin sona erdiğini, ifa edilmeyen dönemler bakımından edimlerin İadesinin gerektiğini, 27/10/2006 tarihli protokolün tazmin yükümlülüğü başlıklı bayi 3.1.5 maddesine göre; taraflar arasındaki bayiliğin herhangi bir nedeni sona ermesi halinde davalıların tazmin etmekle yükümlü olduğu tutarın belirlendiğini, belirterek; fazlaya ilişkin doğmuş ve doğacak her türlü hakları saklı kalmak kaydı İle dava dilekçesinin ekinde (Ek-16) kayıtlı ayrıntılı hesap tablosunda belirtmiş olduğu 6.632.863,87 TL alacaklarının, dava tarihinden İtibaren 1.719.643,66 TL tutarındaki anapara alacaklarına dava tarihinden itibaren TCMB'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizi oranında faizi ile birlikte davalı bayi ve garantörden müştereken ve müteselsilen tahsiline, başkaca cezai şart, kar mahrumiyeti, ariyet malzemelerin iadesi, istasyon üzerindeki intifa hakkından kaynaklanan haklar, marka haklarını saklı tutulmasına, yargılama giderleri İle vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında akdedilmiş bayilik sözleşmesi feshinin tamamen Rekabet Kurutu kararına dayandığını, sözleşme süresinin sınırlandırılmasında müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, sözleşme süresinin bitiminde davacının öne sürdüğü ağır sözleşme şartlarını kabul etmeyerek başka bir dağıtıcı şirket ile anlaştığı için davacının müvekkilinden adeta Öç almak istediğini, Rekabet Kurulu kararının müvekkiline tanıdığı hakkın kullanılmış olmasının davacı tarafça suiistimal edildiğini, 20 yıla dönük kar beklentisinden mahrum kalmasının tüm sonuçlarını davalıya yükletmeye çalıştığını, davacının müvekkiline imzalattığı sözleşme şartlarının haksız ve tek taraflı hazırlanmış ve yeni BK'nun ilgili hükümleri karşısında geçersiz sayılması gereken genel işlem şartları niteliğinde olduğunu, Dava dilekçesinin 7.sayfasında bayilik ilişkisinin 27/10/2011 tarihi itibariyle sona erdiğinin belirtilmesine rağmen aynı sayfada 1.719.643 TL'lık anaparanın ödeme tarihlerinden İtibaren faiz yürütülerek ana para+ vade farkı+ KDV toplamı olarak 6.632.863 TL\" nin iadesini talep ettiğini, ticari teamüllere aykırı ve bizzat kendilerince yapıldığı anlaşılan hesaplama yöntemi ile iddia ve talep ettiği rakamları çıkardığını, bunların kabulünün mümkün olmadığını, davacının ancak Rekabet Kurulu kararı sonucu bayilik ilişkisinin sona erdiği 27/10/2011 tarihinden itibaren zenginleşme iddiasını gündeme getirebileceğini, Ana paranın nasıl 3,85 kat arttırılarak bu rakama ulaşıldığının belirsiz olduğunu, davacının bir yandan faizden bir yandan da vade farkından bahsetmesinin bileşik faiz yasağına aykırı davrandığı kuşkusuna yol açtığını, Davacı şirketin taleplerine dayanak olarak 4 kalemi gösterdiğini, bunlardan kurumsal kimlik giydirmesinin davacıya iade edildiğini, demirbaş yatırımının tutulan tutanak İle davacıya iade edildiğini, kalan birkaç tankın da satın alındığını, inşaat yarımının 27/10/2006 tarihli protokolde İleri sürülen koşullar dahilînde yapıldığını, bayilik hizmet bedelinin ise adından anlaşıldığı gibi bayilik hizmetinin bedeli olduğunu ve süreli olmadığını, faturasının da bu şekilde tanzim edildiğini, Rekabet Kurulu kararının uzun süreli intifa ve kira sözleşmelerinin, rekabet yasağının süresini fiilen uzatacak şekilde kullanılamayacağını açıkça belirttiğini, davacının kötü niyetli, müvekkillerinin iyi niyetli olduğunu, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 42. Maddesinde de bu sözleşmenin süresinin 5 yit olduğunu ve tarafların isterse yenileyebileceklerinin açıkça yazılı olduğunu, davacının sanki bu hüküm yokmuş gibi davranmasının hem kötüniyetli hem de bayi üzerinde baskı kurma ve Rekabet Kurulu kararlarını dolanma niyetini açıkça gözler önüne serdiğini, Davacının basiretli davranmadığını, iyiniyeti zenginleşenîn İade borcunun kapsamının BK 63, Ve 64, Maddeleri gereği sınırlı olduğunu, Davalı şirketin davacıdan ilk ürünü 07/08/2008 tarihinde yanı bayilik başladığından 1 yıl 3 ay 7 gün sonra aldığını oysaki davacı delilleri arasında inşaat yatırım belgesi olarak sunulan hak ediş faturalarından anlaşıldığı üzere, bayilik sözleşmesinin müvekkili şirket bakımından 30/04/2007 tarihinde yürürlüğe girdiğini, ancak istasyondaki inşaat işlerinin 2007 yılı Ağustos ayına kadar devam ettiğini, davacı şirketin tüm bu süreçte müvekkilinden aktif bir biçimde vaat edilen satış grafiğini neden yakalayamadığının hesabını sorduğunu, Davacı şirketin müvekkili şirkete karşı taahhütlerini yerine getirmediği iddiası ve cezai şart talebiyle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesİ'nde açtığı 2010/442 Esas 2012/27 Karar sayılı davanın reddedildiğini savunmuş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili 03/12/2012 harçlandırma tarihli karşı dava dilekçesinde özetle:  Müvekkili ile karşı davalı şirket arasında 30/04/2007 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalanmadan, bu sözleşmenin ayrılmaz parçası olarak zikredilen 27/10/2006 tarihli protokolü imza etmek mecburiyetinde kaldığını, ilgili protokol hükümleri gereğince karşı davalıya 20 yil süreli intifa hakkı verildiğini ve davacı(karşı davalı) lehine İpotek hakları tesisi ettiğini, intifa hakkının karşı davalı tarafından Rekabet Kurumu tarafından uyarıldıktan sonra kaldırıldığını, tesis edilen 3,500.000 TL değerindeki ipotek hakkının ise cevap tarihî itibariyle halen fek edilmediğini, taşınmaz üzerinde mevcut ipotek nedeniyle müvekkilinin başka dağıtım şirketleri ile yapacağı bayilik sözleşmeleri için teminat göstermekte güçlük çektiğini, müvekkilinin sırf bu nedenle uğradığı itibar kaybı mukabili 30.000 TL manevi zararının olduğunu, taşınmazı teminat gösteremedikleri, kredi kullanamadıkları için uğradıkları zararın şimdilik 30,000,00 TL'lik kısmının tazminine karar verilmesini talep ettiklerini, mahkeme tarafından yaptırılacak zararın tespiti, tapu kayıtlarının celbi, yeni bayilik sözleşmesinin celbi, dinlenecek tanıkların görgüye dayalı beyanları ile alacak rakamının netleşeceğini, belirterek; karşı davanın kabulü ile müvekkilleri lehine 30.000 TL manevi tazminata ve uğranılan zararın belirsiz olması hasebiyle şimdilik 30.000 TL, maddi tazminata hükmedîlmesine, bu alacak rakamlarına sözleşmenin sonlandırıldığı 27/10/2011 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işletilmesine, noter ihtara masrafları, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı(karşı davalı)üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı- karşı davalı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde özetle: Davalı(karşı davacı) vekilinin karşı dava dilekçesinin netice ve talep kısmında ipoteğin fekki talebinin yer almamasına rağmen, dava dilekçesinde İpotek fekki talep ettiğini, bu talebin hem usul hem de esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, ipotek bedeli üzerinden eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini,  Davalı (karşı davacı) vekilinin davacı (karşı davalı) şirketin ipotek terkinini yapmaktan İmtina ettiği ve bu durumun keyfi olduğu yönündeki beyanlarının hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, Davacı yanın sözleşmeler akdedilir İken hata ve hileye düşürüldüğü iddiasının asılsız olarak suçlayıcı nitelikte olduğunu, İpotek akit resmi senedinde yer alan koşulları biLmedîği İddiasının tamamen kötü niyetli olduğunu, davacının tacir olması hasebiyle yaptığı iş ve imzaladığı sözleşmelerin önem ve mahiyetini bilmek durumunda olduğunu,  Sözleşmeler Hukukuna hakim prensipler gereği, tarafların ticari İlişkinin oluşması için özgür iradeleri ile üzerinde fikir birliğine vardıkları konularda sözleşme yaptıklarını ve bu sözleşmeleri uyguladıklarını,  Terkini talep edilen ipoteklerin müvekkili şirket fehine davacılar tarafından özgür iradeyle ve kanuna uygun olarak tesis edildiğini, ipoteklerin fekki ile ancak davacılar ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmeler sebebiyle her ne sebeple doğarsa doğsun cezai şart da dâhil olmak üzere bayinin doğmuş ve ileride doğacak tüm borçlarının ödenmesi halinde söz konusu olacağım, Davacı taleplerinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, İstanbul 36. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/159 E. ve İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/442 E, Sayılı dosyalarının yargılamaları devam etmekte olması nedeniyle, İpoteğin terkinini bu kapsamda talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, iddia ederek, öncelikle eksik harcın tamamlattırılmak suretiyle davanın esasına girilmesine, aksi halde davacının davasının reddine, hukuki dayanaktan yoksun karşı davanın reddine yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı (karşılık davacı)ya yükletilmesine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Bayilik Hizmet bedelinin 5 yıllık sözleşme kapsamında verildiği yönündeki görüşümüzün kabulü halinde; dava dilekçesi ekinde sunulan hesaplama tablosu verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, ödenen KDV hariç 1.451.700,- TL’nin 147.792,12 TL’lik kısmının davacı tarafa iade edilmesi gerektiği, iade edilmesi gereken tutarın dava tarihi itibariyle faizinin KDV dahil 193.247,49 TL olacağı, denkleştirici Adalet İlkesi gereği hesaplama yapıldığında ise; iadesi gereken 147.792,12 TL’nin dava tarihi itibariyle güncellenmiş değerinin KDV hariç 221.408,72 TL, KDV dâhil 261.262,29 TL olacağı, aksi takdirde; Bayilik Hizmet bedelinin 20 yıllık intifa sözleşmesi kapsamında verildiğinin kabulü halinde; dava dilekçesi ekinde sunulan hesaplama tablosu verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, ödenen KDV hariç 1.451.700,- TL’nin 1.117.115,77 TL’lik kısmının davacı tarafa iade edilmesi gerektiği, iade edilmesi gereken tutarın dava tarihi İtibariyle faizinin KDV dahil 1.460.699,15 TL olacağı, Denkleştirici Adalet İlkesi gereği hesaplama yapıldığında ise; iadesi gereken 1.117,115,77 TL'nin dava tarihi itibariyle güncellenmiş değerinin KDV hariç 1.673.561,31 TL, KDV dahil 1.974.802,35 TL olacağı, 2.Sabit Yatırımların sözleşme süresine bakılmaksızın yapılması gereken kalıcı yatırımlar olduğu, bu nedenle talep edilemeyeceği, Yatırım bedellerinin talep edilebileceğinin kabulü halinde ise; yatırımların fesih ve dava tarihi itibariyle (ikame) değerlerinin belirlenmesi gerektiği, ayrıca sökülüp davacıya teslim edilen yatırım kalemlerinin değerinin de tespit edilmesi gerektiği, Eldeki veriler ışığında hesaplama yapıldığında; Sabit Yatırım bedelinin 5 yıllık sözleşme kapsamında verildiğinin kabulü halinde; dava dilekçesi ekinde sunulan hesaplama tablosu verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, ödenen KDV hariç 497.000,- TL’nin 50.597,69 TL’lik kısmının davacı tarafa iade edilmesi gerektiği, iade edilmesi gereken tutarın dava tarihi itibariyle faizinin KDV dahil 67.086,64 TL olacağı, denkleştirici Adalet İlkesi gereği hesaplama yapıldığında ise; iadesi gereken 50.597,69 TL’nin dava tarihi İtibariyle güncellenmiş değerinin KDV hariç 75.427,75 TL, KDV dâhil 89.004,75 TL olacağı, sabit Yatırım bedelinin 20 yıllık intifa sözleşme kapsamında verildiğinin kabulü halinde; dava dilekçesi ekinde sunulan hesaplama tablosu verileri baz alınarak hesaplama yapıldığında, ödenen KDV hariç 497.000,- TL’nin 382,452,67 TLTik kısmının davacı tarafa iade edilmesi gerektiği, iade edilmesi gereken tutarın dava tarihi İtibariyle faizinin KDV dahil 507.087,70 TL olacağı, denkleştirici Adalet İlkesi gereği hesaplama yapıldığında ise; iadesi gereken 382.452,67 TL’nin dava tarihi itibariyle güncellenmiş değerinin KDV hariç 570.135,59 TL, KDV dâhil 672.760,00TL olacağı belirtilmiştir. Yukarda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere; üç ayrı bilirkişi kurulundan rapor ve ek raporlar alınmış, olup, dosya kapsamına göre öncelikle, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 27.11.2011 tarihi itibarıyla ve ...in doğmuş ve doğacak hakları saklı kalmak kaydıyla ve fesih protokolü ile taraflarca sonlandırıldığı sabittir. Yine 27.10.2006 tarihli protokol ile aynı tarihli ve davacıya intifa hakkı tesis eden resmi senetle de intifa süresi 20 yıl olarak  kabul edilmiştir. Buna göre intifa süresinin bitim tarihi 27.10.2026 tarihidir. Davacıya protokol tarihi ile aynı tarihli fatura tanzim edildiği ve 1.713.006 TL bedelli faturada bayilik hizmet bedeli açıklamasının yer aldığı görülmektedir. Dava dışı firmalar tarafından davacıya düzenlenmiş ve dava konusu istasyona ait kurumsal kimlik ve demirbaşlara ilişkin muhtelif faturalar tanzim edildiği, bilirkişi kurulu raporlarında ayrıntısına yer verilen altı adet fatura toplamının da 586.460,00 TL olduğu belirlenmiştir. 30.04.2007 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin 42.maddesinde Rekabet Kurulu'nun 2002/2 sayılı Tebliği doğrultusunda sözleşme süresinin taraflarca beş yıl olarak belirlendiği görülmektedir. Bu durum karşısında bayilik hizmet bedelinin de beş yıl süreli bayilik sözleşmesi için verildiğinin kabulü gerekir. 30.04.2007 bayilik hizmet bedeli ödeme tarihi, 30.04.2012 bayilik sözleşme süre sonu, 27.10.2011 sözleşme fesih tarihi dikkate alındığında toplam 1827 gün için fesih tarihine kadar geçen sürenin 1.641 gün ve kalan sürenin de 186 gün olması karşısında 1.713.006,00 TL toplam bedelden kalan süreye isabet eden miktarın 174.394.70 TL olacağı, istasyon için yapılan toplam 586.460,21 TL yatırım bedeli bakımından da, sabit yatırımların kullanılmayan süresine isabet eden kısmının 450.310,95 TL olacağı hesaplanmıştır. Bu kapsamda, tüm dosya içeriği, bayilik sözleşme tarihi ve sona erdirilmesi bakımından dosya içeriğine, yapılan keşif ve toplanan delillere uygun tesbit ve değerlendirmeler içeren 15.03.2016 tarihli bilirkişi kurulu raporu ve bu heyete mali müşavir bilirkişi de dahil edilerek alınan 13.06.2016 tarihli bilirkişi kurulu raporu dosya kapsamına uygun bulunmuş, mahkememizce de bu raporlara itibar olunmuştur.  Açıklanan tüm bu nedenlerle sabit yatırımların kullanılmayan süresine isabet eden kısmının 450.310,95 TL ve bayilik hizmet bedelinin kullanılmayan süresine isabet eden kısmının da 174.394,70 TL ve buna göre toplam talep edilebilecek miktarın 624.705,65 TL olduğu sonuç ve kanaatine varılmış, davalı ...'nun da Protokol ve Bayilik Sözleşmesini Garantör olarak imzalayıp, davalı bayi ile birlikte borçtan sorumlu olduğu, diğer yandan karşı davaya konu  (keza karşı davada dava dilekçesi içeriğinde ipoteğin kaldırılmamış olmasını, tazminat taleplerine gerekçe bakımından ifade ettiği ve netice-i talepte ipoteğin fekki talebine yer verilmemiş olması da dikkate alınarak)  maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından bir delil sunulmadığı gibi, ipoteğin kaldırılmaması tek başına manevi tazminat tayinini gerektirmeyip, manevi tazminat tayinini gerektirir başkaca bir hususta bulunmadığından karşı davanın reddi ile asıl davanın kısmen kabulüne\" karar verilmiştir. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı -karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece bayilik hizmet bedelinin beş yıl süreli bayilik sözleşmesi için verildiğinin kabulünün gerektiğini, gerekçesinin  tüm dosya içeriğine, toplanan delillere, petrol mevzuatına ve  akte vefa kuralına uygun olmaması, akde vefa, beklenmeyen hal şartının sözleşmeye etkisinin değerlendirilmemesi, davalı tarafından bayilik sözleşmesinin intifa hakkına bağlı olarak süresinin dolduğunu ihtarname ile kabul etmek suretiyle sözleşme süresinin intifa süresine bağlı olduğunun ikrar edilmiş olduğu delili, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olması ve iade edilecek tutarın denkleştirici adalet ilkesine göre güncellenmiş değeri talep edilmişken kararda bu talebimizin reddine ilişkin bir gerekçeye yer verilmemiş olmasını, hususları hep birlikte değerlendirildiğinde hukuka aykırı olan mahkemece kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini, öncelikle tehiri icra talebimizin kabulü ile  İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09.05.2019 tarih ve 2014/818 Esas-2019/401Karar sayılı kararının icrasının geri bırakılmasına, istinaf incelemesi duruşmalı  yapılmak sureti ile, asıl dava yönünden İstanbul 8.asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09/05/2019 tarih ve 2014/818 Esas-2019/401 Karar sayılı  kısmen kabul kararının ortadan kaldırılmasına, haklı davamızın kabulüne, karşı dava yönünden İstanbul 8.asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09.05.2019 tarih ve 2014/818 Esas-2019/401 Karar sayılı kararının onanmasına,yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine,karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar - karşı davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Asıl davada;Bayilik hizmet sözleşmesi ile ilgili olarak kurulan hüküm fıkrasının 13/06/2016 tarihli bilirkişi raporunda; bayilik hizmet süresinin başlangıç tarihi, hatalı olarak 30/04/2007 tarihinde başlatıldığını, 30/04/2012 tarihinde bitirilmiş olduğu ve bu yanlış tarihler yüzünden kullanılmayan süreye karşılık geldiği bildirilen 174.394,70 TL’nın iadesine dair hüküm fıkrasının kaldırılmasını, sabit yatırımların sözleşme süresine bakılmaksızın yapılması gereken yatırımlar olduğu ve bu nedenle talep edilemeyeceğinin kabulüne ve davacı talebinin reddi ile tazmine ilişkin kurulan hükmün kaldırılmasını, sabit yatırım bedellerine dair talebin kabulü  halinde ise, yatırımların fesih ve dava tarihi itibariyle değerlerinin belirlenmesi ve davacıya teslim edilen yatırım kalemlerinin değerinin tespit edilmesi ve ana rakamdan düşülmesi ve beraberinde sabit yatırımlar içerisinde sökülünce kullanılabilir olanların tamamının davacı yana teslim edildiği, sökülmesi halinde kesinlikle kullanılamayacak ve hurda olacak olanlara ilişkin de tarafların aralarındaki ticari ilişkideki alacak borç durumları gözetilerek yapılan mutabakatla müvekkil şirkete bırakılması, ayrıca müvekkil şirket tarafından davacı yana teslim edilen (... yatırımları, sökülebilir kurumsal kimlik (150.000 TL), pompalar (60.000 TL) jeneratör (35.000 TL) ile sökülüp davacı şirket tarafından teslim alınan komprasör ve hava su saati ile market rafları (50.000 TL)  gibi kalemlerin  hesaplamaya dahil edilmesi hususlarının gözetilmesini, devamla, dava dışı 2 firma tarafından, davacı için düzenlenen ve kalıcı  işlerle ilgili olduğu iddia edilen bir kısım faturaların mutlaka sevk irsaliyeleriyle birlikte müvekkil şirket için yapılan kalıcı işlere ilişkin harcamalar olduğu ortaya koyulması hususlarının tamamen eksik ve belirsiz olması nedeniyle, müvekkil şirketten, sabit yatırımların kullanılmayan süresine karşılık hükmedilen 450.310,95 TL bildirdiğimiz esaslar çerçevesinde yeniden hesaplanması için bu yöndeki kararın kaldırılmasına ve böylelikle tek bir başlık altında toplanan ve kısmen kabule konu 624.705,65 TL’lık 1 nolu hüküm fıkrasının bozulmasına/ kaldırılmasını, karşı davamızın reddine dair kararın, taşınmazın değerine göre hesaplanacak dava harcını tamamlayamayacak durumda olan müvekkilin maddi durumunun bir sonucu olduğunu, bunun ne denli yıpratıcı olduğu gerçeğini ortaya koyduğunu, kredi başvurularının reddedildiği iş çevresinde itibar kaybı sonucunda yaşadığı psikolojik sorunları parasızlık, harç yatıramama ve ipoteği kaldıramama ve bütün bu nedenlerle 14 yıldır çekilen sıkıntıların göz ardı edilmesi sonucu manevi tazminat talebimizin reddine dair kararın istinaf incelemesi ile kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yüklenmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi kapsamında ödenen bayilik hizmet ve inşaat işleri bedelinin sözleşmenin 5 yılı aşan süre için geçersiz hale gelmesi nedeniyle kullanılamayan süreye tekabül eden tutarın  tahsili istemine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın ise reddine karar verilmiş, bu karara karşı, davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı şirket ile davalı bayi arasında 27/10/2006 tarihli Bayilik Protokolü akdedildiği, bu sözleşmenin davalı ... tarafından garantör sıfatıyla imzalandığı, sözleşmelerin Rekabet Kurulu Kararları çerçevesinde 5. yılın sonunda 27/10/2011 tarihinde karşılıklı olarak fesih edildiği ihtilafsızdır. İstinafa gelen uyuşmazlık, akaryakıt bayiilik sözleşmesi uyarınca davacı tarafından ödenen bayilik hizmet ve inşaat işleri bedelinin kullanılmayan süreye karşılık gelen tutarının davalılardan talep edilip  edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin imzalandığı tarihte 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun uyarınca Rekabet Kurulu'nun çıkardığı 2002/2 numaralı tebliğ ile akaryakıt bayilik sözleşmesinin süresinin 5 yıl ile sınırlanmış olup, taraflarca bu husus bilinerek sözleşme imzalandığı görülmüştür. Bayilik Protokolünün 3.2.3 maddesinde, protokolün 3.2.2 maddesinde temin edilmesi kararlaştırılan menkul değer ve hizmetlerin yanı sıra 2. maddesinde tanımlanan amaca yönelik olarak ayrıca toplamda KDV hariç 1.000.000,00 USD tutarındaki bayilik hizmet bedelinin, bayinin ve garantörün üstlendiği edimlere karşılık bayi tarafından düzenlenecek hizmet faturası karşılığında  hizmet bedeli olarak ödeneceği, bu ödemenin tamamının intifa ve teminat verme yükümlülüğünün yerine getirilmesini müteakip ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda, bayi tarafından düzenlenen 27/10/2006 tarihli KDV dahil 1.713.006,00 TL tutarında bayilik hizmet bedeli faturası düzenlenmiş olup davacı tarafından bu fatura bedeli davalı firmaya 30/10/2006 tarihinde 856.503,00 TL ve 07/11/2006 tarihinde 849.895,00 TL olarak ödenmiş ve anılan faturaların protokolün 3.2.3 maddesinde belirtilen hizmet bedeli ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Buna göre, davacı tarafından, bayilik hizmet bedeli adı altında yapılan ödemelerin süresi 5 yıl olan bayilik için yapıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dosya kapsamındaki deliller ile davacının davaya konu bayilik hizmet bedeli açıklamalı ödemelerinin 15 yıl süreli intifa hakkı ile ilişkili olduğu hususu da kanıtlanamamıştır. (Yargıtay 19. HD nin  15.01.2015 tarih ve  2014/3204 E.-2015/34 karar  sayılı ilamı ) Davacı vekillinin bu hususlara ilişkin istinaf nedenleri yerinde olmadığı gibi ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.Diğer yandan taraflar arasındaki 27/10/2006 tarihli sözleşme ile başlayan bayilik ilişkisinin 27/11/2011 tarihi itibariyle sona erdiği açık olup, bu durumda davacının bayilik ilişkisinin intifa süresi sonuna kadar devam edeceğine inanarak yaptığı kalıcı yatırımlara ilişkin ödemelerin yararlanamayacağı süreye karşılık gelen kısmının iadesinin, bu ödemelerle yapılan yatırımların halen davalı bayinin kullanımında olması ve taşınmazına değer katması koşuluyla kabulü gerekir (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 17/10/2019 tarihli 2018/2253 E., 2019/4818 K. sayılı emsal kararı).Bu anlamda davacının davaya konu istasyonun inşaat işleri dolayısıyla dava dışı şirketlere yaptığı ödemelere konu faturalara dayandırdığı bu yatırımların sabit yatırım niteliğinde değerlendirilebileceği anlaşılmıştır.Mahkemece mahallinde yapılan keşifte alınan bilirkişi raporu yeterli olmayıp, davacının iddia ettiği sabit yatırımların davalının istasyonunun bulunduğu taşınmazın değerinde bir artış/fayda sağlaması, davalının kalıcı nitelikteki bu yatırımları kullanarak ticari faaliyetinin devam ettiğinin sabit olmasına bağlıdır. İstasyonun faaliyete geçmesi için zaruri olmayan giderlerin geri istenmesi mümkün değildir.  Ne var ki, istasyonun işletilmesi için zorunlu olup halen davalıya fayda sağlayan (akaryakıt tankı, tank havuzu, hizmet binası, kanopi-tonoz, vb.) sabit yatırım bedelleri davacı tarafından talep edilebilir. Bu durumda mahkemece, taşınmaz üzerinde keşif yapılarak davacı tarafından yapılan yatırımların ( bina gibi ) neler olduğu ve bu yatırımların kullanılmaya devam edilip edilmediği ile ayrıca taşınmaza değer katıp katmadığı yönünde, konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yapılarak sabit yatırımlardan davalıya ekonomik fayda sağlayıp sağlamadığının ve bu yatırımların sözleşme süresi ile kısıtlı olmaksızın akaryakıt istasyonunun faaliyete geçirilmesi için yapılması zorunlu yatırım olup olmadığının konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yapılarak tespiti gerekir. Bu bakımdan mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Asıl dava davalı Karşı dava davacılar vekilinin manevi tazminat taleplerinin reddi yönündeki istinaf başvuru başımından ise; Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Somut uyuşmazlıkta ispat yükü üzerinde olan karşı dava davacısı, davalı ile arasında bayilik sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme gereğince davalı lehine ipotek ve intifa hakkı sağladığını, ancak davalı tarafın aralarındaki ticari ilişki sona ermesine rağmen ipotekleri fek etmekten imtina ettiğinden ticari hayatının zora girdiğini teminat göstermekte güçlük yaşadığını ve ticari itibarının zedelendiğini dosya kapsamındaki deliller ile ispat edememiştir. Bu durumda mahkemece manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi  isabetli olmuştur. Bu nedenle asıl dava davalı/karşı dava davacılar vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun  başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, aşağıdaki şeklide karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı ve davalılar vekilinin   istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, 2- Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,3-İstinaf yoluna başvuran davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine,4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 06/02/2024 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7a3b69d892e66d9e","SID":"641c5c1461b8a3e2"}}