{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2273 <br>KARAR NO: 2024/164<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2011/359 Esas<br>KARAR NO: 2020/499<br>KARAR TARİHİ: 16/07/2020<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 07/02/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkil davacı şirket ile davalı şirket arasında 07.01.2006 tarihinde sözleşme akdedildiğini, müvekkil şirketin sözleşmenin 3. maddesinde yer alan işleri yapmayı taahhüt ettiğini, anılan işler karşılığında davalı şirketin sözleşmenin ekinde yer alan listedeki navlun fiyatları ile ilgili taşıma bedellerini, davacı şirket tarafından taşıma faturalarının kendisine gönderildiği günden sonraki 5 iş günü içinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, yine sözleşmenin 5/a maddesinde; \"navlun fiyatında yapılacak fiyat artışlarının, başlangıç motorin fiyatrnın Ankara baz alınmak suretiyle yapılacağını, başlangıç motorin fiyat artış oranının aşılması halinde gelen toplam zammın %35'nin ilave edilmesi yöntemiyle yeni navlun bedelinin hesaplanacağının\" kararlaştırıldığını, ayrıca TEFE ve TÜFE artışlarının da 6 ve 12 ayda %65 oranında navlun bedeline yansıtılacağının belirtildiğini, sözleşme konusu taşıma işinin müvekkili tarafından yapılmaya başlaması ile 18.01.2006 tarihinde motorin fiyatının 2.04 TL'den 2,07 TL'ye yükseltildiğini, müvekkili tarafından motorin fiyat artışının yansıtıldığı yeni navlun bedeline ilişkin listenin davalıya e-mail ile gönderildiğini, sözleşme hükümleri uyarınca fiyat artışının artışı takip eden ayın 1. gününden itibaren navlun bedeline yansıtılmasının talep edildiğini, ancak fiyat artışının hakkaniyete uygun şekilde yansıtılmadığını, davalı taraftan defalarca talep edilmesine rağmen ödeme miktarlarında herhangi bir düzeltme yapılmadığını, anılan gelişmeler üzerine müvekkil şirket tarafından 08.10.2010 tarihinde davalıya bildirimde bulunularak 18.10.2010 tarihinden itibaren yüklemelere araç temin edilmeyeceğinin ihtar edildiğini, ancak yapılan bildirime rağmen 18.10.2010 tarihine kadar davalı şirketin sözleşme gereği yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerini yerine getirmediğini, navlun bedelini ve çalışma koşullarını düzeltmediğini, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirdiğini, sözleşme ile kararlaştırılan hususlara aykırı davranan davalı şirketin kendi kusuru nedeniyle sözleşmenin sona erdiğini belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 8.500,00 TL alacağın 18.10.2010 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 18/12/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebini 1.142.065,89 TL'ye çıkartmış, noksan nisbi harcı ikmal etmiştir.  <br>CEVAP: Davalı  vekili cevap dilekçesi ile; dava dilekçesinde belirtilen davaya konu faturalar, ihtarnameler vs. evrakların müvekkil şirkete tebliğ edilmediğini, bu sebeple yazılı delillerini dava dilekçesine eklemeyen ve göndermeyen davacıya eksikliğin giderilmesi için süre verilmesine, ayrıca müvekkil şirketin merkezi Kartal olmasına rağmen taşıma işinin Ankara'da gerçekleşmesi sebebiyle Ankara Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını, yine davacının taleplerinin bir kısmının TTK' nın 99 Md. Hükmü gereği zaman aşımına uğradığını, bu nedenle reddinin gerektiğini, müvekkil davalı şirket ite davacı şirket arasında iddia ediidİği gibi bir sözleşmenin bulunmadığını, taraflar arasında ..., ... ve ... Mağazalarından ilgili depolara nakliye yapılması hususunda anlaşmaya varıldığını, ayrıca taraflar arasında akdedilen bir sözleşmenin olmaması sebebiyle ilgili sözleşmedeki 5/a maddesinin tatbikinin mümkün olmadığını, iş bu sözleşmenin uygulandığına dair bir delilinde bulunmadığını, davacı vekilinin sözleşme uyarınca yazılı navlun fiyatları ve motorin artışlarına ilişkin alacak davasının haksız olduğunu, 18.01.2006 tarihinden iş ilişkisinin sona erdiği 18.10.2010 tarihine kadar 4,5 yıl boyunca taşıma işinin yerine getirildiğini, davacı şirketin müvekkil şirkete tebliğ ettiği faturaların kayıtlara alındığını, müvekkil şirketin bu süre zarfında mutabakata varılan faturaları ödediğini, dosyaya sunulan yazışmalardan da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki edim dengesinin bozulduğunun ve iş ilişkisinin devamının mümkün olmadığının belirtildiğini, bu nedenle huzurdaki hakstz ve mesnetsiz davanın reddinin gerektiğini savunarak öncelikle yetki itirazlarının kabulü ile dosyanın yetkili Ankara Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, neticeten haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesine karşı sunmuş olduğu beyan dilekçesi ile ıslah ile artırılan kısım yönünden zamanaşımı itirazında bulunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, \" ... Görüldüğü üzere, uyuşmazlık ticari ilişkinin varlığında değil, motorin fiyat artışlarının ve enflasyon artışlarının, davacının verdiği taşeronluk hizmetine karşılık hak kazanacağı ücrete nasıl yansıtılacağına ilişkindir. Davacı bunu ispat için arada bir sözleşme olduğunu ileri sürmüş, davalı ise inkar etmiştir. Davalının ayrıca sözleşmedeki imzanın yetkililerine ait olmadığına ilişkin beyanı esasen bir imza inkarıdır. Dosyada mübrez sözleşme örneği incelendiğinde, sözleşmenin 4 sayfa olduğu, davacı ve davalı şirketlerin ünvanlarının yazılı olduğu ve altlarında isim olmaksızın bir imzanın mevcut olduğu görülmüştür. Bu noktada davacı iki husustan birini ortaya koymalıdır. Ya sözleşme aslı ibraz edilecek, imza incelemesi yaptırılacaktır ya da davacı yazılı bir sözleşme olmasa dahi tarafların 5. maddede yazıldığı gibi faturalar düzenleyip ödenmesi için yazışmalar yapıldığını veya zaman içinde bu şekilde bir ticari teamül oluşturduklarını ortaya koyacaktır. Davacıya 19/04/2012 tarihli 3. celsede sözleşme aslını sunması için iki hafta süre verilmiş, ancak davacı taraf, sözleşme aslını sunamamıştır. Tarafların her ikisinin de tacir olması ve TTK.nun 64 vd maddeleri  kapsamında defter tutma yükümlülüklerinin bulunması karşısında tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmasına karar verilmiştir. Davacının şirket merkezi Ankara olmakla, Ankara nöb. Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış; Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/63 talimat sayılı 14/03/2014 tarihli mali müşavir tarafından tanzim edilen raporda, davacının 2006 yılından 2011 yıllarına kadar olan ticari defterleri incelenmiş; bilirkişi, “defterlerin bir kısmının hiç ibraz edilmediğini, ibraz edilenlerin kapanış tasdiklerinin olmadığını,  TTK bağlamında sahibi lehine delil vasfının olmadığını, davacının muavin kayıtlarında davalıdan 218.438,85 TL alacaklı olarak göründüğünü” belirtmiştir. Davalı şirket merkezinin İstanbul’da olması sebebiyle 29/04/2014 tarihli celsede ara karar oluşturulmuş, bir mali müşavir bir borçlar hukuku uzmanı marifetiyle inceleme yaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti 28/01/2015 tarihli raporunda, sözleşmede şirket temsilcilerinin isimlerinin yazılı olmadığını, bağlayıcı olup olmadığının mahkemenin takdir edeceğini, sözleşmeden kaynaklanan fiyat farkına ilişkin bugüne kadar davalı tarafından bir ödeme yapılmadığını, ticari bir teamül oluşmadığını, davalı defterlerine göre davalının davacıya borcunun bulunmadığı, alacağın ispata muhtaç olduğunu belirtmiştir. Davacı sunduğu e-mail yazışmaları ile rapora itiraz etmiştir. Davacının itirazları da gözetilerek bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişiler 23/03/2016 tarihli ek raporda, sözleşmedeki imzanın davalı tarafından inkar edildiğini, heyette imza incelemesi yapacak bir uzmanın olmadığını, e-mail yazışmalarında akaryakıt fiyat farkı ve enflasyon farkı ile ilgili çeşitli yazışmalar olduğunu, mahkemece delil olarak kabul edilecekse heyette bir akaryakıt uzmanı olmadığından hesaplama yapılamayacağı mütalaa edilmiştir. Bunun üzerine 15/12/2016 tarihli ara kararla bir mali müşavir, bir taşımacılık uzmanı, bir akaryakıt uzmanından oluşan bilirkişi heyeti atanarak rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyetinin 16/11/2017 tarihli raporunda sözleşmenin 5. maddesine göre fiyat farkından KDV hariç 788.954,26 TL; ÜFE farkından KDV hariç 353.111,63 TL olmak üzere 1.142.065,89 TL lik bir fiyat farkının olduğu belirtilmiştir. Davalı vekili tarafından 16/11/2017 tarihli hukuki mütalaa sunulmuş, dosyamız arasına konmuştur. Bu özel bilirkişi raporunda özetle, davacının yıllar içinde artan şekilde faturalandırma yaparak zaten fiyat artışlarını yansıttığı ve bunların da davalının defterlerine kaydedildiği, davalı tarafça ödendiği, artık davacının başkaca bir fiyat farkı talebinin olamayacağı, yazılı sözleşmenin inkar edildiği, davacının aslını sunamadığı, alacağın bir kısmının dava tarihinden sonra zamanaşımına uğradığı belirtilmiştir. Bu hukuki mütalaaya göre bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiş; bilirkişiler 16/05/2019 tarihli ek raporlarında kök rapordaki hesaplamalarını aynen tekrarlamış; sunulan hukuki mütalaada belirtilen tutarlara göre TEFE-ÜFE artışlarının yansıtılmış olduğunun kabul edilecebileceği mütalaa etmiştir. Özetle, davacı yazılı sözleşmenin varlığını ispat edememiştir. Davacı, yazılı sözleşme olmasa dahi ticari teamül haline getirdiğini ispat ederse fiyat farkı talebinde bulunabilir, zira hukuki ilişkinin mahiyeti itibrariyle yazılı yapılması yasal zorunluluğu bulunmamaktadır. Ne var ki davacının bunu da ispat edemediği kanaatine varılmıştır. Bir kere tacir olan ve ticari defter tutmakla yükümlü olan davacının defterlerinin usulüne uygun olmadığı, davacı lehine delil niteliği olmadığı açıktır. Bu nedenle kendi defterlerine göre 218.438,85 TL alacaklı görünmesinin esasa etki eder bir yönü yoktur. Öte yandan davacının defterleri davalı lehine delil niteliğindedir. Davacının defterlerine göre kesilmiş ve davalı tarafından ödenmiş bir tane fiyat farkı faturası dahi yoktur. Davacının defterlerinde kayıtlı olan 23/09/2006 tarihli 15.514,60 TL bedelli, “fiyat farkı” açıklamalı tek bir fatura vardır, bunun da davalı tarafından ödendiği açıkça ortaya konamamıştır. Davalının ticari defterlerine göre de taraflar arasında fiyat farkına ilişkin bir uygulama olduğunu gösteren bir kayıt bulunamamıştır. Davacının ve davalının sunduğu e-mail yazışlamarına göre de taraflar arasında fiyat farkına ilişkin yazışmalar yapıldığı, davacının faturaların geç ödenmesine ilişkin, ücretin düşük olmasına ilişkin pek çok yakınmasının olduğu ancak buna rağmen davalının belli bir fiyat farkını yansıtmayı taahhüt ettiği bir yazışma olmadığı gibi ticari ilişkinin bir şekilde fiyat farkı ödenmeksizin 4 yıl 9 ay devam ettiği görülmüştür. Davacının davalıya karşı sözleşmenin 5. maddesine göre kesip gönderdiği faturalar ve buna göre davalıyı temerrüde düşüren bir ihtarnamesi veya ödemeyi kabul ederken düştüğü bir şerh de yoktur. Yine, hukuki mütalaada dikkat çekilen ve son bilirkişi heyetinin 16/05/2019 tarihli ek raporunda da teyit eder görüş belirtildiği üzere, yıllar içinde davacının kestiği faturalarda zaten fiyat artışı olmuştur. Faturalar düzenli olarak artmış (ortalama %21,46 oranında), davalı da bunları defterlerine kaydetmiştir. Diğer bir ifadeyle mutabakata varıldığı anlaşılan tek fiyat artışı bu olmuştur, bu faturalar da davalı tarafça ödenmiştir. Davacının iddiası, davalının sözlemenin 5/A maddesine aykırı davrandığı olduğuna göre, davalının 5/A maddesi ile bağlı olduğunu net olarak ortaya koyması gerekir. Ancak yapılan yargılama neticesinde bu iddia ve alacak ispata muhtaç kalmıştır. 16/11/2017 tarihli raporda yapılan hesaplamalar da sözleşmenin 5. maddesinin taraflar için bağlayıcı olduğundan hareketle yapılmıştır, bu nedenle mahkememizce hükme esas alınmamıştır.Açıklanan sebeplerle davanın reddine karar verilmiştir. 6765 sayılı eski TTK nun 767,775 ve 6102 sayılı TTK nun 885 maddelerinin somut olayda uygulanırlılığı yoktur.(Somut olayda taşınan yükte hasar, yolcuda bedeni zarar yoktur.) Taraflar arasında ilişki hizmet ilişkisidir. Davacı taşeron olarak taşıma işi hizmeti vermiştir. Talep sözleşme ilişkisine ilişkin olup TBK.nun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Davacının talebi 10 yıllık zamanaşımı hükümlerine tabidir ve açılan dava da buna uygun ikame edilmiştir. Sadece ıslah edilen kısım için zamanaşımına uğradığı itirazı isabetlidir ancak ne var ki davacının alacak talebi ispatlanamadığı için, davalının ıslah dilekçesine ve alacağın zamanaşımına uğradığına dair itirazları üzerinde durulmasına gerek görülmemiş, burada değinmekle yetinilmiştir.\" gerekçesiyle davanın reddine  karar verilmiştir<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; davalı şirket iş başlangıcından önce sözleşmeyi müvekkilim şirkete gönderdiğini ve imzalanarak kendisine gönderilmesini talep ettiğini ancak davalı şirket yetkililerinin imzasını da içeren bir örneği müvekkilime geri göndermeyerek, nakliye işine doğduran başlattığını, geçerli bir sözleşmeye dayalı olarak açılmış olan iş bu davadaki uyuşmazlığın konusu kanaatimizce sözleşmenin varlığı değil davalı şirketin sözleşme hükümlerine aykırı davranması sebebiyle oluşan alacakların tahsili noktası olması gerekirken sözleşmenin varlığı ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi müvekkilimin 9 yıldır katlanarak artan mağduriyetinin giderilememesi sonucunu doğurduğunu ayrıca müvekkil şirketin elinde sözleşmenin imzalı örneği bulunmasa da  müvekkil şirket tarafından davalı şirket yetkililerine gönderilen elektronik postalarda da aralarındaki sözleşmenin hükümlerinden ve varlığından söz edildiğini ve  davalı şirketten anılan maillere karşı verilen cevaplarda sözleşmenin varlığı inkar edilmediğini, Her ne kadar kararda fiyat farkı talebinin ticari teamül haline getirildiğinin de ispatlanamadığı belirtilmekte ise de akaryakıt ve enflasyon fiyat farkı ödemelerinin taraflar arasında ticari teamül haline gelip gelmediğinin tespitine gerek olmadığını, zira davalı şirket sözleşme ile anılan farklara uygun nakliye ücreti ödemesi yapacağını kabul ve taahhüt ettiğini, ancak taahhütlerine aykırı davrandığını, 23.09.2006 tarih ... numaralı KDV dahil 15.514,60 TL tutarındaki “enflasyon farkı” adı altındaki fatura müvekkil tarafından kesilip davalı şirkete gönderildiğini ancak davalı şirket faturayı kayıtlarına almadığı gibi fatura bedelini de ödememiştir ve faturanın bir nüshasını da geri müvekkil şirkete göndermediğini, davalı şirketin kötü niyetli olarak oyalama ve zamlı taşıma fiyatlarını öteleme politikası sebebiyle mutabakat oluşamadığından, doğması muhtemel vergi yükünün müvekkil şirket üzerinde kalmasının önlenmesi adına müvekkil şirket tarafından zamlı fatura kesilip davalı şirkete gönderilmesi mümkün olmadığını, haksız ve hukuka aykırı davranışlar sergileyen davalı şirketin kötü niyetli olduğu ve Türk Medeni Kanunu 2. maddesindeki dürüst davranma ve 3. maddesindeki iyi niyet kurallarına  açıkça aykırı hareket ettiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; yerel mahkemenin, zamanaşımına dair tespiti kanaatimizce yerinde olmadığını, TTK. 767/1. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, usûlî bir hak kaybı oluşmaması bağlamında hükme, zamanaşımına dair içerdiği tespitler bakımından istinaf yoluyla itiraz etme gereği doğduğunu,  her ne kadar gerekçede “sadece ıslah edilen kısım için zamanaşımına uğradığı itirazı isabetlidir” şeklinde bir tespit varsa da, ileride hükmün esastan bozulması olasılığına bianen, ilave bir dava yahut tartışma yaratmamak adına, “dava, esastan kabul edilseydi dahi, kabulün 8.500,00 TL ile sınırlı olacağı zira tüm bakiye taleplerin zamanaşımına uğradığı” hususuna açık bir şekilde yer verilmesi gerektiğini belirterek  zamanaşımına dair tespitler bakımından hükmün ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, karayolu taşıma hizmetinden kaynaklı fiyat farkı alacağı istemine ilişkindir. Dosya kapsamına göre; davacı tarafından, 18/01/2006 ila 25/10/2010 tarihleri arasında davalı yana karayolu ile taşıma hizmeti verildiği, hizmet ilişkisi sona erdikten sonra davacı tarafından, dosyaya ibraz edilen sözleşme hükümleri uyarınca fiyat farkından kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda; davacı yan, 18/01/2006 ila 25/10/2010 tarihleri arasında davalı yana vermiş olduğu taşıma hizmeti nedeniyle taşıma bedelinden kaynaklanan fiyat farkını talep edebilmesi için fiyat farkı uygulaması konusunda taraflar arasında sözleşme veya teamül bulunmaması gerekmektedir. Davacı yan her ne kadar sözleşmenin 5. maddesinde fiyat farkının düzenlendiğini iddia etmiş ise de dosyaya ibraz edilen sözleşme suretinde davacı ve davalı şirketlerin unvanlarının yazılı olduğu ve altlarında isim olmaksızın  kim tarafından atıldığı belli olmayan tek imzanın bulunduğu görülmüştür. Davalı yan imza inkarında bulunduğundan mahkemece imza incelemesi için sözleşme aslını sunması için davacı tarafa süre verilmiş ise de davacı tarafça sözleşme aslı sunulmamıştır. O halde yazılı bir sözleşmenin varlığı davacı tarafça ispatlanamamıştır. Ticari teamül konusunda tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup sözleşmeden kaynaklanan fiyat farkına ilişkin davalı tarafça yapılmış bir ödeme olmadığı, davacı defterlerinde kayıtlı 23/09/2006 tarih 15.514,60 TL bedeli fiyat farkı açıklamalı tek fatura dışında davacı tarafça düzenlenmiş bir fatura bulunmadığı, davalının belli bir fiyat farkını yansıtmayı taahhüt ettiği bir yazışma bulunmadığı, dosyaya ibraz edilen sözleşme suretinde kararlaştırıldığı iddia olunan fiyat farkı uygulanmaksızın taraflar arasındaki ticari ilişkinin 4 yıl 9 ay devam ettiği, yıllar içinde davacının kestiği faturalarda yaklaşık ortalama 21,46 oranında fiyat artışı olduğu tespit edilmiş olmakla davacı tarafından dosyaya ibraz edilen sözleşme suretinde kararlaştırıldığı gibi fiyat farkına ilişkinin bir uygulamanın teamül haline geldiği ispatlanamamıştır. Nitekim benzer görüşte  Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin  28/05/2013  tarih 2012/3845 E. 2013/3443 K. Sayılı ilamında \" mahkemenin kabulünün aksine, taraflar arasında, davacının kabulünde olan ve imzasını taşıyan yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi davalı tarafından davacı aleyhine keşide edilen davacı defterlerinde kayıtlı bir adet fiyat farkı faturası dışında böyle bir uygulamanın teamül haline geldiğine ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Bu durumda, yazılı sözleşmeye dayanmayan, teamül haline de gelmeyen uygulama muvacehesinde düzenlenen fiyat farkı faturası nedeniyle bilirkişi görüşü ile bağlı kalınarak iş bedelinden mahsup yapılmış olması doğru değildir\" şeklinde ifade edilmiştir. Ancak, davalı tarafça, gerek cevap dilekçesinde gerekse ıslaha karşı itiraz dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmesi nedeniyle  öncelikle zamanaşımı itirazının değerlendirilerek  alacağın zamanaşımı uğradığı tespiti halinde zamanaşımı nedeniyle karar verilmesi aksi durumda işin esasına geçilerek karar verilmesi gerekirken mahkemece, davacının alacak talebi ispatlanmadığından alacağın zamanaşımına uğradığına dair itirazları üzerinde karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/a ve 6/1. maddeleri uyarınca, dava konusu olayda  zamanaşımına ilişkin olarak  uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 767/1 maddesinde  taşıma mukavelesinden doğan bütün alacakların 1 yılda zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir.Mahkemenin 27/09/2012 tarihli ara kararında ifade edildiği gibi taraflar arasında yazılı bir hesap sözleşmesi bulunmamakla birlikte ilişkinin cari hesap şeklinde işlediği, son taşıma işinin 25.10.2010 tarihinde yapıldığı anlaşılmakla davanın açıldığı 21.04.2011 tarihinde bir yıllık zamanaşımı süresi dolmamakla birlikte ıslah ile artırılan kısmın, ıslah tarihi itibariyle bir yıllık zamanaşımına uğraması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğinden hükmün düzeltilmesi cihetine gidilmiştir.Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b-1 bendi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin zamanaşımı yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına  hükmün düzeltilmesi cihetine gidilerek esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b-1 bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/359 E. 2020/499 K. sayılı ve 16/07/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.b.2 bendi uyarınca KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 2-Alacak talepli açılan davanın 8.500,00 TL'lik kısmın ESASTAN REDDİNE, ıslah ile arttırılan  1.133.565,89 TL'lik kısmın  ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, b- Alınması gerekli 427,60 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 19.486,25 TL peşin ve ıslah harcının mahsubu ile bakiye 19.004,25TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, c- Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, ç-Davalı tarafından yapılan 1.200,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, d-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT maddesi uyarınca belirlenen 155.627,25 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, e-HMK 333 mad gereği karar kesinleşince, kullanılmayan gider avansından, tebliğ masrafı düşüldükten sonra kalan kısmın davacıya iadesine,<br>İstinaf Giderleri Yönünden; 3-Taraflarca yatırılan başvurma harçlarının ayrı ayrı Hazineye irat kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60'ar TL istinaf karar harcından, taraflarca ayrı ayrı yatırılan 54,40'ar TL harcın mahsubu ile eksik kalan 746,40 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davalı tarafça sarf edilen 203,00 TL istinaf harcı, 37,90 TL posta davetiye gideri olmak üzere toplam 240,90 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilemesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.07/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2c1476b6c1d3345d","SID":"576e353faf690eaf"}}