{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/1723 Esas<br>KARAR NO: 2024/397<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 29/12/2022<br>NUMARASI: 2014/955 Esas -  2022/953 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İstirdat<br>KARAR TARİHİ: 05/03/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların müteahhitlik işleri yapan müvekkilleri ile 2008 yılı ve evvelinde ticari ilişki içinde olduklarını, müvekkillerinin nakit sıkışıklığından haberdar olan davalılardan ... 2007 yılı için aylık % 5 faiz alarak borç para vermiş, müvekkillerinden verilen asıl miktarın üstüne aylık % 5 faiz eklenerek bedeli belirlenen çekler almış olduğunu, bu ilişkinin 2008 yılında aylık % 10 faiz ile ödünç para verilmesiyle devam etmiş olduğunu, bu süreçte davalı ... 1.380.000 TL nakit parayı müvekkilinin hesabına havale etmek suretiyle ödünç olarak verdiğini, bu bedel için müvekkilinden aldığı çeklerin karşılığının bankalardan tahsil edilmesi ve icra baskısı altında  toplam 2.860.043 TL’nin tahsil edilmiş olduğunu, netice olarak tefecilik işlemleri nedeniyle 1.480.043 TL faizin tahsil edildiğini,  müvekkilleri tarafından ödenmiş olan 1.480.043 TL faizin yanında ayrıca menfi tespit davasına konu icra dosyası ile tahsil edilen 400.000 TL ile bakiye 681.000 TL’nin tümünün de tefecilik faizi olduğunu, davalı ...’in faiz alacağını tahsil etmek için tehdit ve şantaja da başvurmuş olduğundan müvekkillerin şikayeti üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/17656 hazırlık numaralı dosya ile yapılan tahkikatın gizli yürütüldüğünü ve 19.10.2011 tarihli arama ve el koyma işlemi neticesinde müvekkilleri üzerindeki baskı ve tehdidinin azaldığını ve iş bu davanın açılması için müvekkillerinin güç toplamış olduğunu, akit serbestisi prensibini sınırlandıran B.K.’nun 19. ve 20. maddesi çerçevesinde, tefecilik işlemi neticesinde müvekkili aleyhine hukuka ve ahlaka aykırı olarak kurulan ve devamında tehdit nedeniyle mahkeme önüne getirilemeyen davaya konu borç ilişkisi mutlak butlanla malul olduğunu, müvekkillerinin ve davalıların şirket defter ve kayıtlarında yapılacak inceleme ile taraflar arasında böyle bir borç ilişkisi olmadığının açıklığa kavuşturulacağını, öte yandan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına şüpheli sıfatıyla ...’in verdiği ifadenin de savlarının doğrular nitelikte olduğunu; davaya konu icra dosyasından müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, baskı altında yapılan 400.000 TL ödemenin istirdadına, tüm masraf ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu icra takibinde borçlular, icra takibinin hiçbir aşamasında borcun varlığına ilişkin hiçbir itirazda bulunmamış dahası tamamen kendi rızaları ile borca mahsup edilmek üzere ödemelerde bulunmuşken bunca zaman geçtikten sonra açılmış bir dava ile karşı karşıya bulunmakta olduklarını, davada müvekkili şirketin pasif dava ehliyeti bulunmadığından müvekkili şirket yönünden davanın ehliyet yokluğu nedeni ile reddedilmesini talep ettiklerini, davada harca esas değer olarak 400.000 TL’nin gösterildiğini, işbu huzurdaki davanın açıldığı tarihteki icra takip dosyasının kapak hesabı yapılarak eksik yatırılan harcın tamamlatılmasını talep ettiklerini, bizzat borçluların kendi rızaları ile icra takibi kapsamında ödedikleri 400.000 TL bedelin istirdadı yönünden dava hak düşürücü 1 yıllık süre içinde açılmamış bulunduğunu, takibe konu çeklerin ... tarafından müvekkili ...’e ciro yolu ile müvekkiline olan borçların ödenmesi için verildiğini, davacının iddia ettiği gibi takibe konu çekler verilen borcun faizi için verilmiş olsalardı bu durumda müvekkilinin sebepsiz zenginleşmiş olacağını, sebepsiz zenginleşme davalarının ise 1 yıllık zaman aşımı süresine tabi olup huzurda ki dava konusu taleplerin tamamının bu yönüyle de zamanaşımına uğradığını, kambiyo senetleri esas ilişkisinden bağımsız ve mücerret bir borç doğurduğundan esasen kambiyo ilişkisine dayalı alacağın aksi ancak yazılı bir senetle ispatlanabileceğini, bu hususlarda da hukuken tanık da dinletilemeyeceğinden davacının tanık dinletilmesine de herhangi bir muvafakatlerinin bulunmadığını, müvekkili şirket yönünden takibin tarafı olmaması nazara alınarak davanın öncelikle pasif ehliyet yokluğu nedeni ile reddine, istirdat ve menfi tespit talebi taleplerinin zamanaşımına uğramış olmaları nedeni ile reddine, sonuçta da haksız, hukuka aykırı ve suiniyetli davanın reddine, davacıların takip konusu alacağın % 40’ından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmelerine, yargılama masrafları ve avukatlık ücretinin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/12/2022 tarih ve 2014/955 Esas - 2022/953 Karar sayılı kararıyla; \"... toplanan taraf delilleri, yukarıda değinilen hukuksal durum, hükme elverişli bulunan bilirkişi kök ve ek raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre; davacıların şikayeti üzerine davalı ... hakkında açılan ceza davasının Yargıtay  9. Ceza Dairesinin 2020/7699 Esas 2021/1937 Karar sayılı ilamı ile zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Ceza Mahkemesince verilen \"ceza davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması kararı\" hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte bir karar değildir. Dolayısıyla yukarıda anılan hükümler uyarınca davacının davaya konu kambiyo senetlerinin tefecilik yapılmak suretiyle davalıya verildiğini kanıtlaması gerekmekte olup, ispat yükü davacı tarafa aittir. Davalı yan tefecilik iddiasını kabul etmemekte olup, bu husus yasal deliller ile kanıtlanamamıştır. Davaya konu çekler her iki tarafın ticari defterlerinde de yer almamaktadır. Kıymetli evrak olan çek bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir ve hamiline borç verildiğini göstermekte olup, dosya kapsamında bunun aksini gösteren yasal bir delil bulunmadığından kanıtlanamayan davanın davalı  ... yönünden reddine, dosya kapsamında konulmuş bir tedbir ve buna bağlı zarar bulunmadığından davalı yanın icra tazminatı talebinin reddine, davalılardan ... Limited Şirketi'nin takip alacaklısı olmadığı, kendisine menfi tespit davasında husumet yöneltilemeyeceği anlaşıldığından anılan davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde; \"Mahkemenin kül halinde delilimiz olan ve 9 klasörden ibaret Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/ 629 E sayılı dosyasını hiç incelemeden hatta delil vasfını görmezden gelerek, sadece davalı hakkında tefecilik suçundan verilen mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle düşülmesi üzerine gerekçesini inşa ettiğini, bu gerekçenin hukuken kabul edilmesinin bizce mümkün olmadığını, Delilimiz olan Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin dosyası sadece gerekçeli karardan ibaret olmadığını, dosya mündericatında bilirkişi raporu, tanık anlatımları, davalının ikrar mahiyetinde beyanları bulunduğunu, bu deliller görmezden gelinerek ve değerlendirilmeden en azından gerekçeli kararda bu konuda tek satır açıklama yapılmadan kurulan hükmün usule aykırı olduğunu,Kaldı ki mahkemece alınan bilirkişi raporunun da iddiamızı teyit eder nitelikte olduğunu, ancak mahkeme davalının kök bilirkişi raporuna yaptığı itirazları üzerine alınan ek bilirkişi raporunda bilirkişi görüş değiştirmediği ve savımızı teyit eder nitelikte rapor düzenlediği halde  mahkeme bu bilirkişi raporuna dayanarak davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu,Ekte Mahkemenize arz ettiğimiz Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2011/10591 E ve 2011/10220 K sayılı ilamında ifade bulduğu üzere ceza hâkiminin sabit kabul ettiği olgularla hukuk hakimi bağlı olduğunun altı çizildiğini, Akit serbestisi prensibini sınırlandıran kanunen yasaklanmış ve cezai yaptırıma bağlanmış olan olan tefecilik eylemi neticesinde müvekkil aleyhine hukuka ve ahlaka aykırı olarak kurulan dava konusu icra takibinin dayanağı olan çeklerde somutlaşan ödünç ilişkisinin mutlak butlanla malul olduğunu, Ceza yargılamasında gerek tanık gerek davalının ifadeleri gerekse alınan bilirkişi raporuyla da davalının tefeci olduğu hakkında şüphe bulunmadığını, müvekkillerin ve davalıların şirket defter ve kayıtlarında yapılan incelemede de ile taraflar arasında takibe konu çeklerin verilmesini gerektiren böyle bir borç ilişkisi olmadığının açığa çıktığını,Öte yandan pasif husumet nedeniyle davalı hakkında verilen red kararı da iki açıdan yerinde olmadığını; birincisi; müvekkilden tefecilik eylemi nedeniyle tehditle alınmış çekler, 2 numaralı davalı ...  Tic. Ltd. Şti. lehine düzenlendiğini, nihayet bu tüzel kişinin temsilcisi ve büyük ortağı bir numaralı davalı ... çekleri cirolayarak yetkili hamil sıfatıyla müvekkil hakkında icra takibine geçtiğini, İcra takibindeki alacaklı gerçek kişi ile ciro silsilesindeki müvekkilden asıl alacaklı tüzel kişi farklı hukuki kişilikler oldukları kabulüyle pasif husumet itirazı bir an için makul görülse bile; menfi tespit davasına konu çekleri elinde bulunduran ve takibe konu eden 1 numaralı davalı ...’e borçlu olunmadığının tespiti; bizzat bu kişinin sahibi olduğu 2 numaralı davalı ...  Tic. Ltd. Şti’nden hareketle talep edebileceği gibi, iyi niyet kuralı çerçevesinde; dava konusu çeklerin ciro silsilesinde bulunan ve hukuken müvekkilden alacaklı statüsüne sahip olmakla birlikte yetkili hamil 1 numaralı davalı ...’in de sahibi olduğu iki numaralı davalı ... Tic. Ltd. Şt’ne de yönlendirilmiş husumete itirazın kabul görmeyeceğini,İkincisi; icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında davacının takip borçlusu davalının ise takip alacaklısı olacağı, ancak alacağın bir kambiyo senedine dayanması durumunda menfi tespit davasının takip alacaklısının yanı sıra davacı borçluya başvuru hakkı bulunan diğer senet ilgililerine karşı da açılabileceğini,  Neticede; müvekkillerin ve davalıların şirket defter ve kayıtlarında yapılan inceleme ile taraflar arasında yargılamaya konu çeklerin verilmesini gerektiren bir borç ilişkisi olmadığının açıklığa kavuştuğunu, her halükarda ceza yargılaması sırasında elde edilen deliller, yapılan tespitler ve verilen mahkûmiyet kararıyla davalının tefeci olduğu ve  tefecilik eylemi neticesinde müvekkil aleyhine hukuka ve ahlaka aykırı olarak kurulan dava konusu icra takibinin dayanağı olan çeklerde somutlaşan ödünç ilişkisi mutlak butlanla malul olduğunu.\" beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması istenmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, İİK'nun 72.maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit ve istirdat davasıdır. İlk derece mahkemesi tarafından, \"Davanın davalı ... Limited Şirketi yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, -Davanın davalı ... yönünden REDDİNE, -Davalı yanın icra tazminatı talebenini REDDİNE.\" karar verilmiştir.Hüküm davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacılar, davalı  ...'den 2007 yılı için aylık % 5 sonrasında % 10 faizli borç para aldıklarını, karşılığında çekler verdiklerini, yaptıkları ödemeler sonrası menfi tespit davasına konu icra dosyası ile tahsil edilen 400.000 TL ile bakiye 681.000 TL’nin tümünün de tefecilik faizi olduğunu beyanla menfi tespit ve ödenen 400.000 TL'nin istirdadı isteminde bulunduğu; davalıların öncelikle husumet ve hak düşürücü süre itirazında bulunarak, davanın reddi gerektiğini savundukları görülmüştür.  Mahkemece bekletici mesele yapılan  Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/311 Esas (Yeni Esas:2019/629) sayılı dava dosyasında Yargıtay tarafından davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği, ilgili kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacıların, davalı ...'den değişik tarih ve miktarlarda borç para aldıkları ve bunun karşılığında çekler verdikleri konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacıların iddiası, kendilerine faizle borç verildiği ve yaptıkları toplam  2.860.043 TL ödeme dikkate alındığında, tamamen faiz alacağından oluşması nedeniyle 400.000,00 TL'nin kendilerinden haksız olarak tahsil edildiği ve icra dosyasındaki bakiye  681.000 TL’den sorumlu olmadıkları yönündedir.  Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Davaya konu çeklerin bedelsizliği iddiaları bakımından açılan menfi tespit davasında  ispat yükü davacı borçludadır. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi ile takibe konu çeklerin taraf defterlerinde kayıtlı olmaması hususu, nedenden soyutluk ilkesi gereğince çekler kapsamında oluşan alacağın geçerliliğine etki edecek bir durum olmayıp, davacıların elden borç para alarak çekler verdikleri beyanı da gözetildiğinde sonuca etkili değildir.  Davalı ... Limited Şirketi'nin davaya konu takipte taraf olmaması nedeniyle mahkemece bu davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de; anılan davalının çeklerin lehtarı olması nedeniyle keşideci davacının bu davalıya karşı da sorumluluğunun bulunduğu, bu nedenle işbu davalıya karşı menfi tespit davasının açılabileceği, ancak takipte alacaklı olmaması ve tahsilatın bu davalı tarafından yapılmamış olması nedeniyle istirdat davasının açılamayacağı anlaşılmış; ancak dava dilekçesinde talepler arasında ayrım yapılmayarak bir bütün olarak menfi tespit ve istirdat isteminde bulunulmuş olduğu da gözetildiğinde mahkemece bu davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi sonuca etkili görülmemiş; tüm bu açıklamalar ışığında somut olayda davacı tarafça ispata yarar delil sunulmadığından mahkemece diğer davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığından davacılar vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan, peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL harcın davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/03/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4972f55e5e4880d5","SID":"f96ba1d2e1132a09"}}