{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO: 2023/3078 <br>KARAR NO\t: 2024/582<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>DAVANIN KONUSU\t:  Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:22/02/2024<br><br><br><br>Taraflar arasında görülen davada Mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; davacı şirketin daire yapıp sattığını, davalı şirketin ise, PVC sektöründe üretici ve satıcı bir şirket olduğunu, üretim yaptığı ürünleri Türkiye genelinde bayileri aracılığıyla sattığını, davacı şirketin, inşaatlarında kullandığı ürünleri, davalı şirketin o dönem bayisi olan .. Ltd.Şti’den temin ettiğini ve dairelerinde kullandığını, satmış olduğu dairelerde, PVC’lerde kararma meydana geldiğini, müşterilerinden bu konuda şikayetler aldığını, davalı şirkete ayıp ihbarı yapılmasına rağmen zararın giderilmediğini, bunun üzerine Sulh Hukuk Mahkemesinden tespit yaptırdığını, satın alınan ürünlerin ayıplı olduklarının rapor edildiğini, belirterek satılan malların ayıplı olduğunun tespitine, ayıplı malların ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesine, ayıpsız ürünlerle değişim nedeniyle yapılması gereken ürün, işçilik ve inşaat masraflarının tespiti ile bu masraflara karşılık şimdilik 200.000 TL’nin ihtar tarihi olan 29/12/2022 tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili; dava konusu PVC profillerin yarı mamül niteliğinde olduğunu, üretici bayilerin kendi nam ve hesaplarına bu ürünleri kullanarak doğrama imalatı yaptıklarını, ilgili PVC doğramaların imalatı, uygulanması, montajı, ısıcam sistemleri ve tamamlayıcı hizmetler davacı firmaya dava dışı ... tarafından sunulduğunu, davacı ile dava dışı şirket arasında, davacı tarafça iddia edildiği şekilde satım sözleşmesi değil eser sözleşmesi olduğunu belirterek davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; dava konusu uyuşmazlığın... tarihli iş sözleşmesinden kaynaklandığı, bu sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, ayrıca üretici firmanın ayıba karşı tekeffülden sorumluluğunun bulunmadığı, davalının satıcı olmadığı gibi garanti veren de olmadığından davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.  <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; davalının ayıplı olduğu belirtilen ürünlerin imalatçı ve üreticisi olduğunu, müvekkilinin inşaatlarında kullanılan PVC sistemlerinde kararmalar meydana geldiğini, imalatçı firma olan davalının ayıptan sorumlu olduğunu, bu hususta Diyarbakır . Sulh Hukuk Mahkemesinin... D.İş sayılı dosyasında delil  tespiti yapıldığını, 7223 sayılı Kanun hükümlerine göre ürünlerin bir kişiye ve mala zarar vermesi halinde üretici ve imalatçının sorumluluğunun düzenlendiğini, husumet konusunda da özel kanun niteliğinde olan 7233 sayılı yasanın uygulanarak davalıya husumet yöneltilebileceğinin kabulünün gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: <br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; <br>Dava, 6098 sayılı TBK'nun 219 vd. maddeleri gereğince ayıba karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde ürünlerin ayıpsız misliyle değişimi ve tazminat istemine ilişkindir. <br>Satıcının ayıptan sorumluluğu 6098 sayılı TBK'nın 219 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. <br>6098 sayılı TBK m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.<br>TBK'nın 222. maddesine göre, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan satıcı sorumlu olmadığı gibi alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da satıcı ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.  <br>Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar; (i) ortada bir ayıp bulunmalıdır, (ii) satılandaki ayıp önemli olmalıdır, (iii) alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır, (iv) ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır, (v) alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır, (vi) alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır.<br>Satım sözleşmesinde satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 219. maddesinde, satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir.<br>Yukarıda açıklamalara ek olarak; Bilindiği üzere sıfat, dava konusu kılınan sübjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eder ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin bir kavramdır (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, C. I, Ankara 2016, s. 512). Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, \"sıfat\" yerine \"husumet\" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat, dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re’sen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, Baki: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara 2020, s. 331 vd.; Yargıtay HGK, 24/06/2021, E. 2017/1-1270, K. 2021/846 , §§16-17)<br>Dava dilekçesince davacı veya davalı olarak gösterilenler şeklî taraf kavramına göre o davanın tarafı olsalar da, bu her zaman davanın taraflarının taraf sıfatına sahip oldukları anlamına gelmez. Çünkü davacı olarak taraf sıfatına sahip olabilmek için dava konusu hakkın sahibi olmak gerekir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Medenî Usûl Hukuku Ders Kitabı, 6. Bası, İstanbul 2018, s. 148) Bu nedenle, Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir. (Yargıtay HGK, 17/12/2019 tarihli ve 2015/10-3541 E., 2019/1383 K. sayılı kararı). <br>Bu bilgiler ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; dava ayıplı PVC satışı nedeniyle ayıpsız misliyle değişim ve zararlarının tahsili talebinden ibarettir. Dava konusu uyuşmazlığın temelini oluşturan hukuki vakıalar 6098 sayılı TBK'nun 219 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 219. maddesine göre \"Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.<br>\" kanuni tanımdan anlaşılacağı üzere yasal düzenleme alıcıya karşı satıcının sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu itibarla davacı ile aralarında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmayan üretici/ithalatçı olan davalı Ege Profil … A.Ş.'nin davacı alıcıya karşı ayıba karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde ayıplı mal satışından dolayı sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir.<br>Nitekim ticari satımdan kaynaklanan uyuşmazlıklara bakan Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin, üretici, ithalatçı vs. gibi satım sözleşmesinin doğrudan tarafı olmayan kişilerin ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu olmayacaklarına dair yerleşik uygulaması mevcuttur. Daire emsal nitelikteki bir kararında: “…Ne var ki, satıcının ayıba karşı tekeffülü düzenleyen TBK hükümlerine göre alıcıya karşı satıcının sorumluluğu bulunmaktadır. ... Bu itibarla ithalatçı şirket olan bu davalıyı satıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde hukuki ayıplı mal satışından dolayı sorumlu tutmak doğru değildir” şeklinde tespitlerde bulunmuştur. (Bkz. Yargıtay 19. HD'nin 09/05/2016 tarihli ve  2015/12073 E.,  2016/8453 K. sayılı kararı). <br>Türk Hukukunda üreticinin sorumluluğuna ilişkin özel bir sorumluluk düzenlenmemiş olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun satım akdi hükümlerine göre üretici veya tedarikçi firmaların ancak garanti vermeleri halinde ayıba karşı sorumlu olacakları izahtan varestedir. Somut vakıada davalı üretici/ithalatçının garanti verdiğine ilişkin bir iddia ve belge de dosya kapsamında bulunmamaktadır.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği PVC ürünleri .... tarihinde yapılan sözleşme ile dava dışı ... Ltd. Şti.'den satın aldığı, bu haliyle 6098 sayılı TBK'nın 219 vd. maddelerine göre satıcı konumunda olmayan üretici ..A.Ş.'e karşı husumet yöneltilemeyeceği anlaşılmıştır.<br> Mahkemece anlatılan bu ilkeler çerçevesinde davalı.… A.Ş. yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır (Dairemizin Esas: 2021/1210, Karar: 2023/2226 sayılı kararı ve Esas: 2023/1788, Karar: 2023/1614 sayılı kararı da aynı doğrultudadır). Bu sebeple davacının istinaf taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.<br>Her ne kadar davacı vekili tarafından somut olayda 7233 sayılı yasanın uygulanması gerektiği talep edilmiş ise de 7233 sayılı yasanın Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemelere ilişkin normlar içerdiği, kanunun amacının ürünlerin güvenli ve ilgili teknik düzenlemelere uygun olmasını sağlamak olduğu, güvenli ürünün ise Kullanım süresi, hizmete sunulması, kurulumu, kullanımı, bakımı ve gözetimine ilişkin talimatlara uygun ve normal kullanım koşullarında kullanıldığında risk taşımayan veya sadece ürünün kullanımına özgü asgari risk taşıyan ve insan sağlığı ve güvenliği için gerekli düzeyde koruma sağlayan ürün olduğu, dolayısıyla ayıba karşı tekeffül talepli davalarda uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilerek bu husustaki istinaf nedenlerinin de reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Açıklanan sebeplerle Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-) Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilâm harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın MAHSUBUNA, bakiye 157,75 TL harcın davacıdan tahsil edilerek Hazineye GELİR KAYDINA, <br>3-) İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,<br>4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davalı yararına vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>5-) Dairemiz kararının kesin olması nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-a hükmü gereğince miktar itibarıyla KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/02/2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3b12b02a35f27eb7","SID":"d42f641d3a6aef25"}}