{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/304 <br>KARAR NO: 2024/274<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 10.11.2020<br>NUMARASI: 2013/277 Esas - 2020/711 Karar <br>DAVA: Alacak (Bankacılık işleminden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki  alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının ... Bankası Şamandıra Şubesi nezdinde ... no.lu vadeli mevduat hesabının ve ... Bankası Sarıgazi Şubesinde IBAN: ... no.lu vadesiz mevduat hesaplarının bulunduğunu, davacının öz ablası ...'ın davacıya ait olan nüfus cüzdanı ve banka hesap cüzdanını ele geçirdiğini, sahte imzalar ve kendine ait olmayan bu belgelerle sahtecilik ve dolandırıcılık yolları ile kendine ait olmayan bu hesabın vadesini de bozdurarak 27.06.2012 ve 28.06.2012 tarihlerinde davalı bankanın Ümraniye Şubesine giderek mevduat hesabının tümünü çektiğini ve boşalttığını, 27.06.2012 tarihinde ...'ın davalı banka nezdindeki ...'a ait ... no.lu vadeli mevduat tamamı olan 18.581,22 TL'yi çekmek istediğini, fakat şube kasası bu miktar paranın nakit ödenmesine o an için müsait olmadığından, ...'ın bu kez 10.000.-TL.'sini peşin olarak davacı kardeşinin kimliği ve mevduat cüzdanı ve sahte imzalar ile çektiğini, geri kalan 8.581,22 TL.'sini ise, yine davacıya ait olan aynı bankanın Sarıgazi Şubesi nezdinde ki ... no.lu vadesiz mevduat hesabına yatırdığını, ertesi gün yani 28.06.2012 tarihinde ise Ümraniye Şubesine tekrar giderek yine davacıya ait olan ve bir gün önce bu hesaba yatırdığı 8.581,22 TL.'nin 8.580.-TL.'sini  ... Bankası A.Ş.'nin Ümraniye Şubesinin 28.06.2012 tarih ve ... numaralı dekontları ile davacının kimliği ve davacının hesap cüzdanı ve sahte imza ile çektiğini, para çekme işlemleri sırasında davalı bankanın görevli memurlarınca gerekli güvenlik soruşturması yapılmadığı gibi sunulan hüviyet cüzdanındaki resim ile 3.şahıs arasındaki gerekli fotoğraf incelemesi ile bankadaki imza örnekleri ile atılan imzalar arasındaki kıyas incelemeleri özenli, düzgün ve de dikkatli yapılmadığından davacının tüm parasının bu şahsa haksız ve hukuka aykırı olarak ödenmiş olduğunu ve davacının bu hususta çok mağdur edildiğini, gerek bankanın sorumluları gerekse banka hesap cüzdanını ve hüviyet cüzdanını ele geçirip sahte imzalar ve sahte belgeler ile bankadan hesabı çeken davacının ablası ... hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nda sorumluların cezalandırılması için suç duyurusunda bulunulduğunu ve halen bu soruşturmanın 2012/163593 numaralı soruşturma dosyası ile devam ettiğini, soruşturma dosyasında ifade veren davalı bankanın ilgili şubesindeki banka memurları tarafından olayın doğrulandığını, davacı ...'ın mevduat hesaplarından ödemede bulunmuş olduklarını kabullendiklerini, mevduat hesaplarından haksız olarak başkasına ödenen toplam 18.580.-TL.tutarındaki para davacıya halen ödenmediğinden davacının mağduriyetinin giderilmesi için özen yükümüne aykırı davranan sorumlu bankaya karşı iş bu davayı açmak zaruretinin doğduğunu beyanla, bu ödenen meblağa ek olarak ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.Davalı vekili, savunmasında özetle; haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının müvekkili bankanın ... no.lu müşterisi olduğunu, davacının müvekkil banka ile imzalamış olduğu \"Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi\" ne istinaden davacı ... adına müvekkili bankanın Şamandıra Şubesinde halihazırda kapalı olan ... işlemlerinin yapıldığını beyan ettiğini, dolayısıyla davacının korumakla yükümlü olduğu kimlik bilgisi ve hesap bilgilerini muhafaza etmekte kusurlu davranarak, davaya konu uyuşmazlığın doğmasına sebebiyet verdiğinin açık olduğunu, davacı hesabından yapılan para çekme işlemlerini davacının ablasının yaptığı davacının da kabulünde olduğundan, huzurdaki V davada davacının talebinin muhatabının da dava dışı olan ... olması gerektiğini, bu nedenle de iş bu davanın salt müvekkili bankaya karşı açılmış olmasının hatalı olduğunu ve husumet itirazında bulunduğunu, davanın dava dışı ...'a ihbarı gerektiğini, davacının kendi kusuru ile dava konusu ihtilafın doğmasına sebebiyet verdiğini, davacının ablası tarafından hesaplarından para çekme işlemi gerçekleştirilirken müvekkili bankanın gerekli incelemeleri yapmayarak kendisini mağdur ettiğini iddia etmiş olsa da işbu hususun tamamen gerçeğe aykırı olduğunu, zira müvekkili bankanın kendisine ibraz edilen resmi belgeye göre işlem yaptığını ve gerekli kontrolleri de yaparak üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, ibraz edilen kimlik bilgileri ile banka sisteminde yer alan davacıya ait bilgilerin karşılaştırıldığını, ayrıca sorulması gereken güvenlik soruları sorularak gerekli kontrollerin yapıldığını ve neticede dekonta atılan imza ile banka sistemindeki imzanın da uyumlu olması üzere ödeme yapıldığını, müvekkili bankanın üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini, dolayısıyla huzurdaki davada müvekkil bankaya atfı kabil kusur bulunmadığından davacının kimliğini ve hesap bilgilerini yeterince koruyamamış olmasının sorumluluğunun müvekkili bankaya yüklenemeyeceğini, kaldı ki dava dışı ... tarafından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı'nın 2012/163593 no.lu soruşturma dosyasına verilen ifadede kimlik belgesi ile hesap cüzdanının bizzat davacı tarafından kendisine verilerek para çekme işlemini gerçekleştirdiği beyan edildiğini, işbu ifadeden de anlaşılacağı üzere davacının bilerek ve isteyerek dava konusu ihtilafın doğmasına neden olduğunu, bu nedenle de kendi kusuru ile zararın oluşmasına sebebiyet veren davacının işbu zarara katlanmak durumunda bulunduğunu, davalının bankaca yapılan tüm işlemler sırasında öncelikle gelen kişinin belirtmiş olduğu hesap numarasının kontrol edilmesi ve doğru olması üzerine davalı banka sisteminde yer alan adres, telefon, anne kızlık soyadı bilgilerini gelen kişiden sormak suretiyle doğrulattığını, tüm bu bilgilere doğru cevap verilmesi üzerine de davalı banka yetkililerinin ibraz edilen kimlikte yer alan bilgileri banka sisteminde karşılaştırdığını, nvi.gov.tr internet adresinden kimlik bilgilerini kontrol ettiğini ve ibraz edilen kimliği mor ışık altında inceleyerek kimlikte herhangi bir kazıntı, oynama ve sahteliğinden şüphe edilecek bir husus görmemesine ve de dekonta atılan imza ile banka sisteminde yer alan imzanın da uyuşuyor olması gözetilerek dava konusu işlemlerin gerçekleştirildiğini, davalı bankanın bankacılık uygulamalarına ve mevzuata uygun hareket ederek kendisine ibraz edilen gerçek kimlik üzerinde tüm kontrolleri gerçekleştirerek üzerine düşen tüm özen ve dikkati gösterdiğini, bu nedenle de davalı bankaya karşı ileri sürülen iddiaların haksız ve gerçeğe aykırı olduğunu ve Mahkemece itibar edilmemesi gerektiğini, davaya konu edilen işlemler yönünden müvekkili banka üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmiş iken davacı yan kimliğini ve hesap bilgilerini muhafaza etmekte yeterli özeni göstermediğini veya bilerek ve isteyerek kendisi bu bilgileri ablasına verdiğini, bu durumda dava konusu olayın meydana gelmesinde davacının kusurunun bulunduğunun sabit olduğunu beyanla, haksız davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Yapılan yargılama sonucu toplanan deliller, soruşturma ve kovuşturma dosyası kapsamı, bilirkişi kök ve ek raporu hep birlikte değerlendirildiğinde; davacının kardeşi ihbar olunan ...'ın davacıya ait kimlik ve banka hesap cüzdanını kullanarak davacının aynı bankanın farklı şubelerinde bulunan hesaplarından toplam 18.851,22 TL parayı çektiği; ceza davasında mahkemenin 31/03/2014 tarihli celsesinde sanık ve katılanın da hazır olduğu celsede mahkemece yapılan gözlemde sanık ile katılanın kardeş olmalarına rağmen birbirlerine benzemedikleri, kilo, ten rengi ve görünümleri itibariyle farklı oldukları, kimlikteki kadının baş örtülü olduğu bankaya para çekmeye gelen şahsın ise saçı açık olduğunun banka çalışanı tanıklarca da beyan edildiği,  davalı bankanın alınan imza ile müşterisinin banka nezdindeki imzasını karşılaştırmayarak, imza farklılığına ilişkin gerekli kontrolü yapmayarak, bankacılık mevzuatı ile dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak zarara sebebiyet verdiği, her ne kadar mahkememizce alınan bilirkişi raporlarında oluşan durumda davacının sorumluluğunun da olabileceği belirtilmiş ise de mahkememizce Türk aile yapısı gözönüne alındığında akrabalık ilişkisi içerisinde ve aynı evde bulunan kişinin çantasında bulundurduğu belgelerin kötü niyetle abla/kardeşi tarafından ele geçirilerek kullanılmasının düşünülmesinin ve her durumda temkinli olmasının olağan  olmadığı değerlendirilerek (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/4150 esas-2014/10343 karar ve  2009/8018 esas- 2011/1270 karar sayılı ilamları da gözönüne alınarak)  davacının kusuru bulunmadığı...\" gerekçesiyle, davanın kabulü ile 18.581,22 TL'nin 28/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece 10.11.2020 tarihinde yapılan celsede tahkikatın bitirildiği bildirilerek yokluklarında hüküm kurulduğunu, HMK gereği tahkikat aşamasından sonra sözlü yargılama geçilmesi gerekirken mahkemece sözlü yargılama aşaması atlanarak hüküm kurulmuş olup, hüküm öncelikle bu yönüyle usule aykırı olup, kaldırılması gerektiğini, Hiçbir gerekçe belirtilmeksizin ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasına ilişkin ara karardan dönüldüğünü, dosyada mübrez bilirkişi raporu ile de davacının kusurlu olduğu tespit edilmiş iken mahkemece vicdani kanaat ile davacının kusuru olmadığına hükmedilmiş olmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, Müvekkili bankaca davaya konu hesapta bulunan tutarın, elinde sahte olmayan nüfus cüzdanı ve hesap cüzdanı ile gelen kişiye gerekli tüm güvenlik sorularını sorarak ve imza kontrolü yapılarak ödendiğini, bankacılık mevzuatı gereği yapılması gereken tüm kontroller yapılmış iken, müvekkili banka aleyhine vicdani kanaat ile hüküm kurulmuş olmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, zira ortada vicdani kanaat kullanılmasını gerektirir bir husus bulunmadığını, gerek Bankacılık Kanunu gerekse diğer yasal düzenlemelerde kişisel bilgilerin sahibi tarafından korunması gerektiği düzenlenmiş iken mahkemece vicdani kanaate neden başvurulduğu hususunda gerekçeli kararda bir açıklama yer almadığından itiraz etmek zarureti hasıl olduğunu, Davacı ile müvekkil banka arsında imzalanan bankacılık hizmetleri sözleşmesinde düzenlenen hükümler gereği davacının sorumluluğu bulunduğu sabit iken mahkemece sözleşmenin hiç bir şekilde dikkate alınmadığını, Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/13104 E.,2018/212 K.sayılı ve  11.01.2018 tarihli kararlarında da  hesap cüzdanı aslı ile işlem yapılması durumunda hesap sahibinin de kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmekte ve dosyada mübrez raporlarda bankacılık alanında uzman bilirkişiler tarafından bu husus vurgulanmış iken  mahkemece değerlendirme yapılmamış olmasının  açıkça hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  2006/7258 E., 2006/7536 K.sayılı ve  26.6.2006 tarihli kararı, yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 'nin 1998/6024 E., 1999/944 K.sayılı ve  16.2.1999 tarihli kararlarında da aynı hususlara değinilerek davacının müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtildiğini, görüldüğü üzere emsal içtihatlarda da hesap cüzdanı ve kimlik aslı ile işlem yapılması halinde bunları korumakla yükümlü olan davacının müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş iken, mahkemece iş bu hususun hiçbir şekilde dikkate alınmamış olması açıkça hukuka aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının, davalı banka nezdindeki hesaplarında bulunan paranın  kendisinden habersiz ve rızası dışında, kardeşi ihbar olunan ... tarafından müvekkilinin kimliği ve banka hesap cüzdanı kullanılarak çekildiğini ileri sürerek, çekilen tutarın  davalı bankadan  tahsili  istemiyle açılmış bir alacak davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı davalı  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Eldeki davanın açılış tarihi 19.04.2013 tarihidir. davanın açılış tarihine göre yazılı yargılama usulüne tabi olduğu anlaşılmaktadır  (28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı kanunun 58. maddesiyle değişik TTK'nın 4/2. maddesi uyarınca dava değerine ilişkin parasal sınır 500.000,00 TL ye çıkarılmış olup, dava açılış tarihi itibariyle dava yazılı usule tabidir). Kaldı ki mahkemece de 09.05.2013 tarihli ilk tensip tutanağının 1 nolu ara kararı ile isabetli olarak davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu belirtilerek yazılı yargılama  usulü uygulanmak suretiyle yargılama yapılacağına karar verilmiştir.İstinaf incelemesi açısından davadaki temel sorun, yazılı yargılama usulüne tabi olarak görülmekte olan davanın, sonradan yürürlüğe giren kanun değişikliği nedeniyle, karar tarihi itibariyle basit yargılama usulüne dönüşüp dönüşmediği noktasındadır.Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, davada o tarihe kadar tamamlanmış olan usul işlemlerini etkilememek kaydıyla, derhal uygulanır. Öğretide bu ilke \"geçmişe etkili olmama\", \"kazanılmış ve beklenen hakları etkilememe\" veya \"derhal uygulanma\" ilkesi olarak adlandırılmaktadır. Bu kavramlar, usul değişikliklerinin derdest davalara da uygulanacağı, ancak, tamamlanmış işlemleri etkilemeyeceği ilkesini vurgulamaktadır (Ali Cem BUDAK/ Varol KARAASLAN, Medenî Usul Hukuku, Ankara 2017, s.13).Bu ilke uyarınca bir dava, dava konusu olan olayın meydana geldiği değil, davanın açıldığı tarihteki usul hükümlerine tabidir. Yargılama başladıktan sonra usul hükümlerinde değişiklik olursa, o noktadan itibaren kural olarak yeni (değişen) usul hükümleri uygulanır. Bu ilke, yukarıda değinilen derhal uygulanırlık ilkesi olup, bu ilkenin istisnası ise kanun değişikliği anına kadar tamamlanmış usul işlemleridir. Yani, kanun değişikliğinden önce tamamlanmış olan usul işlemleri veya yargılama kesitleri geçerliliğini koruyacak, yeni kanun tamamlanmış usul işlemlerine ve yargılama kesitlerine uygulanmayacaktır. Yani, tamamlanmış usul işlemleri, usul kanunundaki değişiklikten etkilenmeyecektir (Hakan PEKCANITEZ/ Muhammet ÖZEKES/ Mine AKKAN/ Hülya TAŞ KORKMAZ, (Pekcanıtez), Medenî Usûl Hukuku- Pekcanıtez Usûl, C:I, 15. Basım, İstanbul 2017, s.46-48). Usul kanunlarında yapılan değişikliklerin tamamlanmış usul işlemlerini etkilemeyeceği ilkesi, mülga 1086 sayılı HUMK'nun 578. maddesinde \"İşbu kanun müktesep hakları ihlal etmemek şartiyle makabline şamildir.\" şeklinde; 6100 sayılı HMK'nın 448. maddesinde ise, \"Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.\" şeklinde ifade edilmiştir. Usul kanunlarındaki değişikliklerin, tamamlanmış usul işlemlerine etki etmeyeceğine dair bu ilke, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan hukuki güvenlik ilkesi'yle doğrudan ilgilidir. Hukuki güvenlik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin 2018/103 E- 2019/4 K. Sayılı,  14.03.2019 tarihli kararında şöyle ifade edilmiştir: \"...15. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. 'Kanunların geriye yürümezliği ilkesi' uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir.16. Kanunların geriye yürümesi, getirilen yeni kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Yeni kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması ise kanunların geriye yürümesi olarak  nitelendirilemez.\" (Karar, 14.03.2019 tarihli, 30714 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır).Yukarıdaki hukuki açıklamalar ışığında somut olayda bir sonuca varılabilmesi için, usul kanunu değişikliğinden önce, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olarak yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde tamamlanmış bir usul işlemi bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekir. \"Tamamlanmış işlem\" kavramındaki \"işlem\", yargılama hukukundaki \"usul işlemi\" kavramını ifade eder.  Usul işlemi, yargılamaya katılanlar (taraflar ve mahkeme) tarafından yapılan ve yargılamayı başlatan, sürdüren ve sona erdiren işlemlerdir. Usul işlemleri, davanın taraflarınca veya mahkemece yapılır. Mahkemece yapılan usul işlemlerine mahkeme usul işlemleri; taraflarca yapılan usul işlemlerine taraf usul işlemleri denir. Mahkeme usul işlemleri, davanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması için hâkim tarafından yapılan işlemler ve verilen kararlardır. Mahkemece tensip tutanağının düzenlenmesi, tarafların duruşmaya davet edilmesi, keşif gününün belirlenmesi, ara kararları ve hüküm verilmesi mahkeme usul işlemlerine örnek olarak gösterilebilir (Pekcanıtez Usul (Erdönmez), s.433-448.). Tamamlanmış işlem kavramı, her zaman münferit usul işlemlerini değil, aynı zamanda yargılamadaki usul kesitlerini (dilekçelerin teatisi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama, kanun yolu kesitlerini) de ifade eder. Yargıtay HGK'nun 2011/13-701 E- 2012/6 K. Sayılı, 18.01.2012 tarihli kararında da bu husus, \"...Hemen belirtilmelidir ki, dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.\" şeklinde ifade edilmiştir. Nitekim, kanun koyucu, HMK'nın geçici 3. maddesinde, kanun yolları açısından usul kesiti teorisini esas alarak kanun yolu kesitinin bir bütün olarak hangi kanuna tabi olacağını belirlemiştir (BUDAK/ KARAASLAN, a.g.e., s.14). Tamamlanmış işlem kavramının her somut olayda, hukuki güvenlik ilkesi de gözetilerek, mahkemece belirlenmesi gerekir.Somut olayda davanın açılması üzerine ilk derece mahkemesince yazılı yargılama usulüne göre tensip tutanağı düzenlenmiş, dilekçelerin teatisi işlemleri sonucunda ön inceleme duruşması yapılmıştır. Görüldüğü üzere, ilk derece mahkemesi, tahkikatı yazılı yargılama usulüne göre başlatmış ve yürütmüştür. Davanın tahkikat aşamasının (tahkikata ilişkin usul kesitinin) yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine karar verilmiştir. Tahkikatın yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine dair mahkemenin usul işlemi, niteliği itibariyle tamamlanmış işlem'dir.  Mahkeme, yazılı yargılama usulüne göre yapılmasına karar verdiği tahkikat kesitini, tamamlanmış işlem niteliğindeki ara kararı uyarınca, yazılı yargılama usulüne göre tamamlamalıdır. Tahkikat aşamasında yürürlüğe giren yeni usul kanunu gerekçe gösterilerek, tahkikat aşamasında davanın basit usule döndüğünden söz edilemez. Kaldı ki kabule göre de ilk derece mahkemesince,  22.07.2020 tarihli, 7251 sayılı Kanun'un ile  6102 sy TTK 'nın basit yargılama usulüne ilişkin 4. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle davanın basit yargılama usulüne döndüğüne dair bir ara kararı da oluşturulmamıştır. Bu uygulama, usul hukukunun temel ilkelerinden olan sürpriz karar verme yasağı'na da aykırı olmuştur.Yukarıda safahatı özetlendiği üzere, davanın açılış tarihi itibariyle yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, bu hususun mahkemece düzenlenen tensip tutanağının 1 nolu ara kararı ile de belirlendiği ve karar altına alındığı, hususları gözetildiğinde, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olup, tahkikat aşaması bittikten sonra sözlü yargılamaya geçilerek buna göre usul işlemlerinin yürütülmesi ve esasa ilişkin karar verilmesi gerekirken, sözlü yargılamaya geçilmeden ve hazır olmayan davalı vekiline bu yönde tebligat yapılmadan karar verilmesi isabetsiz olmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda,  ilk derece mahkemesinin istinafa konu  kararı usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, davalı vekilinin esasa dair nedenleri incelenmeksizin,  istinafa konu kararın kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 22.02.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc506aaa52760797","SID":"f465e7c74041ee95"}}