{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/698 Esas<br>KARAR NO: 2024/481 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/01/2022<br>NUMARASI: 2021/90 E.  -  2022/7 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 11/03/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA:Davacı vekili Büyükçekmece  3. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde;  müvekkilinin kuruluş tarihi olan 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yaptığını, Türkiye ve dünyada birçok noktaya ihracat gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 2003 yılından bu yana \"...\" ibaresini marka olarak ... sayı ile tescilli ettirdiğini, müvekkilinin \"...\" markasını piyasada saygın bir marka haline getirmek için büyük emek ve sermaye harcadığını ve söz konusu markanın TPMK nezdinde tanınmış marka olarak da kayıt altına alındığını, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait tescilli \"...\" ibaresini ticaret unvanında kullandığını, bu unvanı TTK ve SMK'ya aykırı olarak oluşturduğunu ve davalı yanın söz konusu eylemlerinin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu iddia ederek, müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzün önlenmesini, men'ini, müvekkilinin tescilli markasının kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, davalının müvekkilinin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinde kullanımının durdurulmasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir. Cevaba cevap dilekçesi ile talebini genişleterek, ayırca davalı unvanından \"...\" ibaresinin terkinine karar verilmesini istemiştir. Büyükçekmece  3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce 2020/476 Esas, 2020/510 Karar sayılı kararı ile görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilerek, dosya Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kullandığı bir marka bulunmadığını, \"... şirket ismi olduğunu, şirket ortaklarının ... isimlerinin birleşiminden oluştuğunu, bu nedenle müvekkili şirketi isminin hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davaya konu \"...\" ibaresinin müvekkili tarafından kullanımının tamamen şirket adından ibaret olduğunu, müvekkilinin sattığı bir ürün olmadığını, bu nedenle de müvekkilinin,  davacının markasına yönelik herhangi bir tecavüz eyleminin bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>MAHKEME KARARI: Bakırköy 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 18/01/2022  tarihli 2021/90 E. -  2022/7 K. sayılı kararıyla; \"...Ticaret unvanı ancak tescilli bir markaya tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği sağlayıcı bir işaret olarak kullanılması halinde, marka hakkına tecavüz oluşturacağı açıklaması karşısında, Kanun Koyucunun amacının ticaret unvanının tescilli marka ile karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanılması halinin marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde olup,  tek başına ticaret unvanının tescil ettirilmiş olması marka hakkına tecavüz teşkil etmez. Bu itibarla marka haklarına tecavüz yönünden  sübut bulmayan davanın reddine, Davacının  davalı ticaret unvanı terkinine dair talebi yönünden ise, taraf şirketlerin iştigal alanları tamamen farklı olduğu gibi,  davalı şirketin \"...\" sözcüğünü ticaret unvanında tescil ve  kullandığı tarihten, dava tarihine kadar geçen yaklaşık 20 yıl boyunca davacı şirketin, davalının bu kullanımına sessiz kalması ve arada bunca zaman geçtikten sonra dava açması TMK m.2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan, bu talep yönünden de davacının davasının reddine\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF BAŞVURUSU:  Davacı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, müvekkiline ait “...” markasının tanınmış marka olduğunu, davalı şirketin müvekkilinden izin almaksızın markayı kullanmasının SMK’nun 7. maddesi uyarınca müvekkilinin marka haklarına tecavüz teşkil ettiğini, Davalının müvekkiline ait “...”  markasını ticaret unvanında kullanmasının TTK’nun 55/2/4. maddesi itibariyle başkasının malları, , ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklinde haksız rekabet teşkil ettiğini,Mahkemece SMK’nun 7. maddesi dikkate alınmaksızın SMK’nun 29/1-b ve c maddelerinin dikkate alınarak karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, SMK’nun 29. maddesinde sayılan markaya tecavüz hallerinin seçimlik olmadığını, kanun hükmünde bu hususlardan biri gerçekleştiğinde markaya tecavüzün gerçekleştiğinin düzenlendiğini, ilgili kanun maddesi dikkate alınmayarak karar tesis edildiğini,Mahkemece müvekkiline ait markanın tanınmış marka tescili ve tanınmış marka hakları dikkate alınmadan, eksik inceleme yapıldığını, davalı şirketin faaliyet alanının müvekkili şirketin faaliyet alanından farklı olmasının tanınmış markanın hukuki korumasında far yaratmayacağını, davalının müvekkiline ait tanınmış markanın itibarından haksız şekilde yararlanacağı, müvekkilinin markasının itibarını zedeleyebileceğini, Ticaret unvanı tescilinin marka tecavüzü teşkil etmesi için karıştırılma ihtimali olmasının yeterli olduğunu, kaldı ki ticaret unvanı tescili davalının ticari faaliyetlerinde tecavüz konusu markayı kullandığını gösterdiğini, zira TTK’nun 39. Maddesi uyarınca davalının ticaret unvanını ticari işletmesine ilişkin işlemlerde kullanma zorunluluğunun bulunduğunu, karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunu, Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu, davalının ticari kayıtları, ticari defterleri ve faturalarının incelenmediğini, bilirkişinin yerinde inceleme yapmasına rağmen bu belgeleri inceleme dışında tuttuğunu, TTK’nun 50. maddesi uyarınca tescilli ticaret unvanını kullanma hakkının sadece sahibine ait olduğunu, bu hükmün ticaret unvanının sahibine inhisari hak sahibi olduğunu ifade etmekte olup, marka ihlaline yol açıp açmayacağına yönelik bir düzenleme olmadığını belirterek, davanın reddine dair mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER: Dosya arasında bulunan Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları incelendiğinde; ... numaralı “...” esas unsurlu markaların 25. sınıfta, ... tescil numaralı \"...+Şekil\" markasının ise 18, 25 ve 35. sınıflarda davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca davacıya ait “...” markasının “Ayak giysileri (terlikler)” alanında tanınmışlığına karar verildiğine dair TPMK YİDK karar örneği dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulmuştur.Dosya içinde bulunan ticaret sicil kayıtları incelendiğinde; davacı şirketin 14 Ekim 1994 tarihinde, davalı şirketin ise 17 Şubat 2000 tarihinde tescil edildikleri tespit edilmiştir. Mahkemece ... uzmanı ... alınan 29/12/2021 havale tarihli bilirkişi raporunda; Davacının ticaret unvanının tescilinin (14 Ekim 1994), davalının ticaret unvanının tescilinden (17/02/2000) daha önceki tarihli olduğu, davacının “...” esas unsurlu ilk marka tescilinin (96/001403 ...- başvuru tarihi 31/01/1996) davalının ticaret unvanının tescilinden (17/02/2000) daha önceki tarihli olduğu, dolayısıyla, davacının gerek ticaret unvanı tescili, gerekse de marka tescili açısından, tarihsel önceliğinin olduğu, davalının, tescilli unvanını, tescil edilmiş bir bütün olarak unvan gibi kullanmayıp, davacı markasının ve ticaret unvanının ana unsuru olan “...” sözcüğünü öne çıkarıp bunu çağrıştıracak şekilde vurgulayarak marka gibi kullanması durumunun mevcut olmadığı, kaldı ki davalıya ait “...” ibareli herhangi bir mal/ürün/emtianın da mevcut olmadığı, kullanımın, ticaret unvanının kullanımını aşarak, markasal kullanıma dönüşmediği ve iltibasın oluşmadığı, keza tarafların ticari faaliyet alanlarının ve iştigal konularının tamamıyla birbirinden farklı olduğu, davacı markası tanınmış marka olmakla birlikte, söz konusu tanınmışlığın ayakkabı (terlik) emtiasında olduğu ve tanınmışlığın bu alanın dışına taşıp, özellikle davalının faaliyet alanı olan “...” alanında tanınır olduğunu gösterir dosya içinde belge/delil olmadığı, mevcut duruma göre, davalı unvan kullanımının davacının marka haklarına ve ticaret unvanından kaynaklanan haklarına tecavüz teşkil etmeyeceği, belirtilen sebeplerle davalı şirketin unvanının terkini koşullarının oluşmadığı, davalı şirketin, “...” sözcüğünü ticaret unvanında kullandığı tarihten, dava tarihine kadar geçen yaklaşık 21 yıl boyunca davacı şirketin, davalının bu kullanımına sessiz kalmasına ilişkin durumun TMK m.2 kapsamında değerlendirilmesi hususundaki takdirin Mahkemeye ait olduğuna dair görüş bildirilmiştir.<br>G E R E K Ç E: Dava; davalının ticaret unvanında davacının markasını kullanmak suretiyle davacının tescilli markasına yönelik tecavüzünün tespiti ve önlenmesi, ticaret unvanının terkini davasıdır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili müvekkilinin markasının tanınmış marka olması nedeniyle markalarının  tescilli olmadıkları mal ve hizmetleri için de koruma sağlayacağını, davalının ticari faaliyetlerinde \"...\" ibaresini kullanmasının karıştırılmaya neden olacağını, \"...\" esas unsurlu ticaret unvanını kullanma hakkının müvekkiline ait olduğunu, bilirkişi tarafından davalının ticari kayıtları üzerinde inceleme yapılmadığından eksik inceleme sonucunda karar verildiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. SMK'nın 29/1-a hükmü ile yapılan yollama gereği 7/3-e maddesinde yer alan \"işaretin ticaret unvanı ve işletme adı olarak kullanılması\" hükmünün işaretin markasal kullanılması durumunda uygulanabileceği, zira 7/3. maddede işaretin ticaret alanında kullanılması halinde yasaklanabileceğinin hükme bağlandığı, marka hukuku kapsamında işaretin ticaret alanında kullanılması ifadesi ile kastedilenin işaretin markasal olarak kullanılması olduğu,  2015/2436 sayılı A.B. Marka Yönergesi'nin  3. maddesinde yer alan hükme ve Yönerge'nin genel gerekçesinin 19'. bendindeki açıklamalara  göre, ticaret unvanının ancak tescilli bir markanın tescili kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği sağlayıcı bir işaret olarak kullanılması halinde, marka hakkına tecavüz oluşturacağı açıklaması karşısında, Kanun Koyucunun amacının ticaret unvanının tescilli marka ile karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanılması halinin marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği, davalının ticaret unvanının davacının markalarının kapsamındaki ve tanınmış olduğu \"Ayak giysileri (terlikler)\" mal ve hizmetleri için kullanıldığının davacı tarafça iddia ve ispat edilmediği, davalının faaliyet alanının inşaat hizmetleri olup, davacının bu hizmetler için tescilli bir markasının da mevcut olmadığı, SMK’nun 7/2-c maddesinin uygulanamayacağı, ayrıca davalının tescilli ticaret unvanını kullanmasının yasal hakkı olduğu, davacı tarafça davalının kötü niyetli olduğunun da ispatlanamadığı, bu nedenle davalının tescilli \"...\" esas unsurlu ticaret unvanını inşaat hizmetlerinde kullanmasının davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği, her iki tarafın ticari faaliyet alanları çok farklı olduğundan davalının işlerinin ve iş ürünlerinin davacınınkilerle karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığı, mahkemece markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasının reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Davalının ticaret unvanının terkini davasıyla ilgili davacının istinaf taleplerinin incelenmesinde; asıl dava dilekçesinde ticaret unvanının terkini talebi bulunmamasına rağmen davacı tarafça cevaba cevap dilekçesinde davalının ticaret unvanının terkinine de karar verilmesi talep edilmiştir. Bu talep Mahkemece HMK’nun 141/1. maddesi kapsamında iddianın genişletilmesi olarak kabul edilerek yargılama yapılmış, davalı tarafça bu konuda istinaf talebinde bulunulmamıştır.  6102 sayılı TTK’nun 50. maddesinde belirtildiği üzere, usulünce tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanının kullanma hakkı sadece sahibine ait olup, bu madde ile unvan korunması hüküm altına alınmıştır. 52. maddede ise ticaret unvanının ticari dürüstlüğe aykırı bir biçimde bir başkası tarafından kullanılması halinde hak sahibinin bunun tespitini, yasaklanmasını, haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmiş ise kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğince araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar var ise kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat da isteyebileceğini belirtmiş, başka bir anlatımla unvana tecavüz halinde unvan sahibinin kullanması gereken yasal hakları bu maddede hüküm altına alınmıştır. Ancak ticaret unvanına yapılan tecavüz nedeniyle makul bir sürede dava açılmaması halinde sessiz kalma nedeniyle hak kaybı söz konusu olabilir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek ve isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle ticaret unvanından doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip, hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının ticaret unvanının esas unsuru olan \"...\" ibaresinin davalının ticaret unvanında da aynen kullanıldığı, ancak davalının ticaret unvanının tescil edildiği 2000 yılından dava tarihine kadar yaklaşık 20 yıl süre geçtiği, davacının bu süre içinde davalıya karşı ticaret unvanıyla ilgili dava açmadığı, başkaca bir yasal yola başvurmadığı, bunun için mücbir bir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanmadığı, ticaret sicili herkese açık olduğundan davalının ticaret unvanından haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, davalının bu süre içinde ticaret unvanına belli bir yatırım yaptığı, tanıtımı için emek harcadığı, kötü niyetli olduğuna dair bir delil elde edilemediği, tüm bu nedenlere yaklaşık 20 yıl sonra bu davanın açılmasının MK'nun 2/2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve davacının davalıya ait ticaret unvanının terkini konusunda sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, mahkemece bu nedenle ticaret unvanının terkini davasını reddetmesinin de hukuka uygun olduğu kanaatine varılmakla, davacı vekilinin istinaf taleplerinin tümden reddine karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 427,60 TL maktu harçtan, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL eksik harcın  davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak; Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 11/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cff6b788442c740a","SID":"1c19b970ed02d925"}}