{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/327 <br>KARAR NO: 2024/213<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/07/2020<br>NUMARASI: 2019/212 Esas, 2020/247 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın iptali <br>KARAR TARİHİ: 05/03/2024<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava; taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı talebine ilişkin olup; mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf talebinde bulunulmuştur. Davacı  vekili, müvekkili firmanın, davalı tarafın işlettiği otellere perde yaparak takma konusunda anlaştığını, davalı yanca müvekkiline iş bedeline istinaden toplam 21.700,00 TL ödemede bulunulduğunu, davalının yaptığı bu ödemelerin müvekkili firmanın hesaplarına aktarıldığını ve resmi borcundan düşüldüğünü, ancak bakiye 13.324,45 TL'nin davalı tarafından ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatmamıza rağmen, davalı tarafın bakiye borcuna haksız olarak itiraz etmesi nedeniyle takibin durdurulduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı yanın icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket yetkilisi, icra takibine konu faturaların içeriğindeki mal ve hizmetlerin müvekkili şirkete sağlanmadığını, davacının faturalara konu hizmetin ifa edildiğini ispatlaması gerektiğini, ekte sunulan defter kağıdından iş bedelinin 26.000,00 TL olarak anlaşıldığının görüleceğini, davacı yanca işin eksik ve ayıplı yapıldığını, delil olarak sunulan yazışmalardan Ağustos 2018 tarihindeki taleplerinin davacı yanca karşılanmadığının görüleceğini, işin ayıplı olduğunun bildirildiği her seferde önce ödeme yapmalarının istendiğini, ancak eksik ve ayıpların bir türlü giderilmediğini, ayıbın giderilmesi talebinde bulundukları süreçte fatura kesilmediği için resmi yollara başvuramadıklarını, iş yapıldıktan 10 ay sonra fatura kesildiğini, işin eksik ve ayıplı yapılması nedeniyle iade faturası kestiklerini savunarak davanın reddine ve davacı aleyhinde kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, bilirkşi raporu esas alınarak davalı şirkete ait ticari defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu, defterlerin birbiri ile uyumlu olduğu, takip talebine konu cari hesap bakiyesini oluşturan faturaların davacı şirket tarafından tanzim edildiği, söz konusu faturaya karşı davalı tarafından yasal itiraz süresi içerisinde itiraz edilmediği, davacının, davalıya ait iş yerinde perde yapım ve montaj işleri ile duvar kağıdı montajının taahhüt edildiği şekilde yerine getirilmediğine yönelik iddianın davalı yanca ispatlanamadığı, davalıya kesilen faturaya karşı yasal süre içerisinde herhangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı,  davalı şirketin kendi ticari defterlerine göre takip tarihi itibarıyla davacı yana 8.324,45 TL borçlu olduğunun  tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı tarafın İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın 8.324,45 TL asıl alacağa yönelik itirazın iptaline ve takibin bu miktar bakımından devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, takip tarihinden itibaren fiili ödeme gününe kadar asıl alacağa yıllık %19,50 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, İİK.67/2.madde kapsamında davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile hükmedilen tutar 8.324,45 TL'nin %20'si oranındaki 1.664,89 TL tazminatın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, faturanın tek başına taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ispatlayan bir belge olmadığını, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi fatura içeriğindeki hizmetin yapılmış olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, davacının, yapmış olduğu eksik edimin üzerinden 11 ay geçtikten sonra dava konusu faturayı düzenlediğini, ayrıca müvekkilinin davacı şirkete yapmış olduğu ödemelerin bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, ödemelerden çok sonra ne amaçla düzenlendiği belli olmayan faturaya dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte faturada bahsedilen KDV miktarını müvekkilinin ödemek zorunda olmadığı gibi bu konuda bir anlaşma da yapılmadığını, kaldı ki davacının sözleşmeye aykırı davranarak edimini tam olarak ifa etmediğini, anlaşma gereği davacının anlaşılan model ve kalitede otelin tüm perdelerini dikmesi ve asması ayrıca otelin duvarlarını duvar kağıtları ile kaplamasının kabul edildiğini, ancak davacının boyut, malzeme ve işçilik açısından anlaşıldığı şekilde perdeleri getirmediğini, duvar kağıtlarının anlaşılan kalitede getirilmediği gibi yanlış monte edildiğini, yapılacak olan keşifte görüleceği üzere ve ekteki resimlerden de görüldüğü gibi bitim noktaları ve birleşme yerlerinin ayrık bırakıldığını, yırtık ve denk gelmeyen yerler de bulunduğunu, m2'ler yanlış alındığından istenilen şekilde işçilik gerçekleşmediğini, 1. Kalite olacak şekilde anlaşılmış olmasına rağmen özellikle duvar kağıtlarında defolar bulunduğunu, anlaşmaya göre işçilik de davacı tarafa ait olmasına rağmen işçiliğin de düzgün olmadığını, bu hususların mahkemede belirtilmesine  rağmen mahkeme tarafından keşif yapılmadığını, fatura konusu alacağa davacının hak kazanıp kazanmadığı hususunun tespit edilmediğini, eksik ve ayıplı ifa ile anlaşma konusu olmayan tutar üzerinden fatura düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser  sözleşmesinden  kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir. Taraflar arasında davacı yanca davalıya ait ...'teki ... Hotel isimli iş yerine perde yapımı ve montajı ile duvar kağıdı montajı yapılması konusunda sözlü eser sözleşmesi akdedilmiş olup, bu husus tarafların da kabulündedir. Dosya kapsamından; davacı yüklenici yanca davalı hakkında cari hesap alacağı ve 01/12/2018 tarihli toplam 30.024,45 TL bedelli faturaya istinaden İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı  dosyasından 15/02/2019 tarihinde 13.324,45 TL asıl alacak ile 541,01 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 13.865,46 TL'nin tahsili için ilamsız takip yapıldığı, taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi akdedildiği ve faturaya konu malın davalı iş sahibine teslim edildiği hususları uyuşmazlık konusu değilse de kararlaştırılan iş bedelini ortaya koyan, yazılı herhangi bir belge ve sözleşme sunulamadığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili; eldeki davada davalı yanca müvekkiline iş bedeline istinaden 21.700,00 TL ödendiğini ancak bakiye 13.324,45 TL iş bedelinin ödenmediğini ileri sürerek iş bedelinin 35.024,45 TL olduğunu ileri sürmüş, iş bedeline ilişkin alacağını faturaya dayandırmış, davalı ise; iş bedelinin 26.000,00 TL olarak kararlaştırıldığını, teslim edilen ürünlerin ayıplı olması nedeniyle semen tenzili istediğine dair savunma yapmış, mahkemece davalı yanca faturaya itiraz süresi içinde ayıp iddiasında bulunulmadığı gerekçesiyle davalı yanın ticari defterlerinin incelenmesi sonucu muhasebeci ... tarafından düzenlenen 03/12/2019 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kural olarak, eser sözleşmelerinde işin yapıldığını ve teslim edildiğini kanıtlamak yükleniciye, eserin ayıplı olduğunu kanıtlama külfeti ise iş sahibine aittir. Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıptan sorumluluğu TBK'nın 474 ile 478. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yüklenicinin ayıptan sorumlu olabilmesi için eserin iş sahibine teslim edilmesi, eserin ayıplı olması, eserin iş sahibi tarafından kabul edilmemiş veya kabul edilmek zorunda olunmaması, eserin iş sahibi tarafından muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmiş olması, eserdeki ayıbın iş sahibinin tutumundan kaynaklanmamış olması ve son olarak ayıplı teslimden doğan hakların süresi içinde kullanılması gerekmektedir. Ayıp, teslim edilen eserde sözleşme ile kararlaştırılmış olan veya dürüstlük kuralına göre olması gereken ya da kanunun öngördüğü niteliklerin bulunmaması olarak nitelendirileceğinden ayıplı bir eserin imali ve teslimi sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediğini gösterir. Eserin teslim alınmasından sonra açıkça görülen veya usulüne göre yapılan bir muayene ile görülebilen ayıplar açık ayıp, bu şekilde tespit edilemeyen ancak zaman içerisinde eser kullanılırken ortaya çıkan ayıplar ise gizli ayıp olarak nitelendirilir. TBK'nın 474/1.maddesi gereğince açık ayıplar bakımından iş sahibi işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve uygun bir süre içerisinde tespit ettiği ayıpların yükleniciye bildirmekle yükümlüdür. İş sahibi bu külfetleri yerine getirmezse ayıp dolayısıyla kendisine tanınan haklardan yararlanamayacaktır. Bu külfetlerin yerine getirilmemesi iş sahibinin yükleniciye karşı sorumluluğunu gerektirmemekte, sadece ayıplı eser teslimi dolayısıyla sahip olduğu haklardan yararlanamaması sonucunu doğurmaktadır. TBK'nın 477/1. maddesi gereğince gizli ayıplar açısından ise, ayıbın varlığı zaman aşımı süresi içerisinde vakit geçirilmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ayıp ihbarının her türlü delile ve bu arada tanık beyanı ile de kanıtlayabileceği kabul edilmektedir. Davalı süresi içinde verdiği 13/05/2019 tarihli cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında işin ayıplı yapıldığı yönde savunmada bulunmuş, dosyada bulunan 02/08/2018 tarihli wats up yazışması ile  de ayıp ihbarında bulunmuştur. Bu durumda mahkemece öncelikle ayıp ihbarıyla ilgili olarak davalının delilleri toplanıp,  ayıbın niteliğinin tespit edilmesi, ayıbın niteliğine göre ayıp ihbarının süresinde olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemece yalnızca ticari defterler üzerinden inceleme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğu Yargıtay ( Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi’nin 2013/9343 Esas ve 2014/3772 Karar sayılı, 14/05/2014 tarihli kararında açıkça vurgulanmıştır. Yine eser sözleşmelerinde, kural olarak yüklenici yaptığı işin tutarını, iş sahibi de iş bedelini ödediğini  kanıtlamak zorundadır. Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 481. maddesinde; “Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Dairemiz kararları ile Yargıtay (Kapatılan) 15 HD, (Kapatılan) 23. HD ve 6.HD'nin yerleşik içtihatları ve uygulamasında da; eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kabul edilip sözleşmede bedel yazılı olmaması ya da sözlü sözleşme ilişkisinde tarafların bedelde anlaşamamaları halinde yüklenicinin gerçekleştirdiği imalât bedelinin sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 366. ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 481. maddesi hükmünce yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleriyle hesaplanacağı kabul edilmektedir.  O halde, yapılan bu açıklamalar ışığında somut olayda; mahkemece davalının işin ayıplı ifa edildiği yolundaki savunması ile ilgili delillerin toplanıp, mahallinde uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak ayıbın niteliğine göre ayıp ihbarının makul sürede yapılıp yapılmadığı üzerinde  durularak, ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması halinde davacı yüklenicinin sözleşme ile davalı iş sahibine ait  yaptığı işlerin yapıldığı yıllar itibariyle mahalli piyasa rayiç bedelinin hesaplanması, varsa ayıplı işler bedeli ile davalı yanca yapıldığı sabit olan ödemeler düşüldükten davacının alacağı kalması halinde davacı alacağına hükmedilmesi gerekirken, mahkemece bu hususlar üzerinde durulmaksızın, ayıp ihbar süresini faturaya itiraz süresi ile kısıtlayıp, sadece davalı yan ticari defterleri esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,  2-İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/07/2020 tarih, 2019/212 Esas, 2020/247 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 05/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"47279effc0564bc4","SID":"c4cdd786ae9ffd37"}}