{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/184 <br>KARAR NO: 2024/260<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20.12.2023 tarihli ara karar. <br>NUMARASI: 2023/1189 E.<br>DAVANIN KONUSU:Yöneticilerin Azli ve Tazminat <br>Taraflar arasında görülen  yöneticinin azli ve tazminat talepli davada kayyım atanması  yönündeki  ihtiyati tedbir talebinin ilk derece mahkemesince reddine  dair verilen 20.12.2023 tarihli ara karara karşı davalı-karşı davacı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı-karşı davalı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; davacının  ... Tic. Ltd. Şti.'nin 1/2 hissedarı olduğunu, davacının 18.04.2023 tarihine kadar şirketin tek hissedarı iken  ilgili tarihte alınan karar ile  %50'lik hissesini davalıya devrettiğini, aynı tarihte davalının münferiden temsile yetkili müdür tayin edildiğini, 03.08.2023 tarihine gelindiğinde, şirketin banka hesaplarına erişim yetkisi bulunan davalının  şirketin ...'daki banka hesabından, mevcut dövizleri bozdurduktan sonra 300.000,00-TL tutarında nakit parayı mobil bankacılık aracılığıyla kendi kayıtlı  şahsi hesabına havale ettiğini,  bu paranın o tarihlerde  şirketin siparişi nedeniyle  ödeme yapılması için gerekli olduğunu,  davalının  bu eylem ile açıkça kendisine duyulan güveni kötüye kullandığını, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 16.08.2023 tarihinde \"Güveni Kötüye Kullanma\" suçu nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu,  soruşturmanın 2023/87322 soruşturma dosyası ile  devam ettiğini, davalının şirkete  bağlılık yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal ettiğini ileri sürerek, davalının TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca azline, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere davalının haksız bir şekilde şahsi hesabına aktardığı şimdilik 300.000,00-TL'nin 03.08.2023 tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesi talep ve dava etmiş, ayrıca şirkette  hali hazırda iki adet münferiden temsile yetkili müdür bulunması sebebiyle  yönetim boşluğu doğmayacağından  davalının temsil ve imza yetkisinin dava süresi boyunca tedbiren kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili, savunmasında ve karşı dava dilekçesinde  özetle; davacı ile müvekkilinin 2022'den beri ticari ilişkisi bulunduğunu, müvekkilinin yurt dışında geniş bir müşteri portföyüne sahip olduğunu, müşterilerine tekstil makine parçaları ihracatı yaptığını, müvekkilinin  bu süreç içerisinde davacı taraf ile ticari ilişki içerisine girmiş ve müvekkilinin yurt dışına dava dışı şirket üzerinden komisyon karşılığında ürün ihracına aracılık ettiğini, celp edilecek banka kayıtları incelendiğinde karşılıklı olarak ticari ilişki kapsamında para transferi gerçekleştiğinin görüleceğini, usulsüz bir para transferinin bulunmadığını, soruşturma dosyasında takipsizlik kararı verildiğini  savunarak asıl davanın reddini istemiş; karşı davasında ise müvekkilinin 18.04.2023 tarihinde şirketin %50 hissedarı ve yine aynı tarihte davacı taraf ile münferiden temsile yetkili müdürü olarak tayin edildiğini,  müvekkilinin davacı tarafın şirkete ilişkin yapmış olduğu işlemlerde detaylı bilgi alamadığını,  bilgi almaya çalışması halinde ise sürekli oyalamalara maruz kaldığını,  şirket hesaplarında yapmış olduğu incelemelerde şirketten usulsüz şekilde davacının kendisine para çıkışlarının olduğunu, davacı tarafın ablası ve ticaret sicil kayıtlarında şirkette müdür olan ve şirkette hiçbir şekilde fiilen bulunmayan ...'e para çıkışlarının yapıldığını fark ettiğini, müvekkilinin şirkete ortak olduğu süreç içerisinde, davacı- karşı davalının şirket hesaplarından hukuka aykırı olarak para çıkışı yapması nedeni ile şirketin ticari faaliyetine devam edebilmesi adına şirketin ödemelerini yapabilmesi amacıyla şirkete borç para gönderdiğini, müvekkilinin tüm bu yaşananlar karşısında şirketin hesaplarını kontrol altına almaya çalışmasına rağmen  davacı- karşı davalı tarafça bu durumun engellenmeye çalışıldığını, müvekkilinin davacı- karşı davalının bu engellemelerine ve alacağını alabilmek adına son olarak 03.08.2023 tarihinde şirkete borç olarak göndermiş olduğu bedellere istinaden 300.000,00 TL'yi kendi şahsi hesabına  aktardığını ileri sürerek, davacı- karşı davalının ve davalı ...'in  şirkete hiçbir katkısı, şirkette hiçbir şekilde fiili olarak bulunmaması sebebi ile TTK'nın 630.maddesi uyarınca müdürlük görevinden azline, davacının şahsına gönderdiği bedellerin faizi ile birlikte şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca  dava sonuçlanıncaya kadar şirkete kayyım atanmasına ve davacı- karşı davalının dava sonuçlanıncaya kadar şirketi temsil ve imza yetkisinin kaldırılmasına dair ihtiyati tedbire karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin azli şartlarının oluşmadığını,  hiçbir şekilde özen ve sadakat borcunu ihlal eden bir eylem içerisinde yer almadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince itirazın değerlendirildiği 20.12.2023 tarihli ara kararda özetle;  \"...Kayyım TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan  sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun dördüncü kısım birinci bölümde 329 vd maddelerde Anonim Şirket düzenlenmiştir. Kayyım ise, TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan  sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. TMK'nun 427/4) Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, şeklinde düzenlenmiştir. Madde içeriklerinden anlaşılacağı üzere anonim ve limited şirketlerde yönetim kayyımı atanmasının temel dayanak maddesi TMK 427/4. maddesidir. Zira şirketin bir tüzel kişi olarak ticari hayatının devamı ve gerekli idari ve yönetimsel işlemlerin icra edilmesi şirketin organları vasıtasıyla mümkün olmakta, bu organların görev yapamaz hale gelmesi halinde ise TK 427/4 maddesi uyarınca yönetim ve temsil kayyımı atanması yoluna gidilmelidir. Taraf vekillerince şirketin yetkililerinin yetkisinin kaldırılarak şirkete tedbiren kayyım atanması talep edilmiş ise de;  şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin ileri sürülüş şekli, mevcut bu talebin dayandığı vakıalarla delillerin somutlaştırılma şekli, yukarıda açıklanan TMK 426. maddesinde de anlaşıldığı üzere, organ boşluğu bulunmadığı dikkate alınarak kayyımlığı gerektiren haller oluşmadığı gibi yaklaşık ispat kuralının da gerçekleşmediği....\"gerekçesiyle,  şirkete kayyım atanmasına dair ihtiyati tedbir talebinin reddine  karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davalı-karşı davacı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı-karşı davacı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2023 yılı Mart ayında davacı müvekkilden şirketin ihtiyacına binaen şirkete borç vermesini talep etmesi üzerine müvekkil tarafından şirkete 27.000-Euro borç verildiğini, davacıdan para çıkışları ile ilgili doyurucu cevap alamadığını, bunun şirkete ait hesapları incelediğinde, şirketin  vergi dairelerinden KDV iadesinden kaynakların olmadığı ve davacı- karşı davalının bu bedellerin bir kısmını kendi şahsi hesabına ve bir kısmını da şirkette hiçbir şekilde fiili olarak çalışmayan sadece ticaret sicil kayıtlarında şirkette müdür olarak kaydı bulunan davalı ...'in hesaplarına çıkış yapıldığını tespit ettiğini, müvekkilinin bu durumu fark ederek, davacı- karşı davalının şirketi zarara uğratacak hukuka aykırı eylemlerini sonlandırmak ve şirketin menfaatlerini korumak adına şirketin hesaplarını kontrol altına almaya çalışmış ise de, müvekkilin her defasında yapmış olduğu girişimler başarısız olduğunu, davacı- karşı davalının da şirketin %50 hissedarı olması ve münferit yetkilere sahip olması nedeni ile söz konusu hukuka aykırı eylemlerine devam ettiğini, müvekkili şirkete ortak olduğu süreç içerisinde, davacı- karşı davalının şirket hesaplarından hukuka aykırı olarak para çıkışı yapılması nedeni ile şirkettin ticari faaliyetine devam edebilmesi adına şirketin ödemelerini yapabilmesi amacıyla şirkete borç para gönderdiğini, müvekkilinin tüm bu yaşananlar karşısında şirketin hesaplarını kontrol altına almaya çalışmış ise de, davacı- karşı davalı tarafça bu durum engellenmeye çalışıldığını, davacının şirkete karşı bağlılık yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal ettiğini  müvekkilinin sınır dışı edilme sürecinde şirketin tamamıyla davacı- karşı davalının kontrolüne geçtiğini, müvekkilinin şirkete ilişkin hiçbir belge, kayıt ve şirket hesaplarına ulaşamadığını,  davacı/karşı davalının yönetim ve temsil hakkının sınırlandırılmasını ve dava sonuçlanıncaya kadar şirkete kayyım atanması taleplerinin tüm bu sebeplere rağmen reddedilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davacının temsil yetkisi kaldırılarak şirkete ihtiyati tedbir yoluyla kayyımı atanmasına  karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca yöneticinin azli ve yöneticinin sorumluğundan kaynaklanan tazminat  istemine; istinaf, şirkete kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinin reddine dair ara karara ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir isteminin reddine dair 20.1.2023 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara davalı-karşı davacı ...  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Asıl davacı, ... Tic. Ltd. Şti.'nde davalı-karşı davacı ile birlikte %50'şer oranında ortak ve her ikisinin de münferiden yetkili müdür olduğunu, davalı-karşı davacının şirkette  kendisine bir kısım usulsüz para transferleri yaptığını,  şirketi zarara uğrattığını  ileri sürerek, davalı-karşı davacı ...'un müdürlük görevinden azline ve 300.000,00 TL'yi dava dışı şirkete ödemesine karar verilmesini talep etmiş, ayrıca davalının yetkilerinin kaldırılarak şirkete  kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Davalı-karşı  davacı ise  karşı dava dilekçesinde, davacı-karşı davalının  şirkette  diğer davalıya bir kısım usulsüz para transferleri yaptığını, şirketi  zarara uğrattığını  ileri sürerek, davacı-karşı davalının müdürlük görevinden azline ve  şirkete verdiği zararın tazminine karar verilmesini karar verilmesini talep etmiş, ayrıca davacı-karşı davalının  yetkilerinin kaldırılarak   şirkete  kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Mahkemece, taraf vekillerinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olup; uyuşmazlık, somut olayda şirkete kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK'nın 630/2 maddesi; ''Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.'' hükmünü,  maddenin 3.fıkrası ise, ''Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur'' hükmünü haizdir. TTK'nın 630.maddesi uyarınca açılan yöneticinin azli davası yönünden özel bir geçici hukuki koruma öngörülmediğinden, bu davada ihtiyati tedbir talep edilmesi halinde   bu konuda HMK'nın 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekir. Buna göre, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmış olup mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Ancak, ihtiyati tedbir verilebilmesi için HMK'nın 390/3.maddesi uyarınca, davacının yaklaşık ispat koşulunu yerine getirmiş olması gerekir. İlk derece mahkemesi gerekçeli ara kararında, karar tarihindeki dosya kapsamına göre davacının iddialarını özetledikten sonra, dosya kapsamında bulunan delillerin HMK 389 vd. maddeleri uyarınca değerlendirilmesi sonucu, HMK'nın 390/3. maddesindeki yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, şirkette organ boşluğu bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Tüzel kişilerde asıl olan, tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmesidir. Somut olayda, herhangi bir organ boşluğu bulunmadığı gibi, yöneticinin şirkete zarar verici eylemlerde bulunduğunu ilişkin davalı-karşı davacı iddialarının, mahkemece talebin değerlendirildiği tarih itibariyle yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlandığından söz edilemez. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında  sunulacak deliller ışığında yaklaşık ispatın gerçekleşmesi halinde, yargılamanın her aşamasında  yeniden ihtiyati tedbir talep edilmesi ve mahkemece yeniden yapılacak değerlendirme sonucu verilen karara karşı kanun yolunun açık olması karşısında, mahkemece  bu aşamada tedbir isteminin reddine ilişkin ara kararında bir isabetsizlik bulunmadığından davalı-karşı davacı ... vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda  ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddi ara kararı yerinde olup  davalı-karşı davacı ... vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde olmadığından istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine ilişkin aşağıdaki karar verilmiştir.\t<br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı-karşı davacı ... vekilinin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu 20.12.2023 tarihli ara kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı-karşı davacı ... vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye irat kaydına, 3-Davalı-karşı davacı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.22.02.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.f  ve 391/3 maddeleri uyarınca karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bac086e802bc84d8","SID":"c2b2ed7acf64e8ab"}}