{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi    21.Hukuk Dairesi    2021/698 Esas 2024/239  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2021/698<br>KARAR NO\t\t: 2024/239<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 23/12/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/546 Esas 2020/801 Karar <br>DAVACILAR\t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALILAR\t:<br>DAVA\t: Şirket Ana Sözleşme Maddelerinin Butlanı<br>DAVA TARİHİ\t: 20/09/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 14/02/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 14/02/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki  şirket ana sözleşme maddelerinin butlanı istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ssas mukavele uyarınca davalı şirketin  sermayesinin A, B, C, D ve E grubu paylara ayrıldığını, A grubu payların davalı şirket pay defterinde mirasçılık belgesine istinaden davalı gerçek kişiye ait göründüğünü, ancak bu kişiye payların geçişini sağlayan vasiyetnamenin dava konusu olduğunu, bu nedenle A grubu paylara ilişkin pay defterine yapılan tescilin yolsuz bulunduğunu, vasiyetname ile ilgili 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava bulunduğunu, söz konusu vasiyetin müvekkillerinin haberi olmadan açıldığını, şirketin A grubu pay sahibinin hakimiyeti altında yönetildiğini, yönetimin TTK'ya aykırı imtiyazları oluşturduğunu, davalı şirketin ana sözleşmesinin 7. maddesinde öngörülen imtiyazlı hisselere ilişkin hükümlerin TTK'nun 478 kapsamında imtiyaz olmadığını, bu düzenlemelerin emredici hükümlere aykırı olduğunu, ana sözleşmenin 7. maddesinde pay gruplarını yönetim kuruluna en az 1 aday gösterme hakkı verdiği, ilk adayın oylanmasında da 1 oyun pay gruplarına göre 15 veya 5 oy sayıldığı, yine ana sözleşmenin 9. maddesinde yönetim kurulu başkan vekilinin, yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylardan seçileceğinin ve yönetim kurulu başkanı ve vekilinin müştereken yönetim kurulu kararını veto edebileceğinin düzenlendiği gibi, ana sözleşmenin 12. maddesinde de yönetim kurulu başkanını aynı zamanda murahas üye sayılarak yönetim kurulu temsil yetkilerini yönetim kurulu başkanına verdiğini, ana sözleşmedeki bu hükümlerin TTK'nun 340, 360, 370, 478. Maddeleri ile TBK'nın 21 ve 27. maddelerinde öngörülen emredici kurallara aykırılık oluşturduğunu belirterek, esas mukavelenin 7. maddesinde yer alan A, B, C, D grubu hisselere tanınan imtiyazlar; \"yönetim kurulan en az 1 aday gösterme hakkına sahiptir, her yönetim kurul seçiminde A grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurul adayının oylanmasında A grubu payı temsil eden her 1 oy 15 oy olarak, her yönetim kurul seçiminde B grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurul adayının oylanmasında B grubu payı temsil eden her 1 oy 5 oy olarak, her yönetim kurul seçiminde C grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurul adayının oylanmasında C grubu payı temsil eden her 1 oy 5 oy olarak, her yönetim kurul seçiminde D grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurul adayının oylanmasında D grubu payı temsil eden her 1 oy 5 oy olarak kabul edilir\" hükümlerinin, yine esas mukavelenin 9. maddesinin sondan üçüncü fıkrasında yer alan, yönetim kurulu başkan vekili, yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçilir\" şeklindeki hükmün, yine  esas mukavelenin 9. maddesinin sondan ikinci fıkrasında yer alan \"yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurul başkan yardımcısı müştereken alacakları karar ile yönetim kurul kararlarını veto edebilir\" şeklindeki hükmün ve esas mukavelenin 12. maddesinin ikinci fıkrası hükmünde yer alan \"yönetim kurulu başkanı aynı zamanda murahhas üyedir. Yönetim kurulu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanına devretmiştir.\" hükmünün TTK'nun yukarıda belirtilen maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülerek bu hükümlerin batıl olduğuna karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacılar tarafından açılan vasiyetnamenin iptali davasının reddedildiğini, iş bu davanın kötü niyetli olarak açıldığını, davalı gerçek kişinin davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, bu nedenle pay defterini uhdesinde bulundurduğunu, şirket ana sözleşmesinin 7. maddesi ile A, B, C ve D pay gruplarına TTK'nun 360. maddesi uyarınca yönetim kurulunda temsile imtiyazı tanındığını, TTK sisteminde imtiyazın paya tanındığını, ancak bu kuralın istisnasının TTK'nun 360. maddesinde yer aldığını, bu hükme göre belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine veya azlığa yönetim kurulu üyeliği için bağlayıcı aday önerisinde bulunma hakkı tanınabileceğini, sözleşmedeki imtiyazın yönetim kurulunda temsil edildiğine ilişkin bulunduğunu, TTK 478. maddeye aykırılığın söz konusu olmadığını, bu kapsamda TTK'nuın 478/3 maddesinde TTK'nun 360. madde hükmünün saklı tutulduğunu, bu düzenlemenin hukuka uygun bulunduğunu, TTK'nun 340 uyarınca herhangi bir ihlalin bulunmadığını, söz konusu ana sözleşme hükümlerinin 07/01/2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanıp tasdik edildiğini, o tarihten bu yana davacıların sözleşmedeki imtiyazlara ilişkin tüm genel kurullarda yararlandığını, imtiyazların hükümsüzlüğü konusunda bir iddialarının bulunmadığını, bunu bu dava ile ileri sürmelerinin medeni kanunun 2. maddesi hükümlerine aykırı olduğunu, TTK'nun 340. madde hükmü ile 360. maddeleri uyarınca bir pay sahibine şahsen yönetim kurulunda temsil edilme ve bu üyelik için bağlayıcı aday teklif imtiyazının ismen belirlenen kişilere tanınmasının mümkün olduğunu, ana sözleşmenin 9. maddesindeki yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından seçilir hükmünün TTK'nun 360. maddesine ve birleşik yargıtay içtihatlarına uygun olduğunu, yine aynı maddede yer alan yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu başkan yardımcısının müştereken alacakları karar ile yönetim kurulu kararlarını veto edebileceği yönündeki düzenlemenin TTK'nun 340. maddesindeki kurallara aykırılık oluşturmadığını, bu hükümlerin temelde belirli bir grup pay sahibine tanınan bir imtiyaz olduğunu, bu madde nazarında tüm pay gruplarının kendi içinde eşit işleme tabi tutulduğunu, eşit işlem ilkesine aykırılığın söz konusu olmadığını, ana sözleşmenin 12. maddesinde öngörülen yönetim kurulu başkanı aynı zamanda murahhas üye olduğu, yönetim kurulu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanına devretmiştir hükmünün TTK'nun 370. maddeye aykırılığının söz konusu olmadığını, anılan maddenin şirketin çift imza ile temsiline ilişkin olduğunu, esas sözleşmenin 12. maddesinde açık biçimde ve hukuka uygun olarak şirketin tek imza ile temsilinin kabul edildiğini, açılan davanın haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece;  dava konusu edilen ana sözleşmenin 7. maddesinde pay gruplarına, yönetim kuruluna en az bir aday gösterme hakkı verildiği ve ilk adayın oylanmasında A grubu payın kullanacağı 1 oyun 15 oy, diğer pay gruplarının kullanacağı 1 oyun ise 5 oy kabul edildiği, ana sözleşmenin 9. maddenin sondan 3. fırkasında yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylardan seçileceği, sondan 2. fıkrasında ise yönetim kurulu başkan ve vekilinin müştereken alacakları kararla yönetim kurulu kararlarını veto edilebileceğinin düzenlendiği, ana sözleşmenin 12. maddesinin 2. fıkrasında ise yönetim kurulu başkanının aynı zamanda murahhas üye olduğu ve yönetim kurulu temsil yetkisinin yönetim kurulu başkanına ait olacağının düzenlendiği, tüm bu düzenlemelerin 2014 yılında yapılan ortaklar kurulu toplantısı ile gerçekleştirildiğini, söz konusu düzenlemelerin o tarihten beri uygulandığı, 7. maddedeki düzenlemenin yönetime katılmada ve oyda imtiyaza ilişkin bulunduğu, söz konusu maddedeki imtiyazın paya ilişkin olduğu, bu düzenlemenin TTK'nun 360, 478 ve 340. maddelerindeki hükümlere aykırılık oluşturmadığı, ana sözleşmenin 9. maddesindeki düzenlemenin ise belirli pay grubuna yönetim kuruluna aday gösterdiği kişiler arasından seçilme konusunda ve yönetim kurulu başkanına da başkan vekilinin önerme konusunda imtiyaz sağladığı, bu imtiyazların TTK'nun 340, 360 ve 478. maddelerine aykırılık oluşturmadığı, yönetim kurulu başkan ve başkan vekiline birlikte tanınan veto hakkının TTK'nun 478. maddesine uygun olduğu ve anılan kanun hükümlerine aykırılık oluşturmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesindeki düzenlemenin ise yönetim kurulu başkanının A grubu paylarının aday göstereceği kişiler arasından seçilmesi hükmüne bağlı olarak söz konusu üyeye temsil yetkisinin devredilmesinin, temelde A grubu paylara atanmış bir imtiyaz niteliğinde bulunduğu, TTK'nun 370. maddesine aykırılık oluşturmadığı, kaldı ki anılan ana sözleşme hükümlerinin 2015 yılından beri uygulandığı, ortaklarca bu hükümlerden yararlanılması gözetildiğinde işbu davanın çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturduğu kanısına varıldığından davacılar vekilinin tüm taleplerinin reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, <br>\tİlk derece mahkemesinin davanın çelişkili davranış yasağına aykırı olduğu yönündeki çıkarımının hatalı olduğunu, Yargıtay'ın güncel ve yerleşik içtihatları uyarınca bir davanın açılmasının çelişkili olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken makul sürenin en az 5 yıl olduğunu, davanın esas sözleşmenin değişikliğinden 4 yıl sonra açıldığını, ayrıca davacılardan ..., ..., ... ve ...'nın şirkette imtiyazlı payların ihdas edildiği esas sözleşme değişikliği döneminde pay sahibi olmadıklarını, bu kişilerin şirkette 2016 yılından sonra pay sahibi olduklarını, dava konusu esas mukavele hükümlerinin 4 yıllık süreçte uygulama alanının bulunmadığını, esas mukavele hükümlerinin yürürlüğe girdiği 2015 yılından beri şirket ortaklarının bu hükümlerden yararlanmadığını, şirketin genel kurul kayıtlarından da anlaşılacağı üzere muris ...'nın hayatta olduğu dönemde şirketin genel kurullarının esas mukavelede belirtilen usullerle değil, kendisine duyulan saygı gereğince onun otoritesinde gerçekleştiğinde, bu dönemdeki genel kurullarda aslında bu sözde imtiyazların kullanılmadığını, genel kurullarda aile üyelerinin tamamının imtiyaz kullanımına gerek kalmaksızın oy birliği ile yönetim kurulu seçtiklerini, bu nedenle müvekkillerinin çelişkili davranış yasağı kapsamında dürüstlük kuralına uygun davranmadıkları yönündeki gerekçenin hatalı olduğunu, <br>\tTTK'nun 340.maddesi uyarınca esas mukavelede TTK'ya aykırı düzenlemelerin kesin hükümsüz olacağının düzenlendiğini, esas sözleşmede bu kanunun \tanonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak kanunda buna açıkça izin verilmişse sapılabileğini, davalı şirketin esas mukavelesindeki belirli hükümlerin TTK'da  yapılan emredici düzenlemelere aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince bu iddialar hakkında karar verilmediğini, <br>\tİlk derece mahkemesinin gerekçesinden esas mukavelenin 7.maddesi TTK'nun 478.maddesi uyarınca pay grupları yaratılmış izlenimi verildiğini, ancak her bir pay grubu belli bir kişiye özgülenerek kişiye bağlı bir imtiyaz sistemi getirilmeye çalışıldığını, bu imtiyaz sisteminin TTK'nun 478.maddesine ve 360.maddesine uygun olmadığını, esas sözleşmenin 7.maddesinde her bir pay grubunda yer alan kişi ismen belirtilmek suretiyle esasen o ilgili kişiye imtiyaz tanındığını, bu kapsamda (A), (B), (C) ve (D) şeklindeki pay gruplarının sadece sembolik olarak TTK'ya uyuyormuş görüntüsü verilmek üzere burada zikredildiğini, aslında TTK'nun 478.maddesi amacı ve ruhuna uygun olarak objektif bir pay grubuna verilmiş bir imtiyazın söz konusu olmadığını, esas sözleşmenin 7.maddesindeki bu düzenlemede yönetim kurulunun üye seçimine ilişkin olarak (A), (B), (C) ve (D) grubu paylar hakkında sadece ilk aday bakımından yönetim kurulu üye seçiminde oyda imtiyaz tanındığını, bu nedenle bu maddenin ne TTK'nun 478.maddesine, ne de TTK'nun 360.maddesine uygun olmadığını, TTK'nun 478.maddesine göre imtiyazların paylara tanınması gerektiğini, fakat esas mukavelede (A), (B), (C) ve (D) grubu pay sahipleri ismen belirtildiğinden esasen kanun maddeleri dolanılarak kişilere imtiyaz getirildiğini, bu nedenle TTK'nun 478.maddesine açıkça aykırı olduğunu, <br>\tAyrıca, esas mukaveledeki yönetim kurulu seçimine ilişkin düzenlemenin sadece ilk aday bakımından getirilmiş olması ve ilk aday nasıl belirleneceğinin düzenlenmemesi de TTK'nun 478.maddesine aykırı olduğunu, pay gruplarının ikinci, üçüncü veyahut dördüncü aday olarak oylanan kişiler yönünden herhangi bir imtiyazdan yararlanamadığını, bir pay grubunda birden fazla pay sahibi olması durumunda oylamada sıkıntılar olacağını, uzman görüşü alınan Prof. Dr. ...'in görüşünde bu hususu açıkladığını, Prof. Dr. ...'e göre \"Yönetim kurulu seçimi, yönetim ve temsil organının belirlenmesi bakımından bir bütündür. Bu seçime ilişkin oy imtiyazı ya organın bir bütün olarak seçimine veya boşalmış bulunan üyeliğin seçiminde tanınabilir, yoksa oy imtiyazının ilk adayın seçimine has edilmesi mümkün olamaz, çünkü oy kullananlar ilk adayı teşhis edemezler. İlk aday teşhis edilebilse bile oylarını ilk adaya kullanmaya zorlanamazlar. İlk adaya oy vermeyince de imtiyazlarını yitirirler. Bu hal oy imtiyazını ilk adaya oy verilme şartına bağlar. Şarta bağlı imtiyazda olamaz. Bu Kanuna ve hukuka aykırı hüküm bir pay grubunun birden çok mensubu bulunması halinde grup adayının nasıl belirleneceği sorununu ve ayrıca grup adayı dışında diğer grup mensuplarının aday göstermelerine engel olmak gibi bir kanuna aykırılığı ortaya çıkarır. ... A.Ş'nde mevcut durumda (B) ve (C) pay gruplarında birden çok pay sahibi vardır ve bu durumda ilk adayın nasıl belirleneceği esas mukavelede gösterilmemiştir\", açıklamaları ışığında ilk derece mahkemesinin esas sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen imtiyazların paya bağlı olduğundan yola çıkarak hüküm kurması hukuken yanlış tahlilin sonucu olduğunu, <br>\tTTK'nun 360.maddesi gereğince esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarını, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınacağının düzenlendiğini, esas mukavelede ise ... diye bir pay sahipleri grubu oluşturulmadığı gibi metnin içinde \"...\" ibaresinin dahi geçmediğini, uzman görüşünde Prof. Dr. ...'in \"Yönetim kuruluna temsilci gönderilme hakkında esas sözleşmede uygulanacak sistemi açıklayan ayrıntılı ve düzenleyici yani 'Tematik\" bir hüküm bulunmalıdır. Bu hüküm söz konusu anonim şirket bakımından pay sahiplerini sıfatlayan özellik ve niteliğin ne olduğunu net bir biçimde belirtmeli ve pay sahipleri grubuna veya gruplarına tanınan yönetim kuruluna temsilci yollama hakkına ilişkin şartları göstermelidir. .... A.Ş'nin esas mukavelesinde bir pay sahipleri grubu yoktur. \"...\" tabiri esas mukavelede yer almamaktadır.\", şeklinde belirtildiğini, bu yaklaşımın öğretide ve Yargıtay içtihatlarıyla desteklendiğini, esas mukavelede ...'nin tanımlanmamış olması nedeniyle TTK'nun 360.maddesinin uygulanma imkanın ortadan kalktığını, <br>\tYönetim kurulu başkanının aynı zamanda murahhas üye olduğuna ilişkin düzenlemenin de emredici nitelikteki TTK'nun 370/2.maddesine aykırı ve kesin hükümsüz olduğunu, esas mukavelenin 12.maddesinin 2.paragrafında; yönetim kurulu başkanının aynı zamanda murahhas üye olduğu, yönetim kurulu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanı devrettiğinin düzenlendiğini, TTK'nun 370.maddesinde, yönetim kurulunun temsil yetkisini bir veya birden fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği, en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisine haiz olmasının şart olduğunun düzenlendiğini, açıkça bu yetki devrinin yönetim kurulu tarafından yapılacağının belirtildiğini, TTK'da böyle bir devir için genel kurula yetki veren hiçbir madde bulunmadığını, bunun ayrıca TTK'da ki anonim şirketler için getirilmiş olan organlar ayrılığı prensibine aykırı olduğunu, TTK'nun 370/1.maddesinde düzenlenen esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurul tek başına oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir, şeklinde olduğunu, bu düzenlemede esas sözleşmede aksi öngörülmemişse ibaresi yalnızca yönetim kurulunun temsiline ilişkin olarak ve çift imza kuralı yönünden geçerli olduğunu, uzman görüşünde de belirtildiği üzere müdürlerin ve aynı işleve sahip kişilerin imza yetkisine haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmalarını yönetim kurulunun vazgeçilemez ve devredilemez yetkiler arasında olduğu, bu yetkiler bakımından temsil ve ilzam yetkisine haiz üçüncü kişilerin esas sözleşmeye koyulacak bir hükümle atanması veya esas sözleşmede temsil yetkisinin devrinin düzenlenmesinin mümkün olamayacağını, böyle bir durumda TTK'nun 370/1.maddesindeki düzenlemeye dayanılamayacağını, bu nedenle ilk derece mahkemesinin gerekçesinin hatalı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini,<br>\tYönetim kurulu başkan vekilinin, yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceğine dair esas mukavelenin 9.maddesindeki düzenleme yönündeki ilk derece mahkemesi gerekçesinin de hatalı olduğunu, esas mukavelenin 9.maddesinde yönetim kurulu başkan vekili yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçilir düzenlemesi yer aldığını, bu düzenlemedeki imtiyazın TTK'nun 340, 360 ve 478.maddelerine açıkça aykırı olduğunu, bu hüküm paya değil bir makama \"yönetim kurulu başkanına\" bağlandığından TTK'nun 478.maddesi uyarınca düzenlendiğinin kabulünün mümkün olamayacağını, bu hükmün ayrıca TTK'nun 360.maddesi uyarınca düzenlendiğinin kabulünün de mümkün olamayacağını, somut olayda imtiyazın yalnızca davalıya özgülendiğini, ayrıca TTK'nun 366.maddesi gereğince başkan ve başkan vekilinin seçimi usulünün düzenlendiğini, uzman görüşünde de hükmün emredici nitelikte olduğu, hükmün içinde kuraldan sapma yolunun gösterilmesinden de anlaşıldığını,  bu kapsamda emredici nitelikte bulunan TTK'nun 366.maddesi ihlal edilerek yönetim kurulu başkanına bir esas sözleşme hükmüyle vekil seçme yetkisi tanımasının mümkün olamayacağını, <br>\tYönetim kurulu başkanı ve başkan vekiline veto hakkı tanıyan esas mukavelenin 9.maddesinin sondan ikinci fıkrasının da TTK'nun 340.maddesindeki düzenleme karşısında kesin hükümsüz olduğunu, TTK'nun 340.maddesinde, esas sözleşmeye ilişkin TTK hükümlerinden ancak TTK'nun izin verdiği ölçüde sapılabileceğinin düzenlendiğini, TTK sisteminde hiçbir yönetim kurulu üyesine veto hakkı tanınmadığını, yönetim kurulundaki tüm üyelerin eşit oy hakkına sahip olduklarını, yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcıları dahil hiçbir üyeye üstün hak tanınmadığını, uzman görüşünde de belirtildiği üzere yönetim kurulu üyelerinden birini veya bir kaçına tanınacak veto yetkisinin yönetim kurulunun yürütme organı işlevine aykırılık oluşturulacağı, yönetim kurulunun karar almasını önleyeceğinden bu tip imtiyazların geçersiz olacağını, bu nedenle bu hükmünde kesin hükümsüz olduğundan davanın kabulü yerine ilk derece mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı  ... vekili istinaf başvuru dilekçesine karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; davalı şirketin ana sözleşmesindeki bir kısım maddelerin emredici hukuk kurallarına aykırı olduğu ileri sürülerek söz konusu hükümlerin butlanına karar verilmesine ilişkindir.\t<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavacı yanca sunulan .... ...'dan alınan 13/10/2020 tarihli Uzman Görüşünde;<br>\t\"Aşağıda A altında açıklanan maddi olaylardan kaynaklanan ve B'de yer alan  sorulara verilen cevaplardan (hukuki mütalâalardan) meydana gelen bu “uzman görüşü” Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/546 E. Sayılı dosyası bağlamında HMK'nın 293. maddesi uyarınca hazırlanıp takdim edilmiştir.<br>\tA. Maddi Olaylar<br>\t1. “... Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” (“... AŞ” veya “Şirket”) merkezi Eskişehir'de bulunan, işletme konusu bisküvi, tatlı, tuzlu kurabiye vs. üretimi olan, alanındaki liderler arasında bulunan bir aile şirketidir. <br>\t2. Bu Şirket'in sermayesinin yaklaşık 66 oranında paylarına sahip bulunan ..., ..., ..., ..., ... ve ... adlı paysahipleri (“Davacılar”) 11.02.2020 tarihli dilekçeleriyle Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2019/546 E. sayılı dosyada ... AŞ ile Şirket'in yönetim kurulu başkanı...'ya karşı bir dava açmışlardır.<br>\t3. Davacılar bu davalarında, Şirket sermayesinin ayrıldığı (A), (B), (C) ve (D) pay gruplarına tanınan imtiyazların TK'nın bu konudaki sistemine tamamen aykırı olduğunu ileri sürüp, Şirket esas mukavelesi (“Es. Muk”)'nin imtiyazlara ilişkin hükümlerinin butlanına karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>\t4. Davacıların iddiası uyarınca, TK m. 478(1)'e göre imtiyaz sadece paya bağlanabilir. Oysa ... AŞ'nin esas mukavelesinin imtiyazlara ilişkin 7. maddesinde oy imtiyazı paya değil, “ilk yönetim kurulu üyesi adayına” tanınmıstır. <br>\tMesela (A) grubuna tanınan imtiyaz Es. Muk m. 7'de şöyle ifade edilmiştir: <br>\t“Her yönetim kurulu seçiminde (A) grubu paysahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının\" oylanmasında (A) grubu payı temsil eden her (1) oy, (15) oy olarak kabul edilir”.<br>\t5. (B), (C) ve (D) pay grupları için de aynen (A) için  öngörülen hüküm   gibidir. Tek değişiklik bu gruplarda her (1) oy (15) değil, (5) oy sayılmaktadır.<br>\t6. Davacılar ayrıca dava dilekçelerinde Şirket'in esas mukavelesinin içerdiği aşağıda a), b) ve c) şıklarında işaret olunan hükümlerin TK'nın ilgili maddelerini ihlal ettiklerini ileri sürmüşlerdir: <br>\ta) Es. Muk. m.9 gereğince yönetim kurulu başkan vekili, yönetim kurulu başkanı tarafından seçilir hükmü Davacılara göre TK m. 340 uyarınca emredici nitelikteki TK m. 366(1)'e açıkça aykırıdır.<br>\tb) Davacılar, Es. Muk. m. 9(2)'de yer alan, yönetim kurulu başkanı ile başkan yardımcısının müştereken yönetim kurulu kararlarını veto edebileceklerine dair hükmün de TK'ya aykırı olduğu fikrindedirler.<br>\tc) Nihayet Davacılar Es. Muk m. 12(2)'de öngörülen “yönetim kurulu başkanı aynı zamanda murahhas üyedir ve yönetim kurulu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanına  devretmiştir”   şeklindeki düzenlemenin TK m. 370 ile 375'e aykırı olduğu görüşündedir.<br>\t7. Bu arada ...'ın, ...'nın, ...'in ve ...'nın ... Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'ye 08.03.2019 tarihinde açtıkları “yönetim kurulu karar defteri”nin “genel kurul karar defteri”nin ve “pay defteri”nin asli müdahil ...'a teslimi ve yanlışlıkların düzeltilmesi talepli dava sonuçlanmıştır. Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi 18.06.2019 tarihli 2019/92 E., 2019/547 K. sayılı kararı ile davayı kabul edip, anılan defterlerin ...'a teslimine ve pay<br>defterinin düzeltilmesine karar vermiştir.<br>\t8. Davalılardan... kendisine açılan davaya 28.10.2019 tarihli dilekçesi ile cevap vermiştir. Cevap dilekçesinin birinci kısmında ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. maddesinde yer alan imtiyazların, TK m. 478. maddesinde yer alan genel imtiyaz hükmünün istisnası olan TK m. 360'a dayandığı savunmasını yapmıştır. Davalı... cevabının ikinci kısmında ise Es. Muk'un 9 ve 12. maddelerinde yer alan hükümlerin TK'ya aykırı olmadığını ileri sürmüştür.\t<br>\t9.  İkinci Davalı ...'nın vekili savunmasında, <br>\ta) TK m. 360' a göre A, B, C gibi pay gruplarına “özellik ve nitelikleriyle belirli pay sahiplerine (...) yönetim kurullarında temsil edilme hakkı” tanınabileceğini, <br>\tb) Bu yolla imtiyaz tanınmasında imtiyazın paya bağlanmasına gerek olmadığını, yani söz konusu hükme göre sağlanacak imtiyazda TK m. 478 (1)'in uygulanmayacağını,<br>\tc) Rahmetli baba ... ile eşinin ve bu ana babanın alt soylarının TK m. 360 anlamında “özellik ve nitelikleri belirli paysahibi grubu” olduğunu belirtmiştir.<br>\t10. Davacılar, iki numaralı davalı...'nın dilekçesine 11 Şubat 2020 tarihli cevaba cevap İle karşılık vermiştir. Bu cevaba cevapta özetle “...'nin somut olayda TK m. 360 anlamında “belirli aile” olamayacağını, somut olayda “özellik ve nitelikli paysahipleri\"nin mevcut olmadığı, aile mensuplarının teker teker sayılarak TK m.360'a göre \"belirli paysahipleri” kategorisi oluşturamayacakları belirtilmiştir. Davacılar ayrıca Es. Muk'un 9 ve 12. maddelerinin TK'nın emredici hükümlerine aykırı olduğu iddialarını tekrarlamışlardır.<br>\t11.  İkinci davalı..., Davacıların cevaba cevaplarına 18.02.2020 tarihli dilekçeleri ile cevap vermiştir. Bu dilekçede Türk öğretisinden çeşitli yazarların TK m. 360'da yer alan “özellik ve nitelikli paysahipleri” kavramına verdikleri anlamlar zikredilmiştir.<br>\tMezkür davalı ayrıca ... AŞ'de imtiyazlara ilişkin hükümlerin yıllarca uygulandığını, bu kadar yıldan sonra açılan bu davanın MK m. 2 anlamında çelişkili davranış teşkil ettiğini, esas sözleşme ile de müktesep hak yaratılabileceğini, olayda da ikinci davalının müktesep hakkı olduğunu ileri  sürmüştür. \t<br>\tB. Sorular ve Bu Sorulara  Verilen Cevaplar<br>\tSoru 1.  Somut olayda ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. Maddesinde TK'ya uygun olarak paysahipleri grubuna imtiyaz öngörülmüş müdür? TK m. 360'a göre özellikli nitelikli imtiyaz  tanınmasının kanuni şartları nelerdir?<br>\tTK'nın 360. maddesine göre “nitelikli ve özellikli” pay sahiplerinin oluşturdukları  paysahipleri  gruplarının  yönetim  kuruluna temsilci gönderebilmeleri için,<br>\tBu hususta, yani yönetim kuruluna temsilci gönderme hakkında esas sözleşmede uygulanacak sistemi açıklayan, ayrıntılı ve düzenleyici yani (tematik) bir hüküm bulunmalıdır. Bu söz konusu anonim şirket bakımından paysahiplerini sıfatlayan “özellik ve niteliğin\" ne olduğunu net bir biçimde belirtmeli ve paysahipleri grubuna veya  gruplarına tanınan yönetim kuruluna temsilci yollama hakkına ilişkin şartları göstermelidir.<br>\tSöz konusu yani yönetim kuruluna temsilci yollayacak anonim şirkette en az iki “pay” ve/veya “paysahipleri” grubu bulunmalıdır. Meselâ, (1) nama ve hamiline pay grupları, (2) şirketin bayilerinin veya süt üreticisi sıfatını taşıyan kişilerin yahut mimarların yahut (C) ailesine mensup bulunan kimselerin ya da şirketten tahvil satın almış bulunan paysahiplerinin oluşturduğu paysahipleri grubu gibi. Bu iki gruplardan biri TK m. 360 manasında azlık da olabilir (ama buradaki azlık kanuni azlık haklarını kullanan azlık değil, TK m. 360 anlamında azlıktır).  Bu gruplardan en az biri TK m. 360 anlamında “özellikli niteli paysahipleri grubu”   bulunan paysahiplerinin oluşturduğu paysahipleri grubu gibi niteliğini taşımalıdır.<br>\tI. Esas Mukavelede TK m. 360'e Göre Özellikli ve Nitelikli Grupların Yönetim Kuruluna Temsilci Yollayabileceklerine Dair Düzenleyici (Tematik) Hüküm Bulunması Zorunluluğunun Açıklaması<br>\tTK'nın 360. maddesinde, özellik ve nitelikli paysahipleri grubunun veya gruplarının yönetim kuruluna temsilci yollamaları, hakkı tanıyan anonim şirketin esas sözleşmesinde bu hakla alakalı ve bu hakkın şartlarını açıklayan bir hükmün bulunması gereği açıkça ifade edilmiştir. Gerçi ilk bakışta, maddeden hükmün ayrıntıl olması icap ettiği hususu anlaşılmamaktadır. Ancak TK m. 360'da üç farklı grubun (yani; A, B, C... Gibi pay gruplarının, paysahipleri gruplarının ve azlığın) anlamlarının belirgin bir şekilde ortaya konulması, kriterlerinin gösterilmesi gereği temsilci yollanmasının usulünün açıklanması söz konusu olduğu için bunun  esas sözleşmeden net bir şekilde anlaşılması, düzenlemenin amaca uygun  olması zorunluluğu ayrıntıyı icap ettirmiştir. Bu hüküm; temsilci gönderme şartlarını o anonim şirket bakımından “özellik ve nitelik”in ne olduğunu, her gruba kaç temsilci hakkı verildiğini, özellik ve nitelik bir aileye, mesleğe, bir yöreye vs.'ye bağlanmış ise o ailenin, mesleğin, yörenin tanımının verilmesi, kriter olarak aile seçilmişse damatların, gelinlerin, evlatlıkların, üçüncü kişi durumunda bulunan damat ve gelinden doğan çocukların aileden sayılıp sayılmayacağı açıklayacak şekilde kaleme alınmalıdır.<br>\tII. En Az İki Grup Şartı Açıklaması<br>\t1. — Bir anonim şirkette, TK'nın 360. maddesinde yer alan “özellik ve<br>nitelikleriyle belirli paysahipleri” ibaresine dayanarak  imtiyaz tanınabilmesi için o anonim şirkette en az bir “pay” grubunun veya TK m. 360 anlamında azlığın ve bir de özellikli- nitelikli paysahibi veya iki adet  paysahibi grubunun bulunması icap eder. Çünkü bir anonim şirkette bir  paysahibi grubu, özellik ve nitelikleri bakımından, o anonim şirkette başka bir paysahipleri grubu veya pay grubu varsa, bir karşılaştırma yapmak imkânı mevcutsa ayrışabilir. Eğer bir anonim şirkette tüm paysahipleri aynı özelliklere sahiplerse ve o şirkette ayrıca normal türde paylar veya başka özellik ve nitelikte paysahipleri grubu yoksa, mevcut grubun, özellikleri ve nitelikleri ne olursa olsun TK m. 360 anlamında paysahipleri grubu kabul edilemezler. Çünkü sadece tek (bir) pay veya özel nitelikli paysahibi grubunun mevcudiyetinde ayrışma olmaz.<br>\t2.a) Nitekim TK'nın 360. maddesinin gerekçesinde,<br>\t\"hükmün  uygulanabilmesi  için  (..)  belirli paysahipleri gruplarının belirlenebilir, tanımlanabilir. Bir şekilde tanımlanması, yani bir anlamda - diğer »paysahiplerinden ayrılabilir olmaları gerekmektedir” denilerek söz konusu anonim şirkette en az özellikleri ve nitelikleriyle bir grup oluşturan paysahipleri veya azlığın yanında bu özellik ve nitelikleri taşımayan bir grubun varlığının gerekliliğine vurgu yapılmıştır.<br>\tb)  Gene anılan madde gerekçesinde özellik ve niteliklerin neler olabileceğinin örnekleri verilmiştir. Gerekçeye göre paysahipleri meslekler bakımından ayrışabilecekleri gibi, tüzel kişi paysahipleri aynı işletme konuları yönünden de (meselâ banka, sigorta şirketi, otobüsle yolcu taşıma gibi) farklılaşabilirler; hemşehirli olmak yani, aynı köye veya ilçeye mensup bulunmak, aynı aileye mensubiyet de farklılaştıran özellik veya nitelik olarak<br>kabul edilir.<br>\t3. 11. HD'nin 22.06.2015 tarihli ve 2014-19135/8578 sayılı kararına konu olan olayda, bir anonim şirketin paysahipleri olan .... İle “....Şti'ne TK m. 360 uyarınca yönetim kurulunda birer temsilci bulundurma hakkı tanınmıştı. Yüksek Daire somut olayda mezkür hakkın tanınma şartının bulunmadığı gerekçesi ile davayı reddederken şöyle demiştir:<br>\t6102 sayılı TTK'nın 360. maddesine göre, yönetimde temsil edilme hakkı tanınan payların imtiyazlı sayılabileceği şeklinde yasal düzenlemeye yer verildiği, fakat paysahibi gruplara temsil hakkında imtiyazın tanınabilmesi için söz konusu  paysahiplerinin  “özellik ve  nitelikleri itibariyle” belirli olması gerektiği*, genel kurul kararına bakıldığında özellik ve nitelik itibariyle belirli bir grup oluşturan paysahiplerinin seçilmediği, bu halde mevcut durumda her iki paysahipleri yönünden de imtiyazın söz olmayacağı ayrıca yönetimdeki  temsile ilişkin  \tdeğişikliğin imtiyaz mahiyetinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerindedir.” (Karar için bkz: İÜHF Ticaret Hukuku Anabilim Dalı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Türk Ticaret Kanununa İlişkin Kararları (2015-2016), İstanbul, 2018, sh.280 ve Tuyap Bilgi Bankası)<br>\t4. Bu karar iki noktayı vurguluyor: Şirketlerin sadece ticaret unvanlarının zikredilmesi “özellik ve nitelik” sayılamaz. Aynen bunun gibi, esas sözleşmede gerçek kişilerin ad ve soyadlarının zikredilmesi de özellik ve nitelik sayılamaz. Eğer ... AŞ'de TK m. 360 anlamında başka bir veya birkaç grup olsaydı “...” mensupları da, -Şirket'in esas mukavelesinde bu ailenin tam ve iyi bir şekilde tanımlanması şartıyla sözellikli ve nitelikli” paysahipleri grubu olarak kabul edilebilirdi.<br>\t5.  Yukarıda açıklanan, TK m. 360'a ilişkin temel esaslar bağlamında şu sonuçlara varılır:<br>\ta) ... AŞ'nin esas mukavelesinde bir paysahipleri grubu yoktur. “...” tabiri Esas Mukavelede yer almamaktadır. Esas Mukavelede “...” olsaydı bile ... ibaresi özellik ve nitelik ile ayrışan, farklılaşan bir grup olarak tanımlanamazdı. Kaldı ki Esas Mukavelede ayrışma ve karşılaştırmayı sağlayacak herhangi bir paysahibi grubu veya TK m. 360 manasında azlık da mevcut değildir. Gerçi A,B,C gibi gruplar vardır, fakat onlara bağlı imtiyaz sistemi bizzat davalı tarafından reddedilmiş ve sistemin TK m. 360'daki paysahipliği grubuna bağlandığı belirtilmiştir. Bu vesileyle şunu da<br>belirteyim ki bir esas sözleşmede imtiyaz iki farklı sisteme bağlanamaz. Mukavelede imtiyazlar ya paya ya paysahipleri grubuna ya da TK m. 360 manasında azlığa bağlı olmalıdır. Bu grubu özellikleri ve nitelikleri ile ayrıştıracak, farklılaştıracak başka bir “pay”grubu veya “paysahibi” grubu ya da azlık mevcut değildir. <br>\tb)  ... AŞ'nin esas mukavelesinde ... TK m. 360 uyarınca yönetim kuruluna  temsilci gönderme hakkı tanındığına dair bir hüküm yoktur. Esas mukavelenin 7. Maddesi ile merhum ...'nın çocuklarına yönetim kurulu üyeliğine<br>aday gösterme hakkı tanınmış, anılan maddede TK m. 360'a yollamada bulunulmamıştır.<br>\tc) Oysa bizzat TK m. 360, içerdiği sisteme ilişkin bir hükmün  anonim şirketin esas sözleşmesinde yer alması zorunluluğunu derpiş etmiştir.<br>\td) TK m. 360, derinlemesine bir yoruma tabi tutulduğunda ... AŞ esas mukavele hükmünün TK m. 360'a ilişkin olarak,<br>\t-\"Özellik ve niteliğin\" tanımlanmasını yapmadığı,<br>\t- \"...' ibaresini zikretmediği, ...'ni hiçbir şekilde tanımlamadığı,<br>\t- Her ne kadar merhum baba ... ile ana ...'nın altsoyu olan çocukların isimleri ve bunların altsoyları zikredilmişse de bunların pay sahipleri grubu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı çünkü damat, gelin ve evlatlıkların, aileden olmayan damatlar ile gelinlerden gelen çocukların aileye dahil olup olmadıklarının esas mukaveleden anlaşılmadığı, görülmektedir.<br>\tBu sebeple somut olayda TTK m. 360'a uygun bir düzenleme bulunmamaktadır ve davalının “...'ne TK m. 360'ın uygulanması gerektiği görüşüne katılmak imkânı bulunmamaktadır.<br>\tSoru 2. Somut olaya TK m. 360'ın içerdiği “özellikli ve nitelikli paysahipleri grubu” hükmünün uygulanmasının mümkün olmaması karşısında, ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. maddesinde A, B, C ve D pay gruplarına yönetim kurulu üyelikleri için aday gösterme<br> hakkının tanındığı söylenebilir mi?<br>\tI. Bir esas mukavelede iki ayrı sisteme göre, yani hem pay grupları hem de paysahibi grupları esas alınarak oyda imtiyaz tanınamaz. İki ayrı sisteme göre aynı konuda imtiyaz tanınması TK m. 478'e aykırıdır. Davalı, imtiyazın pay gruplarına tanınmadığını fakat TK m. 360'a göre imtiyaz verildiğini kesin bir şekilde beyan etmiştir.Buna rağmen aşağıda ... A.Ş. esas mukavelesinde pay grupları sistemine göre oyda imtiyaz tanınıp tanınmadığı, tanınmış ise bunun kanuna uygun olup olmadığı nesnellik gereği incelenmiştir.<br>\tII. — ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. maddesinde mesela A grubu paylara tanınan hak şöyle ifade edilmiştir:<br>\t“Her yönetim kurulu seçiminde (A) grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının oylamasında  (A) grubu payı temsil eden her (1) oy (15) oy olarak kabul edilir”<br>\t1. a) Bu hükme göre, A grubu paysahiplerine yönetim kurulu üyelerinin yani kurulun seçiminde oyda imtiyaz tanınmamıştır. A grubu paysahiplerinin  sadece gösterdikleri<br>\"ilk yönetim kurulu adayının oylamasında” her bir oy için 15 oy kullanmak hakları vardır. Yönetim kuruluna ikinci, üçüncü, dördüncü... aday için bir pay=1 oy kuralı uygulanır. Aynen bunun  gibi, A grubu pay sahiplerinin B,C,D gruplarının gösterdikleri adayların oylamasında 1 oyu vardır. <br>\tBenzer bir düzenleme 7. maddede B, C ve D pay grupları için de tekrarlanmıştır.<br>\tb) TK'da ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. maddesinde düzenlendiği şekilde<br>bir imtiyaz yoktur. Çünkü TK, m. 478(2)'de “imtiyaz”ı şöyle tanımlamıştır:<br>\t“İmtiyaz; kâr payı tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda paya tanınan bir üstün hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir paysahipliği hakkıdır”<br>\tAktarılan hükümde “kâr payı”, “tasfiye payı\", “rüçhan” ve “oy” hakkı denilirken bu haklar bir bütün olarak ifade ve kastedilmişlerdir. Bir pay grubunun yönetim kurulunun seçiminde oy imtiyaz hakları varsa, kurulun  tüm üyelerinin seçiminde paysahipleri oy imtiyazına sahiptir. Yoksa bir grubun gösterdikleri “ilk yönetim kurulu adayı”nın seçiminde birden fazla oya sahip olmak, oyda imtiyaz değildir. Kanunda yönetim kurulu adaylarının “gösterilme sırası” diye bir kavram yoktur.<br>\t2. “Yönetim kurulu seçimi” yönetim ve temsil organının belirlenmesi bakımından bir bütündür. Bu seçime ilişkin oy imtiyazı ya organının bir bütün olarak seçimine veya boşalmış bulunan üyeliğin seçiminde tanınabilir, yoksa oy imtiyazının “ilk adayın” seçimine hasredilmesi mümkün olamaz. <br>\tÇünkü oy kullananlar,<br>\t- ilk adayı teşhis edemezler.<br>\t- İlk aday teşhis edilebilse bile, oylarını ilk adaya kullanmaya zorlanamazlar, ilk adaya oy vermeyince de imtiyazlarını yitirirler, bu hal oy imtiyazını ilk adaya oy verilmesi şartına bağlar. Şarta bağlı imtiyaz olmaz.<br>\tBu kanuna ve hukuka aykırı hüküm, bir pay grubunun birden çok mensubu bulunması halinde grup adayının nasıl belirleneceği sorununu ve ayrıca grup adayı dışında diğer grup mensuplarının aday göstermelerine engel olmak gibi bir kanuna aykırılığı ortaya çıkarır. Nitekim, örneğin ... AŞ'de mevcut durumda B ve C pay gruplarında birden çok pay sahibi vardır ve bu durumda ilk adayın nasıl belirleneceği esas mukavelede gösterilmemiştir.<br>\t3.  İmtiyazlı olduğu iddia edilen A, B, C ve D gruplarının grup olarak gösterdikleri ilk yönetim kurulu adayının nasıl belirleneceği somut olayda belirsizdir. Böyle bir sıra tespiti TK'da yoktur, kanun yapma tekniğine yabancı bu yönde bir hüküm TK'da bulunamaz. ... AŞ'nin esas mukavelesinde de bu yolda bir düzenleme yoktur. Bu  tespit yapılamayacağına göre esas mukavelenin 7. maddesinin uygulanabilmesi imkanı yoktur.<br>\tBu hükmün bugüne kadar uygulanabilmesinin sebebi, kanuna aykırı uygulamaya paysahipleri arasında uyuşmazlık çıkmamasıdır. ... babalarının hayatında onun otoritesi ve adil, her çocuğun menfaatini koruyan tutumu uyuşmazlıkları önlemiş, aile fertleri daha sonra çeşitli sorunlarla karşılaşınca, imtiyaz sistemi de, uzman hukukçularca incelemeye alınmıştır.<br>\tBatıl olan uygulama, butlanı sağlığa kavuşturmaz. Esas mukavelenin batıl 7.<br>maddesi esas sözleşmesel müktesep hak tesis edemez. Batıl bir hüküm, müktesep hak niteliği taşıyamaz. Ayrıca bir esas sözleşme hükmünün müktesep hak olabilmesi için değiştirilemeyeceği bir konumda bulunması, yani bu hükmün değişikliği için oybirliği gerektiğini belirten bir esas mukavele hükmüne ihtiyaç vardır. ... AŞ'nin esas mukavelesinin 7. Maddesi bu nitelikte bir hükümle korunmamaktadır.<br>\tSoru 3. Esas sözleşme ile YK başkanına murahhas üyelik tanınabilir mi? ... AŞ'nin esas mukavelesinin 12(2) maddesi geçerli midir?<br>\t1.  ... AŞ'nin esas mukavelesinin “Yönetim kurulu başkanı aynı zamanda murahhas üyedir” şeklindeki hükmü TK m. 370(2)'ye aykırıdır ve bu sebeple bâtıl, BK m. 27'nin terimiyle kesin geçersizdir. Çünkü TK'nın 370(2)'nci maddesi gereğince murahhas üye esas sözleşmede hüküm varsa bu şartla sadece yönetim kurulu kararıyla seçilebilir, esas sözleşme ile murahhas üye atanamaz. TK m. 370(2) hükmü emredicidir. Yönetim kuruluna kanunen ve emredici bir hükümle verilmiş murahhas üyeyi atama yetkisi esas sözleşmeyle yönetim kurulundan alınamaz. Çünkü, TK m. 375(1)/d uyarınca smüdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisine haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmaları” yönetim kurulunun devredilemez yetkilerindendir.\t<br>\t2.  Kanaatimce ... AŞ'nin esas mukavelesinin “Yönetim kurulu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanına devretmiştir” şeklindeki hükmü de, TK m. 340, 447 ve BK m. 27 uyarınca batıldır. Çünkü TK m. 370 (2)'ye göre, yönetim kurulu temsil yetkisini bir veya birkaç üyeye veya müdür olarak üçüncü kişiye devredebilir. Fakat en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.\t<br>\tSoru 4. YK başkan yardımcısının yönetim kurulu başkanı tarafından seçileceğini öngören ... AŞ'nin esas mukavelesinin 9. Maddesinin sondan üçüncü fıkrası TK'ya uygun mudur?<br>\t1.  TK m. 366(1) uyarınca, yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer hükmü TK m. 340'a göre emredicidir. Hükmün emredici olduğu bizzat içerdiği “Esas sözleşmede, başkan ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir\" hükmünden de anlaşılmaktadır. Çünkü zikredilen hüküm TK m. 366(1)'den sapabilme olanağını da göstermiştir. Böylece TK m. 366(1) özden işi imü ilkesinin <br>kadar ne kadar sıkı olduğunu göstermiştir.<br>\t2.  İkinci olarak ... AŞ esas mukavelesindeki bu düzenleme YK başkanına bir üstün hak, bir imtiyaz tanımaktadır. İmtiyaz bir mevkiye, bir sıfata bağlanmıştır. Oysa TK m. 478(1) imtiyazın, paya (paylara) tanınabileceğini açıkça belirtmiştir. TK m. 478(1), TK m. 340 anlamında emredici bir hükümdür. Bu sebeple YK başkanına yani, sıfata bağlanmış imtiyaz bâtıldır. Çünkü emredici bir hükme aykırı esas sözleşme hükümleri BK m. 27'ye göre<br>“kesin geçersiz”dir. Kesin geçersizlik ise butlanı ifade eder.<br>\t3. TKm.478(2), “İmtiyaz; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda, paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkıdır.” hükmü imtiyazı bir taraftan da “paysahipliği” hakkına bağlamıştır.<br>\t... AŞ'nin esas mukavelesinin 9. maddesinin sondan üçüncü fıkrasında YK başkanına verilen, YK başkan vekilliği için aday gösterme hakkı, bir paysahipliği hakkı olmayıp YK başkanı sıfatından kaynaklanan bir üstün haktır. Bu hak kanuna aykırıdır. <br>\tSoru 5. ... AŞ'nin esas mukavelesinin 9(2) maddesinde yer alan YK başkanına ve başkan yardımcısına tanınan ortak veto hakkı TK'ya uygun mudur?<br>\t1. YK başkan yardımcısının seçiminin batıl olduğu gerekçeleriyle izah edilmiştir. Seçimi batıl olan YK başkan vekilinin veto hakkına sahip olması mümkün değildir.<br>\t2. Bu temel esas bir yana TK sisteminde YK üyelerine veto hakkı tanınmamıştır. TK'nın bu konudaki sistemi tüm üyelerinin eşit oy haklarına sahip oldukları, hiçbir üyeye yönetim kurulunun karar almasını engelleme hakkının verilmediği, YK başkanı ve başkan yardımcısı dâhil hiçbir üyeye üstün bir hakkın tanınmamış olduğu mutlak, eşitlikçi bir yapıdır. O kadar ki, limited şirketlerde, birden çok müdürün bulunması halinde, eşitlik halinde başkanın ortaklıklarda YK'da üstün oy düzeni de reddedilmiştir. Tam aksine, TK'nın <br>n sayılması hakkı verilirken (TK m. 624(3)), anonim  390(3)'üncü maddesinde “oylar eşit olduğu takdirde o konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öneri reddedilmiş sayılır” denilerek, üyeler arası eşitlik düzeni korunmuştur. Bu düzen 6762 sayılı eski TK'dan gelme altmış yıllık bir geçmişe sahiptir.<br>\t3.  Sistemimizin eşitlikçi niteliği bilgi alma ve inceleme hakkının düzenlendiği TK m 392'den de anlaşılmaktadır. Bu hükümde YK başkanına YK üyelerinin talep ve itirazlarını reddetme yetkisi tanınmış, ancak itiraza veya redde uğrayan üyeye de mahkemeye başvurmak hakkı verilmiştir.<br>\t4. Nihayet TK'nın YK'da takip ettiği hukuk politikası, kolay karar alabilmek ve bu suretle işletme konusunu en iyi şekilde ve süratle elde edilmesini sağlamaktır. TK m. 390'da sirküler karar ve online YK bu politikanın ürünleridir. Veto hakkı ise kişisel bir menfaat için karar alınmasını engelleyen, kişisel menfaati ortaksal (kurumsal) menfaatin önüne geçiren olumsuz irade açıklamasıdır.\", mütalaasında bulunmuştur. <br>\tDavalı yanca sunulan;...'dan alınan 07/12/2020 tarihli Uzman Görüşünde;<br>\t\"...1-Uyuşmazlığa konu olan ayrıcalıkların TTK.m. 340 hükmüne aykırılık arz etmediği, <br>\t2-Anasözleşmenin 7. Madde: de yer alan ve pay gruplarının her birine en az bir  aday gösterme hakkının tanınmasına ve bu bağlamda yönetim kurulu  seçimlerinde her bir pay grubuna beş (B,C,D grupları ıçin) veya on beş (A grubu  için) oy hakkı tanınmasının;<br>\tTTK.m. 478 hükmünde temel esasları belirlenen imtiyazın, özel olarak TTK.m. 360 hükmünde düzenlenen yönetime katılmada imtiyaz ve TTK.m. 479 hükmünde düzenlenen oyda imtiyaz kurumlarının temel hukuki yapısına uygun bulunduğu,<br>\tTTK.m. 360 hükmü açısından, imtiyazın TTK.m. 360/1 anlamında paya tanındığı, imtiyazın bağlandığı 'paylardan söz ederken paysahibinin adının zikredilmesinin somut olayda imtiyazı paya bağlı olmaktan çıkarmayacağı, imtiyazın sona ermesine yol açan şart olarak öngörülen “payın aile üyesi dışındaki birine intikal etmesi” olgusunun, imtiyazı zedelemeyeceği ve imtiyazı paya bağlı olmaktan çıkarıp ilgili aile üyesinin şahsına ait bir hak<br>haline getirmeyeceği,<br>\tİlk adayın oylanmasında oyda imtiyaz tanınmasının herhangi bir hukuka aykırılık arz etmediği, bu anasözleşme hükmünün her bir pay grubuna en az bir aday gösterme hakkının tanınması karşısında, oyda imtiyazın sadece ilk aday (ilk üyelik için gösterilen aday) bakımından öngörüldüğünün amaçlandığı anlamına geldiği,<br>\tBu düzenlemelerin TTK.m. 340 hükmüne de aykırılık arz etmediği, anılan  hükmün katı bir şekilde yorumlanması olasılığında dahi, Anasözleşme'nin 7.maddesinde düzenlenen ayrıcalığın, TTK.m. 340 hükmünün içerdiği koşul olguya uygun olarak yine yasada yer alan üç ayrı hükmün (TTK.m. 360,478/2, 479) çerçevesi içinde kaldığı,<br>\tBu gerekçelerle söz konusu Anasözleşme hükmünün hukuken geçerli olduğu, anasözleşme'nin 9. maddesinde yer alan ve  yönetim kurulu başkanının A grubu payların gösterdiği adaylar arasından seçileceği” ve “yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceği hükmünün, TTK.m. 360 ve 478 hükümlerinin belirlediği yasa! çerçeveye uygun düştüğü, bu itibarla gerek bu hükümlere gerek TTK.m. 360 hükmüne aykırılık arz etmediği,<br>\tBaşkanın anasözleşmeyle belirli bir pay gurubunun yönetim kuruluna aday gösterdiği kişiler arasından seçilmesinin başlı başına bir imtiyaz niteliğini taşıdığı, başkana, dolayısıyla A grubu payların yönetim kuruluna seçtirdiği kişiye, yönetim kurulu başkan vekilini yönetim kuruluna önerme hakkının da A Grubuna tanınan bir imtiyaz niteliğini taşıdığı; TTK.m. 340, 360, 478 hükümlerine uygun düştüğü ve geçerli olduğu,<br>\t 3-Anasözleşme'nin 9. maddesinde yer alan ve “yönetim kurulu başkanının A grubu payların gösterdiği adaylar arasından seçileceği” ve “yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceği hükmünün, TTK.m. 360 ve 478 hükümlerinin belirlediği yasal çerçeveye uygun düştüğü, bu itibarla gerek bu hükümlere gerek TTK.m. 360 hükmüne aykırılık arz etmediği, Başkanın anasözleşmeyle belirli bir pay gurubunun yönetim kuruluna aday gösterdiği kişiler arasından seçilmesinin başlı başına bir imtiyaz niteliğini taşıdığı, Başkana, dolayısıyla A grubu payların yönetim kuruluna seçtirdiği kişiye, yönetim kurulu başkan vekilini yönetim kuruluna önerme hakkının da A Grubuna tanınan bir imtiyaz niteliğini taşıdığı; TTK.m. 340, 360, 478 hükümlerine uygun düştüğü ve geçerli olduğu,<br>\t4-Anasözleşme'nin 9. maddesinde yer alan ve “yönetim kurulu başkanına ve yönetim kurulu başkan vekiline birlikte tanınan veto etme yetkisine” dair hüküm kapsamında,<br>\tTürk Anonim Ortaklıklar Hukuku'nda yönetim kurulu üyelerine tanınan veto<br>hakkının TTK.m. 478/2 hükmünün tanıdığı “kanunda öngörülmeyen bir pay sahipliği hakkı üzerinde imtiyaz tesis edilmesi” olanağından hareketle bir imtiyaz oluşturacağı,<br>\tBunun TTK.m. 340 hükmünün katı yorumunda dahi, “yasada yer alan bir hükmün (TTK.m. 478) çerçevesi içinde kalan, böylelikle kanunun düzenlenmesine izin verdiği bir imtiyazın mevcut olduğu,<br>\tSomut olayda Anasözleşme'nin 9/10 hükmü uyarınca yönetim kurulu başkanının A grubu payların aday göstereceği kişiler arasından seçileceği yönündeki hükmün TTK.m. 478/2 hükmüne uygun olduğu,<br>\tDiğer yandan başkan vekilinin başkan tarafından yönetim kuruluna gösterilecek adaylar arasından' seçileceği hükmü yukarıdaki gerekçelerle geçerli kabul edildiğinde, “başkanın ve başkan vekilinin A grubu paylarının iradesi doğrultusunda belirlenen kişiler olacağı, böylelikle “başkanın ve başkan vekilinin birarada veto edebileceği” yönündeki hükmünün, sunulan ayrıntılı gerekçelerle; pay grubunu temsil edilen başkana veto hakkı tanınabileceğine göre evleviyetle geçerli olan bir hüküm niteliğini taşıdığı,<br>\t5-Bu gerekçelerle “birlikte veto etme yetkisine” ilişkin anasözleşme hükmünün geçerli olduğu,  Yönetim kurulu başkanını aynı zamanda murahhas üye olarak konumlandıran, temsil yetkisinin tek başına başkan tarafından kullanılacağını belirleyen Anasözleşme'nin 12. maddesinin 2. fıkrasının,<br>\tYönetim kurulu başkanının A grubu payların aday göstereceği kişiler arasından<br>seçilmesini öngören Anasözleşme'nin 9/10 hükmünün bir imtiyaz oluşturmasına bağlı olarak, söz konusu üyeye temsil yetkilerinin devredilmesinin, A grubu paylara tanınmış bir imtiyaz vasfını taşıdığı, <br>\tTemsil yetkilerinin anasözleşmeyle belirli bir üyeye devredilmesinin, üstelik<br>sadece o yönetim kurulu üyesine devredilmesinin TTK.m. 370/2 hükmüne uygun düştüğü ve geçerli olduğu\", yönünde mütalaada bulunmuştur.<br>\tEmredici Hükümler ilkesini düzenleyen TTK'nun 340.maddesinde, emredici hükümlere aykırı esas sözleşme hükümlerinin nasıl bir sonuç doğuracağı belirtilmemiştir. Bir esas sözleşme hükmü ya da genel kurul kararı, TTK'da yer alan herhangi bir emredici hükmü değil de, bizzat emredici hükümler ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlıyorsa söz konusu bu esas sözleşme hükmü ya da genel kurul kararı batıl sayılmalıdır. Zira emredici hükümler ilkesi anonim şirketlere hakim olan temel bir ilke olduğundan, emredici hükümler ilkesinin kaldırılması, anonim şirketin temel yapısı ve niteliği ile bağdaşmaz... Sonuç olarak anonim şirketlere ilişkin her emredici hükme aykırılık butlan sonucunu doğurmaz. İlan edilen hükmün niteliğine göre iptali edilebilirlik, butlan veya yokluk söz konusu olabilir(Doç. Dr. Rauf Karasu, Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, Güncelleştirilmiş 2.Bası , Sahife  212).\t<br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Oyda imtiyazlı paylar\" başlıklı 479.maddesinde; oyda imtiyazın, eşit itibarî değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilerek tanınabileceği, <br>\tBir paya en çok onbeş oy hakkının tanınabileceği, bu sınırlamanın, kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir sebebin ispatlandığı durumlarda uygulanmayacağı, düzenlenmiştir. \t<br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Emredici hükümler\" başlıklı 340.maddesinde; esas  sözleşmenin, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabileceği, diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerinin o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğuracağının, <br>\t6102 Sayılı TTK'nun B) İmtiyazlı paylar \"Tanım\" başlıklı 478.maddesinde; ilk esas sözleşme ile veya esas sözleşme değiştirilerek bazı paylara imtiyaz tanınabileceği, imtiyazın; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda, paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkı olacağı,  uyarınca, ilk esas sözleşmeyle veya esas sözleşme değişikliğiyle bazı paylara imtiyaz tanınabileceği,  imtiyazın mali haklara ilişkin olabileceği gibi yönetsel haklara ilişkin de olabileceği, <br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi\" başlıklı 360.maddesinde; esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabileceği, bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerinin, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabileceği, genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesinin zorunlu olacağı, bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkının, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamayacağı, bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemelerin saklı olacağı, <br>\t6102 Sayılı Kanunun 360.maddesinin gerekçesinde ise, \"...hem azlığın, hem de belirli pay sahipleri gruplarının belirlenebilir ve tanınabilir bir şekilde tanımlanması, yani bir anlamda diğer pay sahiplerinden ayrılabilir olmaları gerektiği, belirli pay sahipleri grupları, meslekler ve işletme konuları gibi ölçütlerle kolaylıkla belirlenebileceği, önemli olan azlığın belirlenebilir olması olduğu..., pay sahibi gruplar arasında yan sanayi mensupları, bayiler, vesaire yer alabileceği, temsil edilme hakkının bazı kurul üyelerinin belirli pay sahibi gruplar arasından seçilmeleri veya bağlayıcı aday önerme hakkı tanınması şeklinde öngörülebileceği,  (360.maddenin 1.fıkrasında yer alan belirli bir grup oluşturan pay sahiplerinin daha kesin çizgilerle belirlemek gereği duyulmuş, bu sebeple ibarenin başına özellik ve nitelikleriyle  şeklinde bir tanımlama unsuru eklenmiş olup, maddenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi belirli bir grup oluşturan pay sahipleri ile paylara değil, pay sahiplerine vurgu yapılmakta ve bununla mesela bayiler, süt veya pancar üreticileri, şirketin ürettiği ürün ile ilgili yan sanayi sahiplerinin kast edildiği, Mesela ürün binek otomobili ise, oto elektrik tesisatçıları, oto boya üreticileri, koltuk üreticileri gibi, işte \" özellik ve nitelikleriyle\" ibaresi böyle aynı gruba giren pay sahiplerini tanımlamayı amaçlamaktadır...\" denilmiştir.<br>\t6102 Sayılı TTK'nun 360.maddesi ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan payların imtiyazlı sayılacağı, esas sözleşmede yer verilmek koşuluyla “belirli bir grubu oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabileceği belirtilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında  imtiyazın belirli grup ortaklık paylarına veya azlığa tanınacağı, TTK’nın 452. maddesinde bahsedilen müktesep hakların ise bizzat ortağın şahsına tanınacağı, imtiyazlı payların ortaklık paylarının devriyle birlikte aynı niteliği haiz olan yeni ortağa geçerken, müktesep hakların ortaklık paylarının devriyle birlikte yeni ortağa geçmeyeceği belirtilmiştir. <br>\tDavacı yan, dava dilekçesinde şirket sermayesinin ayrıldığı (A), (B), (C) ve (D) pay gruplarına tanınan imtiyazların 6102 Sayılı TTK'nun sistematiğine tamamen aykırı olduğunu, TTK'nun 478/1.maddesine göre imtiyazın sadece paya bağlanabileceğini, oysa davalı şirketin esas mukavelesinin imtiyazlara ilişkin 7.maddesinde oy imtiyazının paya değil, ilk yönetim kurulu üyesi adına tanındığını, bu nedenle 7.maddenin butlanına karar verilmesini talep etmiş, davalı yan ise, vermiş olduğu 28/10/2019 tarihli cevap dilekçesinde, imtiyazların sadece paya bağlanacağına ilişkin kuralın TTK'nun 360/1.maddesi gereğince payın yanı sıra özellik ve nitelikleri itibariyle belirli grup oluşturan pay sahiplerine tanınacağının düzenlendiğini, 6102 Sayılı TTK'nun 478.maddesinde istisna getirildiğini, bu nedenle esas sözleşmenin 7.maddesindeki imtiyazın özellik ve nitelikleri itibariyle belirli grup oluşturan pay sahipleri söz konusu olduğu için TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümler ilkesi açısından bir ihlalin söz konusu olmadığından davanın reddini talep etmiştir. <br>\t6762 Sayılı TTK'nun 401.maddesinde, imtiyazın paya tanınabileceği belirtilirken TTK'nun 360.maddesinde belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerini ve azlığa tanınabileceği ifade edilmiştir. Söz konusu hükümde \"Belirli bir grup oluşturan pay sahipleri\" ile paylara değil, pay sahiplerine vurgu yapılmaktadır. İsviçre Hukukunda, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri kavramı çok geniş yorumlanmaktadır. Pay sahipleri arasında bir ayrım yapılmasını sağlayacak her  kriter grup oluşturmaya yeterli sayılmaktadır. Örneğin, şirkette çalışan pay sahipleri, üretim yapan bir anonim şirketin müşterileri, şirkete ham madde tedarik edenler, belirli bir mesleğe mensup olanlar, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri sayılmaktadır. Kanaatimizce kurucu aile üyelerine de belirli bir grup oluşturan pay sahipleri sıfatıyla yönetimde temsil edilme hakkı tanınabilir. Buna karşılık belirli somut bir kişiye yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınamaz. Zira, belli bir kişinin ismi belirtilmekle artık özellik ve niteliği zikretmeye ihtiyaç kalmayacaktır. Bu nedenle örneğin, \"... yönetim kurulu üyeliği için aday olarak gösterilir\", şeklindeki bir esas sözleşme hükmü geçersiz sayılmalıdır (Doç. Dr. Rauf Karasu, Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, Güncelleştirilmiş 2.Bası , Sahife 146-147).<br>\tDavalı şirketin 13/03/1972 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilan ile sicile tescil edildiği, kurucularının ..., ..., ..., ... ve ... olduğu, davalı şirketin 25/12/2014 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ile davaya konu davalı şirketin esas sözleşmesinde değişiklikler yapılmış olup, <br>\tDava konusu edilen <br>Esas Mukavele'nin 7.maddesiyle de; <br>\t“(A) grubu hisselere tanınan imtiyazlar” başlıklı fıkrasında; yönetim kuruluna en az 1 (bir) aday gösterme hakkına sahip olacağı, her yönetim kurulu seçiminde (A) grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının oylamasında' (A) grubu payı temsil edenin her (1) oyunun (15) oy olarak kabul edileceği, <br>\t\"(B) grubu hisselere tanınan imtiyazlar”   başlıklı fıkrasında; yönetim kuruluna en az 1 (bir) aday gösterme hakkına sahip olacağı, her yönetim kurulu seçiminde (B) grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının oylamasında (B) grubu payı temsil edenin her (1) oyun (5) oy olarak kabul edileceği, <br>\t“(C) grubu hisselere tanınan imtiyazlar”  başlıklı fıkrasında; yönetim kuruluna en az 1 (bir) aday gösterme hakkına sahip olacağı, her yönetim kurulu seçiminde (C) grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının oylamasında (C) grubu payı temsil edenin her (1) oyunun (5) oy olarak kabul edileceği, <br>\t\"(D) grubu hisselere tanınan imtiyazlar” başlıklı fıkrasında; yönetim kuruluna en az 1 (bir) aday gösterme hakkma sahip olacağı, her yönetim kurulu seçiminde (D) grubu pay sahiplerinin gösterdiği ilk yönetim kurulu adayının oylamasında (D) grubu payı temsil edenih her (1) oyunun (5) oy olarak kabul edileceği yönünde değişiklik yapılmıştır. <br>\tYapılan değişiklik sonucu (A) grubu hisselerin ... ve ... adına kayıtlı, (B) grubu hisselerin ... adına kayıtlı, (C) grubu hisselerin ... adına kayıtlı, (D) grubu hisselerin ... adına kayıtlı, (E) grubu hisselerin ise (A), (B), (C) ve (D) hisseleri dışında kalan hamiline yazılı hisselerden oluştuğu, (A) grubu hissedarı ...'nın ölümü sonucu (A) grubu hisselerin davalı ... adına kaydedilmiştir. İmtiyaz ya paya ya da 6102 Sayılı TTK'nun 360.maddesi gereğince esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı verilebilecek olup, somut olayda, davalı şirkette en az bir pay grubunun veya azınlığın veya özellikli ve nitelikli pay sahibi veya iki adet pay sahibi grubun bulunması gerektiği halde böyle bir pay grubunun bulunmadığı, esas sözleşmenin 7.maddesinde  (A), (B), (C), (D) ve (E) grup paylar zikredilmiş ise de, esas sözleşmede grupların özellik ve nitelikleri itibariyle belli bir grup oluşturan pay sahiplerinin seçilmediği, davalı şirketteki tüm pay sahiplerinin aynı özelliklere sahip olduğu, imtiyazın belirli grup ortaklık payına veya azlığa tanınmadığı, yalnızca şirket kurucusu ... ve çocuklarına yönetim kurulu üyeliğine aday gösterme hakkı tanındığı, ancak TTK'nun 360.maddesine dair herhangi bir yollama da yapılmadığı, bu hale göre (A), (B), (C) ve (D) grubunda bulunan pay sahipleri yönünden bir imtiyazdan söz edilemeyeceği açıktır. Hukuk Genel Kurulu'nun 18/01/2022 tarih ve 2020/11-722 Esas 2022/4 Karar Kararına göre imtiyaza ilişkin hükümlerin ana sözleşmedeki buna dair tüm maddeler birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekir. Ana sözleşmenin 7.maddesi ile  (A), (B), (C) ve (D) gruplarına ilişkin hisselere imtiyaz tanınmış gibi yapılmış ise de   ana sözleşmenin 7.maddesi (A), (B), (C) ve (D) grubu pay sahipleri  kişi olarak belirtilerek pay veya belirli bir pay grubuna tanınabilecek imtiyaz kuralının dolanılarak belirli bir pay grubuna tanınmış gibi yapılması TTK'nun imtiyaza ilişkin emredici hükümlerine aykırıdır. Davalı şirketin esas sözleşmenin 7.maddesindeki değişikliği ve getirilen imtiyazları paya veya pay grubuna tanınmayıp, şirketin kurucu ortağı olan ... ve eşi ... ile diğer ortak olan çocuklarına tanındığı, tanınan bu hakkın imtiyaz olarak kabul edilmesi TTK'nun 360 ve 340.maddelerine aykırıdır. Bu nedenle imtiyaz olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak 6102 Sayılı TTK'nun 452.maddesi gözetildiğinde müktesep hak kapsamında kaldığı, müktesep hakkın da paya değil kişiye tanınması nedeniyle payın devri halinde payı devralan kişiye müktesep hakkın geçmesinden söz edilemeyecektir. Somut olayda ise, (A) grubu payların ... ile ...'ya tanındığı, (A) grubu ortaklarının ölümü ve tasarrufu işlemleri sonucu payın davalılardan ...'ya intikal ettiği anlaşılmakla davacı yanın esas sözleşmenin 7.maddesine yönelik isteminin bu aşamada reddi gerekmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun  18/01/2022 tarih ve 2020/11-722 Esas 2022/4 Karar sayılı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30/06/2015 tarih ve 2015/893 Esas 2015/8774 Karar sayılı  ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2021/3844 Esas 2022/9063 Karar emsal içhatları).\t<br>\tEsas Mukavelenin 9.maddesinin  sondan 2. fıkrasında; yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu başkan yardımcısının müştereken alacakları karar ile yönetim kurulu kararlarını veto edebilecekleri, tek başlarına yönetim kurulu kararlarını veto etme haklarının bulunmadığı yönündeki düzenlemeye yönelik istinaf başvurusunun incelenmesine gelince;<br>\tDoktrinde Doç. Dr.  Rauf Karasu; <br>\tTTK'nun 390.maddesinin 3.fıkrasına göre, yönetim kurulu toplantısında, üyelerden her birinin, başkan dahil birer oy hakkı vardır. Oyların eşit olması halinde bu konunun görüşülmesi ve oylanması gelecek toplantıya bırakılır. Gelecek toplantıda da oylar eşit olursa öneri reddedilmiş sayılır. Söz konusu hüküm nedeniyle yönetim kurulu kararlarının alınması güçlenmekte ve yönetim kurulunun işleyişi aksamaktadır. Doktrinde 6272 Sayılı TTK'na göre yapılan değerlendirmelerde, esas sözleşmeye oyların eşitliği halinde yönetim kurulu başkanının bulunduğu tarafın oyunun üstün sayılabileceğine dair bir hükmün konulabileceği savunulmaktaydı. Ancak, 6102 Sayılı TTK'nda emredici hükümler ilkesi kabul edildiğinden esas sözleşme ile bir üye veya toplantı başkanının oyuna üstünlük tanımak mümkün değildir. Kanaatimce TTK'nun 390.maddesinde yapılacak bir değişiklikle bir üye veya toplantı başkanına birden fazla oy hakkı veya veto yetkisi tanıyan esas sözleşme hükümlerinin öngörülmesine izin verilmelidir  (Doç. Dr. Rauf Karasu, Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, Güncelleştirilmiş 2.Bası , Sahife 168).<br>\tDoç. Dr.  Necla Akdağ Güney; \t<br>\tKarar Yeter Sayısı \"Beschlussquorum\" <br>\tKarar yeter sayının hesaplanmasına ilişkin olarak TTK md. 390 (1) hazır bulunan üyelerin çoğunluğunu esas almıştır. Ancak esas sözleşme ile karar yeter sayısının ağırlaştırılması da mümkündür. Hazır bulunan üyelerin çoğunluğu kararlaştırılmış ise buradaki \"hazır bulunma\" kavramı sadece toplantının başında hazır bulunup listeyi imzalamak olarak değil oy verildiği esnada hazır bulunmak şeklinde anlaşılmalıdır. <br>\tOyların eşit olması halinde konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olması halinde söz konusu öneri reddedilmiş sayılır (TTK md. 390 (2)).<br>\tOy Kullanımı<br>\tYönetim kurulu üyelerinin tek bir oy hakkı vardır. Bu konuda kanunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber toplantı karar ve yeter sayıları bakımından üye sayısı esas alındığından. Bir üyenin birden fazla oya sahip olması mümkün değildir. Karar alınmasında üye sayının dikkate alınması üyelere bireysel olarak bir kararı veto etme hakkının verilemeyeceği anlamına gelir. (Anonim Şirket Yönetim Kurulu, Genişletilip Güncelleştirilmiş 2.baskı, Doç. Dr. Necla Akdağ Güney, Sahife 252-253, dipnot 644).<br>\tDr. Tuğçe Nimet Yaşar; <br>\tKarar Yeter Sayısı<br>\tTTK m.390/1 gereğince toplantıda hazır bulunan, başka bir ifade ile oylamanın yapıldığı anda toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile karar alınmaktadır. Karar nisabında sadece olumlu oylar dikkate alınmalıdır. Her üyenin oyları varması gereken irade beyanı niteliğindedir. Dolayısıyla verilen oy kural olarak diğer üyelere vardığı anda geçerlilik kazanacak ve varma anında sonra bu beyanda üyenin değişiklik yapması mümkün olmayacaktır. <br>\tKarar yeter sayısına ilişkin hükümden hareketle yönetim kurulunda her üyenin eşit ve tek bir oy hakkı olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda üyelerden bazılarına imtiyazlı oy veya veto hakkı verilemeyeceği kabul edilmektedir. Oylama sonucu olumlu oy verenler ile olumsuz oy verenlerin sayısının eşit olması durumunda oylamaya sunulan konu bir  sonraki toplantıya bırakılmalıdır (TTK m.390/3). İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öner reddedilmiş sayılacaktır ( TTK m.390/3). TTK'da yer alan bu açık hüküm nedeniyle, toplantıda başkanın oyuna esas sözleşme ile veya iç yönergeyle üstünlük tanınamayacağı görüşünü savunmaktayız. <br>\tKarar yeter sayısının da -toplantı yeter sayısı gibi- her bir toplantı maddesinde yeniden hesaplanmasında yarar bulunmaktadır. Zira üyeler toplantı boyunca toplantıyı terk edebilmekte ve böylece toplantı yeter sayısının sağlanamamasına neden olabilmektedirler (Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt -2, Dr. Tuğçe Nimet Yaşar, Sahife 2072-2073), <br>\tgörüşündedirler.<br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Kararlar\" başlıklı 390.maddesinde; esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulunun üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanacağı ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alacağı, bu kuralın yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması hâlinde de uygulanacağı, yönetim kurulunun üyeleri birbirlerini temsilen oy veremeyecekleri gibi, toplantılara vekil aracılığıyla da katılamayacakları, oyların eşit olduğu takdirde o konunun gelecek toplantıya bırakılacağı, ikinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu önerinin reddedilmiş sayılacağı düzenlenmiş olup, <br>\tVeto hakkı bilindiği üzere kişisel bir menfaat için karar alınmasını engelleyen kişisel menfaati kurumsal menfaatin önüne geçiren olumsuz bir irade olup, 6102 Sayılı TTK'nun sistematiği içerisinde yönetim kurulu üyelerine veto hakkı tanındığına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, aksine 6102 Sayılı TTK'nun 390/3.fıkrasında, yönetim kurulu toplantısında üyelerden her birinin başkan dahil birer oy hakkı bulunduğu, oyların eşit olması durumunda ise, konunun görüşülmesi ve oylanmasının gelecek toplantıya bırakılacağının gelecek toplantıda da oyların eşit çıkması durumunda önerinin reddedilmiş sayılacağının açıkça düzenlendiği, bu hale göre 6102 Sayılı TTK'nun da ki sisteminde yönetim kurulu üyelerinin tümünün eşit oy hakkına sahip bulundukları yönünde belirleme ile mutlak eşitlikçi bir düzenleme yapıldığı, yapılan bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere yönetim kurulu başkanı veya başkan yardımcısı dahil hiçbir üyeye üstün bir hak tanınmadığından ve 6102 Sayılı TTK'da emredici hükümler ilkesi de kabul edilmiş olmakla, esas sözleşmeyle başkan ve başkan vekilinin oylarına üstünlük tanınması mümkün olamayacağından somut olay yönünden ise, yönetim kurulu başkan ve başkan vekiline yönetim kurulunda alınan kararı birlikte veto etmelerine yönelik düzenleme bu durumda açıkça 6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle Esas Sözleşme'nin 9.maddesinin sondan 2.fıkrasının 6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle butlanla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2021/3844 Esas 2022/9063 Karar sayılı kararı).<br>\tAynı maddenin  sondan 3.fıkrasında; yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceğine yönelik istinaf başvurusuna gelince, <br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Görev dağılımı\" başlıklı 366.maddesinde; yönetim kurulunun her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçeceği, esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesinin öngörülebileceği, düzenlenmiştir. Düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, yönetim kurulunun her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zaman ona vekalet etmek üzere en az bir başkan vekili seçer, denilmek suretiyle emredici düzenleme yaptığı, 6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesi gereğince sapma durumunun ise, esas sözleşme ile başkan ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilebileceğinin belirtildiği, bu hale göre esas sözleşme ile birlikte yönetim kurulu başkan ve başkan vekilinin seçilmesinin söz konusu olamayacağı, kaldı ki davalı şirketin esas sözleşmesindeki bu düzenlemeyle yönetim kurulu başkanı sıfatıyla bu makamda bulunan kişiye üstün bir hak tanındığı,  emredici nitelikteki TTK'nun 366.maddesine göre başkan vekilinin esas sözleşmeye ancak genel kurula yetki verilebileceği belirtildiği halde, kanuna aykırı şeklide başkan vekilinin yönetim kurulu başkanınca seçileceğine dair esas sözleşme TTK'nun 366 ve 340.maddelerine aykırı olup, öte yandan da, imtiyazın 478.maddesi gereğince paya (paylara) veya 360.maddesi gereğince azınlığa veya özellik ve nitelikleri itibariyle belirli pay gruplarına tanınabileceğinden söz konusu düzenlemenin  6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle Esas Sözleşme'nin 9.maddesinin sondan 3.fıkrasının 6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle butlanla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2021/3844 Esas 2022/9063 Karar sayılı kararı).<br>\tEsas Mukavelenin 12.maddesinin 2.fıkrasında; yönetim kurulu başkanının aynı zamandan murahhas üye olduğu, yönetim kurulu temsil yetkisinin yönetim kurulu başkanına devrettiğine yönelik istinaf başvurusuna gelince; <br>\tYetkinin  Devri: Murahhas Üye ve Müdür Tayini; 370.maddenin 2.fıkrasına  göre, yönetim kurulu  temsıl yetkisini bir  veya daha fazla üyeye  veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Dahâ önce değinildiği üzere 375. maddenin 1. fıkrasının (d) bendi gereği temsil yetkisinin devri için buna izin veren bir esas sözleşme hükmüne ihtiyaç yoktur. Diğer bir ifadeyle esas sözleşmede hüküm olmadan da temsil yetkisinin geçerli biçimde devri mümkündür. Esas sözleşmede hüküm bulunması ve devrin yönetimin devri için öngörülen  367. -maddenin. 1. fıkrasında öngörülen usule uygun yapılması,  553.maddenin. 2. Fıkrasının uygulanması bakımından önem  taşır. Unutulmamalıdır ki, esas sözleşmede hüküm bulunması koşulların aranması yetkinin kullanımının genel kurulun ihtiyarına bırakılması demektir. Ki bu husus yönetim kurulunun 375.maddenin 1.fıkrasının d bendi uyarınca sahip olduğu yetkiyi devredilemez ve vazgeçilemez olmaktan çıkarır. Bunun sonucu olarak temsil yetkisinin devir yetkisi genel kurula bırakılamayacağı gibi yönetim kurulunun bu yetkisin kullanması genel kurulun onayı şartına tabi tutulamaz. Bir biçimde bahsi geçen yetkinin devrini konu alan bir genel kurul kararı istişari nitelik taşımaktan öteye gidemez. Temsil yetkisinin devri  hakkında bu söylenenlerin  aksi yönündeki esas sözleşme hükümleri, genel kurul veya yönetim kurulu kararları bâtıldır. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere 370.maddenin 2.fıkrasındaki yetkinin kullanılması yönetim kurulu kararını gerektirir. Dolayısıyla yetki devri için  390. maddeye uygun bir karar alınmalıdır.370.maddenin 2.fıkrası uyarınca yetkinin devredildiği üye, murahhas üye yönetim kurulu üyesi olmayan (3.kişi) ise müdür olarak isimlendirilir. Temsil yetkisi yönetim kurulunun isteğine bağlı olarak  sadece üyeye veya sadece üçüncü kişiye devredilebileceği gibi aynı anda hem üyeye hem üçüncü kişiye devredilebilir.  Yine yönetim kurulu üye sayısının ve şirketin  çap ve büyüklüğüne göre yetkinin devredildiği üye ve / veya 3.kişi birden fazla olabilir. Bu alternatiflerin tercihinde hukuki açıdan dikkat edilmesi gereken husus 370.maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca en az bir yönetim kurulu üyesinin  temsil yetkisinin haiz olması olması şartıdır . Artık günümüzde bir ihtiyaca cevap verip vermediği tartışmasının vakti gelen bu hükümle kanun koyucu temsil yetkisinin üyelerin tamamından alınıp  sırf üçüncü kışilere (müdürlere) devrine izin vermemiştir. Bahsedilen ihtimalin varlığında, yönetim kurulunun kendi içinden (ismen belirleyeceği) bir üyeye herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmayan  bu bağlamda özellikle müdürle birlikte hareket şartı getirilmeyen bir temsil yetkisi vermesi gerektiği ifade edilmektir. (Anonim Şirketler Hukuku Cilt 1, Temel Kavram Ve İlkeler Kuruluş Yönetim Kurulu, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Entsütitisü, Kırca & Şehirali Çelik & Manavgat, Sahife 627 ve 628).<br>\t Doç. Dr. Necla Akdağ Güney;<br>\tTTK md. 370 (1)'de öngörülen temsil yetkisinin çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğu kuralının aksinin ancak esas sözleşmede öngörülmesi koşulu, TTK md. 370 (2) de yer alan temsil yetkisinin devredilebilmesini de kapsamaktadır. Bir başka anlatımla yönetim kurulu, esas sözleşme ile aksi kararlaştırılmamış veya kendisine bu hususta esas sözleşme ile yetki verilmemişse çifte temsil kuralının aksine bir kural getirecek biçimde temsil yetkisi içlerinden bir yönetim kurulu üyesine devredemez. Temsil yetkisinin yönetim kurulu üyesi murahhaslara veya dışardan müdürlere devredilebilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması zorunludur. Tıpkı idare yetkisinin devrinde olduğu gibi temsil yetkisinin devrinde de genel kurulun bu hususta yönetim kurulunu yetkili kılıp kılmama iradesi dikkate alınmalıdır. Esas sözleşmede temsil yetkisinin devri hususunda yönetim kuruluna yetki verilmemişse, bu durum genel kurulun yasadaki dispositiv düzenleme ile bağlı kalmak istediği anlamına gelecektir.<br>\tTTK md. 370 (1) gereği, yönetim kurulunda birden fazla üye varsa ve esas sözleşmede aksine hüküm yoksa şirketi temsil yetkisi bütün yönetim kurulu üyelerindedir ancak işlemin şirketi bağlayabilmesi için herhangi iki üye tarafından gerçekleştirilmiş olması yeterlidir. Bunun dışında bir yetki sınırlaması yapılmak isteniyorsa, örneğin tek bir üyeye temsil yetkisi verilmesi veya iki üye ve dışardan bir kimsenin birlikte temsil yetkisi ile donatılması ya da iki veya daha fazla üyenin birlikte temsil ile yetkili kılınması isteniyorsa bunun esas sözleşme ile düzenlenmesi gerekir. TTK md. 370 (2)'ye istinaden yönetim kurulunun temsil yetkisini bir veya daha fazla yönetim kurulu üyesine veya dışardan atanacak müdüre devrinde esas sözleşmede yetki aramamak buna karşın çifte temsilin aksini ancak esas sözleşme ile kararlaştırabilmek dogmatik olarak açıklaması güç bir durumdur. Her ne kadar TTK md. 370 (2)'de açıkça esas sözleşmede hüküm bulunmasından bahsedilmemişse de, düzenlemenin tamamı ve ratio legisi göz önünde bulundurularak esas sözleşmede yönetim kuruluna bu yetki açıkça verilmişse temsil yetkisi devredileceği kabul edilmelidir. Aksi halde TTK. md. 370 (1)'in emredici hükmü dolanılmış olur. Örneğin yönetim kurulu esas sözleşmede hüküm bulunmamasına rağmen temsil yetkisini bir yönetim kurulu üyesi ile bir müdüre devredip bunları münferit yetkili kılarak 1. fıkrayı bertârâf edebilir. Netice itibariyle yönetim kurulunun temsil yetkisini devredebilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması gerekir.<br>\tEsas sözleşmeye bu yönde hüküm konulması doktrinde ileri sürüldüğünün aksine temsil yetkisinin devrinin genel kurula bırakıldığı anlamına gelmez. Nasıl ki, idare yetkisinin devri konusunda esas sözleşmede hüküm bulunması şartı bu yetkinin genel kurula devri anlamına gelmiyorsa; esas sözleşmede  yönetim kurulunun temsil yetkisini devredebileceğine ilişkin bir hükme yer verilmesi de yetkiyi genel kurulun ihtiyarına geçirmez. Zira genel kurul, kanun ve esas sözleşmeyle yönetim kuruluna yükletilen görevlerin tümünün yönetim kurulu tarafından yapılması yolunu tercih edebileceği gibi idare ve temsil yetkisinin yönetim kurulu tarafından serbestçe saptanabilecek kısmını delege etmesine olanak sağlayabilir. O nedenle esas sözleşmede yer alacak hüküm, yönetim kurulunun temsil yetkisini delege etmesine olanak sağlar, yoksa bu yetkiyi genel kurula geçirmez.<br>\tTemsil Yetkisi Verilebilecek Kimselerin; TTK'da, mülga TTK'dan farklı olarak yönetim ve temsil kesin bir biçimde ayrılmıştır. TTK md. 370 (1)'de esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisinin çift imza ile kullanmak üzere yönetim kuruluna ait olduğunu belirtilerek yönetim kurulunun, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği hükme bağlanmıştır. <br>\tBu noktada anonim şirketin yönetim kurulunun tüzel kişilere kendi adına hukuki işlem yapma ve sözleşme akdetme yetkisi vermesinin mümkün olup olmadığı sorusu gündeme gelebilir. İsviçre içtihatlarında ve doktrininin de anonim şirketler alanında, OR Art. 32 vd. maddelerinde yer alan temsil hükümlerine istinaden tüzel kişilere temsil yetkisi verilebileceği kabul edilmektedir (Anonim Şirket Yönetim Kurulu, Genişletilip Güncelleştirilmiş 2.baskı, Doç. Dr. Necla Akdğa Güney, Sahife 108-109), görüşünü savunmaktadır. <br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Genel olarak\" başlıklı 370.maddesinde; esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisinin çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olacağı, <br>\tYönetim kurulunun, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği, en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olmasının şart olacağı, <br>\t6102 Sayılı TTK'nun \"Devredilemez görev ve yetkiler başlıklı  375/1-d.maddesinde; müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisine haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmalarının, yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında olduğu  düzenlenmiştir.<br>\tMevcut düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde murahhas üyenin esas sözleşmede hüküm bulunması halinde yalnızca yönetim kurulu kararıyla 6102 Sayılı TTK'nun 370/2.maddesi gereğince seçilebileceği, yine aynı Yasanın 375/1-d.maddesi gereğince müdürlerin ve aynı işleve sahip kişilerin veya imza yetkisine haiz bulunanların atamalarının ve görevden almalarının da yine yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında bulunmakla, somut olayda ki düzenlemenin bu hale göre   6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle butlanla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2021/3844 Esas 2022/9063 Karar sayılı kararı).<br>\tDavacı ... 19/09/2022 tarihinde UYAP üzerinden sunmuş olduğu feragat dilekçesi ile istinaf kanun yolundan feragat ettiğini bildirmiştir. <br>\tDavacı ... 22/09/2022 tarihinde UYAP üzerinden sunmuş olduğu feragat dilekçesi ile istinaf kanun yolundan feragat ettiğini bildirmiştir. <br>\tBaşvuru hakkından feragati düzenleyen HMK'nın 349/2. maddesinde; \"Başvuru yapıldıktan sonra feragat edilirse, dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar verilir. Dosya, bölge adliye mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış ise başvuru feragat nedeniyle reddolunur.\" hükmüne yer verilmiştir. <br>\tÖte yandan, bilindiği üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin emsal içtihatları uyarınca bir davanın açılmasının çelişkili olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken makul sürenin en az 5 yıl olduğu, davaya konu esas sözleşme değişikliğinin ise 25/12/2014 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısıyla gerçekleştirildiği, eldeki davanın ise 20/09/2019 tarihinde değişiklikten 4 yıl sonra açıldığı, davacılardan ..., ..., ... ve ...'nın şirkette imtiyazlı payların ihdas edildiği esas sözleşme değişikliği döneminde pay sahibi olmadıkları gibi  bir kısım davacıların davalı şirkette 2016 yılından sonra pay sahibi oldukları, davaya konu esas mukavele hükümlerinin yürürlüğe girdiği 2015 yılından beri şirket ortaklarının bu hükümlerden yararlanmadığı, muris ...'nın hayatta olduğu dönemde, kendisine duyulan saygı gereğince  davalı şirketin genel kurullarının esas mukavelede belirtilen usullerle değil muris ...'nın istemi doğrultusunda gerçekleştirildiği, murisin sağlığında yapılan genel kurullarda imtiyaza gerek kalmaksızın tüm kararların oy birliğiyle alınmak suretiyle yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, bu nedenle MK'nun 2.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına uyulmadığı, çelişkili davranış yasağı bulunduğu yönündeki davalı iddiasına da Dairemizce itibar edilmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle davacılar ... ve ...'nın istinaf başvurusunun feragat nedeniyle, diğer davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\tA)1-Davacılar ... ve ...'nın istinaf başvurusunun HMK'nın 349/2. maddesi gereği feragat nedeniyle ayrı ayrı REDDİNE, <br>\t2-Davacı  ... tarafından yatırılan 162,10 istinaf yoluna başvuru harcı ve 59,30 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde istinafa başvuran davacı  ...'ya iadesine, <br>\t3-Davacı  ... tarafından yatırılan 162,10 istinaf yoluna başvuru harcı ve 59,30 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde istinafa başvuran davacı  ...'ya iadesine, <br> 4-Davacılar ... ve ... tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacılar ... ve ... üzerinde bırakılmasına,<br>\tB)1-Diğer davacılar  ..., ..., ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile,<br>\tEskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2020 tarih ve 2019/546 Esas 2020/801 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\tC)1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, <br>\t2-Esas Sözleşme'nin 9.maddesinin sondan 2 fıkrasındaki; yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu başkan yardımcısının müştereken alacakları karar ile yönetim kurulu kararlarını veto edebilecekleri, tek başlarına yönetim kurulu kararlarını veto etme haklarının bulunmadığı yönündeki, <br>\tEsas Sözleşme'nin 9.maddesinin sondan 3.fıkrasındaki;  yönetim kurulu başkan vekilinin yönetim kurulu başkanı tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceğine ilişkin, <br>\tEsas Sözleşme'nin 12.maddesinin 2.fıkrasındaki,   yönetim kurulu başkanının aynı zamandan murahhas üye olduğu, yönetim kurulu temsil yetkisinin yönetim kurulu başkanına devrettiğine ilişkin maddelerinin 6102 Sayılı TTK'nun 340.maddesindeki emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle BUTLANLA MALUL OLDUKLARININ TESPİTİNE,\t<br>\tDiğer taleplerin Reddine, <br>\t4-Alınması gereken 427,60 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 177,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 250,00 TL harcın davalılardan müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, <br>\t5-Davacılar  ..., ..., ... ve ...  tarafından başlangıçta yatırılan 177,60 harç, ile 177,60 TL başvuru harcı  olmak üzere toplam 355,20 TL harcının davalılardan  müteselsilen tahsili ile davacılar  ..., ..., ... ve ...'e verilmesine, <br>\t6-Davacılar  ..., ..., ... ve ...  tarafından yapılan  tebligat  ve posta gideri olmak üzere toplam 429,10 TL yargılama giderinin davanın red/kabul oranına göre 214,55 TL'lik kısmının davalılardan müteselsilen alınarak davacılar  ..., ..., ... ve ...'e verilmesine,<br>\t7-Davalı tarafça yargılama gideri  yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t8-Davanın kabul edilen kısmı yönünden, istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılar  ..., ..., ... ve ...'e verilmesine,<br>\t9-Davanın reddedilen kısmı yönünden, istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan  17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılar  ..., ..., ... ve ...'den alınarak davalı ...'ya verilmesine,<br>\t10-Davacılar  ..., ..., ... ve ...  tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve istekleri halinde yatırana iadesine,<br>\tD)1-Davacılar ..., ..., ... ve ...  tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 237,20 TL harcın talep halinde davacılar  ..., ..., ... ve ...'e iadesine, <br>\t2-Davacılar  ..., ..., ... ve ...  tarafından istinaf aşamasında yapılan  648,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim giderinin 66,50 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 714,90 TL'nin davalılardan  müteselsilen alınarak davacılar  ..., ..., ... ve ...'e verilmesine, <br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,   <br><br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/02/2024<br><br><br><br><br>Başkan-              Üye -                    Üye -                      Zabıt Katibi -<br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"84ba94ecf7e62fe6","SID":"5d1dcae919ec9df1"}}