{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2020/1182 <br>KARAR NO\t\t: 2024/443<br>KARAR TARİHİ\t: 22/02/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/01/2020<br>NUMARASI\t\t: 2018/1411 Esas 2020/23 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 22/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 22/02/2024<br><br>Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı firmanın organik tarım üretimi üzerine danışmanlık hizmeti veren firma olduğunu, davalı tarafa bu konuda danışmanlık hizmeti verildiğini, verilen hizmet bedelinin tahsili için  İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2018/11641 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı ile takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı davaya bir cevap vermemiştir.<br><br>MAHKEMECE: \"...Toplanan deliller, bütün dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarına göre; davacı firmanın organik tarım üretimi üzerine danışmanlık hizmeti veren firma olduğu, davalı tarafa bu konuda danışmanlık hizmeti verildiği, verilen hizmet bedelinin tahsilinin talep edildiği, taraf defterleri incelenerek alınan bilirkişi raporunda davacı ile davalı arasında organik tarım üretimi konusunda danışmanlık hizmeti verilmesi sebebiyle cari hesap oluştuğu, davalı defter ve kayıtlarında davacının düzenlemiş olduğu 42.575,58-TL bedelli faturanın kayıtlı olduğu, aynı faturanın davacı defter ve kayıtlarında borç kaydı olarak yer aldığı, defter ve kayıtlarına göre davacı tarafından düzenlenen faturanın tarafların defterlerinde kayıtlı olduğu, ödendiğine dair kayıt ve belgelerin mevcut olmadığı, tespit edilen alacağın davalıdan tahsili gerektiği anlaşıldığından; <br>Davanın kabulü ile, davalının İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2018/11641 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile, takibin aynı şartlarda devamına,  hüküm altına alınan itirazlı alacak likit vasıflı olduğundan icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,\" gerekçesi ile, davanın kabulü ile, davalının İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2018/11641 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile, takibin aynı şartlarda devamına, hüküm altına alınan itirazlı alacak 42.575,58-TL üzerinden taktir olunan % 20 (8.515-TL) icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,\"şeklinde karar verilmiştir,<br>Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;öncelikle yerel mahkemece davacı tarafından süresi içinde sunulmayan deliller doğrultusunda karar vermiş olup iş bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, davacının,  dava dilekçesindeki iddiaları arasında hiçbir şekilde dava konusu faturanın dayanağı olan sertifika bilgisine ve danışmanlığı konusuna ilişkin bilgi verilmemiş, delil dilekçesinde de organik ürün sertifikasına ilişkin kayıtlara ve sertifikalara dayanmamış olmasına rağmen yerel mahkeme kararına dayanak bilirkişi raporunda her nasılsa dava konusu faturanın kaynağının dayanağının 02.07.2018 tarihli sertifika olduğunu belirttiğini, davacının böyle bir iddiası bulunmamakta iken bilirkişinin hangi iddia ve bilgiye dayanarak böyle bir tespitte bulunduğunun anlaşılamadığını, dava dilekçesinde dayanılmayan, yasal süresinde sunulmayan ve davalı kayıtlarında da yer almayan sertifika ve irsaliyeler doğrultusunda karar verilmesinin yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, dava dosyasında ne eğitime ilişkin ne de bu eğitimin alındığına dair evrak ve açıklama yokken bilirkişinin olmayan belgeler ile rapor düzenlediğini, bu soyut rapor dikkate alınarak karar verilmesinin hukuka uygun olmayıp rapora karşı itirazlarının hiç bir şekilde değerlendirilmediğini,  davalı şirketin faturalara itiraz etmeyip defter ve kayıtlarına işlediğini, ancak bu durumun hizmetin alındığını göstermediğini, kaldı ki -dava konusu faturaya ilişkin danışmanlık hizmeti verildiği hiç bir şekilde kabul edilmemekle birlikte- davacı tarafından sunulması gereken danışmanlık hizmeti organik ürün eğitimi ve sertifikasını içerdiğini, davacının, dava konusu faturaya konu iş bu danışmanlık hizmetini(eğitimini) verdiğini ispat edemediğini, yine dava konusu faturanın sehven işlenmesiyle birlikte hem gider olarak kullanılıp hem de KDV indiriminden faydalanıldığını, vergi dairesinde de herhangi bir düzeltme kaydının bulunmadığını belirtmiş ise de bu hususun dava konusu olmadığı gibi bilirkişinin kendiliğinden değerlendirebileceği bir hususun da olmadığını, sehven kaydedilen faturaya ilişkin gider, KDV indirimi, faturaya ilişkin düzeltme kaydı gibi hususların değerlendirilmesi hem kanuna hem de yerleşik içtihatlara aykırılık teşkil etmekte olup kabulünün mümkün olmadığını, yerleşik Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğu üzere davalının dava konusu faturayı sehven ticari kayıtlarını işlemiş olmasının davacıdan fatura konusu hizmeti aldığı anlamına gelmemekte, fatura bedelinin tahsili için davacının fatura konusu hizmeti verdiğini ispat etmesinin gerektiğini, süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmiş olmasına rağmen mahkeme tarafından cevap dilekçesi ve deliller değerlendirilmeyerek inceleme yapıldığını, yargılama süresince cevap dilekçesinin kabulüne ilişkin yapılan itirazların değerlendirilmediğini, hatalı şekilde eksik inceleme yapıldığını, bu  nedenle kararın bozularak yeniden inceleme yapılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, satımdan kaynaklı  icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>Somut olayda ; Davacı tarafça  davacı firmanın organik tarım üretimi üzerine danışmanlık hizmeti veren firma olduğunu, davalı tarafa bu konuda danışmanlık hizmeti verildiğini, verilen hizmet bedelinin tahsili için  İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2018/11641 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. <br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, bilirkişi raporunda faturalar ve ödemelerin davacı ve davalı defterlerinde kayıtlı olduğunun,  her iki yan defter kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten  42.575,58-TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinin, aksinin davalı tarafından kanıtlanmadığının  anlaşılmasına  göre davalı vekilinin  tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM   :  Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/01/2020 tarih, 2018/1411 Esas ve 2020/23 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 2.908,33 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 730,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 2.178,33 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, <br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere  karar verildi. 22/02/2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5d83004202609d56","SID":"5770dd6efbda73e9"}}